İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2017/17771Tarih: 17 Temmuz 2018

Ömer Ulukapı Başvurusu (B. No: 2017/17771)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ÖMER ULUKAPI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/17771)

Karar Tarihi: 17/7/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar ve

tutukluluk koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının, hukuka aykırı bir

şekilde meslekten çıkarma kararı verilmesi ve mal varlığına el konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının, arama kararları ve yargılama sürecinde avukatla

yeterince görüşme imkânı tanınmaması ve itiraz haklarının kısıtlanması

nedeniyle adil yargılanma hakkının, yurt dışına çıkış tedbiri uygulandığı

gerekçesi ile seyahat hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez

uzatılmıştır. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen

bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın

Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

8. Anılan süreçte FETÖ/PDY'nin Üniversiteler alanındaki örgütlenmesine

yönelik olarak Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma

kapsamında Konya 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/8/2016 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında da tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Kararın ilgili bölümü

şöyledir:

"Şüpheliler...

Ömer Ulukapı,

... üzerlerine atılı Fetö

Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyeti, şüphelilerin üyesiyada mensubu olduğu iddia edilen FETÖörgütünün

milli güvenlik kurulu tarafından terör örgütü olarak tespit edilmesi, FETÖ

terör örgütünün mensubu olduğu belirtilen TSK da görevli bir kısım askeri

unsurların mevcut anayasal düzeni değiştirmeye ve TC. Hükümetini ortadan

kaldırmaya yönelik silahlı darbe girişimi, şüphelilerin üyesi olduğu iddia

edilen örgütün çok gizli ve sistematik bir şekilde bir çok kamu kurumunda

örgütlenmesi, şüpheliler ile ilgili olarak iddia edilen suçlamaya bağlı tüm

delillerin henüz tam olarak toplanmamış oluşu, olayla ilgili olarak düzenlenen tutanaklar,şüphelilerin beyanı, görgü tespit ,arama ve

yakalama tutanakları, mevcut dosya kapsamı gözönüne

alınarak kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin tutuklama sebebinin varlığı,

atılı suçun CMK.nun 100/ 11. maddelerde sayılmış katolog suçlardan olması ve iş bu suçun adı geçen maddenin

amir hükmü gereğince bir özel tutuklama sebebinin varlığına kanuni karine

olarak kabul etmesinden kaynaklanan özel tutuklama sebeplerininvarlığı,

Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bulunan Fetullahçı

Terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen Türkiye Cumhuriyeti anayasal

düzenine cebren değiştirmeye teşebbüs etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti hükümetini ve meclisini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçları

nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya başlanmış olupaynı örgüt yapılanması içerisinde şüphelinin de üye

olarak yer aldığının iddia edilmiş olması, adli kontrol tedbirinin uygulanması

suretiyle serbest bırakılması halinde haklarındaki delilleri karatma ihtmalinin görülmesi, ayrıca şüphelilerin tutuklama yerine

adli kontrol yükümlülüğü altına konulmasının bu kurumun şüphelilerin ihtiyarına

bağlı olarak işlemesi, şüphelilerin dilediğinde bu kurumun kurallarına riayet

etmeme iktidarının bulunupbu kurallara riayet edeceği

yönünde vicdani kanaatin oluşmaması nedeniyle şüpheliler hakkında adli kontrol

altına alınma tedbirinin yeterli görülmemesi, şüphelilerin üzerlerine atılı

silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun ihtiva ettiği cezanın alt ve üst

sınırları gözetilerek tutuklama tedbirine müracaat etmede ölçüsüzlük

görülmediğinden, şüpheliler ve şüpheliler müdafilerinin serbest bırakılma

taleplerinin reddi ile, şüphelilerin, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan

dolayı, CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrıTUTUKLANMALARINA...

karar verildi."

9. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Konya 2. Sulh

Ceza Hâkimliği 27/9/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu, anılan kararı ve tutukluluğa itiraz taleplerinin

reddedilmesine yönelik verilen kararların tebliğ tarihi ile ilgili herhangi bir

bildirimde bulunmamıştır.

11. Başvurucu 2/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 19/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle hakkında aynı yer Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

13. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle

kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve

hangi tür hukuka aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise

örgütün yargı yapılanmasına ilişkin unsurlara yer verilmiştir.

14. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Müşteki İ.H.K.nın

beyanında, başvurucunun da aralarında bulunduğu hocaların örgüt mensubu

olmadığı ve örgüte sempati duymadığı için düşman gördükleri şahsını Memurluktan Çıkarma Cezası vermek

suretiyle usule ve yasaya aykırı olarak mağdur ettiğini ifade etmesi,

ii. Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan S.O.nun

müşteki sıfatıyla alınan beyanında; başvurucunun görev yaptığı okulda yazdığı

yüksek lisans tezinin bilinçli olarak reddedildiğini ve başvurucunun da

aralarında bulunduğu birçok hocanın kendi düşüncelerine yakın olmayan kişilerin

akademik kariyer yapmalarına engel olduğunu ifade etmesi,

iii. M.Ü.nün

müşteki sıfatıyla alınan beyanında, araştırma görevliliği için yapılan ve

başvurucunun da kurul üyesi olduğu sözlü sınavda kendisine çok düşük bir puan

verilerek sınavda başarısız gösterilmesine karşın daha sonra örgütle bağı

olduğu tespit edilen kişilerin sözlü sınavda başarılı sayıldıklarını ifade

etmesi,

iv. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan Ş.A.nın tanık

sıfatıyla alınan beyanında, başvurucunun da Yayın Kurulu üyesi olarak bulunduğu

fakülte dergisinde örgüt ile bağı olan kişiler dışında makale yayımlanmadığını

ifade etmesi,

v. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan H.M.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,

başvurucu ile birlikte örgüt üyeliği nedeniyle görevden alınan hocaların çok

yakın ilişkide olduğunu gözlemlediğini, bu kişilerin üniversitede hoca olan

eşleri vasıtasıyla örgütün üniversitedeki kadın yapılanmasını kurduğunu ifade

etmesi,

vi. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan C.B.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,

başvurucunun da aralarında bulunduğu öğretim üyelerinin sistamatik

bir biçimde örgüte yakın olan kişileri kendi kürsülerinde gözettiklerini ve

araştırma görevlisi olarak alınan birçok kişinin örgüte mensup olduğunun daha

sonra anlaşıldığını ifade etmesi,

vii. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan M.O.C.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,

başvurucunun örgüt mensubu olduğu sonradan anlaşılan birçok kişi ile kendi

alanında olmasa bile yurt dışı konferanslara katıldığını ifade etmesi,

viii. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan Ş.A.nın tanık

sıfatıyla alınan beyanında, başvurucunun genel sekreter olarak görev yaptığı

dönemde üniversiteye hâkim olabilmek için neredeyse bütün kurullarda örgüte

yakın kişilerin görev aldığını ifade etmesi,

ix. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan M.A.nın tanık

sıfatıyla alınan beyanında, başvurucunun yönetici olarak görev yaptığı dönemde alınan

birçok araştırma görevlisinin örgüt mensubu olduğunun daha sonra tespit

edildiğini ifade etmesi,

x. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan M.O.T.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,

başvurucunun dekan olduğu dönemde ders vermesinin engellendiğini ifade etmesi,

xi. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan B.B.S.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,

başvurucunun yönetici olduğu dönemde kendisine ders verilmediğini ve başka bir

üniversitede çalışmaya zorlandığını ifade etmesi,

xii. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev

yapan Y.Y.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,

başvurucunun yönetici olduğu dönemde kendisine kadro verilmediğini ve kadro

verilen kişilerin daha sonra örgüt mensubu olduklarının ortaya çıktığını ifade

etmesi,

xiii. H.K.nın

tanık beyanında, başvurucunun yönetici olduğu dönemde kendisine kadro

verilmediği ve kadro verilenlerin daha sonra örgüt mensubu olduklarının ortaya

çıktığını ifade etmesi,

xiv. Başvurucunun daha sonra örgüte ait olması nedeniyle

kapatılan bir özel üniversitede ders verdiğinin tespit edilmesi,

xv. Başvurucunun Selçuk Üniversitesi eski rektörü olan ve

FETÖ/PDY yöneticisi olma suçundan şüpheli sıfatı bulunan H.G.nin

aday olduğu 2011 yılı rektörlük seçiminde onu destekleyerek seçim bürosunu

ziyaret etmek, fakülteye destek için geldiğinde ona bizzat eşlik edip onun

adına oy istemek, şüpheli H.G. tarafından düzenlenen iftar yemeği vs.

şeklindeki seçim çalışmalarına bizzat katılmak suretiyle örgüt adına seçim

faaliyetinde bulunduğunun tespit edilmesi,

xvi. Başvurucunun çocuklarını örgüt ile irtibatlı olan Meram

Abdullah Aymaz İlköğretim Okuluna göndermek ve FETÖ/PDY'nin

yayın organlarından olan Zaman gazetesine abone olmak suretiyle örgüte maddi

katkı sağladığı ve örgüt yayın organını takip ettiği, ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY'ce sohbet adı

verilen örgütsel toplantılara hiyerarşik çatı altında ve düzenli olarak

katıldığının tespit edildiği belirtilmiştir.

15. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarak

yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:

"...Şüphelinin FETÖ/PDY

silahlı terör örgütünün üniversite yapılanmasında birinci öncelikli olarak önem

ve değer atfettiği Hukuk Fakültesinde, örgütün üniversite kadrolaşmasının en

yoğun olduğu dönemler olan 2002 - 2009 yılları arasında 'Üniversitesinde Genel

Sekreterliği' görevini; 2010 – 2016 yılları arasında da üst düzey yöneticiliklerden

olan “Dekanlık” görevini” üstlenmesi, örgüt üyelerinin akademik olarak

yükselebilmeleri için gerekli olan “akademik yayınların” yer aldığı fakülte

dergisinin yayın kurulunda uzun yıllar görev alması ve böylece örgüt üyesi

akademisyenlerin eserlerinin yayınlanmasını sağlaması, Hukuk Fakültesindeki

FETÖ/PDY kadrolaşmasını temin edebilmek adına M. D., İ. C., S.A. vs. gibi aynı

suçtan yargılanan örgüt üyelerine kadro açarak oluşturduğu hatırlı jürilerle

onları asistan yapıp fakülte kadrosuna alması, örgüt üyesi olmayan doktora

öğrencilerinin ise yine kurduğu hatırlı jüriler ve atadığı danışmanlar eliyle

mezun olmalarını ve akademik kadroya geçmelerini engellemesi, Konya ilindeki

örgüt yapılanmasının önde gelen isimlerinden olan Av. M.O. ve Eczacı A.A. gibi

örgüt üyeleriyle sıkı bir ilişki içinde olması, yöneticilik gücünü kullanarak

örgüt üyesi olmayan akademisyenler üzerinde baskı kurup mobbing

uygulayarak, gayri hukuki idari soruşturmalar açarak, fakülteden ayrılmalarına

dahi sebep olacak ölçüde akademik yükselmelerine ve çalışmalarına engel olması,

örgüt üyesi olan akademisyenleri ise kollayıp koruması, örgüt üyelerinin Konya

Adliyesinde görülmekte olan iflasın ertelenmesi davalarında örgüt üyesi Av. M.

O. ile işbirliği yaparak bilirkişilik kurumunu kullanmak suretiyle davaların

örgüt lehinde sonuçlanmasını sağlaması, örgütün yurtdışı faaliyetleri

kapsamında ülkemizde de faaliyet gösteren Raoul Wallenberg isimli enstitünün fakültedeki faaliyetlerini

bizzat organize etmesi ve katılması, ayrıca adı geçen enstitü tarafından sözde

örgüt liderinin bulunduğu ve örgütün yönetildiği yer olan Amerika Birleşik

Devletlerine gönderilmesi, örgüt evlerinde düzenlenen sohbet adı altındaki

örgüt toplantılarına katılması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait eğitim kurumlarından

olup 667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hümüde Kararnameyle kapatılan Mevlana Üniversitesinde

derslere girmesi, Rektörlük seçiminde aynı suçtan tutuklu H. G.yi aktif olarak desteklemesi, çocuklarını örgütün okullarına

göndermesi ve örgütün yayın organlarını takip etmesi hususları birlikte

değerlendirildiğinde şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Hukuk

Fakültesindeki örgüt faaliyetlerini bizzat yönetip düzenlemek suretiyle üzerine

atılı Silahlı Terör Örgütü Yönetme suçunu işlediği anlaşılmıştır."

16. Başvurucu; kovuşturma aşamasındaki savunmasında özetle görev

yaptığı dönemde usule ve yasaya uygun işlem yaptığını, örgüte üye olmadığını,

hakkındaki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve hakkında herhangi bir somut

delil olmadan tutulmasının hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir.

17. Başvurucu 25/10/2017 tarihinde tahliye edilmiş olup bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava ilk derece mahkemesinde

derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

20. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması

için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri

amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

21. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

22. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

23. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Cezaların artırılması"

kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; suç şüphesi olmaksızın keyfî olarak

tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını ve tutuklamanın

ölçüsüz bir tedbir olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Başvurucu, isnat edilen suçla bir ilgisinin bulunmadığını ve

suç işlediğine dair hiçbir somut delil olmadan tutuklandığını iddia etmiştir.

Başvurucu; silahlı terör örgütü üyeliğine ilişkin ceza kanunlarındaki

hükümlerin keyfî olarak uygulanması veya öngörülemez biçimde yorumlanması

sonucunda suçun işlendiğine dair delil olduğunun kabul edildiği ve bunların

tutuklamaya dayanak yapıldığı, böylelikle keyfî olarak hürriyetinden yoksun

bırakıldığı düşüncesindedir.

27. Başvurucu; tutukluluğa yönelik itirazlarının da gerekçesiz

olarak reddedildiğini, tutukluluğun devamına dair kararların gerekçelerinin

matbu olduğunu, aynı gerekçelerin tekrarlanması suretiyle tutukluluğunundevam

ettirildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

28. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

29. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

30. Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

31. Öte yandan başvurucu tutukluluğa ilişkin kararların

gerekçesiz olarak verildiğini belirtmişse de Anayasa Mahkemesince ilk tutuklama

kararına ilişkin olağan itiraz kanun yolu tüketildikten sonra yapılan bireysel

başvuruda Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında tutuklamanın

hukukiliği ile sınırlı bir inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır

(Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 155).

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

32. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen

güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

33. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

34. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı

meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).

b. Genel İlkeler

35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

36. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

37. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

38. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçmayı ya da

delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması,

saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli

veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma

hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı

verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer

verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

39. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate

alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve

uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

40. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflar ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

c. İlkelerin Olaya

Uygulanması

41. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

42. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

43. Somut olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama ve

tutukluluğa itirazın reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak

dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiş (bkz. § 8) fakat buna ilişkin

herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir.

44. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun

FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair tanık anlatımlarına, görev

yaptığı dönemde örgütle irtibatlı olduğu tespit edilen rektör ve diğer

yöneticiler ile yakın ilişkide olduğunun tespit edildiğine, örgüte ait olduğu

tespit edilen bir üniversitede ders verdiğine, çocuklarını örgütle iltisaklı

bir okula gönderdiğine ve örgütün yayın organlarına abone olduğu olgularına

dayanılmıştır (bkz. § 14).

45. Öte yandan soruşturma kapsamında, başvurucunun yönetici

olarak görev yaptığı dönemde örgütün aktif olarak üniversitede faaliyet

gösterdiği ve başvurucunun da eylem ve işlemleri ile örgütün üniversitede hâkim

olabilmesi için görev yaptığı sonucuna varılmıştır.

46. Soruşturma mercilerince başvurucunun örgüt üyesi olduğuna

dair birçok tanık ve müşteki beyanının varlığı, başvurucunun görev yaptığı

dönemde örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareket ettiği hususunda kanaat

uyandırmıştır. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli

belirtilerin bulunduğu görülmektedir.

47. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında

ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde

delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır

(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

48. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütüne üyelik suçu, Türk

hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup

isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma

şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır.

49. Tutuklama kararına neden olarak suçun vasıf ve mahiyeti, şüphelilerin üyesi olduğu iddia edilen örgütün

çok gizli ve sistematik bir şekilde birçok kamu kurumunda örgütlenmesi, tüm

delillerin henüz tam olarak toplanmamış oluşu, delilleri karatma ihtmalinin görülmesi, atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un

100/11. maddelerde sayılmış katolog suçlardan olması,

şüpheliler hakkında adli kontrol altına alınma tedbirinin yeterli görülmemesi,

suça ilişkin cezanın alt ve üst sınırları karşısında tutuklamanın ölçülü olması

olgularına dayanıldığı görülmüştür. Somut olayda Konya 1. Sulh Ceza

Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken somut olguların

varlığı nedeniyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve bu nedenle adli kontrol

kararının yetersiz kalabileceğine dikkat çekildiği görülmektedir. Dolayısıyla

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda

belirtilen özel koşulları ile Konya 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen

kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

50. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması, kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle

organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde

mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

51. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Konya 1.Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

53. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu insani olmayan gözaltı koşullarında kasti bir

şekilde tutulduğunu ve tutuklu kaldığı ceza infaz kurumundaki şartların asgari

koşulları sağlamadığından kötü muamele yasağının ihlal edildiğiniiddia

etmiştir.

2. Değerlendirme

a. Gözaltında Kötü

Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia

55. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

56. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

57. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli, kesin belirtiler

mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet

ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması gerektiği

açıktır (Tahir Canan, § 25).

58. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani olmayan

gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. İddialar bir

bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan itibaren kamu

görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu

görülmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari

bir merciye ilettiğine dair bilgi veya belge

sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut başvuru yollarını

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Ceza İnfaz Kurumunda

Kötü Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia

60. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

61. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru

yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu

ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara

sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

62. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin benzer yöndeki bir başvuru

olan Mehmet Baransu

(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§12-18) başvurusunda belirttiği üzere

başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü

muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin

bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında başvurucu, şikâyetlerini

öncelikle yetkili bu idari ve yargısal mercilere iletip tutulma yeri ve

koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu

koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini ve/veya kötü muamele

iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da ertelenmesini

isteyebilecek iken bu yollara başvurmamıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezliğine karar

verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiği İddiası Yönünden

1. Başvurucunun İddiası

64. Başvurucu, hukuka aykırı bir şekilde meslekten çıkarma

kararı verilmesi vemal varlığına el konulması

nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

a. Mal Varlığına Tedbir

Konulması Yönünden

65. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye

bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,

ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı

hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

66. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve

E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı; 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,

K.2013/21106 sayılı ve 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı

ilamlarından da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

düzenlenen yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı el koyma işleminin hukuka

aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını

sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk

yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm

olanağı ile makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, § 28).

67. Somut olayda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve

taşınmaz mal varlığına 23/8/2017 tarihindetedbir

konulmuş ve söz konusu tedbir işlemi 7/11/2017 tarihinde kaldırılmıştır. Bu

doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını

5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunda ileri sürmeden

bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Meslekten Çıkarma

Kararı Verilmesi Yönünden

69. Başvurucu, mesleğinden ihraç edilmesi nedeniyle alamadığı

maaş ve ek gelirlerin mülkiyet hakkını ihlal ettiği gerekçesi ile tazminat

talebinde bulunmuştur.

70. Başvurucu, ihraç edilmesi işlemine karşı 30/9/2019 tarihinde

Anayasa Mahkemesine farklı bir başvuruda bulunmuş ve Anayasa Mahkemesi

2016/44218 başvuru numaralı ve 24/7/2017 tarihli Komisyon kararı ile başvuru

hakkında başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemezlik kararı vermiştir.

71. Başvurucu mevcut başvurusunda tazminat talebinde bulunduğu

gerekçesi ile her ne kadar farklı bir başvuru yaptığını iddia etse de ihlal

iddiası, ihraç kararının hukuka uygunluğunun tespiti ile mümkün olup mevcut

başvurunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik bu iddiasının 2016/44218

başvuru numaralı başvuru ile mükerrer nitelikte olduğu açıktır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması

nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

D. Savunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu; gözaltı sürecinde ve tutuklu bulunduğu sürede

avukatı ile yeterli ölçüde görüşemediğini, gözaltı ve tutukluluk kararlarına

zamanında itiraz edemediğini ve hukuki süreci ile ilgili tebligatların

zamanında kendisine iletilmemesinden dolayı hak düşürücü sürelere takılmasının

savunmasını olumsuz açıdan etkilemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

74. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı gösterilmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

75. Savunma hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olup

ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilebilmesi için savunma hakkının tam ve etkili bir biçimde

kullanılmasının sağlanması gerekir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).

76. Adil yargılanma hakkı kapsamında dile getirilen ihlal

iddialarının bireysel başvuruya konu olabilmesi için yargılamanın

hakkaniyetinin zedelenecek olması ve bu ihlallerin yargılama sürecinin ileriki

aşamalarında telafi edilemeyecek nitelik taşıması gerekir. Belirtilen

koşulların oluşmaması hâlinde ikincillik ilkesi gereği adli süreç sonunda

verilecek nihai karardan sonra bireysel başvuruda bulunulmalıdır (Afitap Salman [GK], B. No: 2013/2105,

11/11/2015, § 22).

77. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

78. Somut olayda başvurucu, savunma hakkının kısıtlanması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu aşamada

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin yargılamanın derece mahkemesinde devam

ettiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda derece mahkemesinde yargılamada gelinen

aşamaya kadar geçen süre ve bu sürede soruşturma ile yargılama makamlarınca

yapılan işlemler dikkate alındığında yargılama tamamlanmadan iddiaların

bireysel başvuruda incelenmesini gerektirecek bir durumun varlığından söz

edilemez. Dolayısıyla başvuru konusu olayla ilgili yürütülen yargılamanın devam

ettiği ve yargılamanın etkisiz kabul edilmesine neden olacak belirtilerin

gösterilmediği dikkate alındığında somut başvuruya ilişkin başvuru yollarının

tüketilmediği anlaşılmaktadır.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Arama İşleminin Hukuka

Uygun Olarak İcra Edilmediğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

80. Başvurucu; evinde yapılan aramanın usule ve yasaya aykırı

bir biçimde gerçekleştiğini, kendisinin de baroya kayıtlı bir avukat olduğunu

ve arama işlemlerinin avukatlara yönelik uygulanan kurallara bağlı olarak yapılmadığı

gerekçesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

81. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, § 17).

82. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması

sırasında soruşturma mercilerince ya da yargı organlarınca şüphelilerle ilgili

olarak uygulanan arama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin

olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl

soruşturma/kovuşturma sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis

Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, §§

18-30).

83. Somut olayda Konya Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı

talimatı uyarınca başvurucunun konutunda, işyerinde ve aracında arama

yapılmıştır. Bu aramaların hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava yoluyla söz konusu aramaların hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun

telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı

sonucuna varılmıştır.

84. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

F. Seyahat Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

85. Başvurucu, hakkında yurt dışına çıkma yasağı verilmesi ve

pasaportunun iptal edilmesi nedeniyle seyahathakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

86. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel

başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller

kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun

kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

87. Anayasa’nın 23. ve Sözleşme'ye ek

4 No.lu Protokol’ün 2. maddesinde, ülke içinde seyahat özgürlüğü bulunmakla

birlikte kişilerin bulunduğu ülkeden ayrılma özgürlüğü de bulunmaktadır. Ancak

anılan Protokol’e Türkiye taraf olmadığından Anayasa’nın 23. maddesinde yer

alan seyahat özgürlüğüne yönelik başvurular bireysel başvuru kapsamında

değildir (Sebahat Tuncel, B. No:

2012/1051, 20/2/2014, §§ 47, 53).

88. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddia

yönünden başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mal varlığına tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Meslekten çıkarma kararı verilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE,

5. Savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Arama işleminin hukuka uygun olarak icra edilmediğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Seyahat hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Murat GÜVEN

Başvurucu

:

Ömer ULUKAPI

Vekili

:

Av. Mehmet

Turgay BİLGE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/17771, 17 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2017/17771
  • Tarih: 17 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • Besime Konca Başvurusu (B. No: 2017/5867)
  • Mustafa Durmaz Başvurusu (B. No: 2016/69011)
  • Yıldız Yıldız Başvurusu (B. No: 2015/19293)
  • Ferhat Üstündağ Başvurusu (B. No: 2014/15428)
  • Seyhan İlğaz Başvurusu (B. No: 2014/7475)
  • Y.a. Başvurusu (B. No: 2014/6454)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.