İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatih Yazar Başvurusu (B. No: 2013/6232)

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, soruşturma dosyasına

Başvuru No2013/6232Tarih18 Kasım 2015Okuma27 dk · 5.416 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatih Yazar Başvurusu

Karar tarihi
18 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/6232
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.416 kelime·27 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması ve suçlamalardan haberdar edilmeden sorguya sevk edilmesi

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, soruşturma sürecindeki işlem

ve uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2.

Başvuru, 2/8/2013 tarihinde İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 29/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Birinci Bölüm tarafından 06/03/2014 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5.

Bakanlık tarafından 4/4/2014 tarihinde sunulan görüş yazısı, başvurucuya

7/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

6.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, Antalya Barosuna kayıtlı serbest avukat olarak görev yapmaktadır.

9.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının (12/4/1991 tarihli ve 3713 mülga sayılı

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli bölümü) 2012/172 Soruşturma

sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu 19/6/2013 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

10.

Öte yandan Antalya (2) No.lu Hâkimliğinin (TMK 10. madde ile görevli) 17/6/2013

tarihli ve 2013/806 Değişik İş sayılı kararı ile “yürütülen soruşturmanın niteliği, geniş bir çerçevede yürütülmesi

nedeniyle, suç delillerine ve şüphelilere tam olarak ulaşılıp yakalanabilmesi

amacıyla, delillerin sağlıklı bir şekilde elde edilerek soruşturmanın

tamamlanabilmesi, bu aşamada müdafilerin ve vekillerin dosya içeriğini

incelemesi ve belgelerden örnek almasının, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek nitelikte olması ve operasyon ile soruşturma bütünlüğünün

bozulmaması için CMK'nin 153/2 maddesi gereğince müdafiinin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden

örnek alması (CMK 153/3 maddesi gereğince şüphelinin ifadesini içeren tutanak,

bilirkişi raporlan, şüphelinin hazır bulunmaya yetkili olduğu adli işlemlere

ilişkin tutanaklar hariç) soruşturmanın amacını tehlikeye düşürdüğünden,

soruşturma tamamlanıncaya kadar KISITLANMASINA” karar verilmiştir.

11.

Kolluk görevlileri tarafından 20/6/2013 tarihinde başvurucunun ifadesi

alınırken müdafiin, ifadenin Cumhuriyet Savcılığınca

alınması gerektiğinden bahisle müdahalede bulunması üzerine başvurucunun ifade

alma işlemi tamamlanamamıştır. Başvurucuya isnat edilen örgüt üyeliği, adam

öldürmeye teşebbüs ve cinsel saldırı eylemlerine ilişkin olarak suçlamaya

dayanak oluşturan olaylar ve deliller ifade alma işlemi sırasında

açıklanmıştır.

12.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun ifadesini almadan 21/6/2013

tarihinde başvurucuyu, tutuklanması istemiyle Antalya (2) No.lu Hâkimliğine

sevk etmiştir.

13.

Antalya (2) No.lu Hâkimliğinin 21/6/2013 tarihli ve 2013/8 sorgu sayılı kararı

ile başvurucunun sorgusu yapılmış ve “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kasten

öldürmeye teşebbüs ve cinsel saldırı” suçlarından

tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama gerekçesi şöyledir:

“... üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığı, usulüne uygun alınmış karar uyarınca telefon

dinleme kayıtları ve üzerlerine yüklenen suçların niteliğine mevcut delil

durumuna ve şüphelilerin kaçma şüphesine göre CMK'nın

100. maddesi gereğince TUTUKLANMALARINA”

14.

Başvurucu 1/7/2013 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Antalya (1) No.lu

Hâkimliğinin (CMK 10. madde ile görevli) 4/7/2013 tarihli ve 2013/860 Değişik

İş sayılı kararında “...üzerine atılı

suçların nitelikleri, şüpheli E.T.'nin ifadeleri, bu

ifadeleri destekleyen müşteki beyanları, dolandırıcılığa ilişkin noter

satışları ve tapu kayıtları, diğer şüpheliler ile olan tape

kayıtları, çok sayıda atılı suç bulunması, delillerin tam olarak toplanmamış

olması ve delil karartma ihtimali dikkate alındığında adli kontrol

tedbirlerinin yetersiz kalacağı gözetilerek şüpheli hakkında Antalya 2 Nolu Hâkimlikçe verilen 21/06/2013 tarih ve 2013/8 sorgu

sayılı kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı”

gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

15.

Öte yandan başvurucu, 4/7/2013 tarihli dilekçesi ile atılı suçların haksız

ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde

cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlardan olmadığı gerekçesiyle 3713 sayılı

Kanun’un 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığınca görevsizlik kararı

verilerek soruşturmanın Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini talep

etmiştir. Başvurucunun ibraz ettiği dilekçe üzerine Cumhuriyet savcısı

tarafından dosyasına havale edilmesi için yazılan derkenar yazısı altına “Soruşturma bittiğinde değerlendirilecek.”

notu eklenmiş ve bu şekilde başvurucunun görevsizlik kararı verilmesine yönelik

talebi reddedilmiştir. Karar, dilekçe üzerine yazıldığı için başvurucunun bu

kararı aynı tarihte öğrendiği kabul edilmiştir.

16.

Başvurucu, 2/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17.

Antalya (1) No.lu Hâkimliğinin 4/7/2013 tarihli itirazın reddi kararının

başvurucuya tebliğ edildiği tarihe veya başvurucunun kararı öğrendiği tarihe

ilişkin olarak başvuru formuyla eklerinde herhangi bir bilgi ve belge

bulunmamakla birlikte 2/8/2013 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı

bulunmamaktadır.

18.

Antalya (2) No.lu Hâkimliğinin 20/9/2013 tarihli ve 2013/1219 Değişik İş sayılı

kararı ile başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.

19.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 7/3/2014 tarihli ve K.2014/13 sayılı

kararında “6526 Sayılı Kanunun 1. Maddesi

ile 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenmiş geçici 14 üncü maddesi

uyarınca TMK'nın 10'uncu Maddesi ile Görevli Antalya

5. Ağır Ceza Mahkemesinin kaldırıldığı, Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu

maddesi uyarınca görevlendirilen Cumhuriyet Savcılarınca yürütülen soruşturma

dosyalarının da yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılıklarına devredilmesi

gerektiği” gerekçesiyle soruşturma dosyasının Manavgat Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.

20.

Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığının 22/5/2014 tarihli ve E.2014/1837 sayılı

iddianamesi ile başvurucunun “suç işlemek

amacıyla örgüte üye olma, tasarlayarak öldürmeye teşebbüs, tehdit, cinsel

saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yağma, dolandırıcılık, kasten

yaralama, rüşvet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve resmi belgede sahtecilik” suçlarını işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır. İddianamede on sekiz ayrı olay, dava konusu edilmiş; bu olaylara

ilişkin yirmi üç müştekinin bulunduğu belirtilerek otuz üç sanık ve dört

müşteki sanığın cezalandırılması talep olunmuştur.

21.

Dava, inceleme tarihi itibarıyla Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/180 sayılı

dosyasında derdesttir.

B. İlgili Hukuk

22.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli haller” kenar başlıklı 82.

maddesi şöyledir:

“Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

...

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

ile cezalandırılır.”

23.

5237 sayılı Kanun’un “Kasten yaralama”

kenar başlıklı 86. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.)

Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört

aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.”

24.

5237 sayılı Kanun’un “Cinsel saldırı”

kenar başlıklı 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle

gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına

hükmolunur ...”

25.

5237 sayılı Kanun’un “Tehdit” kenar

başlıklı 106. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tehdidin;

...

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları

korkutucu güçten yararlanılarak,

İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar

hapis cezasına hükmolunur.”

26.

5237 sayılı Kanun’un “Kişiyi hürriyetinden

yoksun kılma” kenar başlıklı 109. maddesinin (2) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir,

tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.

(3) Bu suçun;

...

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

...

İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza

bir kat artırılır.”

27.

5237 sayılı Kanun’un “Nitelikli yağma”

kenar başlıklı 149. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silahla,

...

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

...

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları

korkutucu güçten yararlanılarak,

...

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

28.

5237 sayılı Kanun’un “Dolandırıcılık”

kenar başlıklı 157. maddesi şöyledir:

“Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya

başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye

bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar

adlî para cezası verilir.”

29.

5237 sayılı Kanun’un “Nitelikli

dolandırıcılık” kenar başlıklı 158. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Dolandırıcılık suçunun;

...

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor

şartlardan yararlanmak suretiyle,

...

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:

29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik: 3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde sayılan

hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı

suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.”

30.

5237 sayılı Kanun’un “Resmi

belgede sahtecilik” kenar başlıklı 204. maddesinin (2) ve (3)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir

belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak

şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü

gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması

halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”

31.

5237 sayılı Kanun’un “Suç işlemek amacıyla

örgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara

göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.”

32.

5237 sayılı Kanun’un “Rüşvet”

kenar başlıklı 252. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya

yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya

göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması

için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka

kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile

cezalandırılır.”

33.

5237 sayılı Kanun’un “Suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini aklama” kenar başlıklı 282. maddesinin (1) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) (Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.)

Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan

kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların

gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda

kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi

yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para

cezası ile cezalandırılır.

(4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün

faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.”

34.

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” kenar başlıklı 100.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki

hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa.

b) Şüpheli veya

sanığın davranışları;

1. Delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki

suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

...

5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

...

7. (Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.)

Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

...

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

...”

35.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararı”

kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.”

36.

5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin

dosyayı inceleme yetkisi” kenar başlıklı 153. maddesinin (2), (3) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(2) Müdafiin dosya içeriğini

inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla

kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen

soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

1. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

2. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

...

5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren

tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili

oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü

uygulanmaz.

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği

tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri

inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak

alabilir.”

37.

19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Soruşturmaya yetkili Cumhuriyet Savcısı” kenar başlıklı 58. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da

baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri

suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin

üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat

yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla

ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile

aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı

suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.”

38.

1136 sayılı Kanun’un “Kovuşturma izni, son

soruşturmanın açılması kararı ve duruşmanın yapılacağı mahkeme” kenar

başlıklı 59. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“58 inci maddeye göre yapılan soruşturmaya ait

dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme

sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği

yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet

Savcılığına gönderilir.”

39.

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 1/1/2006 tarihli ve 13 No.lu

“Avukatlar hakkında yapılan inceleme ve soruşturma işlemleri” konulu Genelgesi’nin ilgili bölümü

şöyledir:

“Avukatların; avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da

baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri

suçlarından dolayı yapılacak olan inceleme ve soruşturmaların kolluk makam ve

memurlarına bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da bu konuda

görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması,

...”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

40.

Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/8/2013

tarihli ve 2013/6232 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

41.

Başvurucu,

i. Tutuklama kararının, kuvvetli suç şüphesi

oluşturan olgulara ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağına ilişkin

gerekçelere yer verilmeksizin formül gerekçelerle verildiğini, delillerin

toplanmış olması nedeniyle delil karartma ihtimalinin olmadığını, kaçma

şüphesinin bulunmadığını, tutuklama tedbirinin ölçüsüz olduğunu, Bakanlık

Genelgesi gereğince Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınması gerekirken

ifadesi alınmaksızın sorguya sevk edildiğini, kısıtlama kararı verilmesi ve

Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alınmaması nedeniyle hakkındaki

suçlama ve delillerden haberdar olamadığını belirterek kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının,

ii. Kısıtlama kararı nedeniyle hakkındaki

isnatlara vakıf olamadığını, hangi delilin karartılmasından şüphe edilerek

kısıtlama kararı verildiğinin kararda belirtilmediğini, deliller toplanmış

olduğundan delil karartma veya soruşturmanın amacını tehlikeye düşürme

ihtimalinin olmadığını, kollukta delillerin tamamı gösterilmeksizin seçilmiş

birtakım deliller üzerinden sorular sorulduğunu, avukat olması nedeniyle

hakkındaki soruşturmanın bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülüp

ifadesinin alınması gerekirken doğrudan tutuklama talebiyle sorguya sevk

edildiğini, göreve ilişkin kanuni şartlar oluşmaksızın soruşturmanın daha katı

muhakeme usullerine tabi olan 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile görevli

Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği tarafından yürütüldüğünü, 1136 sayılı Kanun’un

58. ve 59. maddeleri kapsamındaki suçlarla ilgili olarak izin prosedürünün

yürütülmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; tedbiren tahliyesi ile birlikte tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

42.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun,

i. Tutuklama kararının kuvvetli suç şüphesi

oluşturan olgulara ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağına ilişkin

gerekçelere yer verilmeksizin formül gerekçelerle verildiği, delillerin toplanmış

olması nedeniyle delil karartma ihtimalinin olmadığı, kaçma şüphesinin

bulunmadığı, tutuklama tedbirinin ölçüsüz olduğu, kısıtlama kararı nedeniyle

hakkındaki suçlama ve delillerden haberdar olamadığı, Cumhuriyet savcısı

tarafından ifadesinin alınmaması nedeniyle suçlamalardan haberdar edilmeden

doğrudan sorguya sevk edildiği şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesi,

ii. Bakanlık Genelgesi gereğince avukat olması

nedeniyle hakkındaki soruşturmanın bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından

yürütülmesi gerektiği, kollukta delillerin tamamı gösterilmeksizin seçilmiş

birtakım deliller üzerinden sorular sorulduğu, göreve ilişkin kanuni şartlar

oluşmaksızın soruşturmanın, daha katı muhakeme usullerine tabi olan 3713 sayılı

Kanun'un 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği tarafından

yürütüldüğü, 1136 sayılı Kanun'un 58. ve 59. maddeleri kapsamındaki suçlarla

ilgili olarak izin prosedürünün yürütülmediği şikâyetlerinin Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı Yönünden

a. Tutuklamanın Hukuki Olmadığı İddiası

43.

Başvurucu, tutuklama kararının kuvvetli suç şüphesi oluşturan olgulara ve adli

kontrol tedbirinin yetersiz kalacağına ilişkin gerekçelere yer verilmeksizin

formül gerekçelerle verildiğini, delillerin toplanmış olması nedeniyle delil

karartma ihtimalinin olmadığını, kaçma şüphesinin bulunmadığını, tutuklama

tedbirinin ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.

44.

Bakanlık görüşünde, daha önce yapılan bireysel başvurularda benzer şikâyetlerin

incelenmesinde göz önüne alınacak kriterlere dair görüş bildirildiğinden

başvurunun bu kısmına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek duyulmadığı belirtmiştir.

45.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü

fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

46. Anayasa’da

yer alan kurallara benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 5. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin özgürlük ve güvenlik

hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın (a) ve (f) bentlerinde belirtilen hâller

dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimsenin özgürlüğünden

yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir (Mehmet

İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 42).

47.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme

bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç

işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri

için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli

sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil

sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine

özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali

Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

48.

Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama

veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka

gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya

kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin

doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir

şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere

dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında

tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde

değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali

Balbay, § 73).

49.

Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

100. maddeye göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin

varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde

tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir.

Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri

yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde

baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa

tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste

hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras,

B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 46).

50.

Diğer taraftan özgürlük hakkı, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin

özellikle organize suçlarla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede

güçleştirmeye neden olabilecek biçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(c) bendinin, Sözleşme’ye taraf devletlerin güvenlik

görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere suçlulukla etkili olarak

mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde

uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç

ve Çakır/Türkiye, B. No.

66066/09, 9/7/2013, § 46).

51.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bir kişi, suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunmak koşuluyla hakkında dava açmak için gerekli delillerin

tespiti amacıyla tutulabilir. Tutmanın amacı ayrıca kişi hakkındaki şüpheleri

teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014,

§ 87).

52. Anayasa’da

yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin

kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun

hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin

takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı

yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfîlik

bulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların

bireysel başvuruda incelenmesi gerekir (Abdullah

Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 39).

53.

İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde, kişinin bir suç işlemiş olabileceğine

dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksun

bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir inceleme yapılmaktadır. Bu

kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi belirtilerin varlığı

ilk tutma bakımından yeterli olabilir (Hikmet

Kopar ve diğerleri, B. No: 2014/14061, 8/4/2015, § 84).

54.

Somut olayda Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/5/2014 tarihli

iddianamede başvurucunun atılı “suç işlemek

amacıyla örgüte üye olma, tasarlayarak öldürmeye teşebbüs, tehdit, cinsel

saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yağma, dolandırıcılık, kasten

yaralama, rüşvet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve resmi

belgede sahtecilik” suçlarını işlediğine yönelik olarak müşteki

beyanları, şüpheli savunmaları, tanık anlatımları, iletişimin tespiti

tutanakları, arama ve el koyma tutanakları, kolluk görevlilerince tutulan bir

kısım tutanaklar, ekspertiz ve balistik inceleme raporları, emanet makbuzları,

bir kısım diğer soruşturma, dava ve icra dosyalarının içeriği, banka yazıları,

resmî kurum yazıları gibi delillere dayanıldığı görülmektedir.

55.

Başvurucu hakkında yürütülen soruşturmanın niteliği ve kapsamı göz önüne

alındığında Antalya 2 No.lu Hâkimliği tarafından, iddianamede suçlamaya dayanak

yapılan delillere istinaden özellikle iletişimin tespitine ilişkin kayıtlara

dayanılarak kuvvetli suç şüphesi altında olduğu kabul edilen başvurucunun

tutuklanmasına karar verildiği, itiraz mercii olan Antalya 1 No.lu Hâkimliğinin

de “şüpheli E.T.'nin

ifadeleri, bu ifadeleri destekleyen müşteki beyanları, dolandırıcılığa ilişkin

noter satışları ve tapu kayıtlan, diğer şüpheliler ile olan tape

kayıtları” içeriğine dayanarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu

gerekçesiyle tutuklamaya itirazı reddettiği görülmektedir. Başvurucu hakkında

verilen tutuklama ve tutuklamaya itirazın reddi kararlarındaki gerekçeler ve

iddianamede suçlamalara ilişkin dayanılan deliller birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden suç işlemiş olabileceğinden

şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Başvurucuya

isnat edilen “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, tasarlayarak

öldürmeye teşebbüs ve cinsel saldırı” suçları,

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği

“tutuklama nedeni varsayılabilen”

suçlar arasında olduğundan olayda bir tutuklama nedeninin de bulunduğu

görülmektedir. Öte yandan başvurucu hakkında tutuklama kararı verilirken kaçma

şüphesinin bulunduğuna değinilmiş, tutuklamaya itirazın reddi kararında ise

delillerin karartılma ihtimalinin bulunduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğu

belirtilerek tutuklama nedenleri açıklanmıştır (bkz. §§ 13, 14).

56.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Soruşturma Dosyasına Erişiminin Kısıtlandığı İddiası

57.

Başvurucu, kısıtlama kararı nedeniyle hakkındaki suçlama ve delillerden

haberdar olamadığını ileri sürmüştür.

58.

Bakanlık görüşünde, Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

yakalanan her kişiye özgürlüğünden yoksun bırakılma nedenlerinin en kısa

zamanda bildirilmesi gerektiği, somut olayda başvurucunun kolluk tarafından

alınan ifade işlemi sırasında 123 sayfalık ifade tutanağında yer alan bilgilere

göre başvurucuya hakkındaki suç isnatlarının ve konuya ilişkin delillerin

detaylı olarak anlatıldığı belirtilmiştir.

59. Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

60. Anayasa’nın

anılan hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada

öngörülen bu prosedürde adil yargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamak

mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir

(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

61.

Tutukluluk hâlinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde

“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargı”

ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Hikmet Yayğın, B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).

62.

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar

bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre

daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde

mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir.

Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir

sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal

edilmiş sayılır (Bülent Karataş, B.

No: 2013/6428, 26/6/2014, § 70).

63.

Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi

olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın

bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi,

silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini

tamamlar niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi

durumunda davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge

bozulacaktır (Bülent Karataş, §

71).

64.

Somut olayda başvurucunun tutuklu olduğu soruşturma dosyasına ilişkin olarak

Antalya (2) No.lu Hâkimliğinin 17/6/2013 tarihli ve 2013/806 Değişik İş sayılı

kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

müdafilerin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması

yetkilerinin kısıtlanmasına karar verilmiştir (bkz. § 10). Soruşturma

dosyasında verilen kısıtlama kararının sonradan kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda başvuru formu ve eklerinde herhangi bir bilgi ve belge bulunmamakla

birlikte kısıtlılık, en geç 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

6/6/2014 tarihi itibarıyla Kanun gereği kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

65.

AİHM, müdafiin dosya içeriğini incelemeden mahrum

bırakılmasını silahların eşitliği ilkesinin ihlali olarak değerlendirmektedir (Ceviz/Türkiye, B. No:8140/08, 17/7/2012, §

41). Ancak AİHM’e göre millî güvenlik, suçların

araştırılmasına ilişkin polisiye yöntemlerin gizli kalma gerekliliği ya da

üçüncü bir kişinin temel haklarının ve kamu düzeninin korunması amacıyla

gerektiği ölçüde çelişmeli dava hakkı kısıtlanabilir. Bununla birlikte, savunmanın

haklarının kısıtlanmasıyla sebep olunan zorlukların yargılama sırasında yeteri

kadar giderilmesi gerekir (A. ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:3455/05, 19/2/2009, § 205).

66. AİHM’e göre yakalanan bir kimseye, yakalanmasının temel

maddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde

açıklanmalı ve böylece kişi, eğer uygun görürse yakalanmasının Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek

üzere mahkemeye başvurma imkanına sahip olabilmelidir. Sözleşme’nin 5.

maddesinin (2) numaralı fıkrası, verilen bilgilerin yakalanan kişiye isnat

edilen suçların tam bir listesini içermesini gerektirmemektedir (Bordovskiy/Rusya, B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 56; Nowak/Ukrayna, B. No: 60846/10, 31/3/2011, §

63).

67.

AİHM, ifadesi alınırken başvurucuya erişimi kısıtlanan belgelerin içeriğine

ilişkin sorular sorulmuş ve başvurucunun tutukluluk kararına yönelik itirazında

bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş olması durumunda başvurucunun

tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin olduğuna, içerikleri

hakkında yeterli bilgiye sahip olduğuna ve bu nedenle de tutukluluk hâlinin

gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkanını elde ettiğine karar

vermektedir (Ceviz/Türkiye, § 43;

Hebat Aslan ve Firas

Aslan/Türkiye, B. No: 15048/09, 28/10/2014, § 62). Böyle bir durumda

kişi, tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye

sahiptir.

68.

Somut olayda başvurucu başvuru formunda, kolluk görevlilerince 20/6/2013

tarihinde gerçekleştirilen ifade alma işlemi sırasında hazırlanan ifade

tutanağındaki bir kısım anlatımlar ile iletişimin tespitine ilişkin görüşme

içeriklerinden haberdar olduğunu, buna göre tutuklanmasına karar verilen adam

öldürmeye teşebbüs, cinsel saldırı ve örgüt üyesi olma eylemleriyle ilgili

olarak kısmen bilgi sahibi olduğunu fakat bu suçlamalara dair detaylı bilgiye

vakıf olamadığını ifade etmiştir. İfade alma tutanağı incelendiğinde, ifade

alma sırasında başvurucuya sonrasında tutuklanmasına karar verilen “suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, kasten öldürmeye teşebbüs ve cinsel saldırı” suçlarına

ilişkin olarak olayların açıklandığı ve suçlamaya dayanak yapılan

(soruşturma kapsamında ifadesi alınan bir kısım kişilerin beyanları, iletişimin

tespiti tutanakları, fiziki takip tutanakları, doktor raporları, fotoğraflar

gibi) delillerin ayrıntılı bir şekilde bildirildiği, başvurucunun da bu

suçlamalara karşı beyanda bulunduğu, diğer bir kısım suçlamalar yönünden ise

başvurucunun savcılıkta ifade vereceğini belirtmesi nedeniyle ifade alma

işleminin tamamlanamadığı görülmüştür (bkz. § 11). Öte yandan Antalya

Cumhuriyet Başsavcılığının 21/6/2013 tarihli tutuklama sevk yazısında

başvurucuya isnat edilen ve tutuklanması talep edilen suçlara ilişkin olarak somut

olgulara dayalı ve ayrıntılı şekilde açıklamaların bulunduğu, başvurucunun da

sorgusunda bu olaylar ve suçlamalara dair detaylı bir şekilde savunma yaptığı

görülmektedir. Yine başvurucunun tutukluluğuna yönelik yapılan itirazda,

dosyadaki iletişimin tespiti tutanaklarında yer alan bazı görüşme

içeriklerinden ve bir kısım şüpheli ve müştekilerin ifade tutanaklarından

bahsedilerek usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde savunmada

bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

69.

Bu itibarla, suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksun

bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara

dayanak olan temel unsurların ve delillerin başvurucuya ve müdafiine

bildirilmiş olması dikkate alındığında yaklaşık üç ay süreyle özgürlüğünden

yoksun kalan başvurucunun salt kısıtlama kararı ve kısıtlama kapsamındaki bir

kısım delillere erişememesi nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun

bırakıldığının ve bu nedenle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerinin ihlal edildiğinin kabulü mümkün görülmemiştir.

70. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun kısıtlama kararı nedeniyle hakkındaki suçlama ve

delillerden haberdar olamadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı

açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Suçlamalardan Haberdar Edilmeden Sorguya Sevk Edildiği

İddiası

71.

Başvurucu, Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alınmaması nedeniyle

suçlamalar hakkında bilgilendirilmeksizin doğrudan sorguya sevk edildiğini

ileri sürmüştür.

72.

Bakanlık görüşünde, kolluk görevlilerince alınan ifade işlemi sırasında

başvurucuya hakkındaki suç isnatlarının bildirildiği belirtilmiştir (bkz. § 58).

73.

Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya tutuklanan kimseye

yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların hemen yazılı

olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak

derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar

bildirilmesini öngörmektedir. Anılan fıkradaki hüküm, yakalanan veya tutuklanan

kişiye bu bildirim yapılırken isnat edilen suçlara ilişkin tüm bilgi ve

delillerin bildirilmesini gerektirmemektedir (bkz. § 66).

74.

Somut olayda gözaltında tutulduğu süreç içinde kolluk görevlilerince ifadesi

alınırken başvurucuya (sonrasında tutuklanmasına karar verilen) “suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, kasten öldürmeye teşebbüs ve cinsel saldırı” suçlarına

ilişkin olarak isnat edilen eylemler ve bu eylemlere ilişkin dayanılan temel

delillerin açıklandığı, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklama sevk

(talep) yazısında başvurucuya isnat edilen ve tutuklanması talep edilen tüm

suçlara (kasten öldürme, nitelikli cinsel saldırı, birden fazla kişi tarafından

birlikte yağma, rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürtme, kişinin içinde

bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle

dolandırıcılık, sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık ve suç işlemek

amacıyla örgüt kurma) ilişkin açıklamaların bulunduğu ve başvurucunun da

sorgusunda bu olaylar ve suçlamalara dair detaylı bir şekilde savunma yaptığı

görülmektedir. (bkz. § 68). Buna göre başvurucunun,

Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alınmaması nedeniyle suçlamalardan

haberdar edilmeksizin sorguya sevk edildiği şikâyeti yerinde değildir.

75.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin

alınmaması nedeniyle suçlamalardan haberdar edilmeksizin sorguya sevk edildiği

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

76.

Başvurucu, avukat olması nedeniyle hakkındaki soruşturmanın bizzat Cumhuriyet

savcısı tarafından yürütülüp ifadesi alınması gerekirken Cumhuriyet savcısının

ifadesini almadığını, kolluktaki ifade işlemi sırasında seçilmiş birtakım

deliller üzerinden sorular sorulduğunu, göreve ilişkin kanuni şartlar

oluşmaksızın soruşturmanın daha katı muhakeme usullerine tabi olan 3713 sayılı

Kanun’un 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği tarafından

yürütüldüğünü, 1136 sayılı Kanun’un 58. ve 59. maddeleri kapsamındaki suçlarla

ilgili olarak izin prosedürünün yürütülmediğini ileri sürmüştür.

77.

Bakanlık görüşünde başvurucunun bu iddialarına ilişkin bir açıklamada

bulunulmamıştır.

78.

Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

79.

30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru

hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

80.

Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal

ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

81.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin

derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte

bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

82.

Somut olayda başvurucu, haklarında soruşturma devam ederken Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih

itibarıyla başvurucu hakkındaki dava İlk Derece Mahkemesinde devam etmektedir.

Başvurucunun, hakkındaki soruşturma sürecinde yapılan işlem ve uygulamalar

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin şikâyetlerini

derece mahkemelerinde yapılan yargılama ve temyiz süreçlerinde ileri sürebilme

ve ileri sürülmüş ise bu şikâyetlerin bu aşamalarda incelenme imkânı

bulunmaktadır. Bu çerçevede, başvurucu tarafından derece mahkemelerinin

yargılama ve temyiz süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil

yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin bireysel başvuruya konu edildiği

görülmüştür.

83.

Açıklanan nedenlerle derece mahkemeleri önünde usulüne uygun olarak açılmış ve

devam eden başvuru yolları tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

1. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

2.

Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

3.

Suçlamalardan haberdar edilmeden sorguya sevk edilmeye ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

4.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

18/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Fatih YAZAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6232, 18 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Kaleli
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6232
Tarih
18 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2014/4479)
  • Mehmet Ergin Başvurusu (B. No: 2013/2891)
  • Önder Atmaca ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7449)
  • B. Y. Ç. Başvurusu (B. No: 2013/4554)
  • Bülent Polat Başvurusu (B. No: 2013/7666)
  • Kanal Beyaz Televizyon Radyo Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/3532)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.