İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ömür Kınay Başvurusu (B. No: 2015/4686)

1. Başvuru, imar mevzuatına aykırı inşa edilen binanın depremde

Başvuru No2015/4686Tarih19 Şubat 2019Okuma18 dk · 3.646 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ömür Kınay Başvurusu

Bölüm
İkinci Bölüm
Karar tarihi
19 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/4686
R.G. Tarih ve Sayı
4/4/2019-30735
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.646 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, imar mevzuatına aykırı inşa edilen binanın depremde

yıkılması sonucu gerçekleşen ölüm ve yaralanmayla ilgili yargısal sürecin makul

özenle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 17/8/1999 tarihinde Marmara Bölgesi'nde meydana gelen, richter ölçeğine göre 7,4 şiddetindeki depremde

başvurucunun annesi ile birlikte ikamet ettiği bağımsız dairenin bulunduğu

İstanbul Küçükçekmece'deki sekiz katlı bina yıkılmıştır. Başvurucunun annesi,

binanın enkazı altında kalarak yaşamını yitirmiş; olay tarihinde yirmi yaşında

olan başvurucu ise enkazdan yaralı olarak kurtarılmışsa da vücut

fonksiyonlarını önemli ölçüde kaybederek engelli kalmıştır. Olayda başvurucunun

annesi dışında yirmi sekiz kişi aynı binanın enkazı altında kalarak can

vermiştir.

9. Küçükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesi (Sulh Hukuk Mahkemesi)

tarafından 31/8/1999 tarihinde olay yerinde gerçekleştirilen delil tespiti

sonucunda binanın taşıyıcı sisteminde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı,

işçiliğinin yetersiz olduğu bilirkişi tespit raporuyla anlaşılmıştır.

A. Olayla İlgili Ceza Yargılaması Süreci

10. 24/11/1999 tarihinde binanın müteahhitlerinden ikisi için

gıyabi tutuklama (yakalama) kararı verilmiş, bu kişiler ile birlikte bir

müteahhit hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu (taksirle) birden fazla

kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verme suçundan Bakırköy 2. Ağır Ceza

Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) kamu davası açılmıştır.

11. Sanıklar tüm aramalara rağmen yakalanamamış ve 9/4/2007

tarihinde, söz konusu suça ilişkin kanunda öngörülen zamanaşımı süresinin

dolduğu gerekçesiyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

B. Olayla İlgili Tazminat Davası Süreçleri

1. Bireysel Başvuru

Öncesi

12. Başvurucu 20/7/2000 tarihinde; annesi ile birlikte ikamet

ettikleri binanın müteahhitlerinin ruhsatsız ve kusurlu olarak inşa etmeleri

ile Belediyenin bu konudaki denetim görevini yerine getirmemesi sonucunda

yıkıldığını, annesinin ölmesiyle maddi desteğinden yoksun kaldığını, evini,

ayrıca bütün ev eşyaları ile birlikte çeyizini yitirdiğini, olay nedeniyle

manevi zarara uğradığını ileri sürerek söz konusu zararlarının bina

müteahhitleri ile Küçükçekmece Belediyesinden (Belediye) tahsiline karar

verilmesi talebiyle Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Hukuk

Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır. Başvurucu bu davada toplamda 53.000 TL maddi

ve 10.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

13. Asliye Hukuk Mahkemesince yürütülen yargılama ana hatlarıyla

şu aşamalardan geçmiştir:

i. 12/3/2002 tarihine kadar davalı bina müteahhitlerinin açık

adreslerinin tespiti ve gerekli tebligatların yapılması için çalışılmıştır.

ii. 12/3/2002 tarihli duruşmada davalı Belediye, Uyuşmazlık Mahkemesinin

ilgili kararını ibraz ederek görev itirazında bulunmuş ve davaya bakmanın idari

yargı mercilerinin görevi olduğunu ileri sürmüştür.

iii. 19/9/2002 tarihinde yapılan duruşmada bilirkişi marifetiyle

mahallinde keşif yapılmasına ve davalı müteahhitler hakkında yürütülen kamu

davası hakkında mahkemesinden bilgi talep edilmesine karar verilmiştir. Keşif

aşamasından önce Sulh Hukuk Mahkemesinin delil tespiti sonucunda hazırlanan

bilirkişi tespit raporunun dosya içeriğine alındığı anlaşılmıştır.

iv. 22/5/2003 günü gerçekleştirilen keşif sonrasında hazırlanan

3/6/2003 tarihli bilirkişi raporunun ilgili kısımları şöyledir:

"...

3) Proje ve Ruhsat Durumu

Dosyaya sunulan belgelerden anlaşıldığına

göre, dava konusu binaya ait proje olmadığı, bir başka projeye göre bina inşa

edildiği ve bina ruhsatsız bir şekilde işe başlandığı ve inşaatın tamamlandığı

anlaşılmıştır. Bu zaman içinde ilgili belediyenin herhangi bir işlem yapmadığı,

kaçak inşaat tutanağı tutmadığı anlaşılmıştır.

...

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

...

B) Dava konusu bina, projesiz ve ruhsatsız olarak KAÇAK inşa edilmiştir.

C) Kaçak olarak inşa edilen binanın tespit raporu ile tespit edilen

taşıyıcı sistemde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı ve işçiliğin yetersiz

olduğu anlaşılmıştır.

D) Yukarıda (5) maddenin (d) fıkrasında belirtildiği gibi tamamen

yıkılmış bir binanın yeniden fen ve tekniğine uygun olarak eski ebatlarında

yapılması bedelinden yüklenici kusuru oranında sorumludur.

E) Mahallinde ve dosya üzerinde yapılan incelemeler neticesinde

17.08.1999 günü meydana gelen deprem nedeniyle tamamen yıkıldığını, somut

olayda davacı ve davalıların kusurları oranında sorumludur.

Daire Sahibi Davacı : Dava konusu binanın projesiz ve ruhsatsız inşa edildiğini, bildikleri

veya bilebilecek durumda oldukları kabul edilerek % 10 oranında kusurludur.

Yükleniciler :

Ruhsatsız, projesiz inşa edildikleri binanın ayıplı ifa nedeniyle % 80 oranında

kusurludur.

Davalı Belediye : Ruhsatsız-projesiz binanın inşasında, belediye kontrol elemanlarının

dikkatinden kaçan durum itibarıyla % 10 kusurludur.

(...)"

v. 9/9/2003 tarihinde yapılan duruşmada Ağır Ceza Mahkemesinde

görülen kamu davasının bekletici mesele yapılmasına, ayrıca başvurucu vekilinin

talebi doğrultusunda destekten yoksun kalma tazminatı için yeniden bilirkişi

incelemesi yapılmasına karar verilmiştir.

vi. 27/1/2004 ile 8/6/2005 tarihleri arasında yapılan duruşmalar

süresince başvurucu vekilinin mesleki mazeretlerini gerekçe göstererek

duruşmalara katılmaması nedeniyle yargılamada herhangi bir ilerleme

kaydedilemediği görülmektedir.

vii. 21/9/2005 tarihinde yapılan duruşmada, başvurucunun iş

göremezlik ve destekten yoksun kalma durumunun belirlenmesine yönelik karar

alınmış; ayrıca iş göremezlik durumunun belirlenmesi için dosyanın Adli Tıp

Kurumuna gönderilmesine, taşınmazla ilgili ruhsat ve proje var ise

gönderilmesinin ve depremin ardından yapılan en son tespite ilişkin dosyanın

incelenmek üzere istenmesine karar verilmiştir.

viii. 20/6/2006 tarihinde yapılan duruşmada, başvurucu vekilinin

masrafları yatırmaması nedeniyle ara kararların gereğinin yerine getirilemediği

anlaşılmaktadır. Mahkemenin tekrar Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu

davasının akıbetinin sorulmasına karar verdiği görülmüştür.

ix. 20/6/2006 tarihinden 30/10/2007 tarihine kadar yapılan

duruşmalar boyunca esas itibarıyla ara kararların gereğinin yerine getirilmesi

için başvurucu tarafından yatırılması gereken giderlerin yatırılmaması

nedeniyle yargılamada ilerleme kaydedilememiştir.

x. 30/10/2007 tarihinde yapılan duruşmadan 13/12/2013 tarihinde

yapılan duruşmaya kadar Mahkemenin Adli Tıp Kurumunun raporunu beklediği

görülmektedir.

xi. 10/12/2014 tarihinde yapılan 54. duruşmada ise davalı

Belediye yönünden açılan davanın ayrılarak ayrı bir esas numarasına

kaydedilmesine ve alınan bilirkişi raporunun tebligat yapılamayan bir kısım

davalıya tebliğine karar verilmiştir.

14. Mahkeme, Belediyeye karşı açılan davanın binanın

müteahhitlerine karşı açılan davadan ayrılmasına karar verdikten sonra

11/12/2014 tarihinde bu davaya bakma görevinin idari yargı mercilerine ait

olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiştir.

Mahkeme, binanın müteahhitleri hakkında açılan davaya bakmaya ise devam

etmiştir.

15. Belediyeye karşı açılan dava yönünden verilen görevsizlik

kararı başvurucuya 5/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu kararın tebliğinin

ardından 6/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

2. Bireysel Başvuru

Sonrası

a. Binanın Müteahhitlerinden

Talep Edilen Tazminat Yönünden Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde Devam

Eden Dava

16. Asliye Hukuk Mahkemesi 21/10/2015 tarihli kararıyla,

başvurucunun yaralanması sonucu meydana gelen iş göremezliği nedeniyle oluşan

maddi zararlarının giderilmesi talebini kabul etmiştir. Mahkeme, başvurucunun

talebiyle bağlı kalarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle

birlikte 30.000 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir. Mahkeme, başvurucunun olay nedeniyle duyduğu elem, ızdırap ve sıkıntılarına karşılık talep ettiği 25.000

TL'nin de olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte

davalılardan tahsiline karar vermiştir. Başvurucunun maddi tazminata ilişkin

diğer talepleri -evin değeri talep edilmiş ise de- ruhsatın bulunmaması,

başvurucunun olay tarihinde yirmi yaşında olup annesinin maddi desteğine muhtaç

olmaması gibi sebeplerle tazminat için gereken şartlar oluşmadığı gerekçesiyle

reddedilmiştir.

17. Anılan dosya, başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz

incelemesi için Yargıtay 4. Hukuk Dairesi önünde bulunmaktadır.

b. İstanbul 2. İdare

Mahkemesinde Görülen, Belediyeden Talep Edilen Tazminata İlişkin Tam Yargı

Davası

18. Asliye Hukuk Mahkemesinin tazminat talebinin Belediyeye

yönelik kısmının görev yönünden reddolunmasına dair

kararının 5/2/2015 tarihinde tebliği üzerine başvurucu 16/3/2015 tarihli

dilekçesiyle ruhsatsız yapının depremde yıkılması ve enkazı altında kalarak engelli

kalması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü -yapı değeri, daire içinde bulunan

eşya değeri, tedavi giderleri, iş gücü kaybı, destekten yoksun kalma

dolayısıyla oluşan- toplamda 727.884,60 TL maddi, 100.000 TL manevi

zararlarının olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte

tazmini için İstanbul 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde dava

açmıştır.

19. İdare Mahkemesi 27/5/2016 tarihli kararıyla, Asliye Hukuk

Mahkemesinin dosyasına sunulan bilirkişi raporundaki tespitleri esas alarak

olayın meydana gelmesinde davalı idarenin %10 oranında kusurlu olduğu sonucuna

ulaşmıştır.

20. Mahkeme, başvurucunun maddi zararlarının davalı idarenin

kusur oranına isabet eden kısmının 64.132,97 TL, olay dolayısıyla uğradığı

manevi zararların 25.000 TL olduğuna hükmetmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, toplam

89.132,97 TL tazminatın Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açma tarihi olan

20/7/2000 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya

ödenmesine karar vermiştir.

21. Tarafların kararın aleyhlerine olan kısımlarına yönelik

temyiz taleplerini inceleyen Danıştay Ondördüncü

Dairesi 8/5/2017 tarihli kararıyla İdare Mahkemesinin söz konusu kararının;

i. Maddi tazminat talebinin işgöremezlik,

destekten yoksun kalma ve tedavi giderleri yönü ile manevi tazminat talebinin

miktarına ilişkin bölümlerinin onanmasına;

ii. Yapı değeri ve eşya-çeyiz bedeli ile işletilecek yasal

faizin başlangıç tarihi bölümleri yönünden bilirkişi raporları ile belirlenen

rakamlar üzerinden davalı idarenin kusur oranı nispetinde yapılacak hesaplama

sonucunda ortaya çıkacak bedellerin hüküm altına alınması, adli yargıda talep

edilen tazminat bedelleri ile taleple bağlılık ilkesi ve ıslah durumunda ıslah

edilen bedele göre ıslah tarihi hususları da dikkate alınarak ayrı ayrı hüküm

kurulması gerekirken adli yargı yerinde açılan davada manevi tazminat olarak

10.000 TL talep edildiği, görevsizlik üzerine açılan davada ise manevi tazminat

istemi 100.000 TL'ye çıkarılmış olduğu hâlde kabul edilen manevi tazminata

ilişkin bedelin tamamına adli yargıda açılan dava tarihinden itibaren faiz

yürütülmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar

vermiştir.

22. Tarafların kararın düzeltilmesi talebini inceleyen aynı

Daire 15/2/2018 tarihli kararıyla talebin reddine karar vermiştir.

23. Başvuru dosyasının incelenmesi sırasında dava dosyası İdare

Mahkemesi önünde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 22/4/1926 tarihli ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi şöyledir:

“Gerek

kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer

kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.

Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin

zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine

mecburdur. ”

25. 818 sayılı mülga Kanun’un 42. maddesi şöyledir:

''Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın

hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim,

halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara

alarak onu adalete tevfikan tayin eder.''

26. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan

yapılar" kenar başlıklı 32. maddesinin olay tarihinde

yürürlükte olan metni şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre

- ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç - (...) ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve

eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti (...) üzerine, belediye

veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı [mühürlenerek] inşaat derhal [durdurulur]. Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine

asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da

muhtara bırakılır. Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi,

yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya

valilikten mührün kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu

aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata

uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe

kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu; ilgili yasal düzenlemelere aykırı olarak inşa

edilip bu konuda gerekli denetimlere tabi tutulmayan binanın depremde

yıkılmasının annesini kaybetmesi ile beden ve çalışma gücünü kaybederek

tekerlekli sandalyeye bağlı bir hayat yaşamak durumunda kalmasına yol açtığını

belirtmiştir. Başvurucu, olayla ilgili yargısal süreçlerde bu şekilde vahim

sonuçlara sebebiyet veren şahsi ve idari sorumlulukların mümkün olan en kısa

sürede tespit edilerek meydana gelen zararlarının karşılanmasına yönelik olarak

gösterilmesi gereken özen ve hassasiyetin sergilenmediğini iddia etmiştir.

Başvurucu bu bağlamda delillerin toplanmasında makul olmayan gecikmeler

yaşandığını, olaya ilişkin ceza soruşturmasından sanıklarının yakalanamaması

dolayısıyla bir sonuç elde edilemeyeceği gözetilmeksizin sonucunun makul

olmayan bir süre beklendiğini ve görev hususundaki kararın ancak on dört yıl

gibi bir süre sonunda verilebildiğini belirterek şikâyetlerini dile getirmiş;

yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

29. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

30. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

31. Başvuruda yaşam hakkının ihlal edildiğinin de ileri

sürüldüğü anlaşılmıştır.Hayatta

olan başvurucu tarafından yapılan başvuruda, öncelikle yaşam hakkını güvence

altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilirliği

hususunda bir değerlendirme yapmak gerekir.

32. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte sınırlı bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi yaşam hakkı

çerçevesinde inceleme yapılabilmesi olanaklıdır (Mehmet Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).

33. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuruda somut

olayın koşulları dikkate alınarak başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenip incelenemeyeceği

yönünden değerlendirme yapılırken maruz kalınan eylemin potansiyel olarak

öldürücü niteliği olup olmadığı ve mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki

sonuçlarının ne olduğu önem taşımaktadır (Yasin

Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).

34. Somut olayda başvurucu, depremde yıkılan binanın enkazı

altında kalan annesini yitirmiş; kendisi aynı enkazdan ağır yaralı olarak

kurtarılmıştır. Başvurucunun kendi durumunun yanında annesinin ölümüyle ilgili

hususları da şikâyet konusu yaptığı görülmektedir. Öte yandan olayda

başvurucunun annesinin yaşamını yitirmesinin yanında kendisinin yaşamının da

ciddi bir tehdit altında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda başvuruda yaşam

hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna varılmıştır.

2. İnceleme Kapsamı

Yönünden

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, yaşam hakkının yanında adil

yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

36. Başvurucunun iddialarının özü, olayla ilgili yürütülen

yargısal sürecin bireysel başvuru tarihine kadar geçen aşamasında

mağduriyetinin tespitine ilişkin somut bir adım atılmadığıdır. Başvurucu temel

olarak yetkili yargısal mercilerin mağduriyetinin giderilmesi bakımından yaşam

hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve

hızda hareket etmediklerini ileri sürmektedir. Bu nedenle başvurucunun diğer

haklar kapsamında ileri sürdüğü iddialarının yaşam hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

37. Diğer taraftan söz konusu yargısal süreçlerde -bireysel

başvuruda bulunmasından sonra- başvurucunun yitirdiğini belirttiği evine ve

bütün ev eşyası ile birlikte çeyizine ilişkin mülkiyet hakkı ile bağlantılı

olarak ileri sürdüğü hususlarda kararlar verildiği anlaşılmıştır. Bununla

birlikte söz konusu kararların henüz kesinleşmediği de görülmektedir.

38. Bu noktada bireysel başvurunun gerçekleştirildiği tarihteki

ilgili yargısal süreçlerin aşamaları ve yaşam hakkıyla ilgili olarak ileri

sürülen şikâyetin kapsamı dikkate alınarak başvuruda yaşam hakkının hangi

boyutunun inceleneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir.

39. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

ödevler yanında pozitif ödevler de yükler (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50). Bu konuda

öncelikle pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında bulunan tüm

bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin

kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi bulunduğunu

belirtmek gerekir. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere

karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla da

yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev bireyin yaşamını her

türlü tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).Bu kapsamda anılan

yasal ve idari tedbirler, yaşam hakkına yönelik ihlalleri önlemeyi sağlayacak

nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her

durum için geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

40. Deprem gibi önlenemez doğal afetlerin meydana gelmesi

konusunda devletlerin yaşamı korumaya yönelik yükümlülüğü, felaketin

zararlarının en aza indirilmesi konusunda bilimsel olarak alınması olanaklı

tedbirlerin mali olanaklar çerçevesinde alınmasına ilişkindir. İmar planı

uygulamaları ve arazi düzenlemeleri konusunda devletin sahip olduğu yetkilerin

bu bağlamda kritik bir öneme sahip olduğu vurgulanmalıdır.

41. Somut olayda devletin yaşamı korumak için gerekli idari

tedbirleri almaya ilişkin yükümlülüğünü ihlal edip etmediğine ve olaydaki şahsi

sorumlukların tespitine ilişkin yürütülmekte olan yargısal bir süreç

bulunmaktadır. Bu süreçte bireysel başvuruda bulunulmasının ardından başvurucu

lehine tazminatlara hükmolunduğu görülmektedir. Başvurucu bu kararların

verilmesinden önce yaptığı bireysel başvurusundaki şikâyetlerinde yetkili

yargısal mercilerin yaşam hakkıyla ilgili olan olayın gerektirdiği özen ve

hızda hareket etmediklerini ileri sürmüştür. Başvuruda, devletin yaşamı koruma

bağlamında önleyici nitelikte yasal ve idari çerçeveyi oluşturması yükümlülüğü

ile ilgili şikâyetlere ise yer verilmediği görülmektedir. Bunun yanında söz

konusu kararların verilmesinden sonra henüz başvurucunun bu hususlara,

görevsizlik kararı verilmesinden sonraki yargısal sürece ve bu süreçlerde

hükmolunan tazminat miktarlarının yetersizliğine ilişkin bir bireysel başvuru

yapmadığı da tespit edilmiştir.

42. Bu nedenle yaşam hakkı kapsamında yapılan incelemenin bu aşamada

sadece aşağıda mahiyeti ve ilkeleri açıklanacak olan söz konusu hakkın devlete

yüklediği pozitif yükümlülüklerin yargısal süreçlere ilişkin usul boyutu

bağlamında yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu noktada başvurucunun

olayla ilgili ceza soruşturmasının ve kovuşturmasının etkililiğine ilişkin

spesifik bir şikâyetinin bulunmadığı ile iddialarını temel olarak açtığı

tazminat davasına özgülediği anlaşıldığından incelemenin sadece söz konusu

davaya ve bireysel başvurudan önceki aşamaya münhasır yapılacağını belirtmek

gerekir.

3. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

44. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

ayrıca usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

45. Bu nedenle hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve

idari yargıda açılacak tazminat davalarında makul derecede ivedilik ve özen

şartının yerine getirilmesi gerekir. Dolayısıyla yetkili mahkemelerin bu tür

olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği seviyede bir inceleme yapıp yapmadıklarının da değerlendirilmesi

gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek

hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer

hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel

olacaktır (Perihan Uçar, B. No:

2013/5860, 1/12/2015, § 52).

b. İlkelerin olaya uygulanması

46. Başvurucu, zararlarının tazmini için 20/7/2000 tarihinde

Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Söz konusu davada olaya ilişkin

kusurların belirlenebilmesi için bilirkişi incelemesi yapıldığı ve kusur

durumlarının 22/5/2003 tarihli bilirkişi raporuyla tespit edildiği görülmüştür.

Bununla birlikte olaydan kısa bir süre sonra 31/8/1999 tarihinde Sulh Hukuk

Mahkemesi aracılığıyla kusur durumlarına ilişkin delil tespiti yapıldığı ve bu

tespite ilişkin raporun dava dosyasına girdiği anlaşılmıştır. Davada buna

rağmen yaklaşık beş yıl süre ile sanıkları yakalanamayan olaya ilişkin kamu

davasının sonucunun kusur durumunun belirlenmesi amacıyla bekletici mesele

yapıldığı görülmektedir.

47. Davada ayrıca başvurucunun yaralanmasının derecesinin bu

konudaki maddi tazminat talebine esas olmak üzere tespit edilebilmesi için Adli

Tıp Kurumundan görüş alınması yoluna gidildiği ancak görüşe ilişkin raporun

hazırlanmasının altı yılı aşkın bir süre aldığı anlaşılmıştır. Buna rağmen

Mahkeme, bu sürecin hızlandırılması için gerekli çabayı göstermediği gibi

gerektiğinde bu konuda başka bir kurumdan görüş alınması yoluna da gitmeyip

makul kabul edilemeyecek bu zaman zarfında sadece görüşün hazırlanmasını

beklemeyi tercih etmiştir.

48. Bunların da ötesinde davada, yargılamanın nispeten ilk

aşamaları sayılabilecek 12/3/2002 tarihli duruşmada davalı Belediyenin

Uyuşmazlık Mahkemesi kararını ibraz ederek görev itirazında bulunduğu

görülmekle birlikte on iki yılı aşkın bir süre sonra bu hususun

değerlendirilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verildiği

anlaşılmaktadır.

49. Her ne kadar dava sürecinin tümü gözönünde

bulundurulduğunda başvurucunun gerekli araştırmanın yapılabilmesi için

karşılanması gereken giderleri zamanında karşılamamak ve vekilinin de mesleki

mazeretlerini ileri sürerek bazı duruşmalara katılmamak gibi bazı eylemlerin de

(bkz. § 13) davanın uzamasına neden olduğu ve bir kısım davalıya yapılması

gereken tebligat işlemlerinin bu kişilere ulaşılamaması nedeniyle zaman aldığı

görülse de bu durum on dört yılı aşkın bir süre devam eden yargılama

faaliyetinin nihayetinde yalnızca görevsizlik kararı ile sonuçlandırabilmesini

açıklamakta yeterli olmamaktadır.

50. Sonuç olarak söz konusu davanın ilerlemesine engel olan

herhangi bir unsur ya da güçlük bulunmamaktadır. Ayrıca dava, bu derece uzun

sürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa da sahip değildir.

Davaya konu edilen, binanın yıkılmasına yol açan kusurların olaydan kısa bir

süre sonra tespit edilebildiği anlaşılmıştır.

51. Bu nedenle yaşam hakkını ilgilendirmesi de dikkate

alındığında söz konusu davada, yürürlükteki yargı sisteminde daha sonra ortaya

çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan önemli

rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul özen ve hızda hareket

edilmediği kanaatine varılmıştır. Oysa yaşam hakkını ilgilendiren yargısal

süreçlerde gereken özen konusunda azami oranda hassasiyet gösterilmesi; benzer

ihlallerin önlenmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi

ve adalete olan güvenin sarsılmaması açısından çok kritik bir öneme sahiptir.

52. Bunun yanında bu tür elim olaylarda yakınlarını kaybetmiş

veya hayatı ciddi risk altında kalmış kişilerin olay nedeniyle duydukları ızdırabın bir nebze hafifletilmesi için başvurdukları ve bu

amaca hizmet etmesi gereken manevi zararların giderilmesi yolunda yaşanan

böylesi durumların olay nedeniyle duydukları ızdırap

ve sıkıntıları bir nebze hafifletmek bir yana aksine artırdığında ve başka

üzüntülere yol açtığında şüphe bulunmamaktadır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Başvurucu; ihlallerin tespiti ile 1.000.0000 TL maddi,

1.000.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

56. Başvuruda, başvurucunun tazminat talepleri ile ilgili olarak

açtığı davanın gereken özenle yürütülmeyerek makul sürede sonuçlandırılmadığı

sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla sadece ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 27.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

57. Başvuru hakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının

usul boyutunun ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Başvurucu bu ihlal nedeniyle

uğradığını iddia ettiği maddi zararlar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine

herhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata karar

verebilmesi için uğranıldığı iddia edilen maddi zarar ile tazminat talebi

arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Bu nedenle ihlal sebebi ve diğer

hususlar gözetilerek başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle başvurucuya

net 27.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportörler

:

Melek KARALİ

SAUNDERS

Nahit GEZGİN Başvurucu : Ömür KINAY Vekili : Av. Halil Volkan ARIKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/4686, 19 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Ceza Yargılaması Süreci
  7. B. Olayla İlgili Tazminat Davası Süreçleri
  8. Değerlendirme Ve Sonuç
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  14. C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle başvurucuya
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Özgüldür
  18. Hakyemez
  19. Saunders
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/4686
Tarih
19 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Turkcell İletişim Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/16830)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/15100
  • Çetin Doğan Başvurusu (B. No: 2014/3494)
  • Betül Güngör Başvurusu (B. No: 2016/12693)
  • Aziz Biter ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/4603)
  • Ö.t. Başvurusu (B. No: 2015/16029)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.