İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özgül Tan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9499)

1. Başvuru, baraj, Hidroelektrik Santral (HES) tesisleri ve

Başvuru No2013/9499Tarih24 Haziran 2015Okuma25 dk · 5.000 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Özgül Tan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
24 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/9499
R.G. Tarih- Sayı
11/8/2015-29442
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.000 kelime·25 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, baraj, Hidroelektrik Santral (HES) tesisleri ve

göl sahası inşaatı yapımı nedeniyle yapılan kamulaştırmadan dolayı açılan bedel tespiti ve tescil davasında araziye

gerçek değerinden daha düşük bir bedel tayin edildiği, tespit edilen bedel

üzerinden faize hükmedilmediği ve yargılamanın 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nda öngörülen sürede sonuçlanmadığı nedenleri ileri sürülerek adil

yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiği

iddialarıyla ilgilidir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 23/12/2013 tarihinde Ermenek Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 27/4/2015 tarihinde kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, dosyanın bir

örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 15/5/2015 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular aleyhine 23/8/2010 tarihinde Ermenek Asliye

Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) açılan davada, davacı Devlet Su İşleri Genel

Müdürlüğü (DSİ), başvuruculara ait taşınmaza ilişkin kamulaştırma kararı

alındığını, ilgili taşınmazın pazarlık usulü ile satın alınmasının denendiğini

ancak anlaşmanın sağlanamadığını belirterek, taşınmazın kamulaştırma bedelinin

tespiti ile Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

8. Mahkemece söz konusu taşınmazın tapu kayıtları

incelenmiş, taşınmazın yüz ölçümü tespit edilmiş, Kamulaştırma Kanunu’na uygun

olarak oluşturulan bilirkişi heyeti ile birlikte 24/2/2011 tarihinde taşınmaz

başında keşif yapılmış, taşınmazın su altında kaldığı tespit edilmiş bu nedenle

delil tespiti için emsal olabilecek aynı Mahkemeye ait dava dosyalarının mevcut

dosya arasına alınmasına karar verilmiştir.

9. Keşif sonrası bilirkişiler hazırladıkları raporda,

taşınmazın 2. sınıf sulu tarım arazisi olduğunu, üzerinde ceviz, elma, şeftali

bahçesinin bulunduğunu değerlendirmişler ve taşınmazın diğer özelliklerini de

gözeterek Ermenek İlçe Tarım Müdürlüğünce gönderilen 2010 yılı verilerini

kullanıp yaptıkları hesaplama sonucu taşınmazın toplam değerini 1.191.600,94 TL

olarak belirlemişlerdir.

10. Mahkeme, bilirkişiler tarafında sunulan raporda

taşınmazda bulunan fidanların kamulaştırma bedellerinin hesaplanmasında tespit

dosyasındaki yaşlarının dikkate alındığını, oysa 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanununda belirtildiğine göre değerlendirmenin dolayısıyla kamulaştırma

bedeli tespitinin dava tarihi itibarıyla yapılmasının gerekli olduğunu

belirtmiş ve kamulaştırma bedellerinin yeniden hesaplanması için ek rapor

alınmasına karar vermiştir.

11. Sunulan ek raporda taşınmazın kamulaştırma bedeli bu defa

1.191.740,93 TL olarak tespit edilmiş, Mahkeme burada belirtilen bedelin adalet

ve hakkaniyete uygun olduğu kanaatine vararak, 2/3/2012 tarihli ve E.2010/1127,

K.2012/230 sayılı kararı ile söz konusu bedelin bloke edilen hesaptan

başvurucuların hesaplarına hisseleri oranında ödenmesine, başvurucuların

kamulaştırma bedeli için faiz taleplerinin reddine hükmetmiştir.

12. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 18. Hukuk Dairesi,

2/10/2012 tarihli ve E.2012/6882, K.2012/10510 sayılı ilâmı ile İlk Derece

Mahkemesinde kamulaştırma bedeli için yapılan hesaplamada şeftali ürünü için

dekar başına ortalama üretim giderinin, çevre il ve ilçelerden bildirilen

ortalama veriler dikkate alındığında, hatalı hesaplandığının anlaşıldığını

belirtmiş ve kararı bozmuştur.

13. Bozma üzerine dosyayı yeniden ele alan Mahkeme, 3/5/2013 tarihli

ve E.2012/445, K.2013/144 sayılı kararı ile bozma ilamında belirtilen hususlar

doğrultusunda bilirkişi heyetinden ek rapor alındığını, bu doğrultuda bilirkişi

heyetince sunulan ek raporda hesaplamanın ilamda belirtilen hususlar dikkate

alınarak yapıldığının anlaşıldığını belirtmiş, raporun hüküm kurmaya ve

denetime elverişli olduğuna kanaat ederek, kamulaştırma bedelinin raporda

gösterilen 1.200.595,93 TL olarak tespitine; daha önce ödenen 1.191.740,93

TL’nin mahsubu ile kalan 8.855,00 TL’nin bloke edilen hesaptan hisseleri

oranında başvuruculara ödenmesine hükmetmiştir.

14. Temyiz üzerine İlk Derece Mahkemesi kararı Yargıtay 18.

Hukuk Dairesinin, 7/11/2013 tarihli ve E.2013/16229, K.2013/15044 sayılı ilamı

ile onanmıştır.

15. Yargılamanın taraflarınca karar düzeltme yoluna

başvurulmaması üzerine İlk Derece Mahkemesi kararı 18/12/2013 tarihinde

kesinleşmiştir.

16. Başvurucular 23/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

17. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun

“Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve

taşınmaz malın idare adına tescili” kenar başlıklı 10. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve

taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar

verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren

en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın

malikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de

tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde

keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan

bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini

tespit için mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde

mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara

tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya

vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi

raporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı

beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hakim tarafından onbeş

gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve

hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından

yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının

kamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına

yatırıldığına … dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare

adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir

ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil

hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)

Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması

hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz

işletilir.

…”

18. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma

bedelinin tespiti esasları” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“15 inci madde uyarınca oluşturulacak

bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere

mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten

sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a)Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü.

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve

unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d)Varsa vergi beyanını,

e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın

kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması

halinde getireceği net gelirini.

g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki

özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, (…)(2)

resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer

objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz

malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz.

…. ”

19. 2942 sayılı Kanun’un “Yetkili

ve görevli mahkeme ve yargılama usulü” kenar başlıklı 37. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli

yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk

mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.”

20. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 24/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 23/12/2013 tarihli ve 2013/9499 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

22. Başvurucular, 23/8/2010 tarihinde Ermenek Asliye Hukuk

Mahkemesinde aleyhlerine açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil

davasında, bedel tespitinde 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinde belirtilenin

aksine taşınmazın bulunduğu Ermenek ilçesi için diğer il ve ilçelerde uygulanan

ve Yargıtay kararlarında benimsenen yöntemden farklı bir yöntem uygulandığını,

emsal konuda verilmiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının dikkate

alınmadığını, yargılamanın 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesinde

belirtilen süre içinde sonuçlanmadığını, bu nedenle kamulaştırılan taşınmazın

rayiç değerinin belirlendiği tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasında geçen

süre nedeniyle değer kaybı yaşandığını belirterek, adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşler, 206.558,57 TL tazminat ödenmesi talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

23. Başvurucular, somut başvuruya konu bedel tespiti ve

tescil davasıyla ilgili yukarıda sıralanan şikâyetleri nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi,

başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp,

somut dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder.

24. Başvurucular, diğer ilçelerde kamulaştırma bedelinin

tespitinde kullanılan ve Yargıtayca da benimsenen

hesaplama yönteminin 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesine aykırı olarak

taşınmazlarının bulunduğu Ermenek ilçesi için farklı uygulanmasının eşitlik

ilkesini, mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri

sürmüşlerse de, başvurucuların bahse konu şikâyetinin özünün mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanunilik şartını ihlal ettiği iddiası olduğu

anlaşıldığından bu konuda ayrıca eşitlik ilkesi ve adil yargılanma (hakkaniyete

uygun yargılanma) hakkı yönünden inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

25. Başvurucuların kamulaştırma bedeline faiz uygulanmadığı

yönündeki şikâyetleri mülkiyet hakkı yönünden, yargılamanın olması gerekenden

uzun sürmesine dair şikâyetleri makul sürede yargılanma hakkı yönünden

incelenecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Bedel Tespitinin Kanuna Uygun Yapılmaması

Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

26. Başvurucular, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

davasında, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesine aykırı şekilde ve diğer il ve

ilçeler için benimsenen yöntemden farklı bir yöntem kullanılarak hesaplama yapıldığını

bu nedenle öngörülebilirlik ve kanunilik ilkelerinin ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

27. Somut başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırılan

taşınmazın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa’nın 35. maddesinde yer

alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet

hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetleri

sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel kişilerine

özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırma

ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi, mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, başvurucunun bahsedilen talebinin

değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 28).

28. 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendinde

"mevki" kelimesi kullanılmıştır. Mevki kelimesinin benzer iklim

koşulları ve arazi yapısı nedeniyle benzer özelliklere sahip geniş toprak

parçaları anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mevki veya diğer adıyla mahal

kelimesi her zaman ilçe düzeyinde bir alan anlamına gelmeyebilmektedir. Bazı

toprak, iklim ve coğrafi koşullarda bulunan bölgelerde mevki veya mahal, ilçe

düzeyinden de küçük bir arazi alanı olabileceği gibi bazı durumlarda da daha

geniş toprak parçaları bir mevki veya mahal olarak tanımlanabilir. Bunun

yanında mevki ve şartlar sadece değerlendirmeye alınacak alanın il veya ilçe

düzeyinde olmasıyla bağlantılı olmayıp, toprağın yapısı, arazinin sulanıp

sulanmadığı, arazinin eğimi gibi pek çok faktör, mevki ve şartlar kavramı

çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulmaktadır (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, §§ 64-70).

29. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 25/5/2006 tarihli ve

E.2006/3897, K.2006/4360 sayılı kararıyla, Ermenek ilçesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar

Bakanlığının 10/4/2002 tarihinde onaylanan proje kapsamında Ermenek’te baraj,

HES tesisleri ve göl sahası inşaatı yapımı ilan edildikten sonraki dönemde

tarım ilçe müdürlüğünün önceki yıllarda sabit bir seyir izleyen tarımsal getiri

verilerinin günlük hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacak şekilde ve

anlaşılamayacak derecede artırıldığını dile getirerek 2003 yılı sonrasında

kamulaştırmalarda bu ilçe verileri yanında çevre ilçeler ile Karaman ilinin

kullanıma uygun verilerinin ortalamasının bedel tespitinde kullanılmasını

içtihat olarak benimsemiştir.

30. 2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntem

bireyler için erişilebilir ve bilinebilir olup başvuru konusu olayda, 2011

yılında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucu açısından

bahsedilen yerleşik içtihat öngörülebilir durumdadır.

31. Açıklanan nedenlerle, mülkiyet hakkına yönelik açık ve

görünür bir ihlal bulunmadığından başvurunun bu kısmının "açıkça dayanaktan yoksunluk"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Başvurucuların Diğer Şikayetleri Nedeniyle Mülkiyet

ve Adil Yargılanma Haklarının İhlali İddiaları

32. Başvurucuların kamulaştırma bedeline faiz ödenmemesi ve

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi

biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edilip Edilmediği İddiası

33. Başvurucular, 2942 sayılı

Kanun’un 10. maddesine göre 105 günde tamamlanması gereken kamulaştırma

bedelinin tespiti davasının makul bir süre içinde sonuçlanmadığını belirterek,

makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38–39).

35. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41–45).

36. Taraflar için 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülen

süreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup,

mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur. 2942 sayılı Kanun’un gereği yapılması gereken

duruşmalar ve duruşma aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi ve tebligat

işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği

görülmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§§ 47-48).

37. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, benzer

şekildeki düzenleyici sürelerin yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığını

vurgulamaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel

mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi

olmadığını belirterek davaların “makul süre”

içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama

süresinin bütününü ele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.

fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Bkz., Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10,

12/3/2013).

38. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesi

nezdinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanın

söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher

Ergun ve diğerleri, § 49).

39. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 23/8/2010 tarihidir.

40. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun temyiz talebi hakkında verilen

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin E.2013/16229, K.2013/15044 sayılı karar tarihi

olan 7/11/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

41. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 51).

42. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil talebi olduğu, 23/8/2010 tarihinde açılan davanın yargılama

sürecinde İlk Derece Mahkemesince keşif yapıldığı ve bilirkişi raporu alındığı,

Mahkemenin 2/3/2012 tarihinde bir buçuk yılı aşkın bir süre sonunda davanın

esası hakkında karar verdiği, temyiz incelemesinin yaklaşık yedi ayda

tamamlandığı ve 2/10/2012 tarihinde bozmaya hükmedildiği, bozma ilamı sonrası

İlk Derece Mahkemesinin dosya tekrar önüne geldikten sonra beş ay içinde esasa

ilişkin yeni bir karar verdiği, temyiz talebinin 7/11/2013 tarihinde

reddedildiği ve karar düzeltme yoluna başvurulmadan kararın kesinleştiği

böylece yargılama sürecinin toplamda yaklaşık üç yıl iki ayda tamamlandığı

anlaşılmaktadır.

43. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya

konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle,

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama

faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren

6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve

Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 21).

44. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlar verilmiş olup (Tahsin Erdoğan, §§ 35-48), başvuruya konu

davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul

işlemlerinin niteliğine bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Somut

başvuruya konu yargılama süresinin bütünü dikkate alındığında yaklaşık üç yıl

iki aylık yargılama sürecinde

mahkemeler nezdinde başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde makul olmayan

bir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Kamulaştırma Bedeline Faiz Ödenmemesi

Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

46. Başvurucular, maliki oldukları

taşınmazın kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerine

ödendiğini ve bu nedenle taşınmazın gerçek değerini alamadıklarını belirterek

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

47. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin

mülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı

ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde

elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları

arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 37).

48. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha

hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 38).

49. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilen

kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızası

olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından

sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada

gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden

ödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T.

17/1/2008).

50. İdarenin, malikin rızasına gerek

olmaksızın yapabileceği bir işlem olan kamulaştırma nedeniyle peşin ödemesi

gereken bedeli ödemede gecikmesi durumunda hissedilir değer kaybına neden olan

unsurların varlığının dikkate alınmaması halinde ödenen bedelin gerçek karşılık

olarak nitelendirilemeyeceği açıktır. Başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden

arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi

arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz

uygulanması gerekir Bu çerçevede gerçek karşılığa

ulaşmayı engelleyen düzenleme ve uygulamaların Anayasa'nın 35. maddesinde yer

alan mülkiyet hakkını da zedeleyeceği açıktır (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, §§ 42–43).

51. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye

göre; kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım

reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde

öngörülen faiz oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için

işletilebilir (Bkz. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752,

15/10/2002). Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava

tarihinden itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi

talebinin yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış

bir uygulaması bulunmamaktadır (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 50).

52. Başvuru konusu davada Ermenek Asliye

Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen kamulaştırma bedeli Mahkeme kararıyla

başvurucu adına banka hesaplarına kararı müteakip peşin olarak yatırılmıştır.

Bu durumda başvurucuların kamulaştırma bedeline devletin alacakları için

öngörülen en yüksek faizin uygulanması talebinin Anayasa’nın 46. maddesi

kapsamında yasal dayanağı bulunmamaktadır (Benzer yönde AİHM kararı için bkz, Yetiş ve diğerleri/Türkiye, B. No:

40349/05, 6/7/2010, § 44).

53. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11.

maddeleri uyarınca tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel hususunda

anlaşamamaları halinde dava tarihine göre taşınmazın adil ve hakkaniyete uygun

bir şekilde bedeli mahkemece tespit edilmelidir. Değer tespitinin dava tarihine

göre yapılması, Kanun gereği olduğu gibi dava sürecinde taşınmazın değerinde

meydana gelecek artış veya azalışların bedele etki etmemesi ve bu şekilde bedel

tespitine belirlilik kazandırmanın da gereğidir. Aksi halde taşınmazın değeri

uzun süren davalarda artabileceği gibi azalabileceğinden idare veya

vatandaşlara olumsuz etkide bulunabilir. Ancak bu durum taşınmazın gerçek

değerinin enflasyon karşısında korunması için dava tarihine göre belirlenen

bedele faiz işletilmesine mani değildir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 52).

54. Bu durumda somut başvuruya konu

kamulaştırma sürecinde de kamu yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile

izlenen amaç arasında makul bir orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan

başvurucunun üzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklenip yüklenmediğinin

araştırılması gerekmektedir.

55. Başvuru konusu davada 23/8/2010 tarihi

değerlerine göre tespit edilen 1.191.740,93 TL kamulaştırma bedeli, İlk Derece Mahkemesinin

2/3/2012 tarihli kararı üzerine başvuruculara ödenmiştir. Ancak, söz konusu

kararın Yargıtayca bozulması nedeniyle İlk Derece

Mahkemesinde yeni bir hesaplama yapılmış, bu defa yine ilk dava tarihine göre

tespit edilen 1.200.595,93 TL kamulaştırma bedeli ilk dava sonunda ödenen kısmı

mahsup edilerek kalan 8.855,00 TL olarak Derece Mahkemesinin 3/5/2013 tarihli

kararı ile başvuruculara ödenmiş ve taşınmazın davacı idare adına tesciline

karar verilmiştir.

56. Somut başvuruda taşınmazın gerçek değeri

Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinin, Yargıtay bozma ilamına uyarak yeniden

belirlediği ve onama kararıyla kesinleşen 1.200.595,93 TL’dir.

57. İlk dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma

bedeli başvuruculara ilki 2/3/2012 tarihli kararla dava tarihinden 19 ay sonra,

ikincisi ise bozma ilamı üzerine yapılan yeniden hesaplama sonucu verilen

3/5/2013 tarihli karar ile ilk dava tarihinden 33 ay sonra olmak üzere iki

aşamada ödenmiştir. Bu durumda başvuruculara yapılan ödemelerin de idarece

kamulaştırma ile gözetilen amaç doğrultusunda, başvurucular üzerine orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin iki aşamada

değerlendirilmesi gerekmektedir.

58. Bu bağlamda öncelikle davanın açıldığı ve bedel tespitine

esas alınan Ağustos 2010 ile ilk ödemenin yapıldığı Mart 2012 tarihleri arası

dönem dikkate alınmalıdır. Merkez Bankası verilerine göre Ağustos 2010 ile Mart

2012 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen artış % 15,3

olup, bu değer kaybını telafi edecek fark 183.652,00 TL’dir.

59. İkinci olarak ise bakiye kalan tutarın ödendiği tarih

olan Mayıs 2013 tarihi ile dava tarihi olan Ağustos 2010 tarihleri arasında

geçen dönem dikkate alınmalıdır. Merkez Bankası verilerine göre Ağustos 2010

ile Mayıs 2013 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen artış % 24,4 olup, bu değer kaybını telafi edecek fark 2.161,00

TL’dir.

60. Bu tespitler doğrultusunda başvuruculara yapılan

ödemelerin enflasyona göre değer kaybını telafi edecek toplam fark 185.813,00

TL olup, bu farkın toplam kamulaştırma bedeline oranı %15,4 olarak ortaya

çıkmaktadır.

61. Yukarıdaki tespitler doğrultusunda, kamulaştırma

bedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasında

gözlemlenen değer kaybının kamulaştırma bedeline değer kaybını giderici faiz

veya enflasyon farkının eklenmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Ödenmeyen enflasyon farkı, bireylerin mülkiyet hakkının korunması ile kamu

yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmakta ve Anayasa’da yer alan

ölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerinde orantısız bir yük

oluşturarak başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal etmektedir.

62. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma

bedelinin dava sonunda kendisilerine faizsiz ödenmesi

ve bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi nedenleriyle 206.558,57 TL

maddi tazminata hükmedilmesini

talep etmişlerdir.

64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvuru konusu olayda kamulaştırma bedelinin tespit

edildiği tarih ile ödemelerin yapıldığı tarih arasında geçen süreler nedeniyle

meydana gelen toplam değer kaybının toplam kamulaştırma bedeline oranı %15,4

olduğu tespit edildiğinden ve söz konusu değer kaybının başvurucular üzerinde

idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde

orantısız bir yük oluşturduğu anlaşıldığından, bahsedilen maddi değer kaybını

telafi edebilmek için başvuruculara toplam 185.813,00 TL maddi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir. Burhan ÜSTÜN bu görüşe katılmamıştır.

66. Başvurucular ayrıca, 2942 sayılı Kanunda yer alan

koşullara uyulmayarak bedelin olması gerekenden düşük tespit edildiğini ileri

sürerek maddi tazminat talebinde bulunmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal

ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından

ve başvurucuların bu iddiasıyla ilgili olarak kabul edilemezlik karar

verildiğinden, başvurucuların diğer maddi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

67. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1. Bedel tespitinin kanuna uygun yapılmaması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlali iddialarının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ve kamulaştırma bedeline faiz

ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

2. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

C. Başvuruculara net toplam 185.813,00

TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, Burhan ÜSTÜN’ün karşı

oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin

diğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,

E. Başvurucular tarafından yapılan

198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE, OY

BİRLİĞİYLE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,

24/6/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Başvurucular, maliki olduğu taşınmazın kamulaştırılması

nedeniyle açılan bedel tespiti ve tescil davasında taşınmazın bedelinin olması

gerekenden düşük tespiti ve dava tarihine göre belirtilen kamulaştırma

bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendisine ödenmesi ve yargılamanın

makul sürede sonuçlanmadığı nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

Mahkememizce adil

yargılama hakkına yönelik şikâyet yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine, mülkiyet hakkına yönelik şikâyet nedeniyle kabul edilebilir

olduğuna ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya talebi

doğrultusunda maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Çoğunluğun adil

yargılanmaya ilişkin kabul edilemezlik, makul sürede yargılanma hakkına yönelik

kabul edilebilirlik ve ihlal edilmediğine, mülkiyet hakkına ilişkin kabul

edilebilirlik ve mülkiyet hakkının ihlali görüşüne aynen iştirak etmekle

birlikte, başvurucuya maddi tazminat verilmesine ilişkin görüşüne katılmak

mümkün değildir. Çünkü, tazminat davaları, çekişmeli yargılamayı gerektiren

dava çeşitlerindendir. Bunun için davacının dilekçe ile harcını yatırarak

mahkemeye başvurması gerekir. Mahkemece karşı tarafa dava dilekçesi tebliğ

edilerek, savunma hakkı verilir ve Hâkim tarafından davanın türüne göre

deliller toplanarak yargılama sonunda hüküm fıkrası kurulur. Hüküm fıkrasında,

davacının istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara yüklenilen borç ve

tanınan haklar sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak

şekilde belirtilip, faiz, harç, yargılama gideri ve vekâlet ücreti miktarları

gösterilmelidir.

Anayasa Mahkemesi,

ihlalin tespit edilmesi halinde başvurucuya maddi ve manevi tazminat verilmesi

usulünü AİHM kararlarını örnek alarak uygulamakla neredeyse tesbit

ettiği her ihlale tazminat verme yoluna gitmektedir. AİHM uluslararası

yargılama yapan bir mahkeme olduğundan, esas aldığı bütün kurallar uluslararası

niteliktedir. Orada açılan her davanın başvurucusunun (davacısının) mutlaka bir

karşı tarafı (davalısı) ulusal devlet bulunmaktadır. AİHM’de başvuru dilekçesi

karşı tarafa (davalıya) tebliğ edilerek savunma ve delil ikamesi imkânı

verilmekte, davanın bütün aşamalarına katılımı sağlanarak sonuca gidilmektedir.

Tazminatla ilgi olarak uluslararası yargılama yapan başka bir yargı mercide bulunmadığından,

AİHM’nin tazminata da karar vermesi yapısına göre yerindedir. Bireysel

başvuruyu uygulayan Avrupa ülkelerinin bir kısmının mevzuatında tazminat

verilmesi hususu hiç düzenlenmemiş, tazminat verilmesi kabul edilen ülkelerin

uygulamalarında ise çok özel durumlara ilişkin, sınırlı sayıda tazminat

verilmesi örnekleri bulunmaktadır.

Tazminat verilmesi

yönünden, usulü, uygulanması ve yapısı farklı, uluslararası mahkeme olan AİHM

içtihatlarının örnek alınması yerine, bireysel başvuruda başarılı olduğu

bilinen Avrupa’daki ulusal mahkemelerin uygulamalarının esas alınması daha

yerinde olacaktır.

6216 Sayılı Kanun’un

“Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (2) numaralı fıkrası,

“Bireysel başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesi halinde, başvurunun

bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığı’na gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekli

gördüğü hallerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.” şeklinde

düzenlenmiştir.

Bireysel başvurularda

başvurucunun (davacının) karşı tarafı (davalısı) bulunmamaktadır. Maddeye göre

Adalet Bakanlığı davanın tarafı değil sadece bildirim yapılan muhatabıdır.

Gerekli görürse, savunma değil, görüşünü yazılı olarak bildirebilir.

Değiştirilen, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğünün 71. maddesine göre, Anayasa

Mahkemesi karar vermek için Adalet Bakanlığı’nın görüşünü beklemek zorunda

değildir. Tazminata neden olan olayın muhatabı başka bir kamu kurumu

olduğundan, gerçekte Adalet Bakanlığı tazminat davasının tarafı da olamaz.

Tazminat davası ile ilgili olarak uluslararası veya ulusal hiçbir usul ve maddi

hukuk kuralı dikkate alınmayıp, taraf teşkili tamamlanmadan, karşı tarafa

(davalıya) tebligat yapılmadan savunma ve delilleri alınmadan, tazminata karar

verilmesi, hüküm fıkrasında bulunması zorunlu hususların varlığının

gözetilmemesi, kararın ikinci derecede incelenmesinin ortadan kaldırılması

doğru olmadığından, olayda adil yargılanma hakkının varlığından söz edilemez.

6216 Sayılı Kanununun

“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, “Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde, mümkünse dosya üzerinden karar verir.” denilmektedir.

Kuraldaki “başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir” kısmı,

mahkemeye çok özel hallerde, istisnai olarak kullanılması maksadıyla verilmiş,

ihtiyari bir yetkidir. Uygulamada mahkemece bu yetki, istek varsa, ihlal tespit

edilen neredeyse her davada manevi tazminat, yargılamanın hiçbir kuralına

uyulmadan isteğe bağlı olarak bazen maddi tazminat verilmesi şeklinde

kullanılmaktadır.

Bireysel başvuru, şahısların kişisel haklarının tek tek tespit

edilerek, kendilerine teslim edilmesi yeri değildir. Esasen Anayasa

Mahkemesi’nce varsa ihlalin tespit edilmesiyle yetinilmesi, tazminat konusunda

başvurucuya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilmesi, görevli genel

mahkemesince usulüne uygun taraf teşkili sağlanması, yargılama yapılarak sonuca

gidilmesi, taraflara ikinci derece inceleme yapılmasını isteme hakkı tanınması

gerekir. Böyle bir tercih yapılması halinde başvurucunun da herhangi bir kaybı

söz konusu olmayacaktır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edilmesinden dolayı maddi tazminat ödenmesine ilişkin çoğunluğun görüşüne

katılmıyorum.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucular

:

1. Özgül TAN

2. Aykut TAN

3. Fatma

Zehra GÖRGÜLÜ

4. Zehra

Harika COŞKUN

5. Zeynep

Özlem SEVİNCER

6. Uğur

SEVİMLİ

7. Öznur

ÖZDİNÇ

Vekilleri : Av. Mehmet Seçkin BAHÇELİ Başkan Burhan ÜSTÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9499, 24 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde
  12. C. Başvuruculara net toplam 185.813,00
  13. D. Başvurucuların tazminata ilişkin
  14. E. Başvurucular tarafından yapılan
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  16. Karşı Oy Yazısı
  17. Gökcan
  18. Perdecioğlu
  19. Sevimli
  20. Özdinç
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9499
Tarih
24 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Ahmet Yurt Başvurusu (B. No: 2014/11663)
  • Emine Kalkan Başvurusu (B. No: 2014/4746)
  • Abdulkerim Akbulak Başvurusu (B. No: 2014/12100)
  • Kamil Çakır Başvurusu (B. No: 2013/1125)
  • Tevfik Bulut Başvurusu (B. No: 2013/3327)
  • Chrıstıana Neuhofer Başvurusu (B. No: 2013/9580)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.