İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özlem Ergay Başvurusu (B. No: 2016/74015)

1. Başvuru, şirkete ait sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı

Başvuru No2016/74015Tarih13 Haziran 2019Okuma14 dk · 2.785 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Özlem Ergay Başvurusu

Karar tarihi
13 Haziran 2019
Başvuru Numarası
2016/74015
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.785 kelime·14 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, şirkete ait sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı

borcundan şirket ortağının mirasçılarının sorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Başvuru Konusu Olayın

Arka Planı

6. Başvurucunun sağ kalan eş sıfatıyla mirasçısı olduğu Y.D.

20/4/2004 tarihinde tescil edilen bir limited

şirketin (Şirket) 1/2 oranında ortağı ve Şirketi temsile yetkili müdür iken

6/7/2004 tarihinde vefat etmiştir.

7. Başvurucu vekilinin İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesine

sunduğu14/10/2015 tarihli beyana göre başvurucunun kanuni süresi içinde mirasın

reddi yönünde bir talebi bulunmamaktadır.

8. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2007 yılı Mart

ayından 2008 yılı Aralık ayına kadar Şirket tarafından ödenmeyen prim, işsizlik

sigortası primi ve damga vergisinden oluşan borcun ödenmesi amacıyla icra

takibi başlatmıştır.

9. Ödeme emirleri Şirket ve ortakları adına ayrı ayrı

düzenlenmiş, ancak Şirketin adresinin kapalı olması nedeniyle Şirkete tebligat

yapılamamıştır.

10. 21/5/2012 tarihinde başvurucu adına düzenlenen yeni ödeme

emri 30/5/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

11. Bireysel başvuru formuna ek belgeler arasında Şirketin hangi

tarihte sicilden terkin edildiğine ilişkin bir belge bulunmamakla beraber başvurucu

vekilinin yargılama aşamasında Yargıtaya gönderilmek

üzere sunmuş olduğu 25/7/2016 tarihli dilekçeden söz konusu Şirketin 24/9/2013

tarihinde sicilden terkin edildiği anlaşılmıştır.

B. Başvuruya Konu

Yargılama Süreci

12. Başvurucu

6/6/2012 tarihinde ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açmıştır. Dava

dilekçesinde, ödeme emrinin konusu olan borcun müteveffa eşin ortak olduğu

Şirkete ait olduğu ve eşin vefatından sonra meydana geldiği, başvurucunun

Şirketten haberdar olmaması nedeniyle Şirket içinde herhangi bir görev almadığı

ve bu itibarla borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

13. Mahkeme, Şirket ortağı murisin ölümünden sonra başvurucunun

ortak sıfatını kazandığı ispatlanamadığından bu tarihten sonra meydana gelen

borçlardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle 24/10/2013 tarihinde davayı

kabul etmiştir.

14. Hüküm, davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10.

Hukuk Dairesi (Daire) 24/10/2014 tarihli kararla söz konusu borcun 11/9/2014

tarihinde yürürlüğe giren yeni yasal düzenleme uyarınca yapılandırılıp

yapılandırılmadığının belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi amacıyla

hükmü bozmuştur.

15. Bozma kararına uyan mahkeme, başvurucudan yapılandırma

isteğinde bulunup bulunmadığını sorduktan sonra 24/10/2013 tarihli kararındaki

gerekçeyle davayı ikinci kez kabul etmiştir.

16. Bu hüküm de davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. Daire

14/5/2015 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını ikinci kez bozmuştur. Daire

ikinci bozma kararında başvurucunun mirası reddedip etmediği, limited şirket ortağı olan eşin payını miras yoluyla

devralarak ortak sıfatını kazanıp kazanmadığı ve buna göre borçtan sorumlu olup

olmadığı hususunda araştırma yapılması gerektiğine işaret etmiştir.

17. Mahkeme bozma ilamı doğrultusunda yaptığı yargılama

neticesinde başvurucunun Şirket ortağı iken ölen eşinin mirasını reddetmeyerek

ortak sıfatını kazandığı ve dolayısıyla Şirketin ödenmeyen borcundan sorumlu

olduğu gerekçesiyle davanın reddine, ayrıca davanın reddi nedeniyle 5.459,19 TL

tazminatın davalıdan tahsiline karar vermiştir.

18. Hüküm, başvurucu tarafından temyiz edilmiş; Daire tarafından

onanarak 1/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

19. Nihai karar 23/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu

23/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Kanun Hükümleri

20. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Prim

alınması zorunluluğu" kenar başlıklı 79. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel

sağlık sigortası için, bu Kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim

giderlerini karşılamak üzere Kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek

zorundadır."

21. 5510 sayılı Kanun'un

"Primlerin ödenmesi" kenar başlıklı 88. maddesinin birinci

ve onaltıncı fıkraları şöyledir:

"4 üncü maddenin

birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren,

bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar

toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim

tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu

tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder.''

''Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve

diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri

hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında

Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen

yetkileri kullanır"

22. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

449. maddesi şöyledir:

“Sağ

kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana

aşağıdaki oranlarda mirasçı olur:

1. Mirasbırakanın

altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri,

2. Mirasbırakanın

ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı,

3. Mirasbırakanın

büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa,

mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.”

23. 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Medeni

Kanunu’nun 521. maddesi şöyledir:

“Bir payın

miras yoliyle veya karı koca mallarının idaresine ait

hükümler gereğince iktisabı için, ortakların, muvafakatine lüzum yoktur.

Mukavelede aksine bir şart varsa ortaklar,

payı hakiki değeri üzerinden satınalınacak üçüncü bir

şahsı göstermedikçe muvafakatten imtina edemezler. İlgililerin muvafakat için

şirkete müracaatları tarihinden itibaren bir ay içinde üçüncü şahıs

gösterilmediği takdirde muvafakat edilmiş sayılır.”

24. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun

596. maddesişöyledir:

“(1)

Esas sermaye payının, miras, eşler arasındaki mal rejimine ilişkin hükümler

veya icra yoluyla geçmesi hâllerinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun

onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer.

(2)

Şirket, iktisabın öğrenilmesinden itibaren üç ay içinde esas sermaye payının

geçtiği kişiyi onaylamayı reddedebilir. Bunun için, şirketin, payları kendi

veya ortağı ya da kendisi tarafından gösterilen üçüncü bir kişi hesabına,

gerçek değeri üzerinden devralmayı, payın geçtiği kişiye önermesi şarttır.

(3) Red kararı, devrin gerçekleştiği günden itibaren geçerli

olmak üzere geriye etkilidir. Red, bu konudaki

kararın verilmesine kadar geçen süre içinde alınan genel kurul kararlarının

geçerliliğini etkilemez.

(4)

Şirket, üç ay içinde esas sermaye payının geçişini açıkça ve yazılı olarak

reddetmemişse onayını vermiş sayılır.”

25. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesi şöyledir:

“Limited

şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil

edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan

doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi

halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme

alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen

sorumlu tutulur.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği

zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme

alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen

sorumlu tutulur.”

B. Yargıtay Kararları

26. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ölen ortağın mirasçılarının

durumunu irdelediği4/11/2008 tarihli ve E.2007/8829, K.2008/12285 sayılı

kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Oysa,

Türk Ticaret Kanunu’nun 521. maddesinin 1 ve 2. fıkraları uyarınca, bir payın

miras yolu ile kazanılması için, aynı kanunun 520. maddesinde öngörülen

koşulların oluşmasına ve diğer tüm ortakların oluruna gerek bulunmadığı gibi,

ana sözleşmede miras yolu ile kendiliğinden devri engelleyen bir hüküm olduğu

taktirde de, ortaklarca bir ay içinde gerçek değer

üzerinden satın alacak üçüncü kişi önerilmedikçe, mirasçılar kendiliğinden

şirket paydaşı sıfatını kazanırlar.

Somut olayda, şirket ana sözleşmesinde tersine

bir koşul bulunmadığı gibi, ortaklarca payı gerçek değer üzerinden satın alacak

üçüncü kişi gösterilmesi de söz konusu olmadığına göre, T.T.K.nun

yukarıda belirtilen açık hükmü uyarınca, payın miras yolu ile kazanılması için

ortakların izni ve diğer ortağın davetine de gerek yoktur. Bu itibarla

davalıların, miras yolu ile dava dışı limited

şirketin ortağı olduklarının kabulü gerekir.”

27. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin benzer mahiyetteki 12/1/2015

tarihli ve E.2014/14112, K.2015/150 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Mahkemece,

iddia ve tüm dosya kapsamına göre, diğer ortağın ölüm tarihinde yürürlükte

bulunan Türk Ticaret Kanunu’nun 521. maddesinin 1 ve 2. fıkraları uyarınca, bir

payın miras yolu ile kazanılması için, aynı kanunun 520. maddesinde öngörülen

koşulların oluşmasına ve diğer tüm ortakların oluruna gerek bulunmadığı gibi,

ana sözleşmede miras yolu ile kendiliğinden devri engelleyen bir hüküm olduğu

taktirde de, ortaklarca bir ay içinde gerçek değer üzerinden satın alacak üçüncü

kişi önerilmedikçe, mirasçıların kendiliğinden şirket paydaşı sıfatını

kazandıkları, ortak H.B.Ü. nin ölümü ile şirketteki

payının veraset ilamındaki hisseler oranında davacı ile müşterek çocuklarına

geçmesi gerektiği, salt bu nedenle ölüm tarihinde şirketin kendiliğinden sona

erdiğinin kabul edilemeyeceği, mirasçıların mirası reddettikleri sabit ise de

şirket hisselerinin TMK tarafından belirlenmiş diğer yasal mirasçılara ve en

son ihtimalde de Hazine’ye geçecek olması nedeniyle davalı şirket yönünden fesih

koşullarının bulunmadığı, 6103 sayılı TTK'nun

Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesinin 'Tarafların

iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukukî ilişkilere, bunlar

Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk

Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır' hükmü uyarınca tek kişilik limited şirketin varlığını kabul eden 6102 sayılı TTK

hükümlerinin yürürlükten önceki olaylara da uygulanmasını mümkün kıldığı

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

...

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere,

mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp,

değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı

vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir..”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 13/6/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu 6/7/2004 tarihinde vefat eden eşinin ortağı olduğu

ancak kendisinin haberdar olmadığı Şirketin 2007 ve 2008 yıllarına ilişkin prim

borcu nedeniyle SGK tarafından kendisine ödeme emri gönderildiğini ifade

etmiştir. Başvurucu, gönderilen bu ödeme emirlerinin iptali amacıyla açtığı

davada borcun eşinin ölümünden sonra meydana geldiğinin dikkate alınmadığını,

esasen iki ortaklı Şirketin eşinin ölümü ile sona erdiğini ve kendisinin

haberdar olmadığı bu Şirkete ortak olma iradesinin de bulunmadığını belirterek

mirasçıların borçtan sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığını, bu nedenle

hak arama hürriyeti ile birlikte Anayasa'da güvence altına alınan hak ve

hürriyetlerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, hak arama hürriyeti yanında

Anayasa'da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de sorumlu olmadığını belirttiği bir borcu ödemek

durumunda kaldığı yönündeki şikâyetinin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu,

dolayısıyla başvurucunun bu yöndeki iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

31. Başvurucunun, murisinin ortağı olduğu borçlu Şirketin sosyal

güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulmasının mülkiyet

hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarında; vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını

belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini güvence altına almaya yönelik

müdahalelerin taşıdığı amaçlar dikkate alındığında devletin mülkiyetin kamu

yararına kullanımını kontrol veya düzenlenmesi yetkisi kapsamında incelenmesi

gerektiği kabul edilmiştir (Arif Sarıgül,

B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50; Narsan

Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71).

Somut olayda da başvurucunun şirket ortağının mirasçısı olduğu gerekçesiyle

Şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulması

şeklindeki müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesine

ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.

32. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin öncelikle kanun ile öngörülmesi gerekmektedir. Kanunun

varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının

sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir.

Diğer bir ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp

sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, §

56).

33. Sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarının kanuni

dayanağını 5510 sayılı Kanun'un 79. ve 88. maddeleri oluşturmaktadır. Bu borcun

başvurucudan istenmesine dayanak teşkil eden kanun hükümleri ise sağ kalan eşin

mirasçılığını düzenleyen 4721 sayılı Kanun'un 449. maddesi ile ölen ortağın limited şirketteki payının mirasçılara ne şekilde

geçeceğini düzenleyen 6762 sayılı mülga Kanun’un 521. maddesi ve karar

tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 596. maddesidir. Bahsedilen

Kanun hükümleri açık ve net ifadeler içermekte olup hükümlerin anlaşılabilir ve

ulaşılabilir olduğunda da tereddüt bulunmamaktadır. Bu itibarla derece

mahkemelerinin kararlarının dayandığı gerekçeler ile yukarıda belirtilen ilgili

Kanun hükümleri dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı değerlendirilmiştir.

34. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı,

kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması

gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça

temelden yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu

yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Kaldı ki müdahalenin

kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, §§ 34-36).

35. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da değinildiği

üzere kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli kaynağın elde edilmesi adına

devletin vergi ve diğer kamu alacaklarının takip ve tahsilini sağlamak üzere

hukuki düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır (AYM,

E.2014/144, K.2015/29, 19/3/2015). Bu kapsamda vergi ve diğer kamu

alacaklarının korunması amacıyla ticari şirket ortaklarının payını miras

yoluyla devralan mirasçıların gerek intikal öncesi gerekse de şirket ortağı

sıfatını kazandıkları döneme ilişkin borçlardan sorumluluğu kabul edilmiştir.

Öte yandan Anayasa'nın 60. maddesi doğrultusunda sosyal güvenlik sisteminin

finansmanının sağlanması amacıyla sosyal güvenlik primi yükümlülüğü getirilmesi

de kanun koyucunun takdirindedir. Bu itibarla 5510 sayılı Kanun'un 79. ve 88.

maddeleri kapsamındaki ödenmeyen borçtan 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35.

maddesi uyarınca borçlu şirket ortağının mirasçılarının sorumlu tutulmasında

kamu yararına dayalı meşru bir amacın mevcut olduğu açıktır.

36. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni olması ve kamu

yararına dayalı meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ayrıca müdahalenin

ölçülü olması da gerekmektedir. Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında

dikkate alınacak ölçütlerden biri olan Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen

ölçülülük ilkesi uyarınca mülkiyet hakkının sınırlandırılması suretiyle elde

edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin

sağlanması zorunludur. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve

aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.

37. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

38. Başvurucu, Şirketin kuruluşundan ve eşinin ortaklığından

haberdar olmadığını, sonradan varlığını öğrendiği Şirkette eşinin çok sınırlı

bir süre için temsil yetkisine sahip olduğunu ve bu durumda ancak bu süre

içinde meydana gelen borçlardan sorumlu tutulabileceğini, dolayısıyla esas

olarak eşinin ölümünden sonra meydana gelen borçtan sorumlu tutulamayacağını

ileri sürmektedir. Başvurucu buna gerekçe olarak da varlığından haberdar

olmadığı Şirkette herhangi bir görev üstlenmemiş olmasını dayanak yapmaktadır.

39. Başvurucu, SGK tarafından ödeme emrine konu edilen borca

itiraz etmekle birlikte itirazı genel olarak bu borçtan sorumlu tutulmasının

hukuki dayanağınınbulunmadığına ilişkindir. Buna

karşılık bu borcun eşinin Şirketteki payı ve buradan hareketle kendisinin miras

payı ile orantılı olup olmadığı yönünde başvurucunun herhangi bir şikâyetinin

olmadığı görülmektedir. Öte yandan ödeme emrinin iptali isteğinin reddi

nedeniyle başvurucu tazminat ödemeye mahkûm edilmişse de başvurucunun bu

tazminata yönelik bir şikâyeti de bulunmamaktadır. Bu hâlde başvurucunun

şikâyetinde ileri sürdüğü hususlar dikkate alınarak söz konusu borcun miktarına

ilişkin bir değerlendirme yapılmadan başvurucunun bu borçtan sorumlu tutulup

tutulmayacağı hususu irdelenmelidir.

40. Başvurucunun murisinin ortağı olduğu Şirketin 20/4/2004

tarihinde tescil edilerek ticari faaliyetine başladığı ve 24/9/2013 tarihinde

faaliyetine son vermesi nedeniyle sicilden terkin edildiği anlaşılmaktadır.

Başvurucunun eşi 100.000 TL sermayeli ve iki ortaklı olarak kurulan Şirkete

50.000 TL sermaye koymak suretiyle ortak olmuş ve aynı zamanda Şirketi temsile

yetkili iken 6/7/2004 tarihinde vefat etmiştir. Şirket ortağının mirasçısı olan

başvurucu -Şirkete yönelik bir başvurusu tespit edilememekle birlikte-

4721sayılı Kanun ile 6772 sayılı mülga Kanun hükümleri uyarınca başkaca herhangi

bir işleme gerek kalmadan ölen eşin mirasçısı sıfatıyla miras payı oranında

hissedar olmuştur. Başvurucu her ne kadar Şirkete yönelik bir başvurusu

bulunmadığından ortak sıfatını alamayacağını ileri sürmüş ise de ilgili kanun

hükümleri ve Yargıtay içtihadı bu hususta herhangi bir tereddüde neden

olmayacak kadar açık olup başvurucu borcun doğduğu tarihte şirket ortağı

sıfatını kazanmıştır.

41. Borçlu Şirketin 24/9/2013 tarihinde sicilden terkin edildiği

ve öncesinde gönderilen ödeme emirlerinin belirtilen adresin kapalı olması

nedeniyle iade edildiği nazara alındığında anılan borcun Şirketten tahsil

imkânının bulunmadığı açıktır. Şirketten tahsil imkânı bulunmayan, 2007 yılının

bir kısmı ve 2008 yılının tamamına ait sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borcu

nedeniyle idare, diğer ortaklarla birlikte miras yoluyla şirket ortağı sıfatını

kazanan başvurucuyu da sorumlu tutmuş ve ödeme emri göndermiştir. Başvurucunun

şirket ortağı olduğu ve bu borcun Şirket tarafından ödenmediği gözönünde tutulduğunda başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet

yüklemediği, başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamunun yararı arasında olması

gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla mülkiyet hakkının

ihlal edilmediği açıktır.

42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

13/6/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M.Emin KUZ Recai AKYEL Raportör : Heysem KOCAÇİNAR Başvurucu : Özlem ERGAY Vekili : Av. Zeyneb Sümeyye EKER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/74015, 13 Haziran 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuru Konusu Olayın
  7. B. Başvuruya Konu
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Kanun Hükümleri
  10. B. Yargıtay Kararları
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50; Narsan
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Yıldırım
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/74015
Tarih
13 Haziran 2019

İlgili Kararlar

  • Adil Kocagöz Başvurusu (B. No: 2016/11518)
  • Mehmet Ferit Çelik Başvurusu (B. No: 2016/10202)
  • Mehmet Ata Deniz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/13893)
  • Aliye Kaya Başvurusu (B. No: 2016/7425)
  • İskenderun Demir ve Çelik A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/12214)
  • Muratcan Kolçak Başvurusu (B. No: 2016/5490)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.