İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Onur Cingil Başvurusu (B. No: 2014/2976)

1. Başvuru, Gezi Parkı olayları sırasında polisin biber gazı ile

Başvuru No2014/2976Tarih9 Mayıs 2018Okuma25 dk · 4.985 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Onur Cingil Başvurusu (2)

Karar tarihi
9 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2014/2976
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.985 kelime·25 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı olayları sırasında polisin biber gazı ile

orantısız müdahalede bulunmasının insan haysiyeti ile bağdaşmayacak muamele

yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/3/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde tespit edilen eksikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Bakanlık görüşü başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen

süreçte protesto eylemlerine katılmıştır (Gezi Parkı olaylarına ilişkin özet

bilgi için bkz. Yonca Verdioğlu Şık,

B. No: 2014/17177, 19/4/2018, § 8; Özge

Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, § 10).

9. Başvurucu, anılan olaylar esnasında polisin aşırı güç

kullanımına ve Hükûmetin bu duruma kayıtsız kalmasına tepki göstermek amacıyla

30/5/2013 ile 15/6/2013 tarihleri arasında protesto gösterilerine katıldığını

belirtmiştir.

10. Başvurucu; Gezi Parkı olaylarına ve katıldığı protesto

gösterisinde karşılaştığı polis müdahalesine ilişkin olarak Başbakan, İçişleri

Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul İl Emniyet Müdürü ve soruşturma sonucunda

ortaya çıkacak diğer sorumlular hakkındaİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

28/6/2013 tarihli şikâyet dilekçesi vermiştir.

11. Başvurucu şikâyet dilekçesinde, genel olarak Gezi Parkı

olayları sürecinde polisin davranışlarına neden olarak gördüğü Başbakanın

açıklamalarından bahsetmiştir. Bu açıklamaların suç oluşturduğu iddiası ile bu

suça iştirak ettiğini ileri sürdüğü diğer kişilerin de cezalandırılmasını talep

etmiştir. Başvurucu, olaylara ilişkin olarak polis tarafından atılan biber

gazına maruz kaldığını ve polisin toplumsal olaylara müdahale aracını (TOMA)

üzerine sürdüğünü ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca sığındığı otele polis

tarafından biber gazı, tazyikli su ve copla çok sert müdahale edildiğini iddia

etmiştir. Başvurucu şikâyet dilekçesine ek olarak bir adet DVD ile olaya

ilişkin haberler ve fotoğrafları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına vermiştir.

Başvurucu, kendisine yapılan müdahaleye ilişkin olarak herhangi bir sağlık

raporu sunmadığı gibi dilekçede muayene talebinde de bulunmamıştır.

12. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı olaylarına

ilişkin şikâyetleri ve aynı hususta diğer Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından

yetkisizlikle gönderilen dosyaları 2013/89430 Soruşturma sayılıdosyada

birleştirmiştir. Başvurucunun anılan şikâyeti de bu dosyada birleştirilmiştir.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı; başvurucunun şikâyetlerini

de içeren soruşturma dosyasında Başbakan, İçişleri Bakanı, Orman ve Su İşleri

Bakanı,Çevre ve Şehircilik Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Başbakan Yardımcısı

ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında 15/8/2013 tarihinde işlemden

kaldırma kararı vermiştir.

14. Anılan kararda, soruşturma usul ve yöntemlerinin farklı

olması sebebiyle İstanbul Valisi ve İstanbul İl Emniyet Müdürü hakkındaki

şikâyetlerin tefrik edilerek 2013/113461 Soruşturma sayılı dosyaya kaydedildiği

belirtilmiştir. Ayrıca anılan kişiler hakkındaki soruşturmanın 2/12/1999

tarihli ve 4483 sayılı sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun kapsamındaki suçlar olması nedeniyle anılan

Kanun'un 12. maddesi gereğince dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderildiği ifade edilmiştir.

15. Öte yandan olaylar esnasında polisin göstericileri dağıtmak

için orantısız güç kullandığına ilişkin iddialar hakkında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı Memur Suçları Bürosunda ayrıca soruşturma yürütüldüğü

belirtilmiştir.

16. Kararda ayrıca, Başbakan ve diğer bakanlar hakkındaki

iddialara ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı Genel

Sekreterliğinin 17/11/1997 tarihli ve 9427/13887 sayılı yazısında belirttiği

hususlara atıfta bulunulmuştur. Buna göre görevde bulunan veya görevden ayrılan

Başbakan ve bakanlar hakkında Bakanlar Kurulunun genel siyaseti ve

bakanlıkların görevleri ile ilgili olarak yapılan şikâyet ve ihbarlar, ancak

Anayasa’nın 100. maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İçtüzüğü’nün

107. maddesinde belirtilen şartlar oluştuğunda TBMM'ye intikal

ettirilebilecektir. Başsavcılık, haklarında şikâyette bulunulan kişilerin olay

tarihindeki görevleri gözetilerek anılan hükümlerde belirtilen şartlar

oluşmadığından işlemden kaldırma kararı verildiğini belirtmiştir.

17. Başvurucunun anılan karara yapmış olduğu itiraz, Bakırköy 9.

Ağır Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar,

başvurucuya 4/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 6/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. Anayasa’nın 100. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Başbakan

veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az

onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu

istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar."

20. TBMM İçtüzüğü’nün 107. maddesi şöyledir:

"Görevde

bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan ve bakanlar hakkında Meclis

soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda

birinin vereceği bir önerge istenebilir.

Bu önergede; Bakanlar Kurulunun genel

siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili işlerden dolayı hakkında

soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakanın cezai sorumluluğu gerektiren

fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden bahsedilmesi, hangi fiillerinin

hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek ve maddesi de

yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunludur."

21. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız

olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına sahiptir."

22. 2911 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2/3/2014 tarihli ve 6529

sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hâli şöyledir:

"Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il

veya ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde

yapılabilir.

Şehir ve kasabalarda ve gerekli görülen diğer

yerlerde hangi meydan ve açık yerlerde veya yollarda toplantı veya yürüyüş

yapılabileceği ve bu toplantı ve yürüyüş için toplanma ve dağılma yerleri ile

izlenecek yol ve yönler vali ve kaymakamlarca kararlaştırılarak alışılmış

araçlarla önceden duyrulur. Bu yerler hakkında sonradan yapılacak değişiklikler

duyurudan onbeş gün sonra geçerli olur. Toplantı yerlerinin tespitinde gidiş

gelişi, güvenliği bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde,

toplantıların genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerler tercih

edilir."

23. 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"(Değişik

fıkra: 3/8/2002 tarih ve 4771 sayılı Kanun’un 5. md.) Toplantı yapılabilmesi

için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim,

toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde,

toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa

verilir."

24. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

"Genel

yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve

bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre

uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında

gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."

25. 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

"a) 9 ve 10 uncu madde

hükümlerine uygun biçimde bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş için

belirtilen gün ve saatten önce veya sonra;

b)

(Değişik bent: 30/7/1998 tarih ve 4378 sayılı Kanun’un 1 md.) Ateşli silahlar

veya patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa,

demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu

araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü

zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile yasadışı örgüt ve

topluluklara ait amblem ve işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri

üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini

gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek

toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik

taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu

nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak,

c) 7 nci madde hükümleri gözetilmeksizin,

d) 6 ve 10 uncu maddeler gereğince belirtilen

yerler dışında,

e) 20 nci maddedeki yöntem ve şartlara ve 22

nci maddedeki yasak ve önlemlere uyulmaksızın,

f) 4 üncü madde ile Kanun kapsamı dışında

bırakılan konularda kendi amaç, kural ve sınırları dışına çıkılarak,

g) Kanunların suç saydığı maksatlar için,

h) Bildirimde belirtilen amaç dışına

çıkılarak,

i) Toplantı ve yürüyüşün 14, 15, 16, 17 ve 19

uncu maddelere dayanılarak yasaklanması veya ertelenmesi halinde tespit edilen

erteleme veya yasaklama süresi sona ermeden,

j) (Değişik bent: 2/3/2014 tarih ve 6529

sayılı Kanun’un 9. md) 12 nci madde gereğince toplantının dağılmasına karar

verilmesi hâlinde,

k) 21 inci madde hükmüne aykırı olarak,

l) 3 üncü maddenin 2 nci fıkrası hükmüne

uyulmadan, Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri Kanuna aykırı

sayılır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Kötü Muamele Yasağı

Yönünden

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da

onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğu vurgulanmıştır. Terörizmle ya da organize suçla mücadele

gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin güvenlik güçlerini, mağdurların

davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi kötü

muamele yasağının hiçbir istisnasına yer verilmediği içtihatlarda

hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD],

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya

[BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

28. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık

eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya,

B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05,

1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik

Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30). Değerlendirmeye alınacak

bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93,

18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan,

B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların

yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de (Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması

gereken diğer faktörlerdir.

29. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul

şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının (Klaas/Almanya, B. No: 15473/89, 22/9/1993,

§ 30; Tepe/Türkiye, B. No:

31247/96, 21/12/2004, § 48; İrlanda/Birleşik

Krallık [GK], B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 161; Labita/İtalya, § 121) etkin biçimde

soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131).

2. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden

30. Sözleşme’nin

"Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11.

maddesi şöyledir:

"1.Herkes barışçıl olarak toplanma ve

dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla

başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da

içerir.

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk

kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını

kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir."

31. AİHM, Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl

toplanma özgürlüğünün geniş anlamda örgütlenmeyi, yürüyüş veya gösteriye

katılmayı (Irkçılığa ve Faşiszme Karşı

Hristiyanlar/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 8440/78, 16/7/1980),

hareketsiz toplanmaları ve oturma eylemlerini (G./Almanya

(k.k.), B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî özel veya

herkese açık organizasyonları kapsadığını kabul etmektedir.

32. Sözleşme'nin 11. maddesi barışçıl

toplanmaları koruma altına almaktadır. 11. maddenin kapsamının bu temel

sınırlaması, şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya

düzenlediği gösterileri barışçıl toplanma kavramı dışında bırakmaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü

Ilinden/Bulgaristan, B. No: 29221/95 ve 29225/95, 2/10/2001, § 77; Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden ve

Ivanov/Bulgaristan, B. No: 44079/98, 20/10/2005, § 99).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; Gezi Parkı olayları sırasında yapılan gösterilere

Başbakan ve İçişleri Bakanının polis vasıtasıyla insanlık dışı ve sert

müdahalelerde bulunduklarını, gösteriler esnasında yapılan müdahalelerden

Başbakanın beyanları ile bizzat sorumlu olduğunu, kendisinin de katıldığı bir

protesto esnasında polisin orantısız bir şekilde gazlı müdahalelerine maruz

kaldığını, bir otele sığınmasına rağmen polisin müdahalelerine devam ettiğini,

yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bu süreçte avukatlık görevini yapamadığını,

başta Başbakan ve İçişleri Bakanı olmak üzere sorumlular hakkında İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu şikâyetin işleme koymama kararı ile

sonuçsuz bırakıldığını belirterek Anayasa'nın 13., 17., 19., 23. ve 34.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

ihlalin tespiti ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda ayrıntılı olarak

belirtilen iddialarının özü, Gezi Parkı olayları kapsamında 15/6/2013 tarihinde

katıldığı protesto gösterisinde polisin toplumsal olaylara müdahale araçlarını

ölçüsüz kullanması sonucu biber gazına maruz kalınması nedeniyle insan

haysiyeti ile bağdaşmayacak muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu kapsamda başvurucunun iddiaları

yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

tanımlanan insan haysiyeti ile bağdaşmayacak muamele yasağı ve Anayasa’nın 34.

maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı çerçevesinde

incelenmiştir.

36. Öte yandan başvurucunun başvuru formunda somut olarak neden

şikâyet ettiğinin açık bir şekilde tespiti gerekir. Başvurucu, başvuru formunda

Gezi Parkı olaylarında kendisinin bulunduğunu belirtmediği tüm olayları da

kapsayacak şekilde hak ihlali olduğunu ileri sürmüş ve Cumhuriyet

Başsavcılığının siyasilerle ilgili şikâyetini işleme koymama kararından sonra

bireysel başvuruda bulunmuştur. Anılan karar esas olarak siyasiler hakkında

yapılan şikâyetler üzerine verilmiştir. Bu bağlamda şikâyetin hangi olaylarla

ilgili olduğunun ve bu olaylarda siyasilerin sorumluluğu ile sınırlı olup

olmadığının belirlenmesi, incelemenin kapsamını belirlemek için zorunludur.

37. Gezi Parkı olaylarına katıldığını beyan eden başvurucu

Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 28/6/2013 tarihli şikâyet dilekçesinde

öncelikle protestolar sürecinde İstanbul'da meydana gelen olaylardan

bahsetmiştir. Daha sonra dilekçesinde iki ana başlık altında iddialarını ileri

sürmüştür. İlk başlık "T.C. Başbakanı

Recep Tayyip Erdoğan'ın Bizzat Kendisinin ve Diğer Şüphelilerle Birlikte

İştirak Halinde İşlediği Suç Maddeleri", ikinci başlık ise "Diğer Şüphelilerin Ayrı Ayrı ve Birlikte

İştirak Hâlinde İşlediği Suç Maddeleri" şeklindedir.

38. İlk başlık altında başvurucu olaylar esnasında işlendiğini

iddia ettiği tüm suçların Başbakanın emri ile gerçekleştiğini ve bu nedenle

bizzat yargılanması gerektiğini ileri sürmüştür. İkinci başlıkta ise İçişleri

Bakanı başta olmak üzere İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürünün verilen

emirleri yerine getirerek ve ölçüsüz müdahale yapılmasına rağmen sessiz kalarak

suç işledikleri iddia edilmiştir. Bu bağlamda başvurucu kendisi gibi birçok

kişinin yoğun kimyasal gaza ve suya maruz kaldığını ileri sürmüştür. Ancak

başvurucu maruz kaldığını iddia ettiği olaya ilişkin olarak sadece 15/6/2013

akşamı Gezi Parkı'na sert bir müdahale yapıldığı, bu esnada gazla ve TOMA'ların

üzerine sürülmesi suretiyle öldürülmeye çalışıldığını belirtmiştir. Başvurucu,

Gezi Parkı olayları sürecinde meydana gelen tüm yaralamalar ve ölümlerden

anılan siyasilerin ve üst düzey bürokratların sorumlu olduğunu iddia etmiştir.

39. Başvurucu, şikâyet dilekçesine olaylar esnasında

yaralandığına dair herhangi bir rapor eklemediği gibi muayene talebinde de

bulunmamıştır. Başvurucu, şikâyet dilekçesine ek olarak Gezi Parkı olaylarına

ilişkin olarak oluşturulmuş bir DVD, gazete haberleri ve fotoğraflar sunmuştur.

Bireysel başvuru dosyasına da eklenen belgelerde temel olarak internet

sitelerinde ve gazetelerde Gezi Parkı olayları hakkında yayımlanan haberler

bulunmaktadır. Başvurucunun olaylar esnasında yaralandığına dair herhangi bir

haber ve görüntü paylaşılmamıştır. Başvurucunun Mahkememize sunduğu DVD'de

genel olarak bir internet sitesinden ve bir televizyon kanalından alınmış

görüntüler ve fotoğraflara yer verilmiştir. Bu görüntü ve fotoğraflarda

başvurucunun olup olmadığı ve varsa kişilerden hangisinin başvurucu olduğu da

başvuru formu ve eklerinden belirlenememiştir.

40. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının işlemden kaldırma

kararına karşı başvurucunun Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu itiraz

dilekçesinde de yukarıda belirtilen şikâyet dilekçesindekine benzer hususlar

dile getirilmiştir.

41. Gezi Parkı olaylarının çıkışının ve tüm ülkeye yayılmasının

sebepleri, göstericileri harekete geçiren amaçlar ve bir bütün olarak olayların

ulaştığıboyutunbireysel başvurunun inceleme kapsamında olduğu söylenemez.

Bireysel başvurularda başvurucuların kamu gücünden kaynaklanan hak ihlali

iddialarının bizatihi maruz kaldıkları olaylar çerçevesinde değerlendirilmesi

gerekmektedir. Aksi hâlde bireysel başvurunun kapsamı ve amacı aşılarak

başvurucuların olaylara ilişkin genel iddialarının da değerlendirilmesi

sonucuna varılır ki bu durum başvurucunun menfaatinden öte toplumun menfaatini

korumayı amaçlayan halk davası (actio popularis) olarak isimlendirilen

başvurularda söz konusudur(Mahmut Tanal,

B. No: 2014/11368, 23/7/2014, §§ 19, 20; Liberal

Demokrat Parti, B. No: 2014/11268, 23/7/2014, §§ 17, 18).

Dolayısıyla başvurucunun iddialarının, Gezi Parkı olayları esnasında kendisinin

içinde yer almadığı tüm olaylar için değil sadece kendisinin içinde bulunduğunu

iddia ettiği olaylar kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

42. Öte yandan başvurucu, katıldığı protestolar esnasında gaza

maruz kaldığını iddia etmişse de bunun dışında polisin müdahalesi ile

yaralandığına dair herhangi bir iddiada bulunmamıştır. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçedekine benzer hususları bireysel

başvuruda da ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvurucu genel olarak Gezi Parkı

olayları sürecinde polisin yaptığı müdahalelere ilişkin olarak sorumlu olduğu

iddia edilen siyasilerin ve üst düzey bürokratların yaptıkları açıklamalar ve

verdikleri emirler nedeniyle yaşananların insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağı ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğini

belirtmiştir. Başvurucunun gazdan etkilenme dışında yaralandığına ve buna

ilişkin yaptığı şikâyetin sonuçsuz kaldığına yönelik bir şikâyeti

bulunmamaktadır. Başvurucunun şikâyeti doğrudan eylemi gerçekleştiren

polislerden öte sorumlu olduğunu iddia ettiği siyasiler ve üst düzey

bürokratların eylemlerinin hak ihlali oluşturduğu yönündedir. Bu nedenle

başvurucunun iddialarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının işlemden kaldırma

kararı kapsamında siyasilere yönelik olduğunun kabul edilmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. Öte yandan üst düzey bürokratlara ilişkin şikâyetlerin

tefrik edilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına görevsizlikle gönderilmesi

ve başvurucunun bu hususa ilişkin olarak herhangi bir iddiada bulunmadığı

gözetilerek İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürüne ilişkin işlemler ayrıca

incelenmemiştir.

43. Bu kapsamda değerlendirilmesi gereken diğer bir konu,

başvuru ile ilgili Bakanlık görüşünde belirtilen, olaylara müdahale esnasında

başvurucunun biber gazına maruz kalmasına ilişkin olarak doğrudan eylemde

bulunan polisler hakkında devam eden bir soruşturma olmadığı hususudur.

Başvurucu, başvuru formunda bu iddialara hiç yer vermemesine rağmen Bakanlık

görüşüne karşı beyanında polisler hakkında etkin bir soruşturma yapılmadığını

ileri sürmüştür.

44. Öte yandan başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında

"her ne kadar kolluk güçleri hakkında

ayrı bir suç duyurusu dilekçesi verilmemiş gibi gözükse de"

diyerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun suç duyurusuna ilişkin

değerlendirmelerini doğrular nitelikte beyanda bulunmuştur. Bununla birlikte

başvurucunun, başvuru formunda da siyasiler dışında haklarında doğrudan

soruşturma yapılabilecek kolluk mensuplarına ilişkin herhangi bir iddiada

bulunmadığı gibi eylemi doğrudan gerçekleştiren kolluk görevlileri hakkında

hâlâ şikâyette bulunma imkânı olduğu gözetildiğinden başvurunun genişletilmesi

niteliğindeki kolluk görevlileri hakkında etkin soruşturma yapılmadığına

yönelik iddiaları ayrıca değerlendirilmemiştir.

1. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvurucu, kendisinin de katıldığı Gezi Parkı olayları

kapsamında siyasilerin yaptığı açıklamalar nedeniyle polisin sert tutumundan

sorumlu olduklarına dair şikâyetinin işlemden kaldırma kararı verilerek

sonuçsuz bırakılmasının insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin olarak

müdahaleyi gerçekleştiren polisler hakkında başvurucunun müdahil olduğu bir

soruşturma bulunmadığını hatırlatarak başvuru yollarının tüketilmediği

konusunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

47. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı Gezi Parkı olayları

esnasında meydana gelen olaylar ve polisin bu olaylara ölçüsüz müdahaleleri ile

ilgili olarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında Anayasa hükümlerine ve

milletvekili dokunulmazlıklarına dayanarak soruşturma yapılmasının

engellenmesinin Sözleşme'nin ruhuna aykırı olduğunu belirtmiştir.

48. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz."

49. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı belirtilmiştir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

50. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin vücut ve ruh sağlığını korumadan kaynaklanan negatif

ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81). Diğer taraftan devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal

makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten

korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

51. Öte yandan kötü muamele konusundaki iddialar, uygun

delillerle desteklenmelidir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 95). İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek

için her türlü şüpheden uzak makul kanıtların varlığı gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95). Bu

nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi

ispat edilemeyen bir takım karinelerden de oluşabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

52. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usule ilişkin boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü

fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma

yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı söz konusu

saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve

kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır

(Cezmi Demir ve diğerleri, §

110).

53. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa'nın 17. maddesi "Devletin temel

amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 111; Tahir Canan, § 25).

54. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 112; Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 55).

55. Somut olayda başvurucu, Gezi Parkı protestolarında meydana

gelen olaylar nedeniyle olayların şiddetlenmesinden ve katıldığı olaylara

polisin müdahalesi esnasında biber gazına maruz kalmasından dolayı sorumlu

olduğunu iddia ettiği siyasilere karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

şikâyet dilekçesi vermiştir. Şikâyet dilekçesinde Gezi Parkı olaylarının

gelişimi ve bu bağlamda siyasilerin açıklaması üzerinde durulmuştur. Başvurucu,

Gezi Parkı olayları esnasında polisin ölçüsüz müdahalede bulunmasının

sorumlularının Başbakan ve İçişleri Bakanı olduğunu ileri sürmüş ve

cezalandırılmalarını talep etmiştir.

56. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı olaylarına

ilişkin olarak yapılan birçok başvuruyu usul ekonomisi açısından tek bir

dosyada birleştirmiştir. Daha sonra Başsavcılık, Başbakan ve İçişleri Bakanı

hakkında yapılan şikâyetlere ilişkin olarak Anayasa'nın 100. maddesi ve TBMM

İçtüzüğü'nün 107. maddesinde belirtilen şartların oluşmadığı gerekçesiyle

işlemden kaldırma kararı vermiştir.

57. Somut olayda öncelikle belirtilmesi gereken husus,

başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası temelindeki iddialarının

özü Gezi Parkı olayları esnasında meydana gelen olaylarla ve kendisinin gaza

maruz kalmasıyla ilgili olarak sorumlu olduğunu ileri sürdüğü siyasilerin

cezalandırılmamasıdır.

58. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014'te

yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu'nda yer alan tespitler kapsamında Gezi

Parkı olayları Türkiye'nin geneline yayılmış protesto eylemlerini içermektedir.

Bu eylemler esnasında istenmeyen birçok olay meydana gelmiştir. Olaylara

ilişkin olarak birçok adli soruşturma açıldığı gibidevam eden yargılamalar da

mevcuttur. Bu olayların başlangıcında ve devam eden sürecinde ceza hukuku kapsamında

ileri sürülen iddialar yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından

değerlendirilmiş veya değerlendirilmektedir. Bu bağlamda kolluğun ölçüsüz

müdahalesi olarak değerlendirilen olaylara ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılıkları gerekli adli süreci işletmişlerdir. Nitekim başvuru konusu

olayda da kolluk tarafından yapılan müdahale sonucunda yaralananların

şikâyetleri ayrı bir soruşturma numarasına kayıt edilerek ayrıca yürütülmüştür.

Öte yandan başvurucunun doğrudan içinde bulunmadığı olaylara ilişkin olarak

ileri sürdüğü iddiaların incelenmesi de söz konusu değildir.

59. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen

insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında devletin negatif ve

pozitif yükümlülükleri söz konusudur. Devletin negatif yükümlülüğü kapsamında

bireylerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele ve/veya cezaya maruz

kalmaması gerekmektedir. Bu bağlamda pozitif yükümlülük olarak bireyleri

korumak için devlet etkin bir hukuk mekanizması sağlamak ve bireyin böyle bir

duruma maruz kaldığının tespiti hâlinde sorumluları tespit edecek etkin bir

soruşturma yapma zorunluluğu bulunmaktadır.

60. Somut olayda başvurucunun kolluğun ölçüsüz müdahalesi sonucu

biber gazına maruz kaldığı iddiasını ortaya koyabilecek herhangi bir belge,

rapor veya kabul edilebilir bir delil sunduğu tespit edilememiştir.

Başvurucunun böyle bir durumu ortaya koyabilecek delilleri sunması hâlinde dahi

iddialarının incelenebilmesi için müdahaleyi gerçekleştiren kolluk görevlileri

hakkında yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olunması gerekir. Buna

rağmen başvurucu Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçede esas olarak Gezi

Parkı olayları esnasında siyasilerin takındığı tutumdan ve verdiği beyanlardan

dolayı cezalandırılmasını talep etmiştir. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları

eylemi doğrudan gerçekleştiren kişiler dışındaki siyasilerin cezalandırılmasına

yöneliktir. Başvurucunun gaza maruz kalmasından dolayı yaralanması ile

siyasiler arasında ceza hukuku kapsamında illiyet bağının olmadığı açıktır. Öte

yandan somut olayda ceza hukuku bağlamında sorumluluğundan bahsedilemeyecek

siyasiler hakkında işlemden kaldırma kararı verilmesi de etkili soruşturma

yükümlülüğünün yerine getirilmediği şeklinde yorumlanamaz.

61. Başvuru temelinde yukarıda belirtilen açıklamalar, Gezi

Parkı olaylarının genelinde meydana gelen durumlar için de söz konusudur.

Başvurucunun Gezi Parkı protestoları sürecinde kolluğun orantısız güç

kullanması nedeniyle siyasilerin cezalandırılması gerektiği şikâyetleri de dayanaktan

yoksundur. Nitekim siyasilerin aldıkları kararlar sonucunda meydana gelen

olaylar nedeniyle cezai sorumluluklarından bahsedilmesi ancak Anayasa'nın 100.

maddesi ve TBMM İçtüzüğü'nün 107. maddesi kapsamında mümkündür. Somut olay

açısından Gezi Parkı protestoları sürecinde meydana gelen ve Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilebilecek olan olaylar

açısından siyasilerin her türlü kararından dolayı soruşturulması gerektiği

şeklinde bir pozitif yükümlülüğün olduğu söylenemez. Zira ceza hukuku

bağlamında insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına aykırı fiillerin

cezalandırılması için illiyet bağının ortaya konması gerekmektedir. Aksi hâlde

ortaya çıkan durum Başbakan ve bakanların uyguladıkları genel siyasetin ve

bakanlıkların görevleri ile ilgili şikâyetlerin Cumhuriyet Başsavcılıkları

tarafından incelenmesi sonucuna yola açar ki bu görev TBMM'nin yetki alanında

olduğundan mümkün değildir.

62. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin iddialarının açık ve görünür bir ihlal

olmadığından açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucu, Gezi Parkı olaylarında protesto gösterilerine

katıldığını, ancak haklı nedenlerle yapılan bu gösterilere karşı polisin

orantısız bir şekilde gazlı müdahalede bulunmasından dolayıtoplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Bakanlık görüşünde, AİHM'in toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına ilişkin başvurular açısından başvurucuların toplanma hakkını

tehlikeye düşüren bir cezai takibatın olmadığı durumlarda başvuru süresini

ihtilaf konusu eylemin tarihinden başlattığını belirtmiştir. Bu bağlamda

başvuru konusu eylemin 15/6/2013 tarihinde bireysel başvuru tarihinin

ise6/3/2014 tarihinde olduğunun gözetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvurunun süresinde

yapıldığını ileri sürmüştür.

66. Başvurucu, Gezi Parkı olayları sürecinde katıldığı bir

protesto esnasında kolluk tarafından ölçüsüz şekilde kullanılan biber gazına

maruz kaldığı ve TOMA'nın üzerine sürüldüğü iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı nezdinde şikâyetçi olmuştur. Buna ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılığı şikâyet edilen kişilere göre Anayasa ve 4483 sayılı Kanun

kapsamında dosyayı tefrik etmiştir (bkz. § 15). Daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığının

Başbakan ile İçişleri Bakanı hakkında verdiği işleme koymama kararının

kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunulmuştur. Tefrike konu İstanbul

Valisi ile Emniyet Müdürü hakkındaki incelemenin akıbetine ilişkin olarak dosya

kapsamında herhangi bir belge veya bulgu tespit edilememiştir. Diğer taraftan

başvurucu, başvuru formunda, doğrudan soruşturma yapılabilecek kolluk

mensuplarına ilişkin herhangi bir iddiada bulunmamıştır.

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(3) Başvuru dilekçesinde başvurucunun ve

varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa

hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin

aşamaların, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarih ile varsa uğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru

dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem

veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin

eklenmesi şarttır."

68. 6216 sayılı Kanun’un“Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bireysel başvuru hakkında kabul

edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen

şartların taşınması gerekir.

(2)

Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının

ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli

bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir."

69. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) bireysel

başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel

başvuru formu ve ekleri” kenar başlıklı

59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer

alır:

…

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel

hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…

h) Başvurucunun talepleri.

…

(3) Başvuru formuna aşağıdaki belgeler ya da

onaylı örnekleri eklenir:

…

e) Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı

örnekleri.

…

(4) Başvurucu ihlal iddiasına dayanak

gösterdiği üçüncü fıkradaki belgelere herhangi bir nedenle erişememesi hâlinde

bunun gerekçelerini belirtir. Mahkeme gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve

belgeleri resen toplar.

…"

70. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük'ün 59. maddesinin ilgili

fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün

kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki

iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer.

71. 6216 sayılı Kanun ve İçtüzük'te belirtilen koşullar yerine

getirilmediği takdirde başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle

kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda

Anayasa Mahkemesinde yeterli kanaat oluşması, başvurucu tarafından ileri

sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru

hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve

eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları

yapması zorunludur.

72. Somut başvuruda başvurucu, Gezi Parkı olaylarına katıldığını

ve polisin müdahalesinden etkilendiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu

iddialarını desteklemek için Anayasa Mahkemesine başvuru formuna ek olarak bir

adet DVD ile Gezi Parkı olaylarına ilişkin haberler ve fotoğrafları sunmuştur.

Bireysel başvuru dosyasına da eklenen anılan belgelerde temel olarak internet

sitelerinde ve gazetelerde Gezi Parkı olayları hakkında yayımlanan haberler

bulunmaktadır. Başvurucunun olaylar esnasında yaralandığına dair herhangi bir

haber ve görüntü paylaşılmamıştır. Başvuru formu ekindeki DVD'de genel olarak

bir internet sitesinden ve bir televizyon kanalından alınmış görüntüler ve

fotoğraflara yer verilmiştir. Bu görüntü ve fotoğraflarda başvurucunun olup

olmadığı ve varsa kişilerden hangisinin başvurucu olduğu da başvuru formu ve

eklerinden belirlenememiştir (bkz.§ 39).

73. Öte yandan başvurucu Gezi Parkı olaylarına katıldığını ileri

sürmüş ise de yukarıda beliritlenler dışında gösterilere katılmasından

kaynaklanan herhangi bir sağlık raporu, adli ve/veya idari soruşturmadan

bahsetmemiştir. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda

başvurucuların başvurularını takip etme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüğün

bir gereği olarak başvuru formu titizlikle doldurulmalı, ihlal iddiasının

dayanağı olan tüm olaylar gösterilmeli, başvuruyu aydınlatacak ve hükmün

esasını etkileyecek argümanları destekleyici tüm belgeler başvuru dilekçesine

eklenmelidir. Şayet bir belge elde edilememişse bunun da nedenleri

açıklanmalıdır. Somut başvuruda başvurucu bu koşulları yerine getirmeyerek

iddialarını temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı

bulunmamaktadır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurucu tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarının başvurucu tarafından temellendirilememiş olması nedeniyle

başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açılanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Onur CİNGİL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2976, 9 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. B. No: 2014/17177, 19/4/2018, § 8; Özge
  7. IV. İlgili Hukuk
  8. A. Ulusal Hukuk
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya
  11. B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2014/11368, 23/7/2014, §§ 19, 20; Liberal
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2976
Tarih
9 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • D.d. Başvurusu (B. No: 2014/2427)
  • D.a. Başvurusu (B. No: 2014/16549)
  • Nefize Hocaoğlu Başvurusu (B. No: 2014/6726)
  • A.m.o. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/868)
  • Abdulmenaf Osman Başvurusu (B. No: 2015/5483)
  • Esdemir Nakliye İnşaat Petrol Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/1328)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.