İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özkan Mumcu Başvurusu (B. No: 2015/2556)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, bu kararın

Başvuru No2015/2556Tarih23 Ocak 2019Okuma29 dk · 5.716 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Özkan Mumcu Başvurusu

Karar tarihi
23 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2015/2556
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.716 kelime·29 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, bu kararın

doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan sulh

ceza hâkimliğince verilmesi ve soruşturma dosyasına erişimin engellenmesi

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma sırasındaki bazı

işlemler nedeniyle adil yargılama hakkının; ceza infaz kurumundaki uygulamalar

nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği ve 18/6/2014 tarihli ve 6545

sayılı Kanun'un sulh ceza hâkimlikleriyle ilgili değişiklik yapan hükümlerinin

Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, başvuruya konu eylemlerin gerçekleştiği tarihte

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde komiser olarak görev yapmaktadır.

7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/40810

sayılı soruşturma dosyası kapsamında görevi kötüye kullanma ve ihmali

davranışla kasten adam öldürme suçlarından tutuklanması istemiyle İstanbul 5.

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin

26/12/2014 tarihli ve 2014/384 Sorgu sayılı kararı ile başvurucunun adli

kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakılmasına karar verilmiştir.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 31/12/2014

tarihinde anılan karara itiraz edilmesi üzerine İstanbul 6. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 9/1/2015 tarihli ve 2015/157 D. İş sayılı kararı ile başvurucu

hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri

çıkartılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...

Şüpheli Özkan Mumcu'nun 2004 yılı Ekim ayından

2008 yılı Şubat ayına kadar Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde komiser

yardımcısı ve komiser rütbesi ile görev yaptığı, 15/2/2006 tarih ve 9 numaralı

F4 Raporu'nun 17/2/2006 tarih ve 027246 sayılı yazı ile Trabzon Emniyet

Müdürlüğü'nden Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na

gönderilmesinden sonra, aynı tarihte 027248 sayılı yazının da cinayetin hedef

şahsı olan [H.D]nin

İstanbul'da yaşaması nedeniyle 17/02/2006 tarihli İstihbarat Daire

Başkanlığı'na gönderilen yazı ekindeki F4 Raporu içeriğinin gereği için

İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne de gönderildiği ancak İstihbarat Daire

Başkanlığı'na gönderilen F4 Raporu içeriğinde [Y.H.]nin ne pahasına olursa olsun [H.D.]yi öldüreceğini ve takipte olduğunu bilmesi nedeniyle

görevlileri yanıltmak amacıyla telefonunu Çaykara İlçesi'ndeki köyüne

bırakacağının belirtilmesine rağmen İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne

gereği için gönderilen yazıda bu şekildekiistihbarat

bilgisinin gizlenerek [Y.H.]nin

[H.D.]e karşı ses getirecek bir

eylem yapmayı planladığının bildirildiği,

Bu yazının İstanbul İstihbarat Şube

Müdürlüğüne ulaşmasından sonra, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünde görev

yapan [V.A.]nın şüpheli Özkan Mumcu'yu telefonla arayarak

kendilerine gönderilen yazı ile ilgili olarak ellerinde başka bir istihbari bilgi, belge olup olmadığını söylemesine rağmen

15/2/2006 tarihli F4 Raporu içerinğindeki kesin istihbari bilgiden haberi olmasına rağmen, şüpheli Özkan MUMCU'nun bu bilgiyi 'elimizde başka bir bilgi yok' diyerek

[V.A.]ya vermeyerek

[H.D.] ile ilgili olarak alınacak koruma

kararın önüne geçtiği,

Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nun 1, 2,

Ek 4 ve 16/B maddeleri suç işlenmesini önlemek, halkın ırz ve canını korumak

bakımından polis (kolluk) görevlilerine garantörlük yükümlülüğü yüklemiştir.

TCK'nun 83. maddesinde 'kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi'

düzenlenmiş;

Garantörsel ihmali suçlarda genel olarak kişinin neticeyi önleme yükümlülüğüne

aykırılığı değil, kişiye belli bir neticenin gerçekleşmesini önlemek hususunda

özel bir yükümlülük altında bulunduğu için, bu neticenin oluşumuna kendisi

sebep olmasa bile bunu engellememiş olması halinde, özel bir dayanışma ilişkisi

içerisinde mütaala edilebilecek yükümlülüğe aykırı ve

icrai harekete denk sayılan ihmali

cezalandırılmıştır.

TCK'nun 83/2-a maddesinde ise, neticeyi önleme yükümlülüğünün kanundan

kaynaklanması düzenlenmiştir.

Somut olayda maktul [H.D.]nin öldürülmesini önleme yükümlülüğü (garantörlüğü)

bulunan, suç tarihinde İstihbarat Şube Müdürlüğünde kolluk görevlisi olan

şüpheliler [M.Z.] ve Özkan MUMCU'nun ölen [H.D.]nin

yaşam hakkını korumayarak TCK'nun 83/1, 83/2-3

maddelerinde düzenlenen kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu

işledikleri anlaşılmakla..."

9. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 9/1/2015 tarihli

kararıyla, başvurucu hakkında yürütülen soruşturma dosyasına ilişkin olarak

dosyayı incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını

tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle müdafiinin

soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucu hakkında İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 9/1/2015

tarihli ve 2015/157 D. İş sayılı kararı ile verilen tutuklamaya yönelik

yakalama emri uyarınca, İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 13/1/2015 tarihli ve

2015/150 D. İş sayılı ve 13/1/2015 tarihli 2015/151 D. İş sayılı kararları ile

başvurucunun görevi kötüye kullanma ve ihmali davranışla kasten adam öldürme

suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir.

11. Başvurucunun bu karara yönelik itirazı hakkında İstanbul 6.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/1/2015 tarihli ve 2015/157 D. İş sayılı ek kararı ile

kararın kesin nitelikte olduğu

gerekçesiyle değiştirilmesine yer olmadığına

karar verilmiştir.

12. Başvuru formu ve eklerinde kararın başvurucuya tebliğ

edildiğine dair bilgi veya belgeye rastlanılmamıştır. Başvurucu, kararı

6/2/2015 tarihinde öğrendiğini bildirmiş ve 11/2/2015 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

13. İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği 12/2/2015 tarihinde

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı

şöyledir:

"... İhmali davranışla

kasten adam öldürme, görevi kötüye kullanmak suçlarından tutuklanan

şüphelilerin üzerilerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı

suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin üzerine atılı suçu

işlediğine ilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı,

şüphelilerin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

delillerin bulunması, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate

alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun

sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin tutukluluk halinin

sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı,

tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından CMK 100 ve 108.

maddeleri gereğince şüphelilerin tutukluluk hallerinin ayrı ayrı

devamına..."

14. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş; İstanbul 7. Sulh Ceza

Hâkimliğince 20/2/2015 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir.

15. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 4/12/2015 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği, bir kişiyi tasarlayarak

kasten öldürmeye yardım ve görevi kötüye kullanma suçlarından cezalandırılması

istemiyle hakkında aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır.

16. Başvurucu ile birlikte toplam yirmi altı şüpheli hakkında

düzenlenen iddianamede ilk olarak olayın gelişimi ve yapılan idari işlemlere

değinilmiştir. Başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü

(FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüş ve başvurucunun üzerine atılı suçları işlediğine ilişkin olarak;

i. Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünden 17/2/2006 tarihinde

İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğüne gönderilen "[Y.H.] isimli şahıs tarafından Agos Gazetesi genel

yayın yönetmeni [H.D.]ye karşı

İstanbul ilinde ses getirecek bir eylem yapmayı planladığı" hakkındaki

027248 sayılı yazı üzerine kendisi aranarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü

İstihbarat Şube Müdürlüğünden konu ile ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyen

kolluk görevlisi V.A.ya, yine Trabzon İstihbarat Şube

Müdürlüğünce hazırlanmış 17/2/2006 tarihli ve 027246 sayılı yazı ile Trabzon

Emniyet Müdürlüğünden, İstihbarat Daire Başkanlığına gönderilen yazı ekindeki

15/2/2006 tarihli 09 No.lu F4 raporu içeriğinde yer alan"[Y.H.]nin

[H.D.]yi ne pahasına olursa olsun öldüreceği"

bilgisini söylemeyerek gizlemesi, bu şekilde H.D. hakkında koruma kararı

alınmasını engellemesi,

ii. Ö.B. kod ismi ile yardımcı istihbarat elemanı E.T. ile H.D.

cinayeti tasarısı konusunda bilgi alma amaçlı yapılan çok sayıda gizli buluşmaya

katılması,

iii. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 29/11/2013

tarihli sesli ve görüntülü ifadesinde "[E.T.]nin [H.D.]

cinayeti tasarısına dair bütün detay bilgileri, tetikçi O. ismine kadar cinayet

öncesinde [Ö.B.] kod isimli Özkan

MUMCU'nun da bildiğini" söylemesi

ancak şüpheli Özkan Mumcu tarafından silahlı terör örgütünün amaçları

doğrultusunda araç suç niteliğindeki H.D. cinayetinin gerçekleşmesi için vâkıf

olduğu bütün bilgileri kasten F4 gizli haber raporlarına dönüştürmediğinin

tespit edilmesi

olgularına dayanıldığı görülmüştür.

17. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne

karar verilmiş ve 15/12/2015 tarihli tensip incelemesiyle birlikte başvurucunun

tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... atılı suçların vasıf ve mahiyeti,

mevcut delil durumuna nazaran kuvvetli suç şüphesine işaret eden somut kanıtlar

bulunması, müsnet suçların 5271 sayılı CMK.nun 100/3-a maddesindeki katalog suçlar arasında

sayılması, müsnet suçlara karşılık ilgili yasa

maddesinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın alt ve üst sınırlarının

tutuklama nedenlerinden 'kaçma veya savuşma' şüphesini somutlaştırması, işin

önemine, istenilen ceza miktarına ve dosyadaki mevcut kanıtlara nazaran

tutuklama tedbirinin bu aşamada Anayasanın 13. maddesi ve AİHM karar ve

içtihatları bağlamında orantılı ve ölçülü oluşu, bu itibarla alternatif koruma

tedbiri niteliğindeki adli kontrol hükümleri ve tedbirleri ile sanıklar

üzerinde yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu nedenlerinden

ötürü sanıkların CMKnun 101/1-2, 108/3 maddeleri

uyarınca tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına..."

18. Başvurucu, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince 19/4/2016

tarihinde yapılan duruşmada tahliye edilmiştir.

19. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde (E.2016/32) derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte

üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

21. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

22 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

23. 5237 sayılı Kanun'un

"Nitelikli hâller" kenar başlıklı 82. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

...

İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. "

24. 5237 sayılı Kanun'un

"Görevi kötüye kullanma" kenar başlıklı 257. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır."

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu’nun “Yakalama emri ve nedenleri”

kenar başlıklı 98. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma

evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında,

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri

düzenlenebilir. Ayrıca, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde,

itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir."

26. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama

nedenleri” kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1)

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama

nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı

verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile

ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

...”

27. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama

kararı” kenar başlıklı 101. maddesinin (1), (2) ve (5) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen

mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere

yer verilir.

(2)

(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

...

(5) Bu

madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara

itiraz edilebilir.”

28. 5271 sayılı Kanun’un “Şüpheli

veya sanığın salıverilme istemleri” kenar başlıklı 104. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık

salıverilmesini isteyebilir.

(2)

Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim

veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.”

29.5271 sayılı Kanun’un “Usul”

kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:

“103 ve

104 üncü maddeler uyarınca yapılan istem üzerine,

merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin

görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî

kontrol uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet

savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü

alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir. ”

30. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi” kenar

başlıklı 153. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek

alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda

sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

8. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk

(madde 326, 327, 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337).

...

(3)

Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(4)

Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.”

31. 5271 sayılı Kanun’un “Soruşturmanın

gizliliği” kenar başlıklı 157. maddesi şöyledir:

“Kanunun

başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek

koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.”

32. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında

Kanun'un "Ceza mahkemelerinin

kuruluşu" kenar başlıklı 9. maddesinin beşinci fıkrası

şöyledir:

"İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde

ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler

numaralandırılır. (Ek cümleler: 2/12/2014-6572/39 md.)

Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması

amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler

arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından

belirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de

yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte

olan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye

gönderemez."

33. 5235 sayılı Kanun'un "Sulh

ceza hâkimliği" kenar başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"(Değişik: 18/6/2014–6545/48 md.) Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak

üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları

almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh

ceza hâkimliği kurulmuştur. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde birden fazla

sulh ceza hâkimliği kurulabilir. Bu durumda sulh ceza hâkimlikleri

numaralandırılır. Müstakilen sulh ceza hâkimliğinde

görevlendirilen hâkimler, adli yargı adalet komisyonlarınca başka mahkemelerde

veya işlerde görevlendirilemez."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 23/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiası

35. Başvurucu; tutuklama kararını veren sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulduğunu, tutuklama

kararını veren hâkimin bağımsız ve tarafsız olmadığını, aynı mahkemelerin

birbirlerinin kararlarına karşı yapılan itirazları aralarında bir altlık üstlük

durumu olmadan incelediklerini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; tutukluluk hususunda karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin görev ve yetkilerini düzenleyen 18/6/2014 tarihli ve 6545

sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ve iptali

istemiyle itiraz yoluyla Genel Kurula gönderilmesi gerektiğini belirtmiştir.

b. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

37. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini

sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve tutukluluğa itirazın bu

yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı

etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine ilişkin iddialar

Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş, bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

38. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

40. Başvurucu, dosyada gizlilik kararı bulunduğu için isnat

edilen suçlamalarla ilgili yeterli bilgi ve belgeye sahip olamadığını ve bu

nedenle savunmalarını tam anlamıyla yapamadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

41. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

43. Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesine göre

verilen kısıtlama kararlarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile özellikle

tutuklu kişilerin tutukluluğa yönelik itirazda bulunma hakları üzerindeki

etkisini birçok kararında incelemiş ve anılan kararlarda inceleme yöntemine

ilişkin ilkelerini belirtmiştir (Günay Dağ

ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca, B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 46-48; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 248-257).

44. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

45. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

46. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest

bırakılma taleplerinin incelenmesinde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.

No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanın

taraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava

dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu

nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını

gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).

47. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve kişinin anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı;

böylece kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın

19. maddesinin dördüncü fıkrası; yakalama veya tutuklama sırasında verilen

bilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm

delillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

48. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa

temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince 4/12/2015 tarihli

iddianame kabul edilerek 15/12/2015 tarihli tensip incelemesiyle birlikte

kovuşturma aşamasına geçilmiş ve iddianamenin kabul edildiği tarih itibarıyla

kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

kendiliğinden sona ermiştir.

50. Başvurucuya yöneltilen suçlamalara ilişkin olgular temelde

haklarında soruşturma yürütülen diğer şüphelilerle birlikte eylem ve fikir

birliği içinde hareket ederek, görevi gereği yaptığı istihbarat çalışmaları

sonucu öğrendiği bilgileri ilgili makamlara tam olarak iletmediği ve verdiği

eksik bilgi ile bir kişinin ölümüne sebebiyet verdiği, eylemlerin bütününe

bakıldığında başvurucunun örgütsel hiyerarşik ilişki içinde kendisine verilen

görevi yerine getirdiği iddiasıdır. Başvurucunun kolluk görevlilerince ve Sulh

Ceza Hâkimliğince alınan ifadeleri incelendiğinde kendisine isnat edilen

suçlamalara ilişkin olarak açıklamalarda bulunulduğu ve bu suçlamalara konu

eylemlerle ilgili sorular yöneltildiği, başvurucunun da isnat edilen eylem ve

suçlamalara karşı savunmalar yaptığı, suçlamaları kabul etmediği görülmektedir.

51. Diğer taraftan İstanbul 5. ve 6. Sulh Ceza Hâkimliklerince

yapılan sorgular sırasında başvurucuya yüklenen suçların anlatıldığı ve bu

sırada başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin

bilgi ve belgelerden haberdar olduktan sonra müdafiiyle

birlikte hâkim önünde savunmalarını sözlü olarak dile getirmiş, bu

savunmalarında da kolluktaki anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul

etmemiştir.

52. Başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3)

numaralı fıkrasına aykırı olarak kuralda belirtilen ifadelerini içeren

tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklara erişiminin kısıtlandığı yönünde bir şikâyeti de

bulunmamaktadır. Ayrıca tutukluluğa itiraz dilekçelerinde başvurucunun müdafii tarafından usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir

şekilde savunmalar yapılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere erişiminin

olduğu anlaşılmaktadır.

53. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafiine bildirildiği ve başvurucuya bunlara

karşı savunmalarını ileri sürme imkânının verildiği dikkate alındığında

yaklaşık altı ay süren soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki bir değerlendirme

için bkz. Deniz Özfırat,

B. No: 2013/7929, 1/12/2015, § 91).

54. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa itiraz bağlamında savunma hakkının kısıtlandığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının

da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları

55. Başvurucu; kuvvetli suç süphesi ve

bir tutuklama nedeni bulunmadığı hâlde haksız olarak tutuklandığını, tutuklama

ve tutuklamaya itirazın reddi kararlarının tutuklamayı haklı kılacak somut

deliller ve adli kontrol tedbirine neden başvurulmadığı ortaya konulmadan soyut

değerlendirmelerle gerekçesiz olarak verildiğini, ayrıca tutuklama kararında

tutuklama nedenleri ve uygulanan tedbirin ölçülülüğü hususunda değerlendirme

yapılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildigini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

56. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

57. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

58. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

59. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

60. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

61. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

62. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

63. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

64. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar, § 79; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

65. Başvurucu, görevi kötüye

kullanma ve görevi kötüye

kullanma ve ihmali davranışla kasten adam öldürme suçlarından 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

66. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

67. Tutuklama kararına dayanak olan yakalama emrinde

başvurucunun görevi gereği öğrendiği bilgileri tam ve eksiksiz olarak iletmesi

gerekirken olayın vahametini bildirmeyi engelleyecek biçimde eksik olarak

ilettiği, yine gönderilen yazı sonrası kurulan irtibatta da eksik bilgi vererek

neticeyi önleme yükümlülüğüne aykırı davrandığı belirtilerek kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösterir delillerin bulunduğu kanaatine varılmıştır (bkz.

§ 8).

68.İddianamede ise eyleme konu edilen kasten öldürme suçu

sonrasında yürütülen adli ve idari soruşturmalar ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) yapılan başvuru sonucunda başvurucu ve diğer şüpheliler

hakkında yeniden soruşturma başlatıldığı, dosya içinde bulunan F3, F4, F5

raporları ve bu raporların içerikleri, maktul (H.D.) yönünden tehdit atmosferi

oluştuğuna dair tanık anlatımları, maktulün yargılandığı dosyalar, yargılama

sırasında meydana gelen olaylar, sanıkların suç tarihi ve öncesindeki

konumları, görevleri, müfettişler tarafından düzenlenen tevdi raporları, Teftiş

Kurulu Başkanlığı ve Devlet Denetleme Kurulu tarafından düzenlenen raporlar,

diğer sanıkların tutuklu sanıklarla ilgili anlatımları, olaya ilişkin daha önce

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince verilen karar, Yargıtay ilamı ve içeriği,

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü raporları, log

kayıtları, Y.H.nin takip edildiğine dair rapor, tanık

anlatımları, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğündeki sunucunun arızalandığına

dair tutanak ve telefon görüşmeleri anlatılmak suretiyle diğer şüphelilerle

birlikte başvurucunun elde ettiği bilgiyi gizleyerek H.D. hakkında koruma

kararı alınmasını engellediği ve atılı suçları işlediği iddia edilmiştir (bkz.

§§ 15, 16).

69. Başvurucu hakkında olaya ilişkin daha önce soruşturma

yapılmasına karşın sonrasında devam eden diğer idari ve adli soruşturmalar

sonucu elde edilen ve ortaya çıkan yeni deliller kapsamında görevi kötüye kullanma ve ihmali davranışla kasten

adam öldürme suçları yönünden yeniden soruşturma başlatılmış olması

ve ulaşılan yeni deliller neticesinde yapılan değerlendirmede başvurucunun suç

işlediğine dair kuvvetli belirti bulunduğu sonucuna varılmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

70. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

71. FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse

tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede

faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu

yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına

kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 272).

Başvurucunun tutuklanmasına ve tutukluluğunun devamına karar verilen ihmali

davranışla kasten adam öldürme suçu ile iddianamede isnat edilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçları Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır.

72. Başvurucu hakkında tutuklama ve tutukluluğunun devamı kararı

verilirken işlendiği iddia olunan suçların vasıf ve mahiyetine, suçlara ilişkin

Kanun'da öngörülen cezaların ağırlığına, mevcut delil durumuna ve kaçma

şüphesine dayanıldığı görülmektedir.

73. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 6.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle kaçma ve delilleri etkileme

şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu

söylenemez.

74. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle

veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı, niteliği ve FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

75. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklamaya yönelik arama

kararında belirtilen suçlar için öngörülen cezaların miktarı, işin niteliği ve

önemi de nazara alınarak başvurucular hakkında tutuklama tedbirine karar

vermesinin ölçülü olmadığı söylenemez.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucuların İddiaları

77. Başvurucu; hakkındaki soruşturmanın etkin ve adil bir

şekilde yürütülmediğini, aynı olaya ilişkin olarak daha önce takipsizlik kararı

verilmişken yeni bir delil ve durum olamadan yeniden soruşturma başlatıldığını,

kararların gerekçesiz ve yazılan gerekçelerin de yetersiz olduğunu, cezaların

şahsiliği ilkesi ile lehe olan kanunların uygulanmadığını, yeterli savunma

hakkı tanınmadan hakkında karar verildiğini ileri sürerek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

78. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

79. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

80. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

81. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonra hakkında ceza davası açılmıştır. Anayasa

Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla başvurucu

hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun başvuru

formunda dile getirdiği adil yargılanma hakkına dair şikâyetlerini yargılamada ve

sonrasında istinaf ile temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda

inceletme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama,

istinaf ve temyiz süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma

hakkı ihlali şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu

edildiği görülmüştür.

82. Açıklanan gerekçelerle derece mahkemeleri önünde devam eden

başvuru yolları tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiası

83. Başvurucu; tutuklandıktan sonra emniyet mensubu olmasına

rağmen hiçbir memurun olmadığı ve memur koğuşunun da bulunmadığı bir ceza infaz

kurumuna gönderildiğini, burada koğuşa tek kişi olarak konulmak suretiyle

hakkında tecrit uygulandığını, haksız olarak tutuklanması nedeniyle kamuoyunda

hakkında suçlu algısı oluşturulduğunu belirterek insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muameleye tabi tutulma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

84. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

85. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nda

hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri,

yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri,

beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının

korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri,

çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve

karara bağlamak infaz hâkimliklerinin görev ve yetkileri arasında sayılmış ve

Kanun'un 5. maddesinde de bu kapsamda yapılacak şikâyete ilişkin sürecin nasıl

işleyeceği düzenlenmiştir.

86. Somut olayda yukarıda belirtilen mevzuat ve benzer yöndeki

bir başvuru olan Mehmet Baransu

(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§ 12-18) başvurusunda Anayasa Mahkemesince

belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını

iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve

yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında

başvurucu, şikâyetlerini öncelikle bu idari ve yargısal mercilere iletip

tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri

sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini ve/veya

kötü muamele iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da

ertelenmesini isteyebilecek iken bu yollara başvurmamıştır. Ayrıca başvurucu

tarafından yapılan suç duyurusu sonucunun kesinleşmesi beklenilmeden başvuruda

bulunulmuştur.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve

tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Özkan MUMCU

Vekili

:

Av. Zafer

KİREMİTCİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/2556, 23 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Adil Yargılanma
  10. C. Kötü Muamele Yasağının
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Yıldırım
  13. Kömürcü
  14. Topal
  15. M. Emin KUZ
  16. Başpınar
  17. Kiremitci
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/2556
Tarih
23 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • İ.g. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/8116)
  • Asker Anğı ve Belkız Anğı Başvurusu (B. No: 2015/502)
  • Adile Melekoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1630)
  • Halil Hulki Özel Başvurusu (B. No: 2015/17180)
  • Sevil Gümüş Başvurusu (B. No: 2014/13956)
  • İsmail Durusu Başvurusu (B. No: 2015/12524)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.