İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Bayrak Başvurusu (B. No: 2013/3803)

1. Başvurucu, “kaçakçılık”

Başvuru No2013/3803Tarih25 Şubat 2015Okuma32 dk · 6.410 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Bayrak Başvurusu

Karar tarihi
25 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2013/3803
R.G. Tarih-Sayı
27/5/2015-29368
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.410 kelime·32 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, “kaçakçılık”

suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı davanın makul sürede

sonuçlanmadığını ve hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen

dava konusu aracın müsaderesine karar verildiğini belirterek, Anayasa’nın 35.,

36. ve 38. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi veya maddi

ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 7/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 10/1/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 29/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 31/3/2014 tarihli görüş yazısı

başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu süresi içinde, Adalet Bakanlığı görüşüne

karşı beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

kapsamında, 19/7/2002 tarihinde başvurucunun idaresindeki araca el konulmuş ve

başvurucunun ifadesi alınmıştır.

8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, “kaçakçılık ve resmi belgede

sahtecilik” suçlarından yapılan soruşturma sonunda, 30/12/2002

tarihinde, “kaçakçılık ve resmi belgede

sahtecilik” suçlarına ilişkin soruşturma dosyalarının ayrılmasına

karar verilmiştir.

9. Başvurucu ve diğer beş şüpheli hakkında, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2002 tarih ve E.2002/50658 sayılı iddianamesi

ile “kaçakçılık” suçunu

işledikleri iddiasıyla Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

10. Başvurucu dışındaki üç şüpheli hakkında, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2002 tarih ve E.2002/94437 sayılı iddianamesi

ile “resmi belgede

sahtecilik” suçunu işledikleri iddiasıyla Ankara 7. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

11. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, “kaçakçılık” suçundan yaptığı yargılama

sonunda, 11/10/2006 tarih ve E.2003/62, K.2006/834 sayılı kararıyla suçun

işlendiği hususunda kesin ve inandırıcı delil bulunamadığından başvurucunun beraatine ve suç konusu aracın ruhsat sahibine iadesine

karar vermiştir.

12. Katılanın temyizi üzerine karar, Yargıtay 7. Ceza

Dairesinin 22/12/2008 tarih ve E.2008/7468, K.2008/22223 sayılı ilâmı ile

sanıklar hakkında kaçakçılık suçundan açılan başka bir dava bulunup

bulunmadığının araştırılması, “resmi belgede sahtecilik” suçundan açılan davanın

sonuçlanıp sonuçlanmadığının tespiti ve gerekirse birleştirme kararı verilerek

hüküm kurulması gerektiği belirtilerek bozulmuştur.

13. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi “resmi belgede sahtecilik” suçundan yaptığı yargılama

sonunda, 26/5/2009 tarih ve E.2009/74, K.2009/177 sayılı kararı ile sanıklardan

A.B.’nin çalışmak için 1996-2000 yılları arasında

Kırgızistan’da bulunduğu ve dönüş yapacağı sırada gümrük işlemleriyle uğraşan

sanıklar M.K. ve B.K.’nın, sanık A.B. ile temasa

geçerek permi hakkı olduğunu belirtmek suretiyle suça konu aracı yurda sokmaya

karar verdikleri ve belgeleri sahte olarak hazırlamak suretiyle aracın

gümrükten geçişini sağladıkları, daha sonra aracı üçüncü kişilere sattıkları,

sanık A.B.’nin yurtdışından araç almadığı halde almış

gibi belge düzenleyerek gümrük işlemlerinin yapıldığı, her üç sanığın işbirliği

içinde sahte belgeler düzenledikleri, bu şekilde suçlarının sübuta erdiği

gerekçesiyle “resmi belgede sahtecilik”

suçundan ayrı ayrı 1 yıl 11 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına,

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş ve 22/6/2009 tarihinde

hüküm kesinleşmiştir.

14. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Yargıtay 7. Ceza

Dairesinin 22/12/2008 tarihli bozma ilâmına uyarak yaptığı yargılama sonunda,

16/6/2009 tarih ve E.2009/566, K.2009/665 sayılı karar ile başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamu

davasının, 10/7/2003 tarih ve 4926 sayılı mülga Kaçakçılıkla Mücadele

Kanunu’nun 31. maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 1/3/1926 tarih ve 765

sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasının (4)

numaralı bendi ile 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

223. maddesinin (8) numaralı fıkrası gereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine,

Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre

suça konu aracın sahte belgelerle yurtdışından getirildiği, mevcut hali ile

ithalat şartını taşımadığı ve kaçak olduğu gerekçesiyle 21/3/2007 tarih ve 5607

sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları delaletiyle 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 54.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine karar vermiştir.

15. Başvurucunun müsadere kararı yönünden temyizi üzerine

hüküm, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 4/2/2013 tarih ve E.2011/12045, K.2013/2898

sayılı ilâmıyla onanmıştır.

16. Karar, 17/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu, 7/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

18. 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci

fıkrasının (4) numaralı bendi; 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8)

numaralı fıkrası, 4926 sayılı mülga Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası.

19. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak 26/9/2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve

kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır.

…

(2) Etkin pişmanlık nedeniyle fail hakkında cezaya

hükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece suç konusu

eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.”

20. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası.

“(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması,

taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 25/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 7/6/2013 tarih ve 2013/3803 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularak

ifadesinin alındığını, Başsavcılıkça, “kaçakçılık”

suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,

Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle

düşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,

müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkında

kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğini,

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, masumiyet karinesi ile

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,

“kaçakçılık” suçunu işlediği

iddiasıyla hakkında açılan kamu davasında, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince

16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiğini, hakkında

kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen dava konusu aracın

müsaderesine hükmedildiğini belirterek, Anayasa’nın 35., 36. ve 38.

maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.

Başvurucunun, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen düşme kararına yönelik

bireysel başvuruda bulunmadığı, adına trafik siciline kayıtlı aracın

müsaderesine karar verilmesinin Anayasa’nın 35., 36. ve 38. maddelerinde

düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü dikkate alındığında, ihlal

iddialarının tamamı mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmadığına yönelik

şikâyeti ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

24. Başvurucunun, “kaçakçılık”

suçunu işlediği iddiasıyla hakkında açılan kamu davasında, Ankara 1. Asliye

Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı

verilmesine ve hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen dava

konusu aracın müsaderesine hükmedilmesinin, Anayasa’nın 35. maddesinde

düzenlenen mülkiyet hakkını ihlal ettiğine ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan

yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

b. Makul Sürede Yargılama Yapılmadığı İddiası

25. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti de

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak da kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

26. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konulduğunu,

Başsavcılıkça, “kaçakçılık”

suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,

Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle

düşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,

müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkında

kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğini

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun müsadere edilen

aracının kaçak olduğunun Mahkeme kararlarıyla sabit olduğu, anılan aracın,

başvurucu ile bir başka özel kişi arasında düzenlenen araç alım-satımına

ilişkin sözleşmesel bir ilişkiye dayalı olarak

başvurucu tarafından satın alındığı, başvuru konusu araca ilişkin düzenlenen

sahte belgeler hususunda başvurucunun iyi niyetli olduğu kabul edilse dahi

başvurucu açısından ayıplı mal satın alınmasının söz konusu olabileceği, bu

itibarla somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına üçüncü kişilerin kusuruna

dayalı bir müdahalenin söz konusu olduğu, bu müdahalede Devletin pozitif

yükümlülüğünün varlığı ileri sürülse bile bu müdahaleye karşı etkin yargısal

yolların bulunduğu, zarara uğradığını iddia eden başvurucunun zararının tazmini

için aracı satın aldığı kişiye karşı el koyma işleminden sonra Borçlar Hukuku

kapsamında dava açmasının mümkün olduğu, ancak başvurucunun herhangi bir dava

açmadığı, bu nedenle başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruda

bulunulduğu belirtilmiştir.

28. Başvurucu Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, Bakanlık

görüşüne katılmadığını, hakkında mahkûmiyet hükmü verilmeden aracın müsadere

edildiğini ve müsaderesine karar verilen aracın bedelinin de ödenmediğini,

zarara sebebiyet veren kişinin aracı satan kişi değil kesinleşmiş bir

mahkûmiyet kararı olmadan sahtecilik ve kaçakçılık iddiasıyla aracı müsadere

eden yargılama makamları olduğunu, mülkiyet hakkının ihlaline müsadere

kararının neden olduğunu bildirmiştir.

29. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından,

ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

30. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna

ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

32. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı

olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

33. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

34. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

35. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir.

36. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi

üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten

barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın

ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı

düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci cümlesinde

düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun olarak ve bu

amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla mülkiyetin kullanımını

kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer almaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç,

B. No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).

37. Anayasa'nın 35. maddesi de Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel şekilde, birinci

fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet

hakkının sınırlandırılması ve bu sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir.

38. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak

bir müdahalenin bulunması gerekmektedir (B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

39. Bu doğrultuda, öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına

dâhil olabilecek malvarlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.

maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan

menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekilde

tanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T.

10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008).

40. 13/10/1984 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik

Kanunu’nun 20. maddesi şöyledir:

“Tescil süreleri, satış ve devirler, noterlerin sorumluluğu

ile ilgili esaslar şunlardır:

a) Araç sahipleri,

1. Tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak olan araçların

satın alma veya gümrükten çekme tarihinden itibaren üç ay içinde tescili için;

bunların hurda durumuna gelmesi hâlinde ise bir ay içinde tescilin silinmesi

için ilgili trafik tescil kuruluşuna veya Emniyet Genel Müdürlüğünün

belirleyeceği kamu kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzel

kişilerine başvurmak,

…

zorundadırlar.

b) Araçların giriş işlemlerini yapan gümrük idareleri bu

durumu 15 gün içinde araç sahiplerinin beyan ettikleri tescil kuruluşuna

bildirmekle yükümlüdürler.

c) Tescil belgesi, aracın başkasına satış veya devrine,

hurdaya çıkarılmasına veya araçta, yönetmelikte belirtilen niteliklerin

değişmesine kadar geçerli sayılır.

d ) Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve

devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi,

gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu

bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri

kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi

adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak

noterler tarafından yapılır.

Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler

geçersizdir.

Satış ve devir işlemi, siciline işlenmek üzere üç işgünü

içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu ile vergi dairesine bildirilir. Bu

bildirimle birlikte alıcı adına trafik tescil işlemi gerçekleşmiş sayılır.

Satış ve devir tarihi itibariyle, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu

hükümleri uyarınca eski malikin vergi mükellefiyeti sona erer, yeni malikin

vergi mükellefiyeti başlar.

Yapılan satış ve devir işlemi üzerine noterler tarafından

yeni malik adına bir ay süreyle geçerli tescile ilişkin geçici belge

düzenlenir.

…

Satış ve devir işlemlerinin bildiriminden itibaren bir aylık

süre içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu veya Emniyet Genel Müdürlüğünün

uygun gördüğü kamu kurum veya kuruluşları tarafından yeni malik adına tescil

belgesi düzenlenerek elden veya posta aracılığıyla teslim edilir. Tescil

belgesinin bir ay içerisinde teslim edilememesi halinde yeni malike sorumluluk

yüklenemez.

…”

41. Taşınır eşyada mülkiyetin devri için borçlandırıcı

işlemin yapılmasından sonra zilyetliğin naklinin (tasarruf işlemi)

gerçekleştirilmesi gerekir. Bu tasarruf işlemi doğrudan doğruya eşyanın veya

aracın teslimi yahut eşyanın alıcının fiili hâkimiyetine girmesi ile

gerçekleşir.

42. Taşınır eşya olan motorlu araçların devri, taşıdıkları

önem ve risk nedeniyle hukuk düzeni tarafından diğer taşınır eşyanın tabi

olduğu mülkiyetin devir şeklinden farklı olarak daha sıkı şekil şartlarına tabi

tutulmuştur.

43. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasının

(d) bendine göre, “Tescil edilmiş araçların

her çeşit satış ve devirleri .... araç sahibi adına

düzenlenmiş tescil belgesi… esas alınarak noterlerce yapılır...”

44. Trafik sicili, Devlet eliyle resen tutulan, motorlu

araçların teknik ve fiziki özellikleri ile üzerlerinde yer alan başta mülkiyet

hakkı olmak üzere hakları ve kısıtlamaları gösteren resmi bir kayıt sistemidir.

45. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7.

maddesi şöyledir:

“Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların

doğruluğuna kanıt oluşturur.

Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda

başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı

değildir.”

46. Trafik sicili, 4721 sayılı Kanun’un 7. maddesinde

belirtilen resmi sicillerden sayılırken, bu sicile dayanarak oluşturulan araç

tescil belgeleri de (ruhsatname) aynı madde gereği resmi senetlerden

sayılırlar. Dolayısıyla belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt

oluştururlar. Trafik sicili, içerdiği hususların doğruluğuna ilişkin karine

teşkil eder.

47. Trafik siciline tescilli araçlarda noterde yapılan satış

veya devir işleminin sonrasında aracın zilyetliği alıcıya devredildiğinde

mülkiyeti de geçmiş olacaktır.

48. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesine göre, henüz tescili

yapılmamış motorlu araçların mülkiyet devirlerinin ise genel olarak taşınır

mülkiyetinin devrine ilişkin esaslardan ayrılmadığı söylenebilir. Diğer bir

deyişle, mülkiyeti devretmeyi amaçlayan sözleşmenin yapılmasından sonra

mülkiyeti devir amacıyla zilyetliğin naklinin gerçekleşmesi ile motorlu aracın

mülkiyeti alıcıya geçmiş olacaktır. Alıcı, aracın trafik siciline tescilinden

önce, usulüne uygun olarak yapılan sözleşmeyi takiben araç üzerindeki

zilyetliğin kendisine devredilmesi ile malik olmuştur. Bu yönüyle trafik

sicilindeki tescil kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir.

49. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibariyle 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

olmamakla birlikte, trafik siciline tescilli araç mülkiyetinin Anayasa'nın 35.

maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesi

kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın

varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,

Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir

menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi

gerekir (B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30-31).

50. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,

kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara

uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden

yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (B. No: 2013/1012, 16/4/2013, §

17).

51. Başvuru konusu olayda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde başvurucunun idaresindeki

araca el konularak, başvurucu ile diğer beş şüpheli hakkında “kaçakçılık” suçundan, üç şüpheli hakkında

ise “resmi belgede

sahtecilik” suçundan kamu davası açılmıştır.

52. Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Müfettişi tarafından

düzenlenen 17/5/2002 tarihli teftiş raporu üzerine Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, 19/7/2002 tarihinde

başvurucunun idaresindeki araca el konulmuştur.

53. El konulan aracın, 14/1/2000 tarihinde Kırgızistan’dan

Türkiye’ye getirildiği, gümrük işlemlerinin tamamlanarak 17/1/2000 tarihinde

Ankara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğü

tarafından, bedelsiz ithalat izni verilerek Ankara Trafik Şube Müdürlüğüne

trafik kayıt ve tescil işlemlerinin A.B. adına yapılması için yazı yazıldığı

anlaşılmıştır. Aynı araca yönelik olarak 7/2/2000 tarihinde, A.B. ile başvurucu

arasında Altındağ 8. Noterinde “Kat’i Satış

Senedi” düzenlenmiş ve bu şekilde başvurucu aracı A.B.’den satın almıştır. Başvurucu bu belgeye dayalı

olarak, 8/2/2000 tarihinde Ankara Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne başvurmuş,

aracın trafik tescilini gerçekleştirmiş ve adına motorlu araç trafik tescil

belgesi düzenlenmiştir. Bu şekilde aracın trafik siciline ilk tescilinin

yapıldığı ve ilk tescilinin başvurucu adına gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

54. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu ve

diğer beş şüpheli hakkında düzenlenen 30/12/2002 tarihli iddianamede, gümrük

vergilerinden muafiyet ve istisna tanınacak hallere ilişkin mevzuat hükümlerine

göre Türk vatandaşları tarafından yurda getirilecek araçların 21/11/1997

tarihinden önce satın alınmış olması gerektiği, yapılan araştırmada el konulan

aracın Kırgızistan’dan A.B. tarafından 25/11/1999 tarihinde satın alındığı,

ithalat sırasında gümrük idaresine verilen belgelerde otomobilin satın alınma

tarihinin 11/8/1997 olarak gösterildiği ve belgelerde sahtecilik yapıldığı, bu

şekilde şüphelilerin teşekkül halinde kaçakçılık suçunu işledikleri iddiasıyla

cezalandırılmaları talep edilmiştir.

55. Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, el

konulan araca yönelik olarak, başvurucu dışındaki üç şüpheli hakkında, Ankara

7. Ağır Ceza Mahkemesinde “resmi belgede sahtecilik” suçunu işledikleri

iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

56. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama

sonunda, 26/5/2009 tarihinde sanıkların “resmi belgede sahtecilik” suçundan 1 yıl 11 ay 10

gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmiş ve karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

57. Başvurucu ve diğer beş şüpheli hakkında, “kaçakçılık” suçunu işledikleri iddiasıyla

Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında yapılan yargılama

sonunda, 16/6/2009 tarihli karar ile başvurucu ve diğer sanıklar hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamu

davasının, 4926 sayılı mülga Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası

delaletiyle 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (4)

numaralı bendi ile 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8) numaralı fıkrası

gereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin

26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konu aracın sahte belgelerle

yurtdışından getirildiği, mevcut hali ile ithalat şartını taşımadığı ve kaçak

olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası

uyarınca müsaderesine karar verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 4/2/2013

tarihli ilâmıyla hüküm onanmıştır.

58. Somut olayda, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009

tarihli kararı ile el konulan aracın Türkiye’ye getirilmesi ve tescil

edilmesinin “resmi

belgede sahtecilik” suçunun işlenmesi suretiyle oluştuğu

kesinleşmiştir. Başvurucu hakkında yargılama yapan Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince

de Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen ilâmı ve gerekçesi dikkate

alınarak, el konulan aracın “kaçak eşya”

olduğu kabul edilmiş, ancak suç tarihinden itibaren 765 sayılı mülga Kanun’da

belirtilen zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine ve “kaçak eşya” niteliğindeki aracın

müsaderesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Ceza Dairesince

düşme ve müsadere kararı yönünden hüküm onanmıştır.

59. 7/2/2000 tarihinde A.B. ile başvurucu arasında Altındağ

8. Noterinde “Kat’i Satış Senedi”

düzenlenmiş ve bu şekilde başvurucu aracı A.B.’den

satın almıştır. Yukarıda açıklandığı üzere (bkz. § 48) başvurucu, aracın satış

işleminin ve naklinin gerçekleşmesi ile mülkiyet hakkını kazanmıştır. Kaldı ki

başvurucu bu belgeye dayalı olarak, 8/2/2000 tarihinde Ankara Trafik Tescil

Şube Müdürlüğüne başvurmuş, aracın trafik tescilini gerçekleştirmiş ve adına

motorlu araç trafik tescil belgesi düzenlenmiştir. Dolayısıyla Ankara 1. Asliye

Ceza Mahkemesince müsadere edilen araç üzerinde, başvurucunun, Anayasa’nın 35.

maddesi kapsamında mülkiyet hakkının bulunduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.

60. Mutlak değil sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkı

Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta,

ikinci ve üçüncü fıkralarında da sınırlama ve güvence ölçütleri

gösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvencelerin Anayasa’nın 13. maddesinde yer

alan ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

61. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlandırmanın Anayasa’nın

13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde

belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

62. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, “mülkiyet hakkına” yönelik bir müdahale

bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda, varlığı kabul edilen

müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığının, söz konusu hakkın özünü

zedeleyecek ölçüde kısıtlanıp kısıtlanmadığının, kısıtlamanın demokratik

toplumda gerekli olup olmadığının ve kullanılan araçların orantısız olup

olmadığının tespit edilmesi gerekir.

i. Müdahalenin

Mevcudiyeti Hakkında

63. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konulduğunu,

Başsavcılıkça, “kaçakçılık”

suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,

Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle

düşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,

müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkında

kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğini

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. 7/2/2000 tarihinde A.B. ile başvurucu arasında Altındağ

8. Noterinde “Kat’i Satış Senedi”

düzenlenmiş ve bu şekilde başvurucu aracı A.B.’den

satın almıştır. Başvurucu, aracın satış işleminin ve naklinin gerçekleşmesi ile

mülkiyet hakkını kazanmıştır. Kaldı ki başvurucu bu belgeye dayalı olarak,

8/2/2000 tarihinde Ankara Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne başvurmuş, aracın

trafik tescilini gerçekleştirmiş ve adına motorlu araç trafik tescil belgesi

düzenlenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında

mülkiyet hakkı bulunduğu aracın, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince müsadere

edilmesi, mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde kabul edilebilir.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

Hakkında

65. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla, sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş

olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına

uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

1. Kanunlar Tarafından

Öngörülme

66. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, 16/6/2009 tarihli kararı

ile başvurucu hakkında “kaçakçılık”

suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, Ankara 7.

Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konu

aracın sahte belgelerle yurtdışından getirildiği, mevcut hali ile ithalat

şartını taşımadığı ve kaçak olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine karar vermiştir.

67. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre, anılan Kanun’da tanımlanan suçlarla ilgili olarak 5237 sayılı

Kanun’un eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır. Aynı maddenin

(2) numaralı fıkrasına göre, kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece

suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel

teşkil etmez. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre

de üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç

oluşturan eşya müsadere edilir.

68. Yukarıda belirtildiği üzere Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca el konulan aracın, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince “kaçak eşya” olduğu kabul edilerek

müsaderesine karar verildiği, anılan kararın, 5607 sayılı Kanun’un 13.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54.

maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre verildiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun mülkiyet hakkında yapılan müdahalenin “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır.

2. Meşru Amaç

69. 5607 sayılı Kanun’a göre kaçakçılık; ülkeye ithali ya da

ülkeden ihracı yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan bir

eşyayı gümrük işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek ve bu eşyayı ülke

içinde satmak veya satın almaktır.

70. Başvuru konusu olayda, başvurucu adına trafik siciline

tescilli aracın Mahkemece “kaçak eşya”

niteliğine olduğu gerekçesiyle müsadere edilmesi ile ithali yasak olan eşyanın

ülkeye girişine engel olunması ve ka­çak­çı­lı­ğın ön­len­mesi amaçlanmıştır.

Dolayısıyla bu yönden, başvurucuya ait aracın müsadere edilmesinin meşru bir

amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

3. Demokratik Bir Toplumda

Gerekli Olma ve Ölçülülük

71. Son olarak başvurucuya ait aracın Mahkeme kararıyla

müsadere edilmesi ile “mülkiyet hakkına”

yapılan müdahale arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediği

değerlendirilmelidir.

72. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratik toplumu,

“Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en

geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve

özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar,

demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel

hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla

demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak

yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.

24/9/2008) biçiminde tarif etmiştir. Başka bir deyişle yapılan sınırlama hak ve

özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede

güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak

sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum

düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM,

E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008).

73. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ile

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın,

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,

amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih

edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

74. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

75. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, başvurucuya ait aracın “kaçak eşya” niteliğinde kabul edilerek

müsadere edilmesi şeklindeki müdahalenin, mülkiyet hakkını kısıtlama bakımından

“demokratik bir toplumda gerekli”

ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olup olmadığıdır.

76. Bu çerçevede mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin,

izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını belirleyebilmek için olayın

bütünlüğüne bakılarak bu özgürlüğün özüne zarar verilip verilmediğinin

değerlendirilmesi gerekir. Mülkiyet hakkının özüne zarar verecek ve makul

olmayan müdahale, ölçüsüz ve orantısız bir müdahale olarak kabul edilebilir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi temel olarak,

maddede düzenlenen hakların kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfi

müdahalelerine karşı korunmayı amaçlamaktadır.

77. Başvuru konusu olayda başvurucu, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki

araca el konulduğunu, Başsavcılıkça, “kaçakçılık”

suçunu işlediği iddiasıyla 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu davasının,

Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/6/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle

düşmesine karar verildiği halde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini,

müsadere kararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkında

kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğini

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

78. Başvurucu ve diğer beş şüpheli hakkında, “kaçakçılık” suçunu işledikleri iddiasıyla

Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında yapılan yargılama

sonunda, 16/6/2009 tarihli karar ile başvurucu ve diğer sanıklar hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamu

davasının, 4926 sayılı mülga Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası

delaletiyle 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (4)

numaralı bendi ile 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8) numaralı fıkrası

gereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin

26/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konu aracın sahte belgelerle

yurtdışından getirildiği, mevcut hali ile ithalat şartını taşımadığı ve kaçak

olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası

uyarınca müsaderesine karar verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 4/2/2013

tarihli ilâmıyla hüküm onanmıştır.

79. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/5/2009 tarihli kararı

ile el konulan aracın Türkiye’ye getirilmesi ve tescil edilmesinin “resmi belgede sahtecilik”

suçunun işlenmesi suretiyle oluştuğu kesinleşmiştir. Başvurucu hakkında

yargılama yapan Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince de Ankara 7. Ağır Ceza

Mahkemesinin kesinleşen ilâmı ve gerekçesi dikkate alınarak, el konulan aracın “kaçak eşya” olduğu kabul edilmiş, ancak

suç tarihinden itibaren 765 sayılı mülga Kanun’da belirtilen zamanaşımı

sürelerinin geçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine ve “kaçak eşya” niteliğindeki aracın

müsaderesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Ceza Dairesince

düşme ve müsadere kararı yönünden hüküm onanmıştır.

80. Somut olayda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca el

konulan aracın, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince “kaçak eşya” olduğu kabul edilerek müsaderesine karar

verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı

ve mülkiyet hakkının özüne müdahale niteliğinde olup olmadığı

değerlendirilmiştir. Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararında belirtildiği

üzere başvurucuya ait aracın “kaçak eşya”

niteliğinde olduğu, sahte belgelerle ülkeye getirildiği, nitekim Ankara 7. Ağır

Ceza Mahkemesince suça konu aracın sahte belgelerle yurtdışından getirildiği

gerekçesiyle “resmi

belgede sahtecilik” suçundan mahkûmiyet kararı verildiği

anlaşılmıştır.

81. Günümüzde uluslararası ticaretin giderek artması ve

serbestleşmesi, toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ülke

ekonomisi ve güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetlerindeki

artışı da beraberinde getirmiştir. Ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunması

ve kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kaçakçılıkla mücadele etmek

için ülkeler tarafından hukuki düzenlemelerle gerekli önlemler alındığı gibi,

bu gibi fiillerle mücadelede etkinliğin artırılması amacıyla uluslararası

anlaşmalar da yapılmaktadır. Bu nedenlerle kaçakçılıkla mücadelede etkinliğin

artırılması amacıyla “kaçak eşya”nın

müsadere edilmesinin, kamu yararı amacı taşıdığı değerlendirilmektedir.

82. Dolayısıyla Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen

kararıyla “resmi

belgede sahtecilik” yapılarak ülkeye getirilen aracın “kaçak eşya” niteliğinde olduğu

gerekçesiyle müsadere edilmesi, kamu yararı amacına uygun olup, başvurucuyu

kişisel ve aşırı bir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuya

yüklenen külfetin orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.

83. Öte yandan başvurucu, müsadere kararı verilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de başvurucunun, müsadere

edilen aracı 7/2/2000 tarihinde A.B.’den Noterde

düzenlenen “Kat’i Satış Senedi”

ile satın aldığı, aracın satış tarihinden önceki belgelerinde sahtecilik

yapılması nedeniyle kaçak olduğunun ortaya çıktığı, bu durumun satıcının

sözleşmeye dayalı sorumluluğunu gündeme getirebileceği anlaşılmıştır.

Başvurucunun, müsadere edilen aracın “kaçak

eşya” olduğunu öğrenmesi üzerine aracı satın aldığı A.B. aleyhine,

aralarındaki satış sözleşmesine dayalı olarak tazminat davası açabileceği gibi,

“kaçak eşya” niteliğindeki aracın

bu şekilde ülkeye getirilmesinde ilgili idarenin kusuru olduğu kanaatinde ise

bu konuda ilgili idare aleyhine tazminat veya tam yargı davası açması da

mümkündür. Bu nedenle “kaçak eşya”

olarak nitelenen aracın müsadere edilmesinin, başvurucuyu aşırı ve telafi

edilemez bir yük altına sokmadığı kabul edilmiştir.

84. Sonuç olarak, başvurucuya ait “kaçak eşya” niteliğindeki aracın müsadere edilmesi,

başvurucunun mülkiyet hakkının özüne yönelik orantısız ve makul olmayan bir

müdahale olarak değerlendirilemez.

85. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, başvurucuya ait

aracın “kaçak eşya” olarak

nitelendirilerek müsadere edilmesi, mülkiyet hakkına yönelik orantısız bir

müdahale olmadığı ve bu bağlamda demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

b. Makul Sürede Yargılama Yapılmadığı iddiası

86. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 19/7/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularak

ifadesinin alındığını, Başsavcılıkça, 30/12/2002 tarihinde hakkında açılan kamu

davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

87. Adalet Bakanlığı, makul sürede yargılanma hakkının ihlali

iddialarına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

88. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan

makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

89. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

90. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,

9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “kaçakçılık” suçunu işlediği iddiasıyla

soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç 7/1/1932 tarih

ve 1918 sayılı mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun’un 25. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 33. maddesinin üçüncü fıkrasında hapis ve adli para cezasını

gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç

isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına

girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

91. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım

tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun

idaresindeki araca el konularak ifadesinin alındığını 19/7/2002 tarihidir. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 7. Ceza

Dairesinin Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kararını onadığı 4/2/2013

tarihidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

92. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

19/7/2002 tarihinde, idaresindeki araca el konularak ifadesi alınan başvurucu

ile diğer beş şüpheli hakkında, “kaçakçılık”

suçunu işledikleri iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2002

tarihli iddianamesi ile kamu davası açıldığı belirlenmiştir. Yargılamaya

başlayan Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince, başvurucunun savunmasının

alındığı, Ankara Gümrükler Başmüdürlüğüne yazı yazılarak, el konulan aracın

muafiyet hükümleri kapsamında ithalinin mümkün olup olmadığı hususunda bilgi

istendiği, el konulan araç üzerinde bilirkişi refakatiyle keşif yapıldığı, uzun

süre, muafiyet hükümlerinden yararlanarak ithal edilen söz konusu araç

hakkındaki kayıtların tespiti amacıyla Kırgızistan adli makamlarına yazılan

talimat cevabının beklendiği, sonuç alınamaması üzerine 11/10/2006 tarihli

karar ile suçun işlendiği hususunda kesin ve inandırıcı delil bulunamadığından

başvurucunun beraatine ve suça konu aracın ruhsat

sahibine iadesine karar verildiği tespit edilmiştir. Katılanın temyizi üzerine

hükmün, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22/12/2008 tarihli ilâmı ile bozulduğu,

bozma üzerine yapılan yargılamada Mahkemece, 16/6/2009 tarihli karar ile

başvurucu hakkında “kaçakçılık”

suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine, suça konu aracın

müsaderesine karar verildiği, başvurucunun temyizi üzerine kararın, Yargıtay 7.

Ceza Dairesinin 4/2/2013 tarihli ilâmı ile onandığı anlaşılmıştır.

93. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B. No: 2013/695, 9/1/2014, §§

24-40).

94. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

ceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da

söylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu on

yıl altı ay on beş günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

95. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

96. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle aracı satın

almak için ödediği 33.000 DM ve yaptığı masraflar karşılığı 30.000,00 TL maddi,

makul sürede yargılama yapılmadığı için 10.000,00 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

97. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

98. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin on yıl

altı ay on beş günlük yargılama süresi nazara alındığında, yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

99. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, mülkiyet hakkının ihlali

iddiasına ilişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet

hakkının ihlal edilmediğine karar verildiği dikkate alındığında başvurucunun

maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

100. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA, Celal Mümtaz AKINCI’nın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa’nın

35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

Celal Mümtaz AKINCI’nın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

3. Makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

4. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

B. Başvurucuya

net 10.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin

diğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,

C. Başvurucu

tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,

D. Ödemelerin,

kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,

25/2/2015

tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Başvurucu,

“kaçakçılık” suçu işlediği iddiası ile yargılandığı davanın makul sürede

sonuçlanmadığı ve hakkında kesinleşmiş mahkumiyet

hükmü bulunmamasına rağmen dava konusu aracın müsaderesine karar verildiğini

belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun

satın aldığı, yurt dışından getirilen otomobile kaçak olduğundan bahisle el

konulmuş ve uzun bir yargılama sürecinden sonra “kaçakçılık” suçundan açılan

davanın zamanaşımından düşürülmesine, aracın da müsaderesine karar verilmiştir.

Dosya

incelendiğinde suça konu aracın yurtdışından başvurucu tarafından

getirilmediği, yurtdışından mevzuata aykırı olarak getirilen aracın mevzuata

aykırı olarak getirildiğini bilmeyen iyiniyetli üçüncü şahıs durumunda olan

başvurucu tarafından noter satış senedi ile satın alındığı ve bu aracı

kullanmakta iken araca el konulup dava açıldığı görülmektedir.

Suça

konu aracın yurt dışından usulsüz olarak ithal edilmesi ve mevzuata aykırı

olarak yurt dışından getirilen aracın trafiğe tescili esnasında gerekli dikkat

ve özeni göstermeyen idari birimlerin eylem ve işlemi başvurucunun

mağduriyetine neden olmuştur.

Başvurucunun

mülkiyet hakkının ihlali yönünden, aracın ithali esnasında kusurlu davranan

kamu gücü aleyhine başvuru yollarını tüketmeden mahkememize başvurmuş olması

nedeniyle başvurusunun, başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğu görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmadım.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Raportör Yrd. : Derya ATAKUL Başvurucu : Osman BAYRAK Vekili : Av. Altan BALANTEKİN Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3803, 25 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Başvurucuya
  16. C. Başvurucu
  17. Karşı Oy
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3803
Tarih
25 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Ergün Poyraz Başvurusu (B. No: 2013/2809)
  • M.b. Başvurusu (B. No: 2013/2123)
  • Ayşe Başcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5367)
  • Mustafa Asiler Başvurusu (B. No: 2013/3578)
  • Şenal Haylaz Başvurusu (B. No: 2013/3457)
  • Alper Kurtuldu Başvurusu (B. No: 2013/8064)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.