İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Orhan Ok Başvurusu (B. No: 2016/4913)

1. Başvuru, köprülü kavşak çalışması sırasında açılan kuyuya

Başvuru No2016/4913Tarih23 Ekim 2019Okuma16 dk · 3.215 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Orhan Ok Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2016/4913
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.215 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, köprülü kavşak çalışması sırasında açılan kuyuya

düşülmesi sonucu meydana gelen ölüm olayıyla ilgili olarak yürütülen ceza

soruşturması neticesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararı

verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. G.G. Adi Ortaklığı (Ortaklık) Bursa çevre yolu Yalova ayrımı Turanköy köprülü kavşağı II. kısım otoyol işini Karayolları

Genel Müdürlüğü 14. Bölge Müdürlüğünden (İdare) ihale suretiyle almış, işin

toprak ve hafriyat işini taşeronluk sözleşmesiyle alt yüklenici Ç.İ. İnşaat

Ticaret Limitet Şirketine (Şirket) vermiştir.

9. Başlayan çalışmalar sırasında Şirket tarafından köprülü

kavşak çalışma alanına 700 metre mesafede yol alanında zemin etüdü amacıyla

birkaç yerde çapı 1.5-2, derinliği 2 metre olan kuyular açılmıştır. Kuyuların

içleri yağışlar yoluyla ve zeminden çıkan sularla dolmuştur.

10. Turanköy Mahallesi'nde ikamet eden

başvurucu 18/4/2009 tarihinde yanında 8 yaşındaki oğlu B.O. ve 6 yaşındaki

torunu M.O. olduğu hâlde bu kuyuların bulunduğu mevkiye

hayvan otlatmaya gelmiştir.

11. B.O. ve M.O. bir ara oyun oynamak için başvurucunun yanından

ayrılarak kuyuların yan tarafında bulunan çimenlik alana gitmiş, oyunun

ardından üzerlerini temizlemek için oyun oynadıkları alanın yanında yapım

aşamasında olan yolun ortasındaki kuyuların yanına gelmiş, kuyudaki su ile üzerilerini temizledikleri sırada kuyuya düşüp boğularak

hayatlarını kaybetmişlerdir.

A. Olayla İlgili Ceza

Soruşturması Süreci

12. Olay üzerine Kestel Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)

tarafından soruşturma başlatılmıştır.

13. Soruşturma kapsamında olay yerinde keşif ve bilirkişi

inceleme yapılmıştır. Ayrıca Ortaklığın proje sorumlusu ve şantiye şefi İ.Z.nin, Şirketin şantiye şefi G.Y.nin

ve Şirketin ustabaşı yetkisine sahip mühendisi H.Ö.nün şüpheli sıfatıyla, başvurucunun ise müşteki

şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır.

14. Soruşturma aşamasında iş güvenliği uzmanı tarafından

hazırlanan 8/5/2009 tarihli bilirkişi raporunda:

i. Zemin etüdü yapmak amacıyla açtırdığı kuyuların bölgeyi

kullanan kişilerin güvenliği açısından kapatılmasını ya da uygun yükseklikte

korkuluklarla çevrilmesini sağlamayan, özetle sezon bitmesine rağmen bölgeyi

kullanma ihtimali yüksek olan köylülerin tehlike arz eden bölümlere girmesini

önlemek için gerekli önemleri almayıp uyarı levhalarını asmayan alt işveren

konumundaki Şirketin şantiye şefi G.Y.nin asli

kusurlu olduğu,

ii. İnşaat hâlinde olan işyerindeki olası tehlikeleri yerince

tespit ederek önlem aldıracak donanımda bir sağlık ve güvenlik koordinatörü

görevlendirmeyen, özetle doğmuş ve doğabilecek tüm tehlikelere karşı geniş bir

kontrol mekanizması oluşturmayan asıl işveren konumundaki Ortaklığın proje

sorumlusu İ.Z.nin tali kusurlu olduğu,

iii. B.O. ve M.O.nın

yaşları ve akli melekelerinin tam anlamıyla gelişmediği dikkate alındığında

çocukları tehlikeli bir durumla karşı karşıya kalmamaları için yeterince

koruyup kollamadığı anlaşılan başvurucunun ise tali kusurlu olduğu

belirtilmiştir.

15. Başsavcılık yürüttüğü soruşturma neticesinde İ.Z., G.Y. H.Ö.

ve başvurucu hakkında üzerlerine atılı, taksirle birden fazla kişinin ölümüne

neden olma suçunu işledikleri iddiasıyla oluşturduğu dosyayı anılan kişilerle

ilgili olarak Bursa Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama yapılabilmesi amacıyla

1/6/2009 tarihli fezleke ile Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ise anılan kişiler hakkında taksirle birden fazla

kişinin ölümüne neden olma suçundan cezalandırılmaları talebiyle Bursa 2. Ağır

Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır.

16. Mahkemece olay mahallinde keşif yapılmış, neticesinde inşaat

yüksek mühendisi/iş güvenliği uzmanı tarafından bilirkişi raporu

düzenlenmiştir. Düzenlenen bilirkişi raporunda:

i. Şirketin olay yeri inşaat sahasında 1. derecede sorumlu olan G.Y.nin iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak amacıyla almakla

yükümlü olduğu her türlü önlemi dikkatsiz ve tedbirsiz davranmak suretiyle

almaması nedeniyle 1. derecede kusurlu olduğu,

ii. Ortaklığın proje sorumlusu ve şantiye şefi İ.Z.nin işyerinde güvenliği sağlamaya yönelik her türlü

önlemi almakla yükümlü olmasına rağmen dikkatsiz ve tedbirsizce açılan

kuyuların etrafına tel örgü veya işaretleme yapmak suretiyle gerekli önlemleri

almaması nedeniyle kazanın meydana gelmesinde 2. derecede kusurlu olduğu,

iii. Başvurucunun ise olay öncesinde mahali

ve özellikle su dolu çukurları da bildiği hâlde bu çukurların çocuklar için

tehlikeli olabileceğini düşünmeyerek tehlikeli mahal yakınlarında bulunmalarına

karşın dikkatli ve özenli davranmaması ve çocukları çukura yaklaşmamaları

hususunda uyarmayarak kusurlu davranması nedeniyle kazanın meydana gelmesinde

2. derecede kusurlu olduğu belirtilmiştir.

17. Yapılan yargılama neticesinde Mahkeme 20/4/2010 tarihli

kararıyla, taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçunu işledikleri

sabit görülen G.Y.nin kusur durumunu dikkate alarak

neticeten 3 yıl 4 ay hapis cezası ile, İ.Z.nin kusur

durumunu dikkate alarak neticeten 1 yıl 8 ay hapis cezası ile

cezalandırılmalarına, meydana gelen olayda kusuru bulunmayan H.Ö.nün de beraatine

hükmetmiştir. Mahkeme olayda oğlunu ve torununu kaybeden başvurucu yönünden ise

kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın verilmesini gereksiz

kılacak şekilde mağdur olduğu gerekçesiyle hakkında ceza verilmesine yer

olmadığına karar vermiştir.

18. Anılan karar, sanıklar G.Y. ve İ.Z. ile katılanlar

tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 12. Ceza

Dairesi (Yargıtay) 11/2/2013 tarihli kararıyla, yetersiz bilirkişi heyetinin

raporuna göre karar verildiğini belirterek işçi sağlığı ve güvenliği uzmanı

inşaat mühendisleri ve hukukçu bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyetinden

rapor alınarak sanıkların hukuki durumlarının tespit ve tayin edilmesi

gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulduğundan bahisle kararın bozulmasına

karar vermiştir.

19. Bozma kararına uyan Mahkeme kusur durumunun tespitine

yönelik farklı tarihlerde bilirkişi raporları aldırmış olup raporların kusur

durumuna ilişkin kısımlarında şu tespitlere yer verilmiştir:

i. 12/12/2013 tarihli bilirkişi raporuna göre olayın meydana

gelmesinde G.Y., İ.Z. ve başvurucu tali kusurludur.

ii. 10/4/2015 tarihli bilirkişi raporuna göre G.Y. asli, İ.Z. ve

başvurucunun tali kusurlu olup H.Ö.ye ise herhangi bir kusur izafe

edilmeyecektir.

iii. 25/4/2015 tarihli bilirkişi raporuna göre olayın meydana

gelmesinde G.Y. birinci derecede asli, H.Ö. ikinci derecede tali, ölenler

ikinci derecede tali kusurlu olup İ.Z.ye ise kusur izafe edilemeyecektir.

iv. 17/9/2015 tarihli ek bilirkişi raporunda ise 10/4/2015

tarihli raporda ortaya konulan kanaatten farklı bir kanaat oluşmadığı

belirtilmiştir.

20. Toplanan deliller ve yapılan yargılama neticesinde Mahkeme

30/12/2015 tarihli kararıyla, taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma

suçunu işledikleri sabit görülen G.Y.nin kusur

durumunu dikkate alarak neticeten 3 yıl 4 ay hapis cezası ile, İ.Z.nin kusur durumunu dikkate alarak neticeten 1 yıl 8 ay

hapis cezası ile cezalandırılmalarına, İ.Z. hakkında verilen hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına, meydana gelen olayda kusuru bulunmayan H.Ö.nün de beraatine

hükmetmiştir. Mahkeme olayda oğlunu ve torununu kaybeden başvurucu yönünden ise

kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın verilmesini gereksiz

kılacak şekilde mağdur olduğu gerekçesiyle hakkında ceza verilmesine yer

olmadığına karar vermiştir.

21. Anılan kararın İ.Z. ile ilgili kısmına başvurucu vekili

tarafından itiraz edilmiştir. İtirazı inceleyen Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi

itiraza konu kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle

13/1/2015 tarihinde yapılan itirazı reddetmiş ve bu şekilde karar sanık İ.Z.

yönünden kesinleşmiştir.

22. Başvurucu, sanık İ.Z. hakkında verilen kesin kararın

1/2/2016 tarihinde tebliğ alındığını beyan etmiştir.

23. Başvurucu 1/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Mahkemenin verdiği 30/12/2015 tarihli kararın sanık H.Ö. ve

G.Y.ye ilişkin hüküm kısmı da başvurucu vekili ve G.Y. tarafından temyiz

edilmiştir.

25. Anılan hükümlerin temyiz incelemesini yapan Yargıtay

18/2/2019 tarihli kararıyla, Mahkemenin sanık H.Ö. hakkında verdiği beraat

kararının onamasına, G.Y. hakkında verdiği mahkûmiyet kararının ise uzun süreli

hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine ilişkin kısmının esas tam gün

sayısı gösterecek şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Bireysel

başvuruya konu edilmeyen mahkeme kararının bu kısmı da böylelikle

kesinleşmiştir.

B. Olayla İlgili Tam

Yargı Davası Süreci

26. Ölenlerin başvurucunun da aralarında bulunduğu yakınları

tarafından Bursa 2. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) İdarenin davalı,

Ortaklık ve Şirketin davalı yanında müdahil sıfatıyla bulunduğu maddi ve manevi

tazminat talepli tam yargı davası açılmıştır.

27. İdare Mahkemesi ölenlerin yakınlarının ölüm olayı nedeniyle

uğradıkları maddi zararın sorumluların kusurları oranında belirlenmesi için

bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.

28. 22/5/2012 tarihli bilirkişi raporunda;

i. B.O.nun ölümü nedeniyle

başvurucunun 6.830,37 TL, B.O.nun annesinin 8.556,73

TL destek kaybı olduğu,

ii. M.O.nun ölümü nedeniyle babası V.O.nun 21.231,73 TL, annesinin ise 22.919,43 TL destek

kaybının bulunduğu belirtilmiştir.

29. İdare Mahkemesi bilirkişi raporundaki tespitleri hukuki ve

bilimsel açıdan doğru bularak bilirkişi raporuna yapılan itirazları

reddetmiştir.

30. İdare Mahkemesi 19/7/2012 tarihli kararıyla;

i. B.O.nun ölümü nedeniyle başvurucuya

6.830,37 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminat, annesine 8.556,73 TL maddi,

30.000 TL manevi tazminat, B.O.nun altı kardeşinin

her birine de 10.000 TL manevi tazminat,

ii. M.O.nun ölümü nedeniyle babası V.O.ya 21.231,73 TL maddi, 30.000

TL manevi tazminat, annesine 22.919,43 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminat

ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar vermiştir.

31. Anılan karar davalı ve davacılar tarafından temyiz edilmiş

olup temyiz incelemesini yapan Danıştay Onuncu Dairesi (Danıştay) 24/3/2014

tarihli kararıyla İdare Mahkemesinin 19/7/2012 tarihli kararının onamasına

karar vermiş ve bu şekilde karar kesinleşmiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; oğlu ve torununun hayatlarını kaybetmesine neden

olayla ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin İ.Z. hakkında

taksirle ölüme neden olma suçundan neticeten 1 yıl 8 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına, anılan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

vermesinin cezalandırma olmayıp ödüllendirme niteliğinde olduğunu, bu karara

yapılan itirazı inceleyen Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli karar

hakkını ihlal eder nitelikte karar vererek itirazı reddettiğini, yargılamanın

makul sürede tamamlanmadığını, bu şekilde adil yargılanma hakkı ile eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1- Başvurucuların İddialarının

Vasıflandırılması Yönünden

34. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî

deneylere tabi tutulamaz."

35. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin

temel amaç ve görevleri, ...kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik

ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi

için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, yakınlarının

ölümüyle ilgili olarak yürütülen ceza soruşturması neticesinde bir sanık

yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle

etkili bir soruşturma yürütülmediği iddiasına dayanmaktadır. Bu sebeple

başvurucunun diğer haklarla bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddiaları

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu

kapsamında incelenmiştir.

2. İncelemenin Kapsamı Yönünden

37. Başvurucu, oğlu B.O. ve torunu M.O.nun

ölümüyle ilgili olarak yürütülen ceza soruşturması neticesinde sanık İ.Z.

yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin bir

cezalandırma olmadığı gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu

ölüm olayında kusurları olduğu iddia edilen idare ve diğer kişilerle ilgili

olarak verilen mahkeme kararları yönünden bir ihlal iddiası ileri sürmemiştir.

Ayrıca başvurucu bireysel başvurusunda İdare Mahkemesinde açtığı tazminat

davası ve İdare Mahkemesi tarafından verilen karardan bahsetmemiştir.

Dolayısıyla başvurucunun ihlal iddiaları sanık İ.Z. hakkında hükmün açıklanmasının

geri bırakılması kararı verilmesinin etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal

ettiği temeline dayandığından inceleme de bu kapsamda yapılmıştır.

38. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün

ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili soruşturma yapılmadığı

iddialara ilişkin olarak yapılan bireysel başvurularda verdiği önceki birçok

kararında etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün her olayda mutlaka ceza

davası açılmasını gerektirmediğini tazminat davası açılmasıyla da bu

yükümlülüğün yerine getirilebileceğini ifade etmiştir (birçok karar arasından

bkz. Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B.

No: 2012/752, 17/9/2013, § 59; Bedriye Demir,

B. No: 2015/8309, 13/9/2018, § 37).

39. Bu bakımdan başvurucunun etkili soruşturma yürütülmediğine

ilişkin iddialarının somut olayda etkili yargısal yol olan tazminat davasının

etkililiğine zarar verip vermediği, dolayısıyla somut olayda etkili yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinin incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

3. Kabul Edilebilirlik Yönünden

40. Öte yandan yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka

yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucu; B.O.nun babası, M.O.nun ise

dedesidir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

41. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik

kriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.

42. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50).

43. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanı

sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Yaşam hakkına ilişkin bu usul

yükümlülüğü olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikteki

soruşturmalarla yerine getirilebilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 54, 55).

44. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline

kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir

yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari, hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

45.

Bu bakımdan yukarıda da belirtildiği üzere (bkz. § 39) somut olayda incelenmesi

gereken husus, yaşam hakkı kapsamında devletin etkili

bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğünün olayda

yerine getirilip getirilmediğidir.

46. Somut başvuruda başvurucu, meydana gelen ölüm olayından

devletin sorumlu olduğuna yahut ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucunda

meydan geldiğine dair herhangi bir iddia ileri sürmemiş; yalnızca ölüm olayı

hakkında yürütülen soruşturma sonucunda hükmedilen cezanın yetersizliğinden

şikâyet etmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından da bu yönde bir bilgi ya da

belgeye ulaşılamamıştır. Bu bakımdan devletin etkili

yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğünün somut olayda

mutlaka etkili bir ceza soruşturması yürütülmesini gerektirdiği söylenemez.

47. Ayrıca Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla

erişilen belgelerden ölenlerin başvurucunun da aralarında bulunduğu yakınları

tarafından bireysel başvuru tarihinden önce (29/7/2009 tarihinde) olayda

sorumluluğu bulunanlar aleyhine İdare Mahkemesinde tam yargı davası açıldığı

tespit edilmiştir (bkz. § 26). Söz konusu yargılamada İdare Mahkemesinin

verdiği 19/7/2012 tarihli karar Danıştay tarafından 24/3/2014 tarihinde

onanarak kesinleşmiştir.

48. Diğer taraftan yaşam hakkı ihlaline kasten sebebiyet

verilmeyen somut olayda etkili bir yargısal

sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün tazminat davası yolu ile

yerine getirilebileceği yönündeki bu kabul, olay hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının Anayasa Mahkemesi tarafından incelenemeyeceği anlamına

gelmemektedir.

49. Bu noktada ifade etmek gerekir ki tazminat yollarının sadece

hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların uygulamada da etkili

olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam

etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalini karara

bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir

Canan, § 26; Filiz Aka,

B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

50. Bu açıdan Anayasa Mahkemesi tarafından olayda etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediği değerlendirilirken olay

hakkında yürütülen ceza soruşturmasının tazminat davasının etkililiğine zarar

vermeyecek şekilde yürütülüp yürütülmediğinin de tazminat davası süreciyle

birlikte bir bütün olarak incelenmesi gerekmektedir.

51. Somut olayda Başsavcılığın olaydan haberdar olur olmaz

soruşturma başlattığı, ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek delillerin tespit edildiği, bu bağlamda olay yerinde keşif ve

bilirkişi incelemesi yapıldığı, tespit edilen sorumlular hakkında kamu davası

açıldığı, Mahkemenin soruşturma dosyasında bulunan bilirkişi raporuyla

yetinmeyerek olay mahallinde keşif yaptığı, ayrıca sorumluların kusur durumunun

tespitine yönelik yeni bilirkişi raporları aldığı, bu raporları değerlendirerek

kusurları nispetinde sorumlular hakkında ceza tayinine gittiği, soruşturma

sürecinin kamu denetimine ve gerektiği ölçüde ölenlerin yakınlarının

katılabilmelerine olanak verecek biçimde açık olduğu görülmüştür.

52. Tüm bunların yanı sıra açılan tam yargı davası neticesinde

oğlunun ölümü nedeniyle başvurucuya 6.830,37 TL maddi ve 30.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verildiği (bkz. § 30), başvurucunun anılan tazminat

miktarlarının yetersizliği yönünde bir şikâyet ileri sürmediği belirlenmiştir.

53. Sanık İ.Z. yönünden yürütülen ceza soruşturması Bursa 3.

Ağır Ceza Mahkemesinin 13/1/2015 tarihli kararıyla kesinleşerek sona ermiştir.

Bu şekilde ceza soruşturması uzun sürmüş ise de; ölüm olayıyla ilgili olarak

yürütülen ceza soruşturması ve tam yargı davası birlikte değerlendirildiğinde

-meydana gelen üzücü olayın sorumlularının tespit edilmiş olması, kusurları nispetinde

sorumlular hakkında ceza tayinine gidilmiş olması ve ölüm olayı nedeniyle

başvurucuya belirli miktarda tazminat ödenmesine karar verilmesi dikkate

alındığında- ceza soruşturmasının tazminat davasının etkililiğine zarar

vermeyecek şekilde yürütülerek belirsizlik içinde bırakılmadığı görülmüştür.

54. Bu durumda başvurucunun etkili

yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/10/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu; oğlu ve torununun hayatlarını kaybetmesine neden

olayla ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin İ.Z. hakkında

taksirle ölüme neden olma suçundan neticeten 1 yıl 8 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına, anılan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

vermesinin cezalandırma olmayıp ödüllendirme niteliğinde olduğunu, bu karara

yapılan itirazı inceleyen Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli karar

hakkını ihlal eder nitelikte karar vererek itirazı reddettiğini, yargılamanın

makul sürede tamamlanmadığını, bu şekilde adil yargılanma hakkı ile eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür (§ 33).

2. Dosya incelendiğinde 18.4.2009 tarihinde meydana gelen

taksirle ölüm olayıyla ilgili ceza yargılaması 18.02.2019 tarihinde, yaklaşık

10 yılda sonuçlanmıştır. Başvurucu yargılamanın makul sürede tamamlanmadığından

şikâyet etmiştir. Mahkememiz çoğunluğu; “Sanık İ.Z. yönünden yürütülen ceza

soruşturması Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.1.2015 tarihli kararıyla

kesinleşerek sona ermiştir. Bu şekilde ceza soruşturması uzun sürmüş ise de;

ölüm olayıyla ilgili olarak yürütülen ceza soruşturması ve tam yargı davası

birlikte değerlendirildiğinde -meydana gelen üzücü olayın sorumlularının tespit

edilmiş olması, kusurları nispetinde sorumlular hakkında ceza tayinine gidilmiş

olması ve ölüm olayı nedeniyle başvurucuya belirli miktarda tazminat ödenmesine

karar verilmesi dikkate alındığında- ceza soruşturmasının tazminat davasının

etkililiğine zarar vermeyecek şekilde yürütülerek belirsizlik içinde

bırakılmadığı görülmüştür. Bu durumda başvurucunun etkili yargısal sistem kurma

yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. (§53-54-55).”

diyerek başvurucunun makul süre şikâyetini cevapsız bırakmıştır.

3. Mahkememizin 2014/11084 numaralı bireysel başvuru kararı

karşı oy yazısında, “Özellikle makul süre şikayetlerinde sözleşmenin 6.

maddesinden hareketle " adil yargılanmaya ilişkin güvencelerin

.. . ... bir suç isnadının esasının karara

bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı(nın) sınırlandırılması.." başka bir ifadeyle

daraltılması yanlış algılamalara, önemli hak kayıplarına, hakkaniyetsizliklere

neden olmaktadır. Başvuruda olduğu gibi bir haksız fiile maruz kalıp mağdur

olan başvurucular, makul süre dışına çıkan soruşturma ve kavuşturma süreçleri

sonucunda şüpheli sanıkla ilgili, zamanaşımı sonucunda verilen "davanın

ortadan kaldırılması" kararı ile bir kez daha mağdur olmakta, haksız fiile

uğradıkları yetmezmiş gibi şüpheli sanığın cezasız kalması sonucu bir kez daha

yıkıma uğramaktadırlar. Dava zamanaşımı gibi sebeplerle ortadan kalkmasa bile

davanın makul sürede sonuçlanmaması da mağdur katılanın tekrar mağduriyetine

neden olmaktadır.

Bireysel başvuruya konu mezkur

şikayetin şüpheli sanığının makul olmayan soruşturma ve kovuşturma süreci

nedeniyle başvuruda bulunması halinde kendisinden bir anlamda "özür

dilenerek" tazminat verilirken, mağdur-katılana ise "sen sözleşmenin

6. maddesi kapsamına girmiyorsun o yüzden senin başvurunla ilgili konu

bakımından yetkisizim" denilerek başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı

vermek vicdanları rahatsız etmekte, hakkaniyete uygun düşmemektedir.

Makul süre şikâyetlerinde, hukuk davalarında davacı

- davalı ayrımı yapılmaksızın tazminat verilirken, ceza soruşturma ve

kovuşturmalarında, şüpheli-sanığa tazminat verilip, (hatta bazen) aynı

soruşturma veya kovuşturmanın şikayetçisine - katılanına tazminat vermemek,

Anayasa Mahkemesinin "fail ve suçluları koruyup kollayan mahkeme"

olduğu algısına da neden olmaktadır.

Bu algının yerleşmemesi, mahkemece şikayetçi mağdur ile şüpheli

sanık yönlerinden makul süre nedeniyle bir ayrım yapılmadığı, her ikisinin de

mahkeme nezdinde korunmaya değer haklarının olduğunun tespit ve teslimi

amacıyla, Mahkememizin Sözleşmenin 6. maddesi yerine Anayasanın 36.

maddesindeki "Adil Yargılanma Hakkı"nda

ifade olunan "HERKES" ibaresinden hareketle, (genişletici bir yorumla)

şikayetçi - katılanlar lehine bir içtihat geliştirerek, ceza soruşturma ve

kovuşturmalarında makul süre şikayetlerinden dolayı, ihlalin tespiti ve talep

halinde kendilerine tazminat ödenmesine karar vermesi, hakkaniyete uygun ve

vicdanları rahatlatan bir karar olacaktır. (§10-11-12-13).” gerekçesiyle

çoğunluk görüşüne katılmamıştım, Bu dosyada da aynı

gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılamadım.

4. Bu arada, 6384 sayılı Kanun'la, yargılama sürelerinin

uzunluğu ve aynı zamanda yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da

icra edilmemesi konularında Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların

Komisyon tarafından değerlendirilerek karara bağlanmasında izlenecek yol olarak

belirlenmiş olduğundan, başvurucunun makul süre şikâyeti hakkında başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA karar verilmesi gerekirdi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Mustafa ARI

Başvurucu

:

Orhan OK

Vekili

:

Av. Üzeyir

TÜFEKÇİ

Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/4913, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Ceza
  7. B. Olayla İlgili Tam
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Karşıoy Gerekçesi
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. Akıncı
  16. Seferinoğlu
  17. Tüfekçi
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/4913
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • A.b. Başvurusu (B. No: 2016/22702)
  • Mustafa Özterzi Başvurusu (B. No: 2016/14597)
  • Abdulkadir Demircan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/23178)
  • Orhan Bingöl Başvurusu (B. No: 2016/9154)
  • Gökhan Koçar ve Mesut Kasırğa Başvurusu (B. No: 2016/777)
  • Ahmet Yüksel ve Mehmet Yüksel Başvurusu (B. No: 2016/4338)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.