İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özel İstanbul Arel Eğitim Kurumları A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/3592)

1. Başvuru; inşaat izni alabilmek için bedelsiz olarak yola terk

Başvuru No2016/3592Tarih29 Mayıs 2019Okuma22 dk · 4.428 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Özel İstanbul Arel Eğitim Kurumları A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
29 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2016/3592
R.G. Tarih ve Sayı
18/7/2019-30835
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.428 kelime·22 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; inşaat izni alabilmek için bedelsiz olarak yola terk

edildikten sonra imar planında değişiklik yapılarak özel kültürel tesis alanına

dönüştürülen taşınmazın önceki malikine iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul'un Bahçelievler ilçesi Yenibosna köyünde bulunan 4.379 metrekare (m²) yüz

ölçümündeki 10428 parsel sayılı taşınmazın malikidir.

8. Başvurucunun inşaat izni alabilmek için 20/1/1995 tarihinde

Bahçelievler Belediyesine (Belediye) yaptığı başvuruya cevap olarak inşaat izni

verebilmesi için taşınmazın metro güzergâhı ve tramvay hattında kalan 531,28

m²lik kısmının bedelsiz terk edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

9. Taşınmazın 531,28 m²lik kısmı, başvurucu tarafından 7/3/1996

tarihinde bedelsiz olarak kamuya terk edilmiştir. Söz konusu yer yola terk

edildikten sonra kalan kısmına yeni numara verilerek 314 ada 1 parsel olarak

başvurucu adına tapu kaydı oluşturulmuş ve başvurucu tarafından özel okul

yapılmıştır.

10. Yola terk edilen taşınmaz 21/6/2009 tarihli revizyon imar

planında özel kültürel tesis alanı

olarak ayrıldıktan sonra başvurucu, okulun yenilenmesi ihtiyacına binaen tekrar

inşaat izni verilmesi talebiyle Belediyeye başvurmuştur. Belediye, daha önce terk

edilen 531,28 m²'lik kısmın satın alınarak

özel okul niteliğindeki ana taşınmazla tevhit edilmesi şartıyla ruhsat

verilebileceğini belirtmiştir.

11. Bunun üzerine başvurucu 9/11/2010 tarihinde inşaat izni

almak için bedelsiz olarak terke zorlandığını ve terk amacının ortadan

kalktığını belirterek tevhit şartı konan kısmın bedelsiz olarak kendisine

verilmesini Belediyeden talep etmiştir.

12. Talebi reddedilen başvurucu, daha önce terk ettiği kısmın

bedelsiz olarak adına tescili talebiyle 21/1/2011 tarihinde Bakırköy 8. Asliye

Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tapu iptal ve tescil davası açmıştır.

13. Mahkemece 29/1/2013 tarihinde davanın kabulüne karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinde, metro ve tramvay hattı ihtiyacı olup

olmadığını bilebilecek durumda olan davalı Belediye yetkililerinin objektif iyi

niyet (dürüstlük kuralı) ilkesine uymadıkları belirtilmiştir.

14. Temyiz edilen karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 12/11/2013

tarihinde bozulmuştur. Kararda 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca özel parselasyon sonucunda malikin muvafakatıyla kamu hizmet ve tesislerine ayrılmış yerler

için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı

gerekçesiyle başvuru konusu yerin bedelsiz olarak talep edilmesinin mümkün

olmadığı belirtilmiştir.

15. Mahkemece bozma kararında belirtilen gerekçeye dayanılarak

15/10/2014 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz edilen karar,

Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 8/12/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar

düzeltme istemi de aynı Daire tarafından 13/2/2017 tarihinde reddedilmiştir.

16. Nihai karar, başvurucu vekiline 21/1/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 19/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap

Uras (B. No: 2014/11994, 9/3/2017,

§§ 26-32) kararı.

B. Uluslararası Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kural olarak özel bir

kişiye menfaat sağlamak için mülkten yoksun bırakmanın kamu yararı amacı

taşımadığını kabul etmiştir (James ve

diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 40).

Kamu yararı amacının gerçekleştirilmemesi şikâyetiyle ilgili Karaman/Türkiye (B. No: 6489/03,

15/1/2008) kararına konu olay, sağlık merkezi yapılması şartıyla belediyeye

bağışlanan taşınmazın bir kısmının şarta aykırı olarak kamu hizmetine tahsis

edilmeyerek üçüncü kişilere satılmasına ilişkindir. AİHM, idareye devir anında

ortaya konulan şarta aykırı bir şekilde kullanılan taşınmaza ilişkin olarak

malikin geri alım hakkının bulunmadığını saptayan Yargıtay kararının taşınmazın

kısmen de olsa kamu hizmetine tahsis edilmiş olduğu düşüncesiyle haklılaştırılamayacağını belirtmiştir (Karaman/Türkiye, § 32). AİHM, Yargıtayın kamu hizmetine tahsis edilmemiş olsa bile

mülkiyetin el değiştirmiş olması nedeniyle önceki malikin mülkiyet veya

tazminat iddiasında bulunamaması sonucunu doğuran 2942 sayılı Kanun'un 35.

maddesine ilişkin yorumunun kamu yararının gerekleri ile bireysel hakların

korunmasının gereklilikleri arasındaki dengeyi bozduğu kanaatine varmıştır (Karaman/Türkiye, § 33). AİHM sonuç olarak

2942 sayılı Kanun'un 35. maddesine ilişkin uygulamanın Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesiyle uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Karaman/Türkiye, § 34).

21. Beneficio Cappella Paolini/Malta (B. No: 40786/98, 13/7/2004)

kararına konu olayda başvurucunun 7/3/1985 tarihinde kamulaştırılan taşınmazı

kısmen kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmıştır. Başvurucunun 16/2/1987

tarihinde taşınmazın kullanılmayan kısmının iade edilmesi için idareye yaptığı

başvuru ise reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun 10/11/1988 tarihinde

açtığı dava da derece mahkemelerince reddedilmiştir. AİHM olayda kamulaştırma

yönteminin tartışma konusu olmadığını, ilgili kanun hükümlerinin uygulanarak

tazminatın başvurucuya ödendiğini belirtmiştir. Ancak AİHM'e

göre kamulaştırılan taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamu yararı amacına

kullanılması ve kullanılmayan bölümünün iadesi yönünde kanuni bir düzenlemenin

bulunmaması mülkiyet hakkına saygı bakımından önemli bir sorun teşkil

etmektedir (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33).

22. AİHM; böyle bir davada kamulaştırmanın bireyin mülkünden

elde edilen gelirden yoksun bırakılmasına yol açtığını, bu yoksun bırakmanın

ise kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunmaması durumunda Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki

güvencelere aykırı olarak mülk sahibinin aşırı bir külfete katlanmasına sebep

olduğunu kabul etmiştir. AİHM, 1985 yılında yapılan kamulaştırma ve 1987

yılında idarenin başvuruyu reddi sırasında kamu yararı mevcut olsa da aradan

geçen sürede taşınmazın hâlen kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığını

özellikle vurgulamıştır (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33). AİHM'e

göre bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması

gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur (Beneficio Cappella Paolini/Malta,

§§ 33, 34).

23. Motais de Narbonne/Fransa (B.

No: 48161/99, 2/7/2002) kararına

konu olayda bir sosyal konut projesi için taşınmazın kamulaştırılması söz

konusudur. Ancak bu taşınmaz üzerinde, kamulaştırma tarihinden itibaren on

dokuz yıl geçmesine rağmen belirtilen kamu yararı amacı çerçevesinde herhangi

bir inşaat yapılmamıştır. AİHM'e göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi, taraf

devletleri bireylerin rızası dışında yoksun bırakıldıkları taşınmazlarının

arazi spekülasyonuna yol açacak şekilde uzun bir süre kamu yararı amacıyla

kullanılmadan tutulmak suretiyle yoksun bırakılması riskinden korumaya

zorlamaktadır. Kararda, bu geçen sürede taşınmazın değerinde önemli miktarda

bir değer artışı yaşandığına dikkat çekilmiştir (Motais de Norbonne/Fransa, § 21). AİHM

sonuç olarak on dokuz yıl boyunca kamulaştırmanın dayandığı kamu yararına

ilişkin projenin uygulanmaması sonucu bu zaman diliminde meydana gelen artı

değerden başvurucunun yoksun bırakılmasının başvurucuya aşırı bir külfet

yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Motais de Norbonne/Fransa, §§

16-23).

24. Bu kapsamda değinilecek diğer bir karar Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No:

37546/02, 8/4/2008) kararıdır. Bu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz büyükşehir

belediyesince yapılan bir imar uygulaması çerçevesinde 1992 yılında

kamulaştırılmıştır. Başvurucular 27/10/1997 tarihinde 2942 sayılı Kanun'un 23.

maddesine dayalı olarak büyükşehir belediyesine tapu iptali ve tescil davası

açmışlardır. Başvurucular, taşınmazın kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmadığını

ileri sürmüşlerdir. İlk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararı,

imar planındaki projenin gerçekleştirilebileceğine vurgu yapılarak Yargıtayca bozulmuştur. Davanın reddine ilişkin hüküm Yargıtayca 5/2/2002 tarihinde onanmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 4-18).

25. AİHM ilk olarak kamulaştırmanın yöntemince yapıldığının

taraflar arasında tartışma konusu olmadığını ancak asıl şikâyet konusunun

aradan yirmi bir yıl geçmesine rağmen hâlen kamu yararı amacına uygun çalışmalara

tahsis edilmemesi olduğunu vurgulamıştır (Keçecioğlu

ve diğerleri/Türkiye, § 25). Buna göre taşınmaza ilişkin olarak

kamulaştırma kararı verilmesinin üzerinden yirmi bir yıl geçmesine rağmen

mülkten yoksun bırakmaya esas teşkil eden kamu yararına yönelik proje hayata

geçirilmemiştir. AİHM, taşınmazın kamulaştırma amacına uygun düzenlemeler için

kullanılmamasının başvurucuların mülkiyet hakları bakımından önemli sorunlara

yol açtığını belirtmiştir. AİHM'e göre böyle bir

kamulaştırma artık kamu yararına ilişkin bir gerekçeye dayanmayıp başvurucuların

söz konusu taşınmazın artı değerinden mahrum kalmalarına neden olmaktadır. AİHM

somut olayda da yirmi bir yıl geçtiği hâlde taşınmazın kamulaştırma amacı

doğrultusunda kullanılmadığını belirterek kamu yararı amacının gerçekleşmediği

ve kamu yararı ile başvurucuların hakları arasındaki adil dengenin bozulduğu

sonucuna varmıştır (Keçecioğlu ve

diğerleri/Türkiye, §§ 26-28).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Bireysel başvurular sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

28. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

29. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğunu değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 27-36).

30. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu, inşaat izni alabilmek için Belediyenin şart

koşması nedeniyle bedelsiz olarak yola terk ettiği taşınmazın uzun süre terk

amacına uygun kullanılmamasına ve özel

kültürel tesis alanına dönüştürülmesine rağmen kendilerine bedelsiz

iade edilmemesinden yakınmıştır. Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

33. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

(1) Genel

İlkeler

35. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

36. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu

bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve

gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve

fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve

diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

37. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen

mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, § 51).

38. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele

dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını

güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,

25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, §§ 52-54).

39. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu

gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir

işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,

§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri

sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir

(Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

§ 37).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

40. Somut olaya konu taşınmazın 531,28 m²lik kısmı, başvurucu

tarafından 7/3/1996 tarihinde bedelsiz olarak yol amacıyla terk edilmiş ve

başvurucu adına olan sicil kaydı terkin edilmiştir.

41. Anayasa Mahkemesi norm denetime ilişkin bir kararında köy ve

belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlalarının köy veya belediye

namına tescil olunmasını öngören 22/12/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu

Kanun'un 21. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığı tespitini yaparken rıza

gösterilerek yola terk edilen taşınmazların durumunu da değerlendirmiştir (bkz.

AYM, E.2011/23, K.2012/3, 12/1/2012). Anayasa Mahkemesi, hukukumuzda

bağışlamanın şarta bağlı olarak yapılmasının da mümkün olduğunu hatırlatmış ve

malikin bağışladığı taşınmazın yol dışında başka bir amaç için kullanılmamasını

istemesi durumunda şarta bağlı bağışlama yapma imkânına sahip olduğunu ifade

etmiştir. Gerekçede dolaylı olarak hibeye ilişkin borçlar hukuku hükümlerine

atıf yapılmıştır. Gerekçede yapılan açıklamaların aksi ile yorumundan yol şartı

ile bağışlanan taşınmazların yol dışındaki bir amaçla kullanılması durumunda

bağışlayanın iade hakkının doğacağı sonucuna ulaşılmaktadır (benzer yöndeki bir

karar için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, § 50).

42. Somut olayda ihtilaf konusu taşınmaz, metro güzergâhı ve

tramvay hattında kalması nedenine dayalı olarak yol şartıyla Belediyeye terk

edilmiş (bağışlanmış) ancak Belediye tarafından özel kültürel tesis alanına dönüştürülmüştür. Bu itibarla

söz konusu taşınmaz yönünden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında

mülkünün varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

43. Somut olayda, yol yapılması amacıyla Belediyeye terk edilen

taşınmazın uzun süre bu amaçla kullanılmayıp imar durumunun özel kültürel tesis alanına dönüştürülmesinin

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.

44. Başvurucunun yol yapımı şartıyla bağışladığı taşınmazın

Belediye tarafından şarta uygun bir şekilde yol olarak kullanılmayıp özel kültürel tesis alanına

dönüştürülmesinin mülkten yoksun bırakma olarak değil mülkiyetten barışçıl

yararlanma hakkına müdahale kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmaktadır (benzer yöndeki bir karar için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras,

§ 63).

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

45. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

46. Anayasa’nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

(1) Kanunilik

47. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

48. Somut olayda başvurucu tarafından açılan tapu kaydının

iptali ve tescil davası, 2942 sayılı Kanun'un 35. maddesine dayanılarak

reddedilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

2942 sayılı Kanun'un 35. maddesine dayandığı anlaşıldığından müdahalenin kanuni

bir dayanağının bulunduğu kuşkusuzdur.

(2) Meşru

Amaç

49. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§

28, 29).

50. Bağışlanan taşınmazın yol olarak tahsis edilmesinin kamu

yararına yönelik olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak 21/6/2009 tarihli

revizyon imar planında söz konusu taşınmazın imar durumu özel kültürel tesis alanı biçiminde

değiştirilmiştir. Somut olayda müdahalenin niteliğini ve olayın koşullarını

dikkate alan Anayasa Mahkemesi, meşru amaç unsurunu müdahalenin ölçülülüğü ile

birlikte sorgulayarak sonuca varacaktır (benzer yöndeki bir karar için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap

Uras, § 75).

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

51. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

52. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

53. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

54. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre

devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının

bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi

kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet

alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya

zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu

durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa'da belirlenen usul güvenceleri izlenerek

yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §

11).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. Somut olayın elverişlilik ve gereklilik kriterlerinin

tartışılmasını gerektiren bir yönü bulunmamaktadır. Asıl tartışılması gereken

husus, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.

56. Ölçülülüğün üçüncü alt ilkesi olan orantılılık, kamu

yararının korunması ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengenin

sağlanmasını gerektirmektedir. Öngörülen tedbirin maliki olağan dışı ve aşırı

bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü

olduğundan söz edilemez. Bu itibarla uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve

orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.

57. Bu aşamada belirtmek gerekir ki taşınmazın kamulaştırma

amacı dışında kullanılmakla birlikte kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaç

için tahsis edilmesi hâlinde yine kamu yararı amacının mevcut olduğu ancak

sadece sebebinin değişmiş olduğu kabul edilmelidir. Diğer taraftan Anayasa

Mahkemesinin daha önce Habibe Kalender ve diğerleri(B.

No: 2013/3845, 1/12/2015) kararında açıklandığı üzere taşınmazın kamulaştırma

amacına uygun bir şekilde tahsis edilmesinden sonra bu ihtiyaca lüzum kalmaması

nedeniyle farklı amaçlarla kullanılması da somut olayın koşullarına bağlı

olarak mülkiyet hakkının gerekliliklerine bir aykırılık teşkil etmez (Habibe Kalender ve diğerleri, §§ 45, 48).

58. Yukarıda da değinildiği üzere inşaat izni için yola terke

sebebiyet verilen tarihte kamu yararının soyut olarak bulunması yeterli olmayıp

ayrıca bu doğrultuda amacın somut olarak gerçekleştirilmesi de beklenmektedir

(benzer yöndeki bir karar için bkz. Derya Alpdoğan ve diğerleri, B. No: 2015/6845,

31/10/2018, § 51).

59. Olayda başvurucu, maliki olduğu taşınmazı yol yapılması

şartıyla Belediyeye bağışlamış ancak Belediye tarafından yapılan imar planı

değişiklikleriyle taşınmaz özel kültürel

tesis alanına dönüştürülmek suretiyle bağış vaadi sözleşmesinde

belirtilen mükellefiyet ihlal edilmiştir. Bu mükellefiyetin ihlali başvurucu

acısından taşınmazın iadesi yönünde meşru bir beklenti yaratmıştır. İncelenen

başvuruda Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca yapılan ölçülülük değerlendirmesi

yönünden hukuki sorunun 2942 sayılı Kanun'un 35. maddesi hükmünün malikin

rızasıyla kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere kamuya terk edilen taşınmazların

kamu yararı dışındaki amaçlarla kullanılması durumunda dahi taşınmazın malike

iadesine engel teşkil ettiği biçimindeki yerleşik yargısal içtihattan kaynaklandığı

görülmektedir (benzer yönde bir karar için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras,

§ 80).

60. Başvuru konusu olayda bedelsiz yola terk edilen ve

sonrasında özel kültürel tesis alanı

hâline getirilen taşınmazın bağışlayana iade edilebilmesi için bedelinin

ödenmesi şartının getirilmesinin başvurucuya önemli bir külfet yüklediği

tartışmasızdır. Yol şartıyla bağışlanan taşınmazın özel kültürel tesis alanına dönüştürülerek bundan elde

edilecek ekonomik menfaatin Belediyeye ait olması devlete güven ilkesini

zedeleyici sonuçlar doğurmaktadır (benzer yöndeki bir karar için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap

Uras, § 81).

61. Somut olayda terk tarihinden bu yana geçen sürenin uzunluğu

ve terk edilen taşınmazın bu süre içinde terk amacına uygun kullanılıp

kullanılmadığı değerlendirilmeden sadece 2942 sayılı Kanun'un 35. maddesine

dayanılarak dava reddedilmiştir. Hâlbuki olayda başvurucunun taşınmazı terk

amacına uygun kullanılmadığı gibi ilgili kanun hükümleri çerçevesinde iade de

edilmemiştir. Dolayısıyla somut olayda aradan on üç yıl geçtiği hâlde

taşınmazın terk amacı doğrultusunda kullanılmaması nedeniyle kamu yararı amacı

gerçekleştirilmemiştir. Buna göre taşınmazın makul sayılamayacak bir süre terk

amacı doğrultusunda kullanılmamasının ilgili kamu yararı amacı da ortadan

kalktığına göre müdahalenin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet

yüklediği, kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki

adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

64. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

65. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

66. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi, uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

68. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesi, her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere

hükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu

yollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

69. Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde

yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine

değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece

mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

70. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

71. Başvurucu, maddi tazminat ve yeniden yargılama yapılması

talebinde bulunmuştur.

72. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda, ihlalin idari

işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte idare tarafından yol

açılan ihlale yönelik olarak etkili bir hukuk yolunun mevcut olduğu ancak

başvurucunun açtığı davanın reddedilmekle ihlalin sonuçlarının giderilmemiş

olduğu görülmektedir.

73. Bu durumda somut başvuru bakımından ihlalin idari işlemden

kaynaklandığı tespit edilmekle birlikte yeniden yargılama yoluyla derece

mahkemelerinin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının

bulunduğu anlaşılmakla kararın bir örneğinin ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 8. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

74. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemelere

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

75. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlalinin

sonuçları bakımından yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucunun tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

76. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2014/302, K.2014/505) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Mahmut ALTIN Başvurucu : Özel İstanbul Arel Eğitim Kurumları A.Ş. Vekili : Av. Serkan KARTAL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/3592, 29 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Makul Sürede
  11. B. Mülkiyet Hakkının
  12. B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa
  13. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  14. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/3592
Tarih
29 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Yurt Atayün Başvurusu (B. No: 2017/34216)
  • Atilla Taş Başvurusu (B. No: 2016/30220)
  • Baymina Enerji A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/13456)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Leyla Sezen Başvurusu (B. No: 2016/15197)
  • Hüseyin Ünal ve Mehmet Ünal Başvurusu (B. No: 2016/14222)
  • İbrahim Özden Kaboğlu Başvurusu (B. No: 2015/18503)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.