İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Oya Meriç Eyüboğlu Başvurusu (B. No: 2015/15836)

1. Başvuru, kolluk görevlilerince bir protesto eylemine güç

Başvuru No2015/15836Tarih8 Ocak 2020Okuma20 dk · 3.920 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Oya Meriç Eyüboğlu Başvurusu

Karar tarihi
8 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2015/15836
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.920 kelime·20 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerince bir protesto eylemine güç

kullanılarak müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının; kullanılan güç sonrası yaralanma ve buna ilişkin yürütülen

soruşturmanın etkisiz olması nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/9/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1973 doğumlu olup İstanbul'da avukat olarak görev

yapmaktadır. Kendini "kadın hakları

aktivisti" olarak nitelendiren başvurucu, Mor Çatı Kadın

Sığınağı Vakfında gönüllü olarak çalışmakta ve kadınlara yönelik şiddete karşı

hukuki süreçlerde aktif olarak yer almaktadır.

9. Başvurucu, DEAŞ terör örgütünün Suriye'nin Kobani (Ayn El

Arab) kentinde özellikle kadınlara yönelik gerçekleştirdiği ileri sürülen

şiddet eylemlerini protesto etmek ve buna ilişkin hükûmet politikalarını

eleştirerek kamuoyu oluşturmak amacıyla kurulduğu belirtilen Savaşa Karşı Kadın İnisiyatifi Platformu

çerçevesinde düzenlenen farklı tarih ve mekânlardaki gösterilere katılmıştır.

Anılan Platform 9/10/2014 tarihinde Atatürk Havalimanı'nda aynı konuya ilişkin

olarak protesto eylemi düzenlemiş, başvurucu da bu eyleme iştirak etmiştir.

10. Atatürk Havalimanı dış hatlar terminali içinde, gelen yolcu

katındaki check-in kontuarları arasında bulunan alanda iki kişinin koşmasıyla

başlayan başvuru konusu gösteriye, kolluk ve havaalanı özel güvenlik

görevlilerince müdahale edilmiştir.

11. Başvurucunun anlatımına göre kamu görevlileri tarafından,

önceden hiçbir uyarı yapılmaksızın toplantıya müdahale edilerek sağ kolu

sırtına doğru bükülen başvurucu kolundan ve boynundan tutularak Havalimanının

dışına çıkarılmış, ardından gözaltına alınarak polis aracına bindirilmiştir.

Başvurucu ayrıca bu esnada yere düştüğünü ve kamu görevlilerinin hakaretine

maruz kaldığını belirtmiştir.

12. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinden

alınan 9/10/2014 tarihli sağlık raporuna göre, gözaltına alınırken başvurucunun

sağ ön kolunda 1x3 cm açık kırmızı ekimoz (çürük), sol kolunda 8x6 cm açık

kırmızı noktasal ekimoz, sol dirseğinde 1x1 cm açık kırmızı ekimoz, sol ön

kolunda 4x0,5 cm cm ve 0,5x0,5 cm açık kırmızı ekimoz mevcuttur.

13. Başvurucu 5-6 saat gözaltında kalmıştır. Başvurucu

gözaltından çıkarılırken Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan sağlık

raporunda başvurucunun sağ kolunda ağrı ve şişlik olduğu tespiti yer

almaktadır.

14. Olayın ertesi günü (10/10/2014 tarihinde) Türkiye İnsan

Hakları Vakfına başvurusu üzerine Vakıf çalışanları tarafından düzenlenen

sağlık raporunda,başvurucunun boynunda ve sağ kolunun ön kısmında sıyrık olduğu

kayıtlıdır. Ayrıca kolda oluşan ödemin travmaya bağlı olduğu ve yaralanmanın

künt travmatik niteliğinin bulunduğu belirtilmiştir.

15. Kolluk memurları tarafından olayın ertesi günü izlenen

kapalı devre kamera kayıtları tutanağına göre, 30-40 kişilik kadın grubunun

bazı kıyafetlerini çıkararak kıyafetlerin altında bulunan yazılı tişörtleriyle

pankart açmaya ve slogan atmaya çalıştıkları esnada görevliler tarafından

kademeli olarak kendilerine müdahale edilmiş ve zor kullanılmıştır. Tutanakta,

gösterinin başlama anı saat 18.58 olarak belirtilmiş; saat 19.03 ile 19.11

arasında bireylerin polis otobüslerine bindirilmesi suretiyle grubun

dağıtıldığı açıklanmıştır.

16. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6/10/1983

tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na aykırı

toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma, ihtara rağmen dağılmamakta ısrar etme

suçlarını işlediği isnadıyla 16/2/2015 tarihinde başvurucu hakkında dava

açılmıştır. Yargılama sonucunda Bakırköy 14. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme)

26/9/2018 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu 47 sanığın beraatine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde Mahkeme, gösterici grubun henüz toplanmadan

polisin müdahale ettiğini belirterek kanuna aykırı toplantı yapma suçunun

unsurlarının oluşmadığını, polisin müdahale etmeden önce gerekli ihtarı

yapmaması sebebiyle de ihtara rağmen dağılmama suçunun oluşmadığını

açıklamıştır.

17. Başvurucu ise kolluk görevlileri hakkında görevi kötüye

kullanma ve hakaret suçlarını işledikleri iddiasıyla Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığına (Savcılık) şikâyetçi olmuştur.

18. Savcılık 28/5/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun da aralarında bulunduğu 47

kişi hakkında 2911 sayılı Kanun'a aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne

katılma, ihtara rağmen dağılmamakta ısrar etme suçlarını işledikleri iddiasıyla

dava açıldığı belirtilerek bu kişilerin görevlilerce uyarılmalarına rağmen

Havalimanında yasak gösteri yürüyüşü yapmaya çalışmaları nedeniyle zor

kullanıldığı, zor kullanma yetkisinin aşıldığına veya hakaret edildiğine

yönelik delil olmadığından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar

verildiği belirtilmiştir.

19. Bu karara yapılan itiraz, Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin

10/8/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar, 18/8/2015 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 17/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

21. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218,

19/4/2018, §§ 22-38; Ali Ulvi Altunelli, B.

No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 23-27, 29-45.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 8/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, hükûmet politikalarını eleştirmek ve DEAŞ

eylemlerine dünyanın dikkatini çekmek amacıyla yaptıkları silahsız ve

saldırısız gösteriye kolluk tarafından uyarıda dahi bulunulmadan müdahale

edilmesinin gereksiz ve aynı zamanda orantısız olduğunu iddia etmiş ve bu nedenle

Anayasa'nın 25., 26. ve 34. maddelerinde yer alan ifade özgürlüğü ile toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

24. Anayasa'nın"Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi

şöyledir:

"Herkes, önceden izin almadan, silahsız

ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir."

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ifade özgürlüğü hakkını

ilgilendiren şikâyetleri, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

kapsamında kaldığından ifade özgürlüğü bakımından ayrıca inceleme

yapılmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

27. Başvurucunun kamuoyunun dikkatini çekmek ve hükûmet politikasını

eleştirmek amacıyla katıldığı toplantının kamu görevlileri tarafından

engellenmesi toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil

etmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

28. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik toplum düzeninin

...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

29. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

30. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 2. ve 16. maddelerinde yer alan düzenlemelerin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özge Özgürengin, § 100; Ali Ulvi Altunelli, §§ 91, 92).

(2) Meşru Amaç

31. Başvurucuya protesto gösterisi sırasında müdahale

edilmesinin Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik olduğu

ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Özge Özgürengin,

§§ 101, 102;Ali Ulvi Altunelli, §§

93, 94).

(3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygunluk

(a) Genel İlkeler

32. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen ifade

özgürlüğünün özel bir biçimidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir

toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de

geçerlidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda kendine özgü özerk işlevine

ve uygulama alanına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli, dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi

ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda

olması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında da

gözetilmelidir. Bu sebeple demokratik bir toplumda güvence altına alınan temel

haklardan biri olan bu hak dar yorumlanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015,

§ 115; Ali Ulvi Altunelli, § 95).

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden

ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı tanınmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 117; Ali Ulvi Altunelli § 96).

33. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu

otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında

belirli bir takdir alanına sahip olduğu açıktır. Ancak bu takdir alanının

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olarak kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi, ilgili kamu otoritelerinin

takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp

kullanmadıklarını değerlendirmektir (Mehmet

Mutlu, B. No: 2014/18240, 18/4/2018,

§ 88; Özgü Özrengin, §104; Ali

Ulvi Altunelli, § 101). Diğer bir ifadeyle toplanma hakkına yönelik müdahalenin

demokratik bir toplumda gerekli olması için kamu düzeninin bozulup

bozulmadığının veya bozulma tehlikesinin olup olmadığının belirlenmesi

gerekmektedir. Bu belirlemede kamu otoritelerinin takdir alanını keyfî kullanıp

kullanmadığının ortaya konulması önemlidir (Ali

Ulvi Altunelli, §106).

34. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin denetleyeceği ilk husus,

toplantı ve gösteri yürüyüşünün sonlandırılması için zorlayıcı toplumsal bir gereksinim olup olmadığı ve kamu

makamlarının bu yöndeki değerlendirmelerinin gerçeklik

değeri taşıyıp taşımadığıdır (krş. Eğitim

ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B. No:2014/920,

25/5/2017, § 88). Gerçeklik değeri sadece Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci

fıkrasında sayılan durumların gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bu yönde bir

tehlikenin olup olmadığını da kapsamaktadır (Mehmet

Mutlu, § 89). Ayrıca Anayasa Mahkemesinin görevi, şikâyete konu

müdahaleyi bir bütün olarak inceleyip meşru amacın gerçekleşmesine yönelik

olarak müdahalenin amacın gerçekleştirilmesi için ölçülü olup olmadığını ve

müdahale gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını belirlemektir.

Böylelikle kamu otoritelerinin şikâyete konu olayda aldıkları kararların

Anayasa'nın 34. maddesine uygun olup olmadığı tespit edilebilecektir (Mehmet

Mutlu, § 88; Özgü Özrengin, §104; Ali

Ulvi Altunelli, §101)

35. Ayrıca ölçülülük kriteri, Anayasa'nın 34. maddesinde

belirtilen meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile

barışçıl toplanma hakkı arasındaki dengenin sağlanıp sağlanamadığını tespit

etmek için kullanılmaktadır. Bu kriter, her somut olayın koşulları gözetilerek

değerlendirilmelidir (Ali Ulvi Altunelli, §98).

Toplantı hakkı çerçevesindeki sınırlama

kavramı, ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki

bazı önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması sırasında veya

kullanıldıktan sonra yapılan muameleleri de kapsar. Dolayısıyla barışçıl bir

gösteri sırasında yapılanlar veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik

soruşturma ve cezalandırmalar da toplantı hakkının kullanılmasını sınırlayan

davranışlar olarak kabul edilebilir (Osman

Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, §§ 70-72; Ali Ulvi Altunelli, § 99).

36. Hükûmetin politikaları ile ilgili olarak bireylerin

tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymaları çoğulcu demokrasilerin

karakteristik özelliğidir. Bu kapsamda siyasi konulardaki fikir ayrılıklarında

azınlık veya muhalif düşüncelerin kendini ifade edebilmesine fırsat verilmesi

demokratik bir devletin yükümlülüğüdür. Devletin barışçıl amaçlarla yapılan

toplantı düzenleme ve toplantıya katılma özgürlüğünü korumakla kalmaması,

ayrıca bu hakkın kullanımını engelleyen, makul olmayan dolaylı sınırlamalar

koymaması da gerekmektedir (Mehmet Mutlu,

§ 87; Özgü Özgürengin, §103; Ali

Ulvi Altunelli, § 100).

(b)İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

37. Somut olayda başvurucunun da aralarında bulunduğu 30-40

kişilik bir grubun havalimanı binası içinde hükûmet politikalarına ilişkin

muhalif tepkilerini ortaya koymak ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek üzere

toplanması esnasında gruba kolluk güçleri tarafından müdahalede bulunulmuştur.

Öncelikle tartışılması gereken husus, müdahalenin gerekliliği ve gerekliyse

orantılı olup olmadığıdır. Müdahalenin gerekliliği hususu değerlendirilirken

olayın başlangıç şekli birincil derecede öneme sahip olup kamu düzeninin

bozulup bozulmadığının veya bozulma tehlikesinin bulunup bulunmadığının

belirlenmesi bakımından esas teşkil etmektedir.

38. Gösteri eylemi, saat 19.00 civarında Atatürk Havalimanı dış

hatlar terminal binası içinde yapılmıştır. İstanbul Atatürk Havalimanı -açık

olduğu dönemde- uluslararası bir havalimanı olması özelliğinden dolayı

uluslararası hava trafiğinin yoğun olduğu havalimanlarından biridir. Bu tür

havalimanları, dünyadaki birçok ülke vatandaşı tarafından kullanılması

nedeniyle zaman zaman uluslararası şiddet ve terör eylemlerine sahne

olabilmektedir. Söz konusu tehlikenin önlenebilmesi amacıyla hava

taşımacılığında yer ve hava güvenliğinin en üst düzeyde sağlanması

gerekmektedir. Buna ilişkin tedbirlerin alınması, devletin yaşam hakkı yönünden

pozitif yükümlülükleri arasında yer alır.

39. Anılan yükümlülük gereği, kamuya açık diğer hizmet

alanlarına göre havalimanlarında çok daha katı olan güvenlik uygulamaları, tüm

ülkeler yönünden asgari bir standarda sahip olup havalimanlarını kullanan

herkes tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir. Öngörülemeyen olağan dışı

bir hareket veya faaliyetin alınan tüm güvenlik tedbirlerini anlamsız hâle

getirip güvenlik zafiyetine sebep olması zaman zaman yaşanan bir durumdur.

40. Diğer taraftan saniyelerle zaman ayarlaması yapılan hava

taşımacılığında yolcuların ve yanlarında bulunan ağırlıkların belirlenmesi

işlemi olarak bilinen check-in

işlemi, her şeyden önce hava yolculuğu güvenliği bakımından elzemdir. Bu

belirleme işlemi sırasında gerçekleşecek en ufak bir gecikme, uçağın kalkış

saatini ve dolayısıyla uluslararası tüm hava trafiğini doğrudan

etkileyebilecektir. Bu nedenle işlemlerin hızlı ve dikkatli yapılması

yolcuların uçuş planlaması ve güvenliği bakımından hayati önem arz etmektedir.

Check-in alanlarında (kontuarlarında) oluşabilecek yüksek gürültü veya kargaşa,

çalışan personelin dikkat dağınıklığının yanı sıra işlemlerin yavaşlaması ve

hizmetin aksamasına neden olabilecektir.

41. Buna karşılık toplantı ve gösteri yürüyüşlerini belli

kamusal mekânlardan kategorik olarak tamamen yasaklamak, toplantı ve gösteri

yürüyüşü hakkının ihlaline yol açabilir. En üst düzeyde güvenlik önlemlerinin

alındığı havalimanlarının da -istisnai olsa dahi- mekânsal olarak toplantı ve

gösteri yürüyüşlerine konu olabilmesi, Anayasa'nın 34. maddesi gereğidir. Bu

durumda dikkate alınması gereken belirleyici hususlar, fizikî olarak çok büyük

olan havalimanlarında yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin büyüklüğü ve

niteliğidir. Havalimanlarında gösterinin yapıldığı alan, zaman, başlangıç ve

oluş şekli her olayın koşullarına göre irdelenmek suretiyle müdahalenin

gerekliliği değerlendirilmelidir.

42. Somut olayda 30-40 kişilik, kalabalık sayılabilecek bir grup

check-in kontuarlarının bulunduğu alanda ve uçak trafiği yoğunluğunun mevcut

olduğunun kabul edilebileceği akşam saatlerinde toplantı yapmaya çalışmıştır.

Kamera izleme tutanağına göre gösteri, iki kişinin koşması ve arkadaki

kalabalığın bu iki kişiyi takip etmesiyle başlamıştır. Bu hususlar gözönüne

alındığında anılan eyleme kolluk tarafından yapılan müdahalenin gerekli

olmadığını tespit etmek güçtür. Güvenlik zafiyetinin kabul edilemeyeceği

check-in kontuarlarının bulunduğu bölgede olağan dışı bir şekilde iki kişinin koşması

üzerine başlayan eylem, kolluk tarafından öngörülebilme ve tedbir alma

sınırlarını aşmaktadır. Dolayısıyla gösteriye derhâl yapılan müdahalenin

zorunlu toplumsal bir gereksinimi karşıladığı ve gerçeklik değerinin mevcut

olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda başvuruya konu gösteriye kamu görevlileri

tarafından müdahale edilme gerekçesinin makul olmadığı söylenemez.

43. Diğer taraftan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin sadece

barışçıl nitelikte olması gösterilere yapılan müdahaleyi gereksiz kılmamaktadır.

Diğer bir ifadeyle toplanan bir grubun sadece şiddete başvurma eğiliminin

bulunmaması kolluk güçlerinin müdahalesini gereksiz hâle getirmemektedir. Aksi

yöndeki düşünce, şiddet içermeyen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin nerede ve

ne amaçla yapılırsa yapılsın sınırlanamayacağı anlamına gelmektedir.

44. Öte yandan Mahkemenin tespiti doğrultusunda müdahale

edilmeden önce kolluk görevlilerince ihtarda bulunulmamış ise de, kamera

kayıtları tutanağına yansıdığı şekliyle iki kişinin koşması ve bunun akabinde

kalabalık grubun hareketlenmesiyle gösterinin başladığı nazara alındığında

kolluk güçlerinin ihtarda bulunmak için yeterli süreye sahip olmadıkları ve

toplantının yapılmak istendiği mekânın özellikleri gözetildiğinde bu hususun

tek başına müdahalenin gerekliliğini ortadan kaldırmayacağı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkını ihlal etmeyeceği değerlendirilmiştir.

45. Müdahalenin gerekli olduğu tespitinden sonra orantılılık

yönünden yapılan değerlendirmede kolluk tarafından kamu güvenliğine yönelen

tehlike bertaraf edilirken alınan tedbirler ile toplanma hakkı arasındaki

dengenin bozulup bozulmadığı incelenmiştir. Somut olayda kolluk güçlerinin

toplantıya müdahalesi, toplantıya katılan kişilere bedensel kuvvet uygulayıp

yaklaşık on dakika içinde havalimanı dışına çıkarmak suretiyle toplantıyı

dağıtmasıdır. Kolluğun toplantıyı dağıtırken ve başvurucuyu gözaltına alırken

kullandığı fiziksel gücün niteliği ve sonuçları yukarıdaki olgular (bkz. §§

10-14) dikkate alınarak incelendiğinde olayın oluş şekline göre kolluk

müdahalesinin orantısız olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.

46. Ayrıca, toplantıya kolluk tarafından yapılan müdahale

sonrasında başvurucu hakkında yapılan ceza soruşturmasına yönelik gelişmeler

incelendiğinde, 5-6 saat gözaltında kalan başvurucu hakkında açılan ceza

davasının suç unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraat kararıyla sonuçlandığı

görülmüştür. Kamu hizmet bina ve tesislerinde toplantı ve gösteri yürüyüşü

yapılmasının suç olduğunu düzenleyen 2911 sayılı Kanun'a göre başvurucu hakkında

yasal işlemlerin başlatılmasıyla yapılan yargılama sonucunda toplanma

gerçekleşmeden kollukça müdahale edilmesi nedeniyle suçun oluşmaması

gerekçesine istinaden başvurucu hakkında beraat hükmü verilmesi nazara

alındığında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence

altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu, kolluk görevlileri tarafından hakaret ve şiddete

maruz kaldığını ve bu nedenle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Ayrıca yaşanan olay nedeniyle yaptığı şikâyetin etkili bir şekilde

soruşturulmadığından, kendisinin ve şüphelilerin ifadesinin dahi alınmadığından

yakınan ve Savcılık ile Sulh Ceza Hakimliği kararlarının gerekçeden yoksun

olduğunu belirten başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

49. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

50. Başvurucunun adil yargılanma hakkını ilgilendiren

şikâyetleri, kötü muamele yasağının usul yükümlülüğü kapsamında kaldığından

adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

51. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel ilkeler

52. Anayasa’nın 17. maddesinde, herkesin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80; Özge

Özgürengin, § 46; Ali Ulvi

Altunelli, § 53).

53. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81; Özge

Özgürengin, § 47; Ali Ulvi

Altunelli, § 54 ).

54. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan

şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Özge Özgürengin, § 48; Ali Ulvi Altunelli, § 55).

55. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83; Özge Özgürengin,

§ 49; Ali Ulvi Altunelli, § 56).

56. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi bir yakalamayı

gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür bir güç,

sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu nevi fiiller, prensip olarak Anayasa'nın

17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, §

52; Özge Özgürengin, § 53).

57. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri, § 82; Özge

Özgürengin, § 54; Ali Ulvi

Altunelli, § 57).

58. Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin

yetkisi, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu buna ek protokoller

kapsamında bulunanlarla sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai

sorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi

bulunmamaktadır. Diğer taraftan yargı mercilerinin bulguları Anayasa

Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal şartlar altında bu mercilerin maddi

olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin

bulunması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 96). Öte yandan Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini

anlayabilmek ve tüm yönleriyle aydınlatılması noktasında soruşturma makamları

ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları nesnel bir şekilde

değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi gerekmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No:

2013/2782, 11/3/2015, § 68).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

59. Başvurucu özetle, katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşüne

polisin yaptığı müdahalede zor kullanma yetkisinin aşılmasından ötürü

yaralanmasına rağmen bu hususta etkisiz ve özensiz bir şekilde yürütülen ceza

soruşturmasından netice alamadığını ileri sürmektedir.

60. Somut olayda başvurucu, Havalimanında gösteri yapmaya

çalıştığı esnada kolluk görevlileri tarafından zor kullanılması suretiyle

kendisine müdahale edilmiştir. Başvurucu, kolluğun zor kullanması nedeniyle

yaralanmıştır. Kolluk görevlilerinin fiziksel müdahalesinin varlığı,kamera

kayıtlarına ilişkin kolluk tutanağına yansıdığı gibi Savcılık tarafından

görevliler hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda da açıkça

belirtildiğinden bu hususta herhangi bir tereddüt yoktur.

61. Söz konusu müdahale esnasında başvurucu kollarında

kızarıklık-kırmızı renkli çürük, boynunda çizik olmak suretiyle yaralanmış,

ayrıca sağ kolunda şişlik ve travmaya bağlı ödem oluşmuştur. Başvurucunun

kolluk müdahalesi sonucu yaralandığı Savcılık tarafından kabul edilmek

suretiyle soruşturma yürütülmüş, ancak görevlilerin zor kullanma yetkisini

aştığına dair delil elde edilemediği gerekçesiyle haklarında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

62. Yukarıda (bkz. §§ 38-44) başvurucunun katıldığı gösteri

yürüyüşünün dağıtılmasına yönelik olarak kolluk müdahalesinin toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından gerekli olduğu değerlendirilmiştir.

Buna göre, bir gösteri yürüyüşünün toplanan kişilerin rızası hilafına dağıtılması

amacıyla kolluk görevlilerince güç kullanımı kaçınılmazdır. Başvuru konusu

müdahale, katılımcıları Havalimanı dışına çıkarmak ve gözaltı sürecini

başlatmak amacıyla polis aracına bindirmekten ibaret olup bu esnada orantılı

olmak koşuluyla güç kullanılması olağan karşılanmalıdır. Dolayısıyla yapılan

müdahalenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal etmeyecek düzeyde

ve gerekli olduğu anlaşılmaktadır.

63. Müdahalenin gerekli olduğu ortaya konulduktan sonra ikinci

aşamada olayın niteliğine göre müdahalenin göstericileri etkisiz hâle getirmek

için ölçülü olup olmadığı ele alınmalıdır. Kolluğun zor kullanarak bir

gösteriye müdahale edebilmesi için şiddet içermeyen diğer yöntem ve araçların

sonuçsuz kalmış olması gerekir. Zor kullanma, müdahale sırasında karşılaşılan

direnci ortadan kaldıracak oranda ve aşamalı biçimde güç kullanmayı içerir (Ali Ulvi Altunelli, § 75).

64. Kolluğun toplumsal olaylara müdahale sırasında gerektiğinde

kuvvet kullanması bir hukuka uygunluk nedenidir. Kişinin hareket özgürlüğünü

kısıtlamak için uygulanan fiziksel şiddet şeklinde tanımlanabilecek güç kullanımı, ortaya çıkan tehlike

bakımından gerekli olandan fazla olmamalı ve göstericilerin maddi bütünlüğüne

zarar vermemelidir (Ali Ulvi Altunelli, §

76).

65. Başvurucunun sağlık raporlarıyla tespit edilen yaralanma

biçimi başvurucu beyanıyla uyumlu olup başvurucunun terminal binası dışına

çıkarılması amacıyla kollarından ve boynundan sıkıca tutulması şeklindedir.

Ayrıca başvurucu, ortaya çıkan panik ve kargaşa nedeniyle yere düştüğünü beyan

etmiştir. Diğer bir ifadeyle kolluk güçlerinin müdahalesi sadece başvurucuyu

terminal binası dışına çıkarmak amacıyla tutmayla sınırlı olup yaralanma bu

esnada ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla başvurucuda meydana gelen yaralanmanın

basit düzeyde olması da nazara alındığında kolluk görevlilerince kullanılan

bedensel gücün ölçüsüz olduğundan bahsetmek mümkün görünmemektedir.

66. Başvurucu, yaralanmasına ek olarak kolluk görevlileri

tarafından hakarete uğraması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Savcılık tarafından bu suç yönünden de kamu görevlileri

hakkında kovuşturma yapılmaması kararı verilmiştir. Başvurucu, iddiasını

destekleyen herhangi bir bilgi veya belgeyi başvuru dosyasına eklemediği gibi

aşamalarda da yargı mercilerine sunmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun bu

iddiası ile ilgili olarak makul şüphenin ötesinde, Anayasa Mahkemesince

inceleme yapmayı gerektiren kanıtların varlığı ortaya konulamamıştır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucuya yapılan müdahaleyle

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

68. Devletin negatif yükümlülüğü bakımından kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varıldığından soruşturmanın

yaklaşık on aylık makul sürede tamamlanmış olması da dikkate alındığında usul

yükümlülüğü açısından ayrıca inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Oya Meriç EYÜBOĞLU Vekili : Av. Hazal PEKŞEN DEMİRHAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/15836, 8 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Toplantı ve Gösteri
  9. B. Kötü Muamele Yasağının
  10. B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80; Özge
  11. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  12. M. Emin KUZ
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/15836
Tarih
8 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Ayfer Demirel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/8011)
  • Şehmus Altındağ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4926)
  • Mehmet Sabri Gül Başvurusu (B. No: 2015/4248)
  • Fatma Aydın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/36763)
  • Recep Kara Başvurusu (B. No: 2016/4084)
  • Muzaffer Uzun Başvurusu (B. No: 2016/12626)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.