İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Karakaya Başvurusu (B. No: 2018/16093)

1. Başvuru; yakalama, gözaltına alma ve tutuklama

Başvuru No2018/16093Tarih3 Kasım 2020Okuma39 dk · 7.713 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Karakaya Başvurusu

Karar tarihi
3 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2018/16093
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.713 kelime·39 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; yakalama, gözaltına alma ve tutuklama

tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlendiği iddiasıyla başvurucu

tarafından yapılan şikâyet üzerine yürütülen soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmesi ve bu karara yapılan itirazın reddedilmesi nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 8/6/2018, 12/4/2019 ve 10/3/2020

tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Yapılan incelemede 2018/16093 numaralı başvuru ile

2019/10089 ve 2020/9051 sayılı başvurular arasında konu ve kişi bakımında

irtibat olması nedeniyle 2019/10089 ve 2020/9051 numaralı başvuruların

2018/16093 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya

üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyetler

haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyetler

yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke

genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı

ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu

kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum

ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

11. Başvurucu 29/3/2018 tarihinde ilgili yabancı devlet

yetkilileri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. İstanbul 1. Sulh Ceza

Hâkimliğinin tutuklama kararında ve İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin

mahkumiyete ilişkin karar gerekçesinde belirtildiğine göre ilgili yabancı

devlet yetkilileri başvurucunun sınır dışı edilmesine karar vermiş ve başvurucu

aynı tarihte Türk yetkililere teslim edilmiştir.

12. Türk yetkililer tarafından 29/3/2018 uçakla

İstanbul'a getirilen başvurucu, (Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklamaya

yönelik verdiği yakalama kararına istinaden) İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca (Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle

yürütülen bir soruşturma kapsamında 29/3/2018 tarihinde İstanbul'da

havalimanında gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucunun ilk ifadesi İstanbul Emniyet

Müdürlüğünde alındıktan sonra başvurucu 11/4/2018 tarihinde Başsavcılığa sevk

edilmiştir.

14. Başsavcılık aynı tarihte başvurucunun ifadesini almış

ve başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

15. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) aynı

tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Sorgu esnasında şüphelinin kendisinin

belirlediği avukatı da hazır bulunmuştur. Başvurucunun sorgudaki ifadesinin

ilgili kısmı şöyledir:

" ... terör örgütü üyesi değilim.

Türkiye aleyhine casusluk faaliyetim olmamıştır. Son üç yıldır ... [ilgili yabancı devlet]'da

yaşıyorum. Türkiye'de değilim. Orada legal şekilde oturumum var ve kendi

muayenemde doktor olarak çalışıyorum. Buraya tamamen uluslararası hukuka aykırı

şekilde insan hakları ihlal edilerek kanunsuz şekilde tabiri caizse insan

kaçırma olarak buraya getirildik. Hakkımdaki herhangi bir suçlamayı da kabul

etmiyorum. Yalova Üniversitesinde örgütün talimatı doğrultusunda rapor

düzenlemedim. Sosyal Bilimler Fakültesinde öğretim görevlisi olarak yer aldım.

Orada görevlendirilmem gibi bir süreç yaşanmadı. [T.D. ile] polis

ifadesinde ifade ettiğim gibi Sağlık Bakanlığında danışman olarak çalıştığım

dönemde [N.Ü.nün] kliniğinde tanışmıştım, onun dışında bir özel ilişkim

olmadı. [K.Ü.yü] ise kendisinin ne şekilde bana ulaştığını bilmemekle

beraber 3-4 yıl önce klinik şefi iken eşini muayene etmiştim onun dışında bir

diyaloğum olmadı. [M.Y.] ise onun da birkaç kez kullandığı mide ilaçları

konusunda benden yardım istemişti ben doktorum insanlar benim internet

sitemdeki telefondan yardım isteyen kişiler olmuştur. [M.A.yı]

tanımıyorum. [A.U.yu] tanımıyorum, [T.B.yi] tanımıyorum,

[R.U.yu] tanımıyorum, [A.B.yi] tanımıyorum. üç isim dışında diğerleri

ile bir ilişkim olmadı. Tamamen ... [ilgili yabancı devlette] legal bir

şekilde hayatına devam eden birisiyken Türkiye'ye usulsuz bir şekilde

getirildik ve usulsüz bir şekilde yargılanıyoruz. Hukuki girişimlerde

bulunacağım. Suçlamaları kabul etmiyorum ..."

16. Başvurucunun avukatının beyanlarının ilgili kısmı

şöyledir:

"Müvekkil yasalara uygun şekilde

yurt dışına gitmiştir, ancak insan kaçırma fiili gibi bir durumla Türkiye'ye

getirilmiştir. Suçluların iadesine ilişkin protokole uygunluğu konusunda bir

karar vermeniz gerekir. Müvekkil usulsuz bir şekilde dosyaya getirildiyse de bu

dosyada bir yönüyle mağdur durumdadır, aynı şekilde müştekidir, müvekkil

huzurunuzda şüpheli olarak değil mağdur veya müşteki olarak bulunuyor,

getirildiği esnada uygulanan durum ve yüzü maskeli kişiler tarafından

Türkiye'ye getirilmesi ve bir tutanak tutulmaması ve şu aşamada her ne kadar

yetkinizin olmadığını bilsem dahi müvekkil hakkında düzenlenmiş bir yakalama

tutanağı, haklarının bildirildiğine ilişkin tutanak, ... [ilgili yabancı devlet] ile

imzalanan sözleşme uyarınca uyulması gereken prosedürler gereğince tarafımıza

tebliğini ve verilmesini talep ediyoruz. Bizce sözleşmeye ilişkin dosyada

hiçbir belge bulunmamaktadır. Bu kanıya gerek [ilgili yabancı devlet]

Cumhurbaşkanı ve meclis yetkilileri ile ulaştığımız bilgilerde onların bilgisinin

olmadığını öğrenmiş bulunmaktayız, müvekkilin özgürlüğü bilinçli şekilde ihlal

edilmiştir. Tutuklamaya sevk edilebilecek şekilde değildir, mahkemenizin karar

verebileceğini düşünmüyoruz. Dolayısıyla vereceğiniz tutuklama kararı geçersiz

olacaktır. Türk yasaları gereğince yok hükmünde olacaktır. Sayın savcı ilk

aldığı ifadede 314/2'yi atfetmişti ... bugün gördüğünde casusluktan da sevk

etmiştir fakat dosya kapsamı incelendiğinde dosyada hiçbir delil yoktur. Kimse

Yok mu Derneğine üyelikten söz ediliyor bu bir suç değildir. 2017 yılında

Yargıtayın verdiği karar çok nettir. FETÖ ile diğer örgütler konusunda bir

ayrım yapıldığı görülmektedir. Müvekkil hakkında yine soruşturmanın gizliliğine

çok riyaet eden savcılık ... soruşturmanın gizliliğini ihlal eden haberleri

kolluk ifadesinde müvekkile soru olarak yöneltmiştir ... şüpheli ile ilgili şu

aşamada hiçbir talebimiz yoktur. Hukuka aykırılığı bildirmek amacındayız

..."

17. Hâkimlik 11/4/2018 tarihinde başvurucunun terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"... Şüpheliler silahlı Terör

Örgütü Kurma veya Yönetme ve Uluslararası Casusluk Yapma suçlarını işlediği

iddiası ile tutuklama istemi ile Hakimliğimize sevk edilmiştir.

Soruşturmaya konu FETÖ/PDY Silahlı Terör

Örgütünün yönetici konumundaki şüphelilerin ... [ilgili yabancı devlette] faaliyet

ve eylemleri bu çerçevede değerlendirildiği, 15/07/2016 tarihinde FETÖ/PDY

Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine yerleştirmiş olduğu

mensuplarınca gerçekleştirilmeye çalışılan darbe teşebbüsünün bertaraf dilmesi

sonrasında bu durum tüm dünyaya delilleriyle birlikte anlatılıp izah edildiği,

buna rağmen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün bu ülkelerde halen sözde

eğitim-öğretim faaliyetinde bulunduğunun tespit edildiği, gelinen aşamada

Türkiye Cumhuriyeti devleti bürokrasisi ve istihbari kurumlarının başarılı

çalışmaları ile örgüt yapılanmasında önemli yeri olan şüphelilerin, diplomatik

alandaki başarılı çalışmalar sonucu ülkemize iadesinin sağlanmaya başlandığı,

bu kapsamda; FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü'nün ... [ilgili yabancı

devletteki] sözde eğitim-öğretim kurumlarında ülkenin en üst düzey devlet

yönetimindeki kişilerinin çocuklarına sözde eğitim veren şüpheliler 29/03/2018

tarihinde ... [Türk yetkililerin] gözetiminde ... [ilgili yabancı

devletten] deport edilerek ülkemize getirildiği, şüphelilerin ülkemize

getirilmesinin hemen sonrasında örgüt lideri Fetullah Gülen'in 02/04/2018

tarihinde yaptığı konuşmada, bu şüpheliler sahiplenilerek icra edilen bu

faaliyetin 'EŞKIYALIK' olduğunu beyan ettiği, şüphelilerin ülkemize getirilmesi

ile birlikte daha öncesinde devam eden soruşturmalara ilişkin bulgular ile

tahkikata devam edilirken başkaca Cumhuriyet Başsavcılıkları nezdinde bulunan

soruşturma ve tahkikat evrakları temin edilerek soruşturma dosyasına konulduğu,

gelinen aşamada 15/07/2016 tarihinde vuku bulan hain darbe girişimi sonrasında

dahi FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yurt dışı eğitim yapılanması içerisinde

... [ilgili yabancı devlette] faaliyette bulunan örgüt yöneticisi olan

şüphelilerin örgüt faaliyeti kapsamındaki eylemleri irdelendiğinde;

...

şüpheli Osman Karakaya hakkında yapılan

soruşturmada şüphelinin 672 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edilmesi,

örgütle bağlantılı olduğundan bahisle kapatılan Kimse Yok mu derneğine üye

olması, açık kaynaklar üzerinden yapılan araştırmada, şüphelinin örgütün kumpas

şeklinde planlayarak icra ettiği, kamuoyunda ergenekon davası olarak

adlandırılan dava sürecinde örgütün talimat ve politikaları doğrultusunda

usulsüz raporlar tanzim ettiği, yine Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

Yalova Üniversitesinde mevcut örgütün yapılanmasına dair hazırlanan iddianamede

şüphelinin uzmanlık alanı olmamasına rağmen örgüt faaliyeti çerçevesinde

usulsüz biçimde sosyal hizmet bölümüne atandığı ve bu kapsamda fakülte yönetim

kurulunda örgüt adına faaliyetlerde bulunduğunun tespit edildiği, ayrıca

şüphelinin örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyetler yürüttüğü, kamuoyunda 17/25

Aralık süreci olarak adlandırılan dönemden sonra ... [ilgili yabancı devlette]

faaliyetlerine devam ettiği, daha öncesinde Mali ülkesinde bir kısım

faaliyetler yürüttüğü, arşiv havuzunda yapılan incelemede ise örgütün tepe

yönetimi olarak adlandırılan grupta yer alan birçok şahısla 2007-2014 yılları

arasında 100'ün üzerinde görüşme kayıtlarının mevcut olduğunun tespit edildiği,

ayrıca örgüt liderinin ve örgütün üst düzey yöneticilerinden olan şahsın

şüpheliyi sahiplenerek ümit ve moral verici beyan ve açıklamalarda bulunmuş

olması, yurt dışı eğitim faaliyetlerinin gerçekte uluslararası alanda o ülkeler

aleyhine casusluk faaliyeti niteliğinde olduğu hususları dikkate alındığında,

[şüphelinin] ... Silahlı Terör Örgütü Yöneticiliği yapmak suçu ve TCK.nın

331 maddesi kapsamında kalan Uluslararası Casusluk suçunu işlediği ... yönünde

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğu, yüklenen

suçun yasada öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemli ve

ciddi sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenin 'Kanun

gereğince' var sayıldığı, Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve

5271 sayılı CMK'nun 100. ve devam eden maddeleri uyarınca şüphelilerin

tutuklanmasına engel bir hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılama engeli

bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önüne

alındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması

nedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde

baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza ve

güvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13.

maddesinde ifade olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca, daha hafif koruma önlemi

olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu

şüpheliler açısından 'yetersiz' kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine

varılarak şüpheliler ve müdafilerinin serbest bırakılma istemlerinin reddi ile

tüm şüphelilerin üzerine atılı olan Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme ve

Uluslararası Casusluk Yapma suçlarından 5271 sayılı CMK'nın CMK 100. ve devamı

maddeleri uyarınca tutuklanmasına ... karar verildi."

18. Başvurucu, tutuklama kararına 17/4/2018 tarihinde

itiraz etmiş; İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 24/4/2018 tarihinde başvurucunun

itirazını kesin olarak reddetmiştir.

19. Başvurucu anılan kararı 21/5/2018 tarihinde

öğrendiğini bildirmiştir.

20. Başvurucu 8/6/2018 tarihinde (2018/16093 sayılı

başvuru yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Başsavcılık 1/3/2019 tarihli iddianame ile

başvurucunun terör örgütü kurma veya yönetme ve uluslararası casusluk yapma

suçlarından cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu

davası açmıştır.

22. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve

faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış, sonrasında başvurucuya yönelik

suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık, dosya kapsamında bulunan

olgu ve delillere göre başvurucunun FETÖ/PDY yöneticisi olma ve uluslararası

casusluk suçlarını işlediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda iddianamede

başvurucunun;

- FETÖ/PDY ile iltisakı nedeniyle kamu görevinden

çıkarıldığı,

- Soruşturma makamlarınca yapılan araştırmalara göre

FETÖ/PDY'nin kumpas şeklinde planlayarak icra ettiği ve kamuoyunda Ergenekon

davası olarak bilinen dava sürecinde örgütün talimatları doğrultusunda hareket

ettiği,

-Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından örgütün Yalova

Üniversitesindeki yapılanmasına dair hazırlanan iddianamede başvurucunun

uzmanlık alanı olmamasına rağmen örgütün talimatları çerçevesinde usulsüz

biçimde sosyal hizmet bölümüne atandığı,

- Türkiye'de sorumlu düzeyde faaliyetler yürüttüğü,

kamuoyunda 17-25 Aralık operasyonları olarak bilinen olaylardan sonra ilgili

yabancı devlette ve Mali Cumhuriyeti'nde faaliyetler yürüttüğü,

- Haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma

yürütülen ve örgütün tepe yöneticilerinden oldukları belirtilen T.D., M.Y.,

A.K., M.A. A.U. ve K.Ü. ile 2007-2014 yılları arasında 131 kez telefonla

görüşme kaydının bulunduğu,

- 10/4/2018 tarihli Video Çözüm Tutanağı içeriğine göre

FETÖ/PDY'ye ait herkül.org isimli sitede yayımlanan "EŞKİYANIN

TASALLUTU VE YOL HARİTAMIZ" başlıklı video içeriğinde örgüt lideri

Fetullah Gülen'in başvurucu ve diğer şüphelilere yönelik operasyonu eleştirerek

başvurucuyu ve diğer şüphelileri sahiplendiği, ümit ve moral verici beyan ve

açıklamalarda bulunduğu, aynı şekilde FETÖ/PDY yöneticilerinden E.D.nin de

sosyal medyada paylaştığı video içeriğinde başvurucu ve diğer şüphelilere

yönelik operasyonu eleştirerek başvurucuyu ve diğer şüphelileri sahiplenici

açıklamalarda bulunduğu ileri sürülmüştür.

23. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 7/3/2019

tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2019/83 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

24. Mahkeme 5/4/2019 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında genel olarak

sorgudaki ifadesine benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.

Bu bağlamda başvurucu ayrıca kamu görevinden çıkarılmadığını, görevinden istifa

ettiğini, Yalova Üniversitesinde görevlendirilmesinde hukuka aykırı bir durumun

olmadığını, Ergenekon davalarında usulsüz rapor tanzimiyle ilgili olarak

hakkında açılan herhangi bir dava bulunmadığını, söz konusu dava sürecinde

kamuoyu tarafından bilinen birçok kişi hakkında rapor düzenlediğini, bunlar

arasında rapor üzerine tahliye olanların da bulunduğunu değerlendirmelerini

objektif olarak yaptığını, bu hususta ileri sürülen suçlamayı kabul etmediğini,

M.Y.nin kendisinin hastası olduğunu, K.Ü.nün eşinin kalp hastası olduğunu ve bu

hastayla o tarihte Adli Tıp Kurumunda görevli olan ve hastanın kardeşi S.Ç.nin

ricası üzerine ilgilendiğini, görüşme kayıtları incelendiğinde hâlen kamu

görevlisi olan birçok kişi ile mesleği gereği görüşmelerinin olduğunu,

dolayısıyla iddianamede örgütün tepe yöneticileriyle yaptığı belirtilen

görüşmelerin de mesleği nedeniyle yaptığı görüşmeler olduğunu, söz konusu

görüşmelerin örgütsel bir bağ kapsamında yapılan görüşmeler olmadığını,

Türkiye'de çalışma imkânı kalmadığı için önce ilgili yabancı devlette,

sonrasında ise Mali'de mesleğini yapmak için bulunduğunu, örgütsel bir talimat

ya da örgüt faaliyeti kapsamında yurt dışına çıkmasının söz konusu olmadığını

ifade etmiştir.

25. Mahkemenin talimatla ifadesinin alınmasına karar

verdiği tanık T.G. Yalova Ağır Ceza Mahkemesinde 29/4/2019 tarihinde ifade

vermiştir. Tanığın beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"... Ben 2012-2014 yıllarında

Yalova Üniversitesi'nde İİBF'de Çalışma Ekonomisi bölümünde doçenttim. Sanık Osman

Karakaya 2012 yılında Yalova Üniversitesi'ne Sosyal Hizmet bölümüne profesör

olarak atandı. Aslında Osman Karakaya Kardiyoloji doçenti olmasına rağmen 2012

yılında birden Yalova Üniversitesi'ne profesör olarak atandı. Aynı dönemde [M.B.] isimli İç Hastalıkları doçenti

olmasına rağmen o da Osman Karakaya ile birlikte üniversitemize profesör olarak

atanınca üniversitede birtakım dedikodular çıktı. Osman ve [M.nin]

fetullahçı yapılanmadan geldiğini, bu sebeple profesör olarak atandıklarını

duydum. Osman Karakaya Yalova Üniversitesi'nin Fakülte Yönetim Kurulu'nda görev

almakla birlikte aynı zamanda Adli Tıp Kurumu'nda da görev aldı. Osman

Karakaya'nın Kardiyoloji Doçenti olmasına rağmen kendi dalından çok farklı bir

bölüme profesör olarak gelmesi ve kendisine birden fazla önemli görevin kısa

sürede verilmesi üniversitede bu dedikodulara sebep oldu. 2014 yılında Yalova

Üniversitesi'nin rektör yardımcısı olan [H.Y.], Osman Karakaya'nın

fetullahçı olduğunu bana söylemişti. Ben kendisini bu duyumlarla tanıdım. Benim

Osman Karakaya ile ilgili daha detaylı verecek bir bilgim ve görgüm yoktur. Bu

konu hakkında aynı dönemde bölüm başkanı ve rektör yardımcısı olan profesör

doktor [A.R.A.] detaylı bilgiye sahiptir. [A.R.A.nın]

dinlenmesinin daha faydalı olacağına inanıyorum."

26. Mahkeme 6/11/2019 tarihinde yaptığı duruşmada

başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir.

"...Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

düzenlenen 2017/5951 sayılı soruşturma, 2017/3300 esas, 2017/476 sayılı

iddianamesi ve Yalova Ağır Ceza mahkemesinin 2017/883 esas sayılı dosyanın

duruşmasında sanık olarak yargılanan [H.Y.] sanık ile ilgili olarak; '... Kendi bölümünde

FETÖ'nün doktoru olarak bilinen, geçenlerde basında yer alan ... [ilgili

yabancı devlette] yakalanıp buraya getirilen Osman Karakaya'dan neden

bahsetmiyor. Bu Osman Karakaya bu üniversiteye nasıl alındı. Kim aldı, nasıl

aldı, bunun da incelenmesi lazım. Neden ondan bahsetmiyor, çünkü onunla bu

üniversiteye gelmeden evvel İstanbul'da Bakırköy Sadi Konuk Hastanesinde

beraber çalışmışlar. Aynı yerde daha önce [M.B.] profesör olurken, daha

sonra bir vesile ile Osman Karakaya profesör oluyor. Ama hiç Osman Karakaya'dan

bahsetmiyor, [M.K.den] bahsediyor. [M.K.ye] profesörlük kadrosu

vermemden bahsediyor. Benim böyle bir yetkim yok.' şeklinde beyanda

bulunmuştur.

Bu tespite ilişkin olarak da

mahkememizce Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine

yazdığımız 24/07/2019 tarihli müzekkere cevabına göre; Fakülte Sosyal Hizmet

Bölümü eski öğretim üyelerinden olan sanığın yürüttüğü idari görevlerin Fakülte

Kurulu Üyesi ve Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi (Profesör temsilcisi) olarak

24/01/2013-21/10/2014 tarihleri arasında görev yaptığı, 24/01/2013 tarihli ilk

Fakülte Kurulu toplantısında profesör azlığından dolayı mevcut profesörlerin

tamamının otomatik olarak üye oldukları, 21/10/2014 tarihinde ise görevinin

sona erdiği ve ayrıca Prof. Dr. [T.G.] tarafından Dekanlığa verilen şikayet dilekçesinin

fakülte arşivlerinde bulunamadığı belirtilmiştir.

Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından Fetö silahlı terör örgütü mensuplarının Yalova Üniversitesinde

mevcut yapılanmalarına dair hazırlanan iddianamede ve tanık beyanlarından da

doğrulanacağı üzere sanık Osman Karakaya'nın uzmanlık alanının kardiyoloji

olmasına rağmen üniversitenin kendi bölümüyle alakasız bir alan olan İktisadi

İdari Bilimler fakültesinde yönetim kurulunda sosyal hizmet bölümünde profesör

olarak atanmasındaki usul, tanığın beyanı mahkememizce de sanığın örgütün

kendinden olan kişilere akademideki kadro kazanma stratejisi kapsamında o kadro

ve bölüme atanmış olduğu şeklinde değerlendiriliştir. Bu şekilde sanığın kendi

iradesi ile değil de örgütün isteği ve yönlendirmesiyle tamamen farklı bir

alanda örgütsel faaliyetlerini devam ettirme amacıyla hareket ettiği sabit

görülmüştür.

Ayrıca [Y.K.] isimli şahsın Cumhurbaşkanlığı

Halkla İlişkiler Daire Başkanlığına göndermiş olduğu ihbar mail içeriğinde

sanıkla ilgili olarak; '... FETÖ'cü Prof. Dr. Osman Karakaya isimli eskiden

Bakırköy Sadi Konuk hastanesi Kardiyoloji bölümünde görev yapan ergenekon

sanığı [M.H.] ve arkadaşlarına hastanede yatamaz raporu veren doktor

beni fetöcülerle kendi hakim savcılarıyla tehdit edip hülleli bir şekilde

borcuma karşılık elimizden aldığı eşimin evini şimdi yine kendi örgüt

arkadaşlarını devreye sokarak evimizden mahkeme kararıyla attılar şimdi tabiri

caizse sığıntı olarak ayrı ayrı yerlerde yaşıyoruz bu Fetöcü doktorla başa

çıkamıyorum, Fetö'cü doktor çok tehlikeli bir adam, yalvarıyorum size, bana

yardım edin.' şeklinde bir ihbarda bulunmuştur. Bu ihbar üzerine İstanbul

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya başlanıldığı ve yetkisizlik

kararıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmişse de savcılıkça

aralarında şahsi ve fiili irtibat bulunduğundan bahisle birleştirme talepli

iddianame ile soruşturmanın mükerrir olacağından bahisle sanık hakkında KYOK

kararı verilmiştir.

Sanığın ikinci Ergenekon davasının

tutuklu sanıklarından eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. [M.H.nin] sağlık durumuna ilişkin

sağlık kurulu raporunda sanığın imzasının bulunduğu ancak bu raporda usulsüzlük

iddiası bulunmadığı gibi bu yönde de dosya kapsamında açık kaynak (gazete vs)

bilgisi dışında şakayet/bilgi bulunmadığı görülmüştür.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinde

görülen örgütün adli tıp yapılanmasına ilişkin davada yargılanan ve Bylock

kullandığı tespit edilen

[H.B.nin] kuruma alınmasına referans olduğu belirtilerek sanığın isminin

örgütün adli tıp yapılanması iddianamesinde de geçtiği görülmüştür.

Ayrıca ... [ilgili yabancı devletin] İçişleri

Bakanlığı Polis Genel Müdürlüğünde 29.03.2018 tarihli deport kararı ile sanığın

... [ilgili yabancı devlette] bulunması durumunda devlet güvenliği ve

kamu düzeni tehdit altında bulunabileceğinden yasal koşulların oluştuğundan

bahisle .... [ilgili yabancı devlet] topraklarından uzaklaştırılması

gerektiği gerekçesiyle zorla uzaklaştırma talimatının verildiği görülmektedir.

10.04.2018 tarihli video çözüm tutanağı

içeriğinden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in terör

örgütüne ait herkül.org linki ile açılan sayfada 'eşkiyanın tasallutu ve yol

haritamız ' başlıklı videonun yayınlandığı. Yayınlanan video da terör örgütü

lideri Fetullah Gülen'in yaptığı konuşmada özetle; 'Arkadaşlara soruyordum, ben

girmediğim kaç ülke kaldı? 7-8 ülke diyorlardı. Onlara da girince girilmedik

yer kalmayacaktı.', '...

[ilgili yabancı devletten] insan kaçırıyor eşkiyalar! Bu eşkiya dedim de,

hafif gelir bu, ... bu düpedüz, eşkiyalıkdır yani. Pakistandan insan kaçırılan

düpedüz eşkiyalıktır. Myanmar'dan bilmem ne yapmak, düpedüz eşkiyalıktır. İnsan

kaçırma, insan bunlardan bunların hiçbirini rechard yapmadı, barbaros frederick

yapmadı, fliph yapmadı. İstanbul'u işgal eden hainlerden yapmadılar bunu,

hiçbiri yapmadı!' şeklinde beyanlarının bulunduğu

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün

yöneticilerinden olup, terör örgütüne ait kapatılan Zaman Gazetesini firari

genel yayın yönetmeni [E.D.]

tarafından www.facebook.com/romanyahaber sayılı internet adresinde yayınlanan

video da yaptığı konuşmada '... [ilgili yabancı devlete] adam

kaçıranlar! bakın sizi neler bekliyor.' başlıklı konuşmada soruşturmaya konu sanıkları

... [ilgili yabancı devletten] deport edilerek yurda getirilmelerini insan

kaçakçılığı olarak nitelendirmiş, bu şekilde o ülkeden getirilen kişileri örgüt

adına sahiplenici beyan ve açıklamalarda bulmuştur. Örgüt lideri ve

yöneticisinin bu konuşmaları sanıkları sahiplenerek onların örgütle bağını sıkı

bir şekilde ortaya koymuştur.

...

Niteliği yapısı işleyişi ve nihai amacı

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin2015/3 (ilk

derece mahkemesi) Esas sayılı kararında anlatılan; FETÖ/PDY terör örgütünün

başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her

katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her

yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda

ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen

kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında;

Sanıkla ilgili toplanan ve mahkememizce

kabul edilen tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın .... [ilgili yabancı devletten] Türkiye'ye

o ülke açısından kamu güvenlik açısından tehlike arz edeceğinden bahisledeport

edilerek getirilmesi, Yalova Üniversitesinde mevcut yapılanmalarına dair

hazırlanan iddianamede ve tanık beyanlarında da anlaşılacağı üzere sanığın

uzmanlık alanının kardiyoloji olmasına rağmen terör örgütünün faaliyetleri

çerçevesinde usulsüz bir biçimde alakasız bir bölüm olan sosyal hizmet bölümüne

örgüt stratejisi doğrultusunda Profesör ünvanı ile atanması, örgüt lideri

Fetullah Gülen ve terör örgütünün yöneticilerinden olup, terör örgütüne ait

kapatılan Zaman Gazetesini firari genel yayın yönetmeni[E.D.nin] sanığın

içinde bulunduğu kişileri sahiplenerek bu yapılanın eşkıyalık olduğunu beyan

etmiş olması, sanığın örgütün tepe yönetimi olarak adlandırılan şahıslarla

görüşme kayıtlarının bulunması sanığın ... [ilgili yabancı devlet], Mali

gibi ülkelerde örgütün talimatıyla ve örgütün yurt dışındaki faaliyetleri ve

propaganda stratejisi kapsamında hareket ederek, örgütün yurt dışı yapılanması

içerisinde bulunduğu, yurt dışı alanda da örgüt adına faaliyetlerde bulunarak

iradesini örgütün iradesine teslim edecek kadar derin bir örgütsel ilişki

içinde olduğu konusunda mahkememizce kanaat oluşmuştur. Zira sanığın kendi

uzmanlık alanı olmamasına rağmen sırf örgütün yönlendirmesiyle alakasız bir

bölüm olan İktisadi İdari Bilimler Fakültesinde sosyal hizmet alanında

çalışması kararlarını bağlı olduğu örgütün tasarrufuna bıraktığını, kendi

deyimleriyle hizmet hareketi için farklı alanlarda örgüt içi yer değiştirme

usulunun uygulanıp buna itaat ettiğini göstermektedir.

Sanığın örgüt kapsamında yer alarak

yaşanan tüm sürece rağmen (15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra dahi) örgüt

kapsamında faaliyetlerini sürdürerek tüm kararlarını örgütün tasarrufuna

bırakmış olduğunu göstermektedir. Bunun altında yatan sebeplerden en önemlisi

bağlı olduğu imamların ve örgüt liderinin hata yapmayacağı inancıdır. Zira

örgüt lideri Fetullah Gülenin kitabındaki bir bölümde 'Hizmet insanı' başlıklı

bölümde 'Cemaate bağlı kişinin azimli kararlı ve hizmete itaatkar her şeyin

sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere

geldiğinde kendi rütbesi değil, hizmetin rütbesini ön planda tutan hizmet

içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını

canını sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması gerektiği'

belirtilmiştir. İşte sanık da detayları anlatıldığı üzere hizmet harekatı

adıyla yurt dışındaki örgüt kapsamındaki eylem ve sorumluluklarıyla örgüt

liderinin bahsettiği şahıslardan olup, iradesini örgütün emrine amade tutarak,

azimli bir şekilde illegal bir şekilde bu faaliyetlerini ... [ilgili yabancı devletten] deport

edilip de yakalanana kadar devam ettirmiştir.

Zira örgüt liderinin video kaydında

detaylı görüleceği üzere yurt dışından deport edilerek gönderilen sanıklarla

ilgili bu yapılanların eşkiyalık olduğunu, bir gün tüm bunların sona ereceğini

söyleyerek sanıklara moral ve motivasyon vererek, onlara ümit verici konuşmalar

yapmıştır ...

Bu konuşmalar örgüt lideri Fetullah

Gülen'in talimatlar yoluyla kolektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin

kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme

refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu

içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm

kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile devlet teşkilatını kendisine

hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı

oluşturma amacıyla yapılmıştır. Örgüt liderinin bu sözleri fetvalarla 'Tedbir

ve İstihbarat', 'Maarif ve Şirket' ilkesine göre yetiştirilen örgüt

mensuplarının, amaçlarına giden yolda hasım olarak gördükleri diğerlerini de

etkisiz kılarak devlet içinde etkin bir konuma gelmeleri amacıyla sanıkları

sahiplenerek, onların moral ve motivasyonlarını yükseltme gayesiyle söylenerek

onların örgütle bağını sıkı bir şekilde ortaya koymuştur.

Türkiye'nin sosyo politik gündeminde

sözde dini referanslar üzerinden kendisine toplumsal ve kamusal bir varlık ve

meşruiyet zemini inşa eden, sosyolojik bünyesi itibariyle mütasenat bir dokuya

sahip olan terör örgütü mensuplarını sadakat ilkesi çerçevesinde doktirine

etmiş, yapı mensuplarının ahlak ve hukuk dışı tüm eylemlerini mübah görmüştür.

...

... yukarıda izah edilen delillere göre

sanığın 'FETÖ silahlı terör örgütüne üye olma' suçunu işlediği mahkememizce

kabul ... [edilmiştir.]"

27. Karar başvurucu tarafından istinaf edilmiş, İstanbul

Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi 16/1/2020 tarihinde istinaf başvurusunu

esastan reddetmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi aynı

tarihte esasa ilişkin kararla birlikte başvurucunun tutukluluk halinin devamına

da karar vermiştir. Başvurucu anılan karara itiraz etmiş, İstanbul Bölge Adliye

Mahkemesi 4. Ceza Dairesi 12/2/2020 tarihinde başvurucunun itirazını

reddetmiştir. Başvurucu anılan kararın 18/2/2020 tarihinde tebliğ edildiğini

belirtmiştir. Başvurucu 10/3/2020 tarihinde (2020/9051 sayılı başvuru yönünden

bireysel başvuru yapmıştır.

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla temyiz kanun yolunda derdesttir.

29. Öte yandan başvurucu kendisini ilgili yabancı

devletten Türkiye'ye getiren Türk görevliler hakkında kişiyi hürriyetinden

yoksun kılma suçunu işledikleri iddiasıyla 5/9/2018 havale tarihli dilekçeyle

şikâyette bulunmuş, yapılan soruşturma sonunda Başsavcılık 14/1/2019 tarihinde

kamu görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

30. Başvurucu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara 11/2/2019

tarihinde itiraz etmiş, İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 15/2/2019 tarihinde

başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir. Başvurucu itirazın reddine

dair kararı 11/3/2019 tarihinde öğrendiğini bildirmiş ve 12/4/2019 tarihinde

(2019/10089 sayılı başvuru yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

31. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mehmet

Sabri Şirin, B. No: 2016/10825, 12/2/2020, §§ 28-47; Mustafa Özterzi [GK],

B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48.

32. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Abdullah

Öcalan/Türkiye ([BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005) kararında başvurucunun

uygulanabilecek iade süreci izlenmeden, kanuna aykırı olarak özgürlüğünden

mahrum bırakıldığı şikâyetine ilişkin olarak esas alacağı ilkeleri aşağıdaki

şekilde belirlemiştir:

"83. Gözaltının 'kanunun öngördüğü

prosedüre' uygun olup olmadığını da içine alan gözaltının 'yasal' olup olmadığı

sorusu üzerinde, AİHS esasen ulusal hukuka atıfta bulunur ve ulusal hukukun maddi

ve usule ait kurallarına uyma zorunluluğu koyar. Bununla beraber, AİHS ayrıca,

özgürlük mahrumiyetinin 5. maddenin amacına, özellikle bireyleri keyfilikten

korumaya uymasını gerektirmektedir. Burada tehlikede bulunan yalnızca “özgürlük

hakkı” değil, aynı zamanda “kisinin güvenlik hakkıdır” (bkz., diğer kararlar

arasında, Bozano, yukarıda kayıtlı, s. 23, § 54; ve Wassink / Hollanda, 27

Eylül 1990 tarihli karar, A Serisi no. 185-A, s. 11, § 24).

84. İç hukuku yorumlamak ve uygulamak en

başta ulusal makamların, özellikle de mahkemelerin görevidir. Bununla beraber,

5 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuka uymamakla AİHS ihlal edildiği için, AİHM bu

kanuna uyulup uyulmadığını gözden geçirmek için belli bir yetki kullanabilir ve

kullanmalıdır (bkz. Benham / İngiltere, 10 Haziran 1996 tarihli karar, Hüküm ve

Karar Raporları 1996-III, s. 753, § 41; ve Bouamar / Belçika, 29 Subat 1988

tarihli karar, A Serisi no. 129, s. 21, § 49).

85. Bir Devletin yetkililerinin bir

diğer Devletin topraklarında bu Devletin onayı olmadan gerçekleştirdikleri

yakalama, 5 § 1 maddesi uyarınca, ilgili kişinin bireysel güvenlik haklarını

etkilemektedir (bkz., aynı etkiye iliskin Stocké / Almanya, 12 Ekim 1989, A

Serisi no. 199, Komisyon görüsü, s. 24, § 167).

86. AİHS, iade anlaşmaları ya da

sınırdışı etme konuları çerçevesinde, AİHS’de tanınan özel haklara müdahale

etmemesi koşuluyla kaçak suçluları adaletin önüne çıkarabilmek için yapılan

Devletler arası işbirliğini engellemez (bkz. Stocké, yukarıda kayıtlı Komisyon

görüşü, s. 24-25, § 169).

87. Biri AİHS’ye taraf olan, diğeri

olmayan Devletler arasındaki iade anlaşmalarıyla ilgili olarak, bir iade

anlaşmasının koymuş olduğu kurallar ya da, böyle bir anlaşmanın olmaması

durumunda, ilgili Devletler arasındaki işbirliği de, AİHM’ye şikayet edilmesine

neden olan yakalanmanın yasal olup olmadığına karar vermede gözönüne alınması

gereken ilgili faktörlerdendir. Devletler arasındaki işbirliği sonucu bir

kaçağın teslim edilmesi, tek başına yakalamayı kanuna aykırı kılmamakta ya da

bu nedenle 5. madde çerçevesinde bir soruna yol açmamaktadır (bkz. Freda /

İtalya, no. 8916/80, 7 Ekim 1980 tarihli Komisyon kararı, DR 21, s. 250; Klaus

Altmann (Barbie) / Fransa, no.10689/83, 4 Temmuz 1984 tarihli Komisyon kararı,

DR 37, s. 225; Luc Reinette/ Fransa, no. 14009/88, 2 Ekim 1989 tarihli Komisyon

kararı, DR 63, s. 189).

88. AİHS’nin tamamında var olan,

toplumun genel çıkarına ilişkin talepler ile bireyin temel haklarının

korunmasına ilişkin gereklilikler arasında adil bir denge kurma arayışıdır.

Dünyadaki dolaşım daha kolay hale geldikçe ve suç daha geniş çaplı bir

uluslararası boyut aldıkça, yurtdışına kaçan şüphelilerin adalete teslim

edilmesi, giderek bütün ulusların çıkarına olmaya başlamıştır. Bunun tersine,

kaçaklar için güvenli sığınaklar tesis etmek, yalnızca korunan kişiyi

barındırma zorunluluğu bulunan Devlet için tehlike oluşturmakla kalmayacak,

bunun yanısıra iade kurumunun temellerinin zayıflamasına da sebep olacaktır.

(bkz. Soering / İngiltere, 7 Temmuz 1989 tarihli karar, A Serisi no. 161, s.

35, § 89).

89. AİHS, iadenin sağlanabileceği

koşullara ya da iadenin sağlanmasından önce izlenecek prosedüre ilişkin hiçbir

hüküm içermemektedir. İlgili Devletler arasındaki işbirliğinin sonucu olmuş ve

kaçağın yakalanmasına ilişkin emrin yasal temelinin, kaçağın menşe Devletinin

yetkilileri tarafından çıkarılan bir tutuklama emri olması sağlanmışsa,

sıradışı bir iade bile AİHS’ye aykırı olarak değerlendirilmemektedir (bkz.

Illich Ramirez Sánchez, yukarıda kayıtlı, s. 155).

90. Yakalamanın, kaçağın sığınmacı

olarak bulunduğu Devletin kanunlarına aykırılık oluşturup oluşturmadığı dikkate

alınmaksızın -bu, sadece ev sahibi Devletin AİHS’ye taraf olması halinde AİHM

tarafından incelenecek bir husustur- AİHM, başvuranın gönderildiği Devletin

yetkililerinin ev sahibi Devletin egemenliğine aykırı şekilde ve dolayısıyla

uluslararası hukuka ters düşen bir biçimde, kendi toprakları dışında hareket

ettiklerine dair, birbiriyle tutarlı çıkarımlardan oluşan kanıta ihtiyaç

duymaktadır (bkz., mutatis mutandis, Stocké / Almanya, 19 Mart 1991 tarihli

karar, A Serisi, no. 199, s. 19, § 54). Ancak bundan sonra ev sahibi Devletin

egemenliğine ve uluslararası hukuka uygun hareket edildiğini ispat külfeti,

savunmacı Hükümet’e ait olacaktır. Bununla beraber, Daire’nin ileri sürmüş

olduğu üzere (12 Mart 2003 tarihli karar, § 92), bu noktada başvurandan 'her

türlü makul şüpheden uzak' bir kanıt göstermesi istenmemektedir."

33. AİHM yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yaptığı

incelemede ise başvuranın Nairobi Havaalanı'nın uluslararası sahasında Türk güvenlik

kuvvetleri mensupları tarafından yakalandığına değinerek söz konusu olayda

Türkiye'nin yetkisini kendi ülkesi sınırları dışında kullanmış olmasına rağmen

başvuranın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) 1. maddesinin

kapsamı doğrultusunda, Türk yetkilileri tarafından Türkiye'ye dönmeye fiziksel

olarak zorlandığı ve yakalanmasını takiben dönüşünde Türk yetkililerinin yetki

ve kontrolü altında bulunduğunun kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir (Öcalan/Türkiye,

§ 91)

34. AİHM yakalamanın Türk iç hukukuna uyup uymadığı ile

ilgili olarak başvuranın yakalanması için Türk ceza mahkemeleri tarafından yedi

tutuklama emrinin ve İnterpol tarafından bir arama bülteninin çıkarıldığını

belirterek belgelerin her birinde, başvuranın Türk Ceza Hukuku uyarınca cezai

suçlarla özellikle devletin toprak bütünlüğünü bozmak için silahlı bir örgüt

kurmakla ve yaşam kaybıyla sonuçlanan bir dizi terör eylemini kışkırtmakla

itham edildiğine ve yakalanmasının ardından gözaltında tutulabileceği kanuni

süre sona erdiğinde bir mahkeme huzuruna çıkartıldığına, akabinde

yargılandığına ve mahkûm edildiğine vurgu yaparak başvuranın yakalanmasının ve

gözaltına alınmasının Türk mahkemeleri tarafından "bir suç islediğine

dair makul bir şüphe üzerine yetkili bir yasal makam huzuruna getirme

amacıyla" çıkartılmış bulunan emirlere uygun olduğunu belirtmiştir (Öcalan/Türkiye,

§ 91).

35. AİHM nihai olarak başvuranın Türk yetkiler tarafından

yakalanması sürecinde Kenyalı yetkililerin Türk yetkililerle iş birliği

yaptığına da değinerek başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının AİHS'nin

5. maddesinin birinci fıkrasının amaçları dâhilinde hukukun öngördüğü usul

ile uyumlu olduğu, dolayısıyla anılan hükmün ihlalinin söz konusu olmadığı

sonucuna varmıştır (Öcalan/Türkiye, §§ 93-99).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve

Gözaltına Almanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. İlgili

Yabancı Devlette Gözaltına Alma Yönünden

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu, ilgili yabancı devlet yetkilileri

tarafından hakkında herhangi bir soruşturma açılmadan yakalanmasının ve

gözaltında tutulmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde, AİHM ve Anayasa Mahkemesi

kararlarına değinilerek başvurucunun ilgili yabancı devlet yetkilileri

tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak ve

özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Türkiye Cumhuriyeti

devletine atfedilemeyeceği ileri sürülmüş ve bu nedenle başvurunun yer

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

39. Başvurucu, bakanlık görüşüne cevabında mahiyeti

itibarıyla başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuştur.

ii. Değerlendirme

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru

hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes, Anayasada güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir."

42. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216

sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa'da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden AİHS ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı

tanınmıştır. Dolayısıyla belirtilen bu hak ve özgürlüklerin kamu gücünü

kullanan organlar tarafından ihlal edildiğine ilişkin iddialar bireysel başvuru

yoluyla ileri sürülebilir. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesi kapsamında

başvurunun konusu kamu gücünün işlemleri, eylemleri ya da ihmalleridir. Kamu

gücünü kullanan organlar ise başta devlet tüzel kişiliği içinde yer alan

yasama, yürütme ve yargı organları, bu organlara tabi olan merciler ile

yerinden yönetim kuruluşlarıdır (Ali Kemal Renklioğlu, B. No: 2012/171,

12/2/2013, § 15).

43. Anayasa'nın 148. ve 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddeleri uyarınca işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle bireysel başvuruda

bulunulan kamu gücü faaliyeti, Türkiye Cumhuriyeti devletine ait veya onun

adına kullanılmış olmalıdır. Bu anlamda ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin

kamu gücü kullanan organlarına atfedilebilir şekilde gerçekleşmiş temel hak ve

özgürlük ihlalleri bireysel başvuru konusu olabilir. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesinin yabancı devletlerin işlemleri aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceleme yetkisi bulunmamaktadır (Ali Kemal Renklioğlu, §

17).

44. Anayasa Mahkemesi Ali Zeki Irmak (B. No: 2014/15990,

16/2/2017, § 67) kararında benzer şikâyetle ilgili olarak yaptığı incelemede "Başvurucunun

Fas Krallığı tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak

ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaları, Türkiye Cumhuriyeti

devletine atfedilemez." şeklinde değerlendirme yaparak yer bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.

45. Somut olayda başvurucu, ilgili yabancı devlet

yetkililerince 29/3/2018 tarihinde yakalanmış ve sınır dışı edilmesine karar

verilerek aynı tarihte Türk yetkililere teslim edilmiş ve sonrasında Türk

yetkililerce uçakla Türkiye'ye getirilmiştir.

46. Buna göre başvurucunun bireysel başvuruya konu olan

29/3/2018 tarihinde yakalanarak hürriyetinden yoksun bırakılması, ilgili

yabancı devlet yetkili makamlarınca yapılan işlemler sonucunda gerçekleşmiştir.

Başvurucunun ilgili yabancı devlet yetkilileri tarafından gerçekleştirilen

eylem ve işlemler yönünden temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine

ilişkin iddiaları Türkiye Cumhuriyeti devletine atfedilemez.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun yer bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Türkiye'de

Gözaltına Alma Yönünden

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu, hakkında sınır dışı edilmesine ilişkin bir

karar olmadığı hâlde ve uluslararası suçluların iadesine dair prosedür

işletilmeden yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi ve gözaltına alınması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu

bu bağlamda suçluların iadesine dair prosedüre uyulmaması nedeniyle sonraki işlemlerin

de hukuka aykırı hâle geldiğini ileri sürmüştür.

49. Bakanlık görüşünde, yakalama ve gözaltına alınmanın

hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası

açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu, başvurucunun

bu yola başvurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi/belge sunmadığı belirtilmiş ve

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

50. Başvurucu, bakanlık görüşüne cevabında mahiyeti

itibarıyla başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuştur.

ii. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez

ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

52. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı

sonrasında uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri

yönünden de bu sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan

Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

53. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

55. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın tutuklanmasına

karar verildiğini, tutuklama nedenlerinin somut gerekçelerle açıklanmadığını ve

kaçma şüphesinin olmadığını, tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı

olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

56. Bakanlık görüşünde, tutuklama kararında kuvvetli suç

şüphesinin ortaya konulduğu ileri sürülerek tutuklama kararının verildiği

andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile İstanbul Sulh Ceza

Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği

belirtilmiştir.

57. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun

savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate

alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı

hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması gerektiği ifade

edilmiştir.

58. Başvurucu, bakanlık görüşüne cevabında mahiyeti

itibarıyla başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

59. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

60. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, veya olağanüstü

hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,

durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya

tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı

tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda

da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

61. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

63. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 57).

64. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

(1) Genel

İlkeler

65. Genel ilkeler için bkz. Mustafa Özterzi, §§

85-90; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

66. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

67. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturma

kapsamında terör örgütü yöneticisi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

68. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

69. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama

kararında, başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin

yöneticisi olduğuna dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların dosyada bulunduğu

sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda tutuklama kararında başvurucunun Yalova

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından -örgütün Yalova Üniversitesindeki

yapılanmasına dair- hazırlanan iddianamede başvurucunun uzmanlık alanı

olmamasına rağmen örgütün talimatları çerçevesinde usulsüz biçimde sosyal

hizmet bölümüne atandığı ve bu şekilde fakülte yönetim kurulunda örgüt adına

faaliyetlerde bulunduğu, haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan

soruşturma yürütülen ve örgütün tepe yöneticilerinden oldukları belirtilen

T.D., M.Y., A.K., M.A. A.U. ve K.Ü. ile 2007-2014 yılları arasında yüzün

üzerinde görüşme kaydının bulunduğu, örgüt liderinin ve tepe yöneticilerinin

başvurucuyu ve diğer şüphelileri sahiplenici beyan ve açıklamalarda

bulundukları, Türkiye'de sorumlu düzeyde faaliyetler yürüttüğü, kamuoyunda

17/25 Aralık operasyonları olarak bilinen olaylar sonrasında ise ilgili yabancı

devlette ve Mali Cumhuriyeti'nde faaliyetlerine devam ettiği ileri sürülerek

kuvvetli belirtinin bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 17).

70. İddianamede de benzer olgular ileri sürülerek

başvurucunun terör örgütü yöneticisi olma ve uluslararası casusluk suçlarını

işlediği iddia edilmiştir (bkz. § 22).

71. Anayasa Mahkemesi, kişinin suçla itham edilebilmesi

için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış

olmasının mutlaka gerekli olmadığını zira tutukluluğun amacının, yürütülen

soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini

oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli

süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek olduğunu, buna göre, suç isnadına

esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının

sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak

olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmiştir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/ 2013, § 73; Mehmet Haberal, B.

No: 2012/849, 4 /12/ 2013, § 71).

72. Soruşturma makamlarınca başvurucunun örgüt

dayanışması çerçevesinde uzmanlık alanı olmamasına rağmen usulsüz biçimde

sosyal hizmet bölümüne atandığı, değişik ülkelerde örgüt adına faaliyetler

yürüttüğü ve elde edilen telefon görüşme kayıtlarına göre örgütün üst düzey

yöneticisi olduğu belirtilen kişilerle irtibat hâlinde olduğu, örgüt liderinin

ve tepe yöneticilerinin başvurucuyu sahiplenici beyan ve açıklamalarda

bulundukları iddia edilmiştir. Bu kapsamda anılan olguların tutuklamanın

hukukiliği bağlamında başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç

işlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî

olduğu söylenemez.

73. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve

kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan

tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi

gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

gözardı edilmemelidir.

74. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler

kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç

oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı

sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında

doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle

ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında

soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi

ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki

koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk

Özdemir, § 78).

75. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş

olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede

uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak

soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında

barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için

Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).

76. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 32) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (bkz. § 32; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, § 148).

77. Somut olayda İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan terör

örgütü yöneticisi olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına, suça ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerin

toplanmamış olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 17).

78. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul

1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

79. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin

ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin

Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

80. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe

girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların

kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi

yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve

teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

81. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı

söylenemeyecektir.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

83. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve

19. maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

84. Başvurucu, ilgili yabancı devlette yakalandıktan

sonra Türk yetkililerce Türkiye getirildiğini bu kapsamda kendisini ilgili

yabancı devletten Türkiye'ye getiren Türk yetkililer hakkında kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri iddiasıyla şikâyette bulunduğunu,

yapılan soruşturma sonunda kamu görevlileri hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiğini, söz konusu karara yaptığı itirazının hukuka

aykırı olarak reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

85. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

86. Başvurucu, bakanlık görüşüne cevabında mahiyeti

itibarıyla başvuru formundakine benzer iddialarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

87. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından

ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının

yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller

kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun

kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

88. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin

hak ve ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların

ve bir suç isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla

bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına

dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel

başvuruya konu olamaz. Bir ceza davasında üçüncü kişilerin cezalandırılmasını

talep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz

kişiler Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır (Onurhan

Solmaz, §§ 23, 24).

89. Somut olayda başvurunun üçüncü kişilerin

cezalandırılmasına yönelik olduğu, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına

girmediği anlaşılmaktadır.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İlgili yabancı devlet görevlileri tarafından

yakalama ve gözaltına almanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın yer

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Türkiye Cumhuriyeti devleti görevlileri tarafından

gözaltına almanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 3/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Osman KARAKAYA Vekili : Av. Muhammed Berat YOLCU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/16093, 3 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Kişi
  14. B. Adil
  15. A. 1. İlgili yabancı devlet görevlileri tarafından
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/16093
Tarih
3 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Berkay Ustabaş Başvurusu (B. No: 2018/10108)
  • Aras Kargo Yurt İçi Yurt Dışı Taşımacılık A.ş. Başvurusu (B. No: 2019/37739)
  • Celal Balabanlı Başvurusu (B. No: 2017/24339)
  • İlhami Güneş Başvurusu (B. No: 2018/35083)
  • Ramazan Yıldırım Başvurusu (B. No: 2017/21960)
  • Neşe Türköz Başvurusu (B. No: 2018/36759)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.