İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muzaffer Uzun Başvurusu (B. No: 2016/12626)

1. Başvuru, ücret farkının ödenmesi istemiyle açılan davanın

Başvuru No2016/12626Tarih16 Ocak 2020Okuma27 dk · 5.408 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Muzaffer Uzun Başvurusu

Karar tarihi
16 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/12626
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.408 kelime·27 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ücret farkının ödenmesi istemiyle açılan davanın

yerleşik içtihada aykırı karar verilerek reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/6/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. 1964 doğum tarihli ve Adana'da ikamet etmekte olan başvurucu,

iki yıllık Meslek Yüksek Okulu mezunudur.

9. Başvurucu, T. Elektrik Dağıtım A.Ş. (Şirket) bünyesinde

20/11/1998-5/5/2003 tarihleri arasında sözleşmeli teknik şef olarak görev

yapmış ve 5/5/2003 tarihinden sonra görevine sözleşmeli teknik uzman olarak

devam etmiştir.

10. Başvurucu 5/11/2009 tarihinde, aynı kurumda ve aynı unvanla

çalışan dört yıllık yüksek okul mezunu kişilere eğitim durumu dikkate alınarak

daha fazla ücret ödenmesinin mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle Şirkete

başvurmuş ve geriye yönelik ücret farklarının ödenmesini istemiştir.

11. Başvurucu, talebinin zımnen reddedildiği gerekçesiyle anılan

işlemin iptali ile geriye dönük (1998-2009 dönemi) 29.676 TL ücret farkının

ödenmesi istemiyle 21/1/2010 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde,

22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin

Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin

Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin (399 sayılı KHK)

26. maddesinde ve Tedaş Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nde

belirlenecek ücretin hesabında öğrenim durumunun esas alınmasına yönelik bir

düzenleme bulunmadığı, 399 sayılı KHK'nın 26. maddesinde 2007 yılında yapılan

değişiklikle ücret hesabında eğitim düzeyinin esas alınacağının belirlendiği,

ancak kanun değişikliğinden önceki kazanılmış hakların saklı tutulması

gerektiği ileri sürülmüştür. Şirket, başvurucunun 5/11/2009 tarihli başvurusuna

davanın açılmasından sonra 25/1/2010 tarihinde cevap vermiş ve talebi

reddetmiştir.

12. Adana 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 12/11/2010 tarihinde

davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:

i. 399 sayılı KHK'nın değişik 25. maddesinin (c) bendinde,

Kararname'ye ekli (1) sayılı cetvel kapsamı dışında kalan sözleşmeli personele

ödenecek sözleşme ücretinin temel ücret, başarı ve kıdem ücreti toplamından

oluşacağı ve 26. maddesinde temel ücret tutarının sözleşmeli personelin unvanı,

eğitim düzeyi, iş gerekleri,

işyeri ve çalışma şartları dikkate alınmak suretiyle belirleneceği belirtilerek

eğitim düzeyi kıstasına açıkça yer verildiği, bu nedenle personelin eğitim

seviyesine göre farklı miktarlarda temel ücret belirlenerek bu doğrultuda ödeme

yapılacağı açıktır.

ii. İşlem tarihi itibarıyla 399 sayılı KHK'nın 26. maddesinde

yapılan değişiklikle sözleşmeli personelin temel ücretinin belirlenmesinde

eğitim düzeyi kıstası getirilmiştir. Mevzuatta yapılan değişiklikle eğitim

düzeyinin ölçü alınarak temel ücretin belirlenmesinde ve bu nedenle başvurucu

isteğinin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

iii. Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin işlem ve

eylemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olması ve davalı idarece tesis

edilen işlemin hukuka uygun olması nedeniyle tazminat isteminin de reddi

gerektiği açıktır.

13. Temyiz edilen karar Danıştay Onbirinci Dairesince (Daire)

6/5/2014 tarihinde onanmıştır.

14. Yapılan karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından

28/3/2016 tarihinde reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Nihai karar 8/6/2016

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 30/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

16. 399 sayılı KHK'nın başvurucunun iddiasına konu dönemde

yürürlükte bulunan "Aylık ve

ücretler" kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

"a) Ekli 1 sayılı cetvelde kadro unvan ve

dereceleri gösterilen personel aylık ve özlük hakları bakımından 657 sayılı

Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir.

Bu personel, 657 sayılı Devlet Memurları

Kanununun ek geçici 21 nci maddesinde öngörülen ikramiyelerden yararlandırılır.

İkramiyelerle ilgili olarak kuruluşların özel kanunlarındaki hükümler saklıdır.

b) Bakanlar Kurulu teşebbüs ve bağlı

ortaklıkların iş ve hizmet özelliklerini dikkate alarak bunları en çok üç gruba

ayırmak suretiyle gruplandırmaya ve gruplar itibarıyla 3 ncü maddenin (b)

bendine göre kadrolarında sözleşmeli çalıştırılacak personele ödenecek sözleşme

ücretlerini kadro aylıklarının (ek gösterge ve her türlü zam ve tazminatlar

dahil) en çok altı katını geçmemek üzere tespite yetkilidir.

Sözleşmeleri feshedilenler kadro aylıklarını

almaya devam ederler.

c) Ekli 1 sayılı cetvelin dışında kalan

sözleşmeli personele ödenecek sözleşme ücreti; temel ücret ile başarı ve kıdem

ücretleri toplamından oluşur ve bu ücret asgari ücretin altında olamaz.

Sözleşme ücretlerinim tavanı her yıl bütçe kanunları ile belirlenir. Kamu

personeli için uygulanan aylık katsayısının mali yılın ikinci yarısı için

değiştirilmesi halinde Bakanlar Kurulu sözleşmeli personel ücretlerinin

tavanını mali yılın ikinci yarısı için değiştirilmeye yetkilidir.''

17. 399 sayılı KHK'nın başvurucunun iddiasına konu dönemde

yürürlükte bulunan "Temel ücret"

kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

"Temel ücret tutarları, sözleşmeli

personelin unvanı iş gerekleri, işyeri ve çalışma şartları dikkate alınmak

suretiyle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca tespit edilir.

Teşebbüs ve bağlı ortaklıklar, sözleşmeli

personeline unvanları itibarıyla uygulayacakları azami temel ücret miktarlarına

ilişkin tekliflerini 15 Kasım tarihine kadar Devlet Personel Başkanlığına

gönderirler. Bu teklifler Devlet Personel Başkanlığınca teşebbüs ve bağlı

ortaklıklar arasında ücret dengesi ve uygulama birliği sağlamaya yönelik

önerilerle birlikte Yüksek Planlama Kurulunun onayına sunulur.''

18. 399 sayılı KHK'nın hâlen yürürlükte bulunan "Aylık ve ücretler" kenar

başlıklı 25. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"a) Ekli 1 sayılı cetvelde kadro unvan ve

dereceleri gösterilen personel aylık ve özlük hakları bakımından 657 sayılı

Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir.

(Mülga ikinci paragraf: 11/10/2011-KHK-666/1

md.)

b) (Mülga : 11/10/2011-KHK-666/1 md.)

c) (Değişik: 13/3/1995 - KHK - 549/1 md.) Ekli

1 sayılı cetvelin dışında kalan sözleşmeli personele ödenecek sözleşme ücreti;

temel ücret ile başarı ve kıdem ücretleri toplamından oluşur ve bu ücret asgari

ücretin altında olamaz. Sözleşme ücretlerinin tavanı her yıl bütçe kanunları

ile belirle-nir. Kamu personeli için uygulanan aylık katsayısının mali yılın

ikinci yarısı için değiştirilmesi veya mali yıl içinde 657 sayılı Devlet

Memurları Kanununun mali ve sosyal haklara ilişkin hükümlerinde değişiklik

yapılması halinde sözleşmeli personel ücretlerinin tavanını değiştirmeye

Cumhurbaşkanı yetkilidir...''

19. 399 sayılı KHK'nın hâlen yürürlükte bulunan "Temel ücret" kenar başlıklı 26.

maddesi şöyledir:

"(Değişik birinci fıkra: 4/4/2007-5620/4

md.) Temel ücret tutarları, sözleşmeli personelin unvanı, eğitim düzeyi, iş

gerekleri, işyeri ve çalışma şartları dikkate alınmak suretiyle teşebbüs ve

bağlı ortaklıklarca tespit edilir.

Teşebbüs ve bağlı ortaklıklar, sözleşmeli

personeline unvanları itibarıyla uygulayacakları azami temel ücret miktarlarına

ilişkin tekliflerini 15 Kasım tarihine kadar Devlet Personel Başkanlığına gönderirler.

Bu teklifler Devlet Personel Başkanlığınca teşebbüs ve bağlı ortaklıklar

arasında ücret dengesi ve uygulama birliği sağlamaya yönelik önerilerle

birlikte Cumhurbaşkanının onayına sunulur.''

2. Yargı Kararları

20. Danıştay Onbirinci Dairesinin 31/10/2003 tarihli ve

E.2000/9670, K.2003/4400 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Dosyanın incelenmesinden, Yüksek

Planlama Kurulunun Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışan sözleşmeli personele

1997 yılının birinci yarısında uygulanacak ücretlerle ilgili 20.2.1997 tarih ve

97/T-7 sayılı Karara ekli (II) sayılı Cetvele tabi personelin temel ücret

gruplarını gösteren listede yüksek öğrenimli müdür yardımcılarının 1. grupta,

diğer müdür yardımcılarının 2. grupta yer aldığı, 1. ve 2. gruptakilerin en

düşük ve en yüksek temel ücretlerinin farklı olarak tespit edildiği, 29.4.1997

tarih ve 97/3352 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 399 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnameye ekli (II) sayılı Cetvele dahil pozisyonlarda sözleşmeli olarak

çalışan personelin sözleşme ücretlerinin tavanının 126.000.000.-liradan

152.000.000.-liraya çıkarılması üzerine Yüksek Planlama Kurulunun 9.5.1997 gün

ve 97/T-20 sayılı Kararı ile (II) sayılı Cetvele tabi personelin sözleşme temel

ücretlerinin yeniden belirlendiği, bu belirlemede; dört yıllık yükseköğrenim

gören müdür yardımcılarının 1. grupta, iki yıllık yükseköğrenim gören müdür

yardımcılarının 2. grupta, davacının da dahil olduğu diğer müdür

yardımcılarının da 3. grupta yer aldığı, Devlet Personel Başkanlığının 27.5.1997

tarih ve 5456 sayılı Tebliğ ile söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı ve Yüksek

Planlama Kurulunun 9.5.1997 tarih ve 97/T-20 sayılı Kararları uyarınca unvan

grupları itibarıyla tespit edilen ve en yüksek temel ücret miktarlarının

gönderilmesini istediği, TCDD İşletmesi Yönetim Kurulu'nun 26.6.1997 tarih ve

17/303 sayılı Kararıyla Devlet Planlama Teşkilatının tebliği ve Yüksek Planlama

Kurulunun yukarıda belirtilen kararı uyarınca (II) sayılı Cetvelde yer alan

sözleşmeli personel ücretlerinin artırılarak ödenmesine karar verildiği,

davacının da lise mezunu olduğu için öğrenim durumu itibarıyla 3. grupta yer

alması nedeniyle mağdur olduğunu öne sürerek davalı idarenin sözleşmeli ücret

uygulamasının gar müdür yardımcıları ile ilgili kısmının iptali ve 1.7.1997 tarihinden

önceki ücret eşitliği sağlanarak ücret farklarının ödenmesi istemiyle dava

açtığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda 399 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin 25. maddesinde (I) sayılı Cetvel dışında kalan sözleşmeli

personele uygulanacak sözleşme ücretinin temel ücret, başarı ve kıdem ücreti

toplamından oluşacağının belirtilmesi ve 26. maddesinde de temel ücretin

personelin unvanı, çalışma şartları, iş yeri çalışma şartları dikkate alınarak

kabul edilerek bu kriterler arasında öğrenim unsuruna yer verilmemesi

karşısında davalı idarece 9.5.1997 tarih ve 97/T-20 sayılı Yüksek Planlama

Kurulu Kararı esas alınarak temel ücret gruplarının görev, yetki ve

sorumlulukları yönünden fark bulunmayan aynı unvanla aynı yerde görev yapan gar

müdür yardımcılarının mevzuatta yer almayan öğrenim durumları esas alınarak

belirlenmesi ve farklı ücret uygulamasına yol açılmasında Anayasanın ücretle

ilgili 55. maddesi ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 26. maddesine ve

hakkaniyet ilkelerine uyarlık bulunmamaktadır.

Davanın ücret farklarının tazminine ilişkin

kısmına gelince; hukuka aykırılığı saptanan uygulama nedeniyle davacının temel

ücret yönünden yoksun kaldığı ücret farklarının idarece hesaplanarak ödenmesi

gerekmektedir...''

21. Danıştay Onbirinci Dairesinin 24/3/2008 tarihli ve

E.2005/2000, K.2008/2806 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Davanın ücret farklarının tazmini

istemine ilişkin kısmına gelince;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun

12. maddesinde idari işlemlerden, 13.maddesinde ise, idari eylemlerden doğan

zararların karşılanması amacıyla açılacak tam yargı davalarının açılma yöntem

ve süreleri düzenlenmiş bulunmaktadır.

"İptal ve Tam Yargı Davaları"

başlığını taşıyan ve "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem

dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam

yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi

ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki

kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği

veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden

itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de

ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükmünü

içeren 12.maddeye göre, maddi ve manevi zararlara neden olan idari işlemlerden

dolayı ilgili tarafından doğrudan doğruya tam yargı davası açılabileceği gibi

iptal ve tam yargı davaları birlikte de açılabilecek, ya da önce iptal davası

açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın tebliğinden

itibaren de dava süresi içinde tam yargı davası açma yoluna da

gidilebilecektir.

...

Bu hükümler karşısında sözleşme ücretinin

artırılması (ücret farkının giderilmesi) yönünden belli bir uygulama tarihi

esas alınarak istekte bulunulan davalarda, İdari Yargılama Usulü Kanununun 7.

maddesine göre uygulama tarihinden itibaren altmış gün içinde; uygulama üzerine

davacı idareye başvurmuş ise, 12. maddenin yollamada bulunduğu 11.maddeye göre

idarenin bu başvuruya cevap vermemiş olduğu hallerde uygulama tarihinden

itibaren en geç 120 gün, idarenin cevap verdiği durumlarda ise, uygulama

tarihine kadar geçen süre de hesaba katılmak koşuluyla cevabın davacıya tebliğ

tarihinden itibaren 60 gün içinde idari davanın açılmış olması gerekir.

Başka bir anlatımla dava, davacının idareye

başvurduğu tarihten itibaren 120 gün içinde açılmış ise ilgiliye, davanın

açıldığı tarihten geriye doğru 120 günü geçmemek üzere, başvuru tarihinden

geriye doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama esas alınarak ücret

farklarının verilmesi gerekeceği; idareye başvuru tarihinden itibaren 120

günlük ya daidarenin cevabının tebliğ tarihinden itibaren 60 günlük süreler

geçtikten sonra açılmış olan davalarda ise, ancak dava tarihinden geriye doğru

60 günlük süre içinde kalan ilk uygulamadan doğan sözleşme ücretinin ödenmesi

mümkündür.

Öte yandan, 399 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin 21.4.2007 gün ve 26500 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak

yürürlüğe giren 5620 sayılı Yasanın 4. maddesinin (b/3) fıkrasıyla değişik 26.

maddesinin 1. fıkrasında, temel ücret tutarlarının, sözleşmeli personelin

unvanı, eğitim düzeyi, iş gerekleri, işyeri ve çalışma şartları dikkate alınmak

suretiyle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca tespit edileceği hükmüne yer

verilmiştir.

Bu durumda, 399 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin 21.4.2007 gün ve 26500 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak

yürürlüğe giren 5620 sayılı Yasanın 4. maddesinin (b/3) fıkrasıyla değişik 26.

maddesinin 1. fıkrasında, teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca temel ücret

tutarlarının belirlenmesinde esas alınacak kriterler arasında, sözleşmeli

personelin eğitim düzeyine de yer verildiği dikkate alındığında, davacının,

17.2.2005 tarihli başvurusunun 17.3.2005 günlü işlemle reddedilmesi üzerine

25.5.2005 tarihinde açılan bu davada, davanın açıldığı tarihten geriye doğru

120 günü geçmemek üzere başvuru tarihinden geriye doğru 60 gün içinde kalan ilk

uygulamanın yapıldığı 15.2.2005 tarihinden itibaren 399 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin 5620 sayılı Yasa ile değişik 26. maddesinin 1. fıkrasının yürürlük

tarihi olan 21.4.2007 tarihine kadar geçen süreye ilişkinücret farklarının

davalı idarece hesaplanarak davacıya ödenmesi, bu tarihten önceki döneme ait

ücret farklarının ise, süre aşımı nedeniyle incelenmesine imkan

bulunmamaktadır...''

22. Danıştay Onbirinci Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2007/9053, K.2008/10619 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü,

Personel ve İdari işler Dairesi Başkanlığında sözleşmeli personel statüsünde

şube müdür yardımcısı olarak görev yapan davacı tarafından, sözleşme temel

ücretinin, eğitim durumu nedeniyle aynı görevi yapan ve aynı unvana sahip olan

personele nazaran düşük belirlendiği, eğitim durumuna göre farklı ücret tespiti

yoluna gidilmesinin mevzuata aykırı olduğu ileri sürülerek, ücretinin

düzeltilmesi (yükseltilmesi) yolunda yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan

davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin değişik

25/c maddesinde, ekli (I) sayılı Cetvelin dışında kalan sözleşmeli personele

ödenecek sözleşme ücretinin, temel ücret ile başarı ve kıdem ücretleri

toplamından oluşacağı, bu ücretin asgari ücretin altında olamayacağı, sözleşme

ücretlerinin tavanının her yıl bütçe kanunları ile belirleneceği, kamu

personeli için uygulanan aylık katsayının mali yılın ikinci yarısı için

değiştirilmesi veya mali yıl içinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun mali

ve sosyal haklara ilişkin hükümlerinde değişiklik yapılması halinde sözleşmeli

personel ücretlerinin tavanını değiştirmeye Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu

kuralına yer verilmiştir.

Anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin uyuşmazlık

tarihinde yürürlükte bulunan "Temel Ücret"başlıklı 26. maddesinde

ise; temelücrettutarlarınınsözleşmelipersonelin unvanı, iş gerekleri, iş yeri

ve çalışma şartları dikkate alınmak suretiyle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca

tespit edileceği, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların sözleşmeli personeline

unvanları itibarıyla uygulayacakları azami temel ücret miktarlarına ilişkin

tekliflerini 15 Kasım tarihine kadar Devlet Personel Başkanlığına

gönderecekleri, bu tespitlerin Devlet Personel Başkanlığınca teşebbüs ve bağlı

ortaklıklar arasında ücret dengesi ve uygulama birliği sağlamaya yönelik

önerilerle birlikte Yüksek Planlama Kurulunun onayına sunulacağı hükme

bağlanmıştır.

Görüleceği üzere, 399 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin değişik 25/c maddesinde, Kararnameye ekli (I) sayılı Cetvel

kapsamı dışında kalan sözleşmeli personele ödenecek sözleşme ücretinin; temel

ücret, başarı ve kıdem ücreti toplamından oluşacağı belirtilmiş, aynı Kanun

Hükmünde Kararnamenin, uyuşmazlık tarihi itibariyle yürürlükte 26. maddesinde

de, temel ücret tutarının, sözleşmeli personelin unvanı, iş gerekleri, iş yeri

ve çalışma şartları dikkate alınarak belirleneceği hükmüne yer verilmiş, buna

karşın ücret tespitine esas alınacak kriterler arasında "eğitim

düzeyi" kriterine yer verilmemiştir.

Olayda ise, TCDD Yönetim Kurulunca, Yüksek

Planlama Kurulu kararlarıyla verilen yetkiye istinaden 399 sayılı Kanun

Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı Cetvele tabi sözleşmeli personlin temel

ücretleri belirlenirken, Kanun Hükmünde Kararnamede sayılan kriterlerin yanı

sıra, işlem tarihi itibariyle anılan KHK'de yer almayan "eğitim

düzeyi" kriteri de baz alınarak aynı görevi yapan ve aynı unvanda çalışan

personel bakımından farklı temel ücret tespiti yoluna gidildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, görev, yetki ve sorumlulukları

yönünden aralarında fark bulunmayan, aynı unvanla aynı yerde görev yapan şube

müdür yardımcısı temel ücretinin, mevzuatta yer almayan eğitim düzeyi (durumu)

kriteri esas alınarak belirlenmesi ve bu nedenle farklı ücret uygulamasına yol

açılmasında, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin olay tarihinde yürürlükte

olan 26.maddesi hükmüne uyarlık bulunmamıştır.

Bununla birlikte; 21.4.2007 tarih ve 26500

sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5620 sayılı Kamuda Geçici

İş Pozisyonlarında Çalışanların Sürekli İşçi Kadrolarına veya Sözleşmeli

Personel Statüsüne Geçirilmeleri, Geçici İşçi Çalıştırılması ile Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un "Çeşitli Hükümler"

başlıklı 4. maddesinin (b) fıkrasının 3. bendinde; 22.1.1990 tarihli ve 399

sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı

Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair

Kanun Hükmünde Kararname'nin 26. maddesinin 1. fıkrası "Temel ücret

tutarları, sözleşmeli personelin unvanı, eğitim düzeyi, iş gerekleri, işyeri ve

çalışma şartları dikkate alınmak suretiyle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca

tespit edilir." şeklinde değiştirilmiştir. Bu durumda, anılan KHK'nin 26.

maddesinde değişiklik öngören ve bu değişiklikle temel ücretlerin

belirlenmesinde esas alınacak kriterler arasına eğitim düzeyini de dahil eden yasal

düzenlemenin yürürlük tarihi olan 21.4.2007 tarihinin dikkate alınarak ücret

farklarının tazminine karar verilmesi gerekeceği açıktır...''

23. Danıştay Onbirinci Dairesinin 27/1/2010 tarihli ve

E.2007/11122, K.2010/508 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Olayda ise, TCDD Yönetim Kurulunca,

Yüksek Planlama Kurulu kararlarıyla verilen yetkiye istinaden 399 sayılı Kanun

Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı Cetvele tabi sözleşmeli personlin temel

ücretleri belirlenirken, Kanun Hükmünde Kararnamede sayılan kıstasların yanı

sıra, işleme esas alınan olay tarihi itibariyle anılan KHK'de yer almayan

"eğitim düzeyi" gözetilerek aynı görevi yapan ve aynı unvanda çalışan

personel arasında farklı temel ücret tespiti yoluna gidilmiştir.

Bu durumda, görev, yetki ve sorumlulukları

yönünden aralarında fark bulunmayan, aynı unvanla aynı yerde görev yapan

tesisler şeflerinin temel ücretinin, mevzuatta yer almayan eğitim düzeyi esas

alınmak suretiyle farklı ücret uygulamasına yol açılmasında, 399 sayılı Kanun

Hükmünde Kararname'nin olay tarihinde yürürlükte olan 26. maddesine uyarlık

bulunmadığından, davacının sözleşme temel ücretinin düzeltilmesi yolundaki

başvurusunun reddine ilişkin işlem ile bu işleme karşı açılan davayı reddeden

İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlıkbulunmamıştır.

Öte yandan, 21.4.2007 tarih ve 26500 sayılı

Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5620 sayılı Kamuda Geçici İş

Pozisyonlarında Çalışanların Sürekli İşçi Kadrolarına veya Sözleşmeli Personel

Statüsüne Geçirilmeleri, Geçici İşçi Çalıştırılması ile Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un "Çeşitli Hükümler" başlıklı 4.

maddesinin (b) fıkrasının 3. bendi ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi

Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde

Kararname'nin 26. maddesinin 1. fıkrası "Temel ücret tutarları, sözleşmeli

personelin unvanı, eğitim düzeyi, iş gerekleri, işyeri ve çalışma şartları

dikkate alınmak suretiyle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca tespit edilir."

şeklinde değiştirildiğinden, temel ücretin belirlenmesinde esas alınacak

kıstaslar arasına eğitim düzeyini de dahil eden yasal düzenlemenin yürürlük

tarihi (21.4.2007) dikkate alınarak ücret farklarının tazminine karar verilmesi

gerekeceği de açıktır...''

24. Danıştay Onbirinci Dairesinin 27/6/2012 tarihli ve

E.2009/310, K.2012/4928 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Dosyanın incelenmesinden; Kırıkkale

Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi kimya bölümü mezunu olan ve davalı İdarede

sözleşmeli tekniker olarak görev yapan davacı tarafından, 21.4.2007 tarihli

Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5620 sayılı Kanunun 4. maddesi ile

399 sayılı KHK'nin ''Temel ücret'' başlıklı 26. maddesine eğitim durumu kriteri

getirildiğinden ücretinin buna göre yeniden belirlenmesi için yaptığı

başvurunun reddine dair işlem ile 17.10.2008 tarihli ve 3041 sayılı Temel Ücret

Skalası'nda yer alan tekniker unvanlı çalışanların ücret düzenlemesinin eğitim

durumu dikkate alınarak belirlenmemesine ilişkin eksik düzenlemenin iptaline,

aynı Skalada bulunan teknik şeflik unvanı için eğitim düzeyi dikkate alınarak

yapılan düzenlemenin tekniker unvanı içinde yapılmasına ve eksik düzenlemeden

kaynaklanan parasal kayıplarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar

verilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda; yukarıda yer verilen düzenlemeler

kapsamında, görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, görev

yerinin özelliği, çalışma süresi, personelin sınıfı, rütbesi, kadro ve görev

unvanı, derecesi, atanma usulü ile emsali veya benzer görev ve unvanlarda

bulunan personele mali haklar kapsamında yapılan her türlü ödemeler dahil,

almakta oldukları toplam ödeme tutarları gibi kriterleri birlikte veya ayrı

ayrı dikkate alarak belirleme konusunda takdir yetkisi bulunan İdare tarafından

yapılan, 17.10.2008 tarihli ve 3041 sayılı Temel Ücret Skalası'nda yer alan

tekniker unvanlı çalışanların ücret düzenlemesinde ve buna bağlı olarak

davacının sözleşme temel ücretinin yeniden belirlenmesi için yaptığı başvurunun

reddine dair işlemde kamu yararı ve hizmetin gerekleri yönünden hukuka

aykırılık görülmemiştir...''

25. Danıştay Onbirinci Dairesinin 23/5/2018 tarihli ve

E.2013/1249, K.2018/2555 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin

"Temel Ücret" başlıklı 26. maddesinde ise; temel ücret tutarlarının,

sözleşmeli personelin unvanı, iş gerekleri, iş yeri ve çalışma şartları dikkate

alınmak suretiyle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca tespit edileceği; teşebbüs ve

bağlı ortaklıkların, sözleşmeli personelin unvanları itibarıyla uygulayacakları

azami temel ücret miktarlarına ilişkin tekliflerini, 15 Kasım tarihine kadar

Devlet Personel Başkanlığına gönderecekleri; bu tekliflerin Devlet Personel

Başkanlığınca teşebbüs ve bağlı ortaklıklar arasında ücret dengesi ve uygulama

birliği sağlamaya yönelik önerilerle birlikte Yüksek Planlama Kurulunun onayına

sunulacağı düzenlenmiş olup, bu düzenlemede 21.4.2007 gün ve 26500 sayılı Resmi

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5620 sayılı Kanunun 4. maddesinin (b/3)

bendiyle yapılan değişiklikle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca temel ücret

tutarlarının belirlenmesinde esas alınacak kriterler arasında, sözleşmeli

personelin eğitim düzeyine de yer verilmiştir..

...

Bu durumda, görev, yetki ve sorumlulukları

yönünden aralarında fark bulunmayan ve aynı unvanla aynı yerde görev yapan,

fakat eğitim düzeyleri farklı olan personele ilişkin temel ücretin, 21.04.2007

tarihli mevzuat değişikliği uyarınca eğitim düzeyi kriteri esas alınarak farklı

belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı açık olmakla birlikte, uyuşmazlık,

yüksekokul mezunu olan personel arasında, mezuniyetin teknik ya da idari

bölümlerden ve mühendislik bölümlerinden olmasına göre farklı sözleşme ücreti

belirlenmesinde, idarenin takdir hakkı bulunup bulunmadığı ve takdir hakkı var

ise, bu hakkın 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 26. maddesinde öngörülen

ölçütlere ve eşitlik ilkesine uygun kullanılıp kullanılmadığı hususunda

çıkmaktadır.

...

Bu durumda, teknik bir kamu hizmeti yürüten

davalı idarenin, istihdam ettiği personelin eğitim seviyesi ve niteliği

itibarıyla değerlendirme suretiyle, yüksekokul mezunları arasında, teknik,

idari bölüm ve mühendislik fakültesi mezunları yönünden ayrıştırmaya giderek,

işletme açısından önem taşıyan bazı unvanlarda teknik bölüm mezunlarının

istihdamının teşvik edilebilmesi amacına yönelik olarak, teknik bölüm mezunları

ve mühendisler lehine daha yüksek sözleşme ücreti belirlemesinde, kamu

yararına, hizmet gereklerine ve eşitlik ilkesine aykırılık bulunmadığı sonucuna

varılmıştır.

...''

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak makul

bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkeme

içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta

olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması

anlamına gelir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi

Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05...,

30/11/2010, § 28). Ancak yerleşmiş yargısal pratiğin de içtihat değişikliğinin

gerekçelendirildiği kararda dikkate alınması gerekir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti,

B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). Bu bağlamda aynı hususta daha önce çıkan

kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya

ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti,

B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

28. AİHM, hukuki belirlilik şartının ve meşru beklentilerin

korunması gereğinin yerleşik içtihadın sürdürülmesi zorunluluğunu içermediğinin

altını çizmekte, ancak iyi temellere oturmuş yerleşik bir içtihadın varlığının

yüksek mahkemeye içtihattan ayrılmayı haklılaştıran daha sağlam gerekçeler

açıklama görevi yüklediğini ifade etmektedir. AİHM'e göre yüksek mahkemenin

yerleşik içtihattan farklı karar verilmesinin sebebi hakkında başvurucuya

detaylı açıklama yapma sorumluluğu bulunmaktadır (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, § 38).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 16/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

31. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve

30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve

7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

32. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

33. Ferat Yüksel

(B. No: 2014/13828, 12/9/2018,§§ 27-36) kararında Anayasa Mahkemesi;

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç

veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018

tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat

Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı

yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

34. Ferat Yüksel

kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması

ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş

şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden

mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün

olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel

olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda

değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi,

ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma

ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna

başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

35. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

B. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; ilk derece mahkemesinin kararında 4/4/2007

tarihinden önce yapılan eksik ödemelerle ilgili herhangi bir açıklamaya yer

verilmediğini, işlem tarihi olarak hangi tarihin belirtildiğinin

açıklanmadığını ve anılan tarihte yapılan değişiklikten önce eğitim durumuna

göre temel ücretin farklı belirlenemeyeceğine dair Danıştay Onbirinci Dairesi

kararları olduğu hâlde ilk derece mahkemesi kararının onandığını belirterek

eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

40. Başvurucu, eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Bu iddianın dikkate alınabilmesi için başvurucunun kendisi ile

benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele

arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli

olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim vb. ayrımcı bir

nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekmektedir. Somut olayda

başvurucunun bu yöndeki iddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtları

ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır.

41. Somut başvuruda başvurucunun şikâyetlerinin özünün, 4/4/2007

tarihinde yapılan değişiklikten önce eğitim durumuna göre temel ücretin farklı

belirlenemeyeceğine dair Danıştay Onbirinci Dairesi kararları bulunduğu hâlde

Mahkeme ve Dairenin benzer davalarda sergilediği yaklaşımının aksine bir

değerlendirme yapmasına ve bu konuda makul, açıklayıcı bir gerekçe

belirtmediklerine yönelik olduğundan şikâyet adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

43. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

44. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına adil yargılanma hakkı

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılanma hakkı metne dâhil edilmiştir. Dolayısıyla

Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu

ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını

anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017,§ 53).

45. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm

maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu

olan bir ilkedir.

46. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

47. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin, bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini

tespit etmektir(Mehmet Arif Madenci,

B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

48. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyetteki

davalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken bir

hukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takip edilecek

usulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilir; bunun

doğal sonucu olarak da farklı bir içtihat geliştirebilirler. İçtihat

farklılığından söz edilebilmesinin ön koşulu, dava konusu edilen

uyuşmazlıkların özü itibarıyla aynı mahiyette olmasıdır. Dolayısıyla

uyuşmazlıkların içeriğinin ve niteliğinin örtüşmediği, esaslı noktalarda

ayrıldığı durumlarda verilen kararlar arasındaki farklılık da içtihat

farklılığı olarak değerlendirilemez (Engin

Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 54).

49. Birbiriyle çelişen kararlar, belirli bir yargı kolundaki tek

yüksek mahkemenin farklı daireleri tarafından ya da yine aynı yargı kolu içinde

fakat son derece mahkemesi sıfatını haiz, nihai hüküm veren çeşitli mahkemeler

tarafından verilebilir (Engin Selek,

§ 56).

50. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen yüksek mahkemelerin dairelerinin benzer davalarda tatmin edici bir

gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın belirli bir

daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı

takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya

çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal [GK], B. No:

2013/6932, 6/1/2015, § 64).

51. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan güveni

sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil mahkemeler

arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek

nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir şekilde

işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, adil

yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin Selek, § 58).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

52. Somut olayda 399 sayılı KHK'da temel ücretin belirlenmesine

ilişkin kıstaslar arasına eğitim düzeyinin

bulunmadığı ve bu kıstasın 4/4/2007 tarihinde yapılan değişiklikle eklendiği

hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Başvurucu 5/11/2009 tarihinde 1998-2009

dönemine ilişkin ücret farkının ödenmesi istemiyle Şirkete başvurmuş ve

başvurunun zımnen reddi üzerine 21/1/2010 tarihinde dava açmıştır. İlk derece

mahkemesi, işlem tarihi itibariyle 399 sayılı KHK'nın 26. maddesinde yapılan

değişiklikle sözleşmeli personelin temel ücretinin belirlenmesinde eğitim

düzeyi kıstası getirildiğinden temel ücretin belirlenmesinde ve bu nedenle

başvurucunun isteğinin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı

gerekçesiyle davayı reddetmiştir. İlk derece mahkemesi kararının gerekçesinde başvurucunun

anılan kanun değişikliğinden önceki döneme ilişkin talebi yönünden Daire

tarafından verilen kararlardan farklı sonuca varılıp varılmadığına yönelik

olarak ayrı bir açıklamaya yer verilmemiştir. Temyiz ve karar düzeltme

incelemesini yapan Daire kararlarında da ilk derece mahkemesi karar ve

gerekçesinin uygun bulunduğu dışında bir gerekçe yer almamıştır.

53. Başvuruya konu yargılama sürecinde Daire tarafından kanun

değişikliğinden önceki döneme ilişkin benzer durumlarda verilen kararlar (bkz.

§§ 20, 23) incelendiğinde 399 sayılı KHK'nın temel ücretlerin belirlenmesinde

esas alınacak kriterler arasına eğitim düzeyini de dâhil eden yasal

düzenlemenin yürürlük tarihi olan 21/4/2007 tarihi ve işlem tarihi dikkate

alınarak ücret farklarının tazminine karar verilmesi gerektiği sonucuna

varıldığı görülmektedir. Ancak yine aynı Daire tarafından (bkz. § 21) kanun

değişikliğinden önceki döneme ilişkin ücret taleplerinde idareye başvurulduğu

tarihten itibaren 120 gün içinde açılan davalarda ilgiliye, davanın açıldığı

tarihten geriye doğru 120 günü geçmemek üzere başvuru tarihinden geriye doğru

60 günlük süre içindeki ilk uygulama esas alınarak ücret farklarının verilmesi

gerekeceği; idareye başvuru tarihinden itibaren 120 günlük ya da idarenin

cevabının tebliğ tarihinden itibaren 60 günlük süreler geçtikten sonra açılmış

olan davalarda ise, ancak dava tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içinde

kalan ilk uygulamadan doğan sözleşme ücretinin ödenmesinin mümkün olacağı

benimsenmiştir.

54. Bu kapsamda 4/4/2007 tarihinde yapılan kanun değişikliğini

dikkate alan Daire, kanun değişikliği öncesi ve sonrası dönemler yönünden

farklı sonuçlara varmıştır. Kanun değişikliğinden önceki dönem yönünden ücret

farkının talep edilebileceğini belirten Daire, talep edilebilecek ücret

farkının ne şekilde belirleneceğine ilişkin olarak da somut ve öngörülebilir

kıstaslara yer vermiştir.Somut olayda başvurucu, Şirkete 5/11/2009 tarihinde

başvurmuş ve talebinin zımnen reddedildiği gerekçesiyle anılan işlemin iptali

ile geriye dönük ücret farkının ödenmesi istemiyle 21/1/2010 tarihinde dava

açmıştır. Dolayısıyla, başvuru ve dava tarihleri dikkate alındığında, derece

mahkemelerince verilen kararların yukarıda yer verilen yargısal içtihatlarda

belirlenen kıstaslardan ayrıldığından, başka bir deyişle hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkelerine ters düştüğünden söz etmek mümkün değildir.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

SONUÇ / HÜKÜM

B. Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Olcay ÖZCAN Başvurucu : Muzaffer UZUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/12626, 16 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Makul Sürede
  11. B. Hakkaniyete Uygun
  12. VI. Hüküm
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/12626
Tarih
16 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Ferda Paksüt Başvurusu (B. No: 2019/25256)
  • M.o. Başvurusu (B. No: 2016/11733)
  • Günal Kurşun Başvurusu (B. No: 2017/35484)
  • Samanyolu Haber Yayıncılık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/11533)
  • Huri Garan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/11854)
  • Yalçın Atlı Başvurusu (B. No: 2015/19711)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.