İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Yıldırım Başvurusu (B. No: 2016/6396)

1. Başvuru; kanuni temsilcisi olduğu şirketin vergi

Başvuru No2016/6396Tarih2 Aralık 2020Okuma13 dk · 2.697 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Yıldırım Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2016/6396
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.697 kelime·13 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; kanuni temsilcisi olduğu şirketin vergi

borcundan sorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkının, vergi borcunun tahsili

amacıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davanın uzun sürmesi ve

hukuka aykırı karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 31/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, A. Orman Ürünleri Taşımacılık Gıda Turizm

Ticaret ve Sanayi Limited Şirketine (Şirket) 24/7/2001 tarihinde ortak olmuş ve

temsile yetkili kişi olarak seçilmiştir. 23/10/2001 tarihinde hisselerini

devrederek ortaklıktan ayrılmış ancak şirket müdürlüğü görevi 28/8/2006

tarihine kadar devam etmiştir.

7. Şirketin 2004 yılı hesap dönemine ilişkin yapılan

vergi incelemesi sonucu düzenlenen 30/11/2007 tarihli inceleme raporuna

istinaden Şirket adına üç kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi, geçici vergi

ve özel usulsüzlük cezası tarhiyatı yapılmıştır. Tarhiyata ilişkin ihbarnameler

10/12/2007 tarihinde o dönemde şirket müdürü olan R.K.ya tebliğ edilmiştir.

8. Başvurucu tarafından imzalanan dava dilekçesiyle

tarhiyatın kaldırılması istemiyle Şirket adına Antalya 1. Vergi Mahkemesinde

iki ayrı dava açılmıştır (E.2008/90 ve E.2008/91). Mahkeme 28/5/2009 tarihinde

davaları dava ehliyeti yönünden reddetmiştir. Kararlarda; Şirket adına yetkili

kişinin Şirket müdürü R.K. olduğu, nihai dava açma süresi olan 9/1/2008

tarihine kadar R.K. imzasıyla Şirket adına dava açılmadığı belirtilmiştir.

Başvurucunun ise Şirketin ortağı ve temsile yetkili kişisi olmadığı, aynı

zamanda bu durumun bu aşamada başvurucunun menfaatini etkileyecek herhangi bir

sonuç doğurmadığı ifade edilmiştir. Kararlar, Danıştay Üçüncü Dairesinin

(Daire) 6/12/2010 tarihli kararlarıyla onanarak kesinleşmiştir.

9. Söz konusu tarhiyatların kesinleştiği gerekçesiyle

Şirketin 2004 yılı hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi, geçici vergi ile

özel usulsüzlük cezası borçlarının tahsili amacıyla Şirket adına ödeme emirleri

düzenlenmiş ve başvurucuya tebliğ edilmiştir.

10. Söz konusu ödeme emirlerinin iptali istemiyle Antalya

2. Vergi Mahkemesinde Şirket adına İ.B. imzasıyla dava açılmıştır (E.2009/665).

Mahkeme, davanın R.K. imzasıyla açılması gerektiğini belirterek davayı ehliyet

yönünden reddetmiştir. Temyiz üzerine Daire temyiz talebini kabul etmiş ve

davanın esasının incelenmesi gerektiği gerekçesiyle2/4/2012 tarihinde kararı

bozmuştur.

11. Antalya 2. Vergi Mahkemesi bozma kararına uymuş ve

28/11/2012 tarihli kararıyla (E.2012/864) davayı esastan reddetmiştir. Karar

gerekçesinde dava konusu ödeme emrinin dayanağını oluşturan vergi ve cezalara

ilişkin ihbarnamelerin R.K.ya 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul

Kanunu'nun tebligata ilişkin hükümlerine uygun şekilde tebliğ edildiği

vurgulanmıştır. Kararda, ödeme emirleri ile tahsil edilmek istenen kamu alacağının

dava konusu edilmeyerek kesinleştiği ve ödeme emrine karşı açılan davalarda öne

sürülebilecek olan 21/7/1953 tarihli ve6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun'un 58. maddesinde belirtilen hususların varlığının da

Şirket tarafından ortaya konulamadığı belirtilmiştir. Sonuç olarak kesinleşen

kamu alacağının tahsili amacıyla tanzim ve tebliğ edilen dava konusu ödeme

emirlerinde kanuna aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Daire 24/12/2013

tarihinde kararı onamıştır.

12. Bu arada söz konusu amme alacağının kesinleştiği ve

Şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucunda kamu alacağının

tahsil edilemediğinden bahisle kanuni temsilci sıfatıyla başvurucu adına ödeme

emirleri düzenlenerek 23/10/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, söz

konusu vergi ve cezalardan sorumlu olmadığı iddiasıyla Antalya 1. Vergi

Mahkemesinde dava açmıştır.

13. Mahkeme 15/6/2011 tarihli kararla dava konusu ödeme

emirlerinin iptaline karar vermiştir. Karar gerekçesinde asıl borçlu olan

Şirkete usulüne uygun ihbarname ve ödeme emri düzenlenip tebliğ yapılmadan

başvurucunun kanuni temsilci olarak sorumlu tutulmasında hukuka uygunluk

bulunmadığı belirtilmiştir.

14. Temyiz istemi üzerine Daire 24/12/2013 tarihli

kararıyla mahkeme kararını bozmuştur. Karar gerekçesinde asıl borçlu Şirket

adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı, Şirket tarafından dava açıldığı ve

Antalya 2. Vergi Mahkemesince 28/11/2012 tarihinde davanın (E.2012/864))

reddedildiği ve Danıştay incelemesinden geçerek kararın kesinleştiği ifade

edilmiştir (bkz. § 11). Bu kapsamda Şirket hakkında yapılan mal varlığı

araştırması sonucu borcu karşılayacak mal varlığının bulunmadığının tespit

edilmesi karşısında başvurucu adına kanuni temsilci olduğu döneme ilişkin bu

sıfatla ödeme emirleri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı

belirtilmiştir.

15. Mahkeme 28/5/2014 tarihli kararla bozma kararına

uyarak davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde asıl borçlu şirket adına ödeme

emirleri düzenlenmesi ve ödeme emirlerine karşı açılan davanın reddedilerek

kesinleşmesi, Şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucu borcu

karşılayacak mal varlığının bulunmadığının tespit edilmesi, Şirket tarafından

yeni mal edinildiği yönünde bir iddia da ileri sürülmemesi dikkate alındığında

başvurucu adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emirleri düzenlenmesinde hukuka

aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

16. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay Üçüncü Dairesinin

20/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

17. Başvurucuya karar 3/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiş,

başvurucu 31/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

18. 213 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Tüzel kişilerle küçüklerin ve

kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin

mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni

temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa

bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri

yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının

varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni

ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır.

...

Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret

sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine

ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu

olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi

için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket

ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme

alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu

olurlar...”

19. 6183 sayılı Kanun'un 55. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Amme

alacağını vadesinde ödemiyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal

bildiriminde bulunmaları lüzumu bir 'ödeme emri' ile tebliğ olunur."

20. 6183 sayılı Kanun'un 58. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Kendisine

ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği

veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde

alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu

nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz

incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur."

21. 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi şöyledir:

"Tüzel

kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği

olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen

veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve

tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu

Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya

kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş

veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden

önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.

Temsilciler, teşekkülü idare edenler

veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme

borçlusuna rücu edebilirler."

22. 13/1/1911 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret

Kanunu'nun 623. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Şirketin yönetimi ve temsili şirket

sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür

sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü

kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve

temsil yetkisinin bulunması gerekir.”

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, aslen Şirketin sorumluluğunda bulunan bir

borcu hukuken öngörülemeyen keyfî bir sürecin sonunda ödemek zorunda

bırakılmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

25. Anayasa Mahkemesi daha önce benzeri şikâyetleri Ahmet

Uğur Balkaner ([GK], B. No: 2014/15237, 25/7/2017) başvurusunda

incelemiş ve sonuca bağlamıştır. Buna göre başvurucunun kanuni temsilcisi

olduğu gerekçesiyle borçlu Şirketin kamu alacağına dönüşen borçlarından sorumlu

tutulmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği belirtilmiş ve müdahale,

mülkiyetin kontrolü biçimindeki üçüncü kural çerçevesinde incelenmiştir (Ahmet

Uğur Balkaner, § 46). Kararın gerekçesinde, müdahalenin 6183 sayılı

Kanun'un mükerrer 35. maddesine dayalı olduğu ve kanuni temsilci olan

başvurucudan tahsili için ödeme emri düzenlenmesiyle ulaşılmak istenen amacın

kamu alacağının tahsil imkânının artırılması olduğu belirtilmiştir. Kamu

alacağının tahsilinin güvenceye bağlanması ve tahsil imkânının artırılmasında

kamu yararına dayalı meşru bir amacın mevcut olduğu ifade edilmiştir (Ahmet

Uğur Balkaner, § 53-54). Ölçülülük bağlamında yapılan değerlendirme

sonucunda müdahalenin kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli ve gerekli

olduğu tespit edilerek olayda usule ilişkin yeterli güvencelerin ve

mekanizmaların sağlandığı kanaatine varılmıştır. Kararda başvurucu, kanuni

temsilcilik görevinin sona erdiği tarihten sonra gerçekleşen ve bu nedenle

müdahale şansının bulunmadığı bir eylemden değil aksine kendi döneminde

kullanılan kredi borcunun ödenmemiş olmasından sorumlu tutulmaktadır.

Dolayısıyla somut olayın koşulları dikkate alındığında 6183 sayılı Kanun'un

mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkrasının iptal edilmiş olmasının

başvurucunun durumunu etkileyen bir yönünün bulunmadığı kanaatine varılmıştır (Ahmet

Uğur Balkaner, § 66). Başvurucunun, kanuni temsilcisi bulunduğu dönemde

kullanılan kredilerin ödenmemiş olması nedeniyle doğan ve Şirketten tahsil

imkânı kalmayan kamu alacağından sorumlu tutulmasının başvurucuya aşırı ve

orantısız bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşılmıştır (Ahmet Uğur Balkaner,

§ 69).

26. Başvurucunun Şirketin kanuni temsilcisi olduğu dönem

kapsamında vergi borcundan sorumlu tutulması yönündeki şikâyetlerine ilişkin

somut başvuruda bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.

Buna göre olayda başvurucunun kanuni temsilci olarak görev yaptığı dönem ile

sınırlı olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağı ve meşru

amacı bulunduğu gibi müdahale kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında

gözetilmesi gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmamıştır. Dolayısıyla

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilmediği açıktır.

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda bir ihlal

bulunmadığı açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; yargılamanın bütün maddi ve hukuki

sorunları inceleme yetkisi olan bir mahkemede görülemediğini, bu kapsamda

derece mahkemelerince maddi gerçek araştırılmadan, iddia ve itirazlarının

karşılanmadan, bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlik oluşturacak nitelikte

karar verildiğini iddia etmiştir. Başvurucu; Şirket hakkında takip

yapılmaksızın ve Şirketin güncel mal varlığı bilgileri araştırılmaksızın

tarafına tebliğ çıkartılmasının hukuka aykırı olduğunu, böylece doğrudan

mükellefi olmadığı bir vergiyi ödemek zorunda kaldığını, Şirket adına

düzenlenen ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediği iddiasının derece

mahkemelerince değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

30. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz

takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda

değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

31. Somut olayda tüzel kişilik adına yapılan tarhiyata

karşı Şirket tarafından süresinde dava açılmamış, Şirketi temsile yetkili

olmayan başvurucu tarafından şirket adına açılan davanın ise ehliyet yokluğu

nedeniyle reddine karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Bu şekilde kesinleşen

amme alacağının tahsili için Şirket adına ödeme emri düzenlenmiş ve ödeme

emrine karşı açılan dava -tarhiyata karşı usulüne uygun dava açılmadığı ve 6183

sayılı Kanun'da öngörülen koşulların bulunmadığı gerekçesiyle-reddedilmiştir

(bkz. § 11). Şirket tarafından ödeme yapılmaması ve Şirketin borcu ödemeye

yetecek varlığının bulunmadığının anlaşılmasıyla tüzel kişilikten tahsil

edilemeyen amme alacağının ilgili dönemdeki temsilcisi olan başvurucudan

tahsili için başvurucu adına ödeme emri düzenlenmiştir. Başvurucunun ödeme

emirlerine karşı açtığı davada Vergi Mahkemesi bu olgulara dayalı olan Danıştay

Dairesinin bozma kararına istinaden davayı reddetmiştir.

32. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün derece mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu, bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde

de Mahkemenin kararında açıkça keyfîlik oluşturan herhangi bir durum tespit

edilmediği anlaşılmış olup bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere

müdahale içermeyen somut başvuru, yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun

yolu şikâyeti niteliğindedir.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını

ileri sürmektedir.

b. Değerlendirme

35. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli

ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

36. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

37. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla

31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak

Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir

olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup

bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

38. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk

bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§

35, 36).

39. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Celal

Mümtaz AKINCI'nın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Celal Mümtaz AKINCI'nın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 2/12/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1- Başvurucu; yargılamanın maddi ve hukuki sorunları

inceleme yetkisi olan bir mahkemede görülemediğini, derece mahkemelerince maddi

gerçek araştırılmadan, iddia ve itirazları karşılanmadan, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik oluşturacak nitelikte karar verildiğini iddia etmiştir.

Ayrıca, şirket hakkında takip yapılmaksızın ve şirketin mal varlığı

araştırılmaksızın tarafına tebligat gönderilmesinin aykırı olduğunu, böylece

doğrudan mükellefi ve borçlusu olmadığı bir vergi borcunu ödemek zorunda

kaldığını, şirket adına düzenlenen ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ

edilmediği iddiasının derece mahkemelerince değerlendirilmediğini ileri

sürmüştür.

2- Başvurucu; vergi borcu olan şirketin tasfiyeye

girdiğini, şirkete tasfiye memuru atandığını ve şirketin 10/04/2009 tarihinde

yasal tebligat adresinin “Turgutreis Caddesi 273. Sokak, Muharrem Tanin Apt.

No:13, Merkez, Antalya” ve yasal temsilcisinin “Özbey Gündüz” olduğunun

bilinmesine rağmen borçlu şirkete ait ödeme emrinin başka bir şirkete ait

“Akdeniz San. Sit. 5018 Sok. No:8 Antalya” adresinde çalışan asıl borçlu

şirketin yasal temsilcisi olmayan bir şahsa yapıldığını, vergi dairesinin

tebligatı vergi borcu olan asıl şirkete tebliğ ettiği bilgisi ile mahkemeleri

yanılttığını ileri sürmüştür.

3- Mevzuatımıza göre, asıl vergi borçlusunun şirket

olduğu, bu şirketin tasfiye halinde olması nedeniyle borç ihbarnamesinin

tasfiye memuruna usulüne uygun şekilde yapılması ve süresinde borçlu şirketin

borcu ödememesi ve borcu karşılamaya yeter mal varlığı bulunmaması halinde

şirketin kanuni temsilcisine başvurulabilmesi mümkündür.

4- Başvuruya konu olayda, vergi borçlusu şirkete veya

temsilcisine VUK’daki tebligat hükümlerine göre usulüne uygun bir tebligat

yapılmadan, şirketin borcu ödeyip ödemeyeceği, vergi borcunu karşılar miktarda

mal varlığının bulunup bulunmadığı saptanmadan şirkete gönderilen tebligatların

usulüne uygun olup olmadığı araştırılmadan öncelikle şirketten vergi alacağının

tahsili için tüketilmesi gereken yol ve yöntemler tüketilmeden şirketin kanuni

temsilcisinden vergi borcunun tahsili mümkün değildir.

5- Başvurucu aleyhine işlem başlatılması üzerine,

başvurucu tarafından vergi mahkemesinde açılan davalarda tasfiye halindeki

şirkete gönderilen tebligatların usulüne uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığı

yöntemince araştırılmadan, başvurucunun bu yöndeki def’i ve itirazları dikkate

alınmaksızın karar verilmiş olması yargılamayı hakkaniyete uygun olmaktan

çıkarmış ve adil yargılama ilkelerine aykırı bir sonuca ulaşılmasına neden

olmuştur.

6- Sonuç olarak yukarıda belirtilen gerekçelerle,

yargılama esnasında davacının usulsüz tebligat yapıldığına yönelik iddia ve

itirazları dikkate alınmamak suretiyle mahkemelerce bariz takdir hatası

yapıldığını düşündüğümden, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun bulunmasına dair

çoğunluk kararına katılmadım. Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Tuğba YILDIZ Başvurucu : Osman YILDIRIM Vekili : Av. Levent KAYA Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/6396, 2 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  14. B. Adil
  15. A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  17. Karşı Oy Gerekçesi
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/6396
Tarih
2 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Muhsin Şen Başvurusu (B. No: 2018/1139)
  • Beyza Gümüş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17517)
  • Abdulbasır Bulgan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/237)
  • Mehmet Osman Kavala Başvurusu (B. No: 2020/13893)
  • O.d. Başvurusu (B. No: 2016/11927)
  • Müzeyyen Çelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/30932)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.