İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özlem Kenan Başvurusu (B. No: 2018/25808)

1. Başvuru, mahkûmiyet kararının bir sonucu olarak

Başvuru No2018/25808Tarih7 Nisan 2021Okuma24 dk · 4.770 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Özlem Kenan Başvurusu

Karar tarihi
7 Nisan 2021
Başvuru Numarası
2018/25808
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.770 kelime·24 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, mahkûmiyet kararının bir sonucu olarak

avukatlık mesleğindeki hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanması nedeniyle

özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 17/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Adana Barosuna kayıtlı olarak bir hukuk

bürosunda serbest avukatlık yapmaktadır. Başvurucu ve aynı hukuk bürosunda

ortak olarak çalıştığı dört avukat hakkında 20/10/2008 tarihinde suç

duyurusunda bulunulmuştur. Şikâyetçi, iş hukuku kapsamında dava açılması için

anlaşarak avukatlık ücret sözleşmesi imzaladığını ve şikâyetçi olduğu avukatlar

adına vekâletname çıkararak 2.000 TL dava masrafını makbuz karşılığı verdiğini

belirtmiştir. Geçen süre içinde davanın açılmadığını, zaman kaybına uğradığını

belirten şikâyetçi; başvurucu ile avukatlar F.K. ve İ.A.nın birlikte imzaladığı

11/7/2007 tarihli avukatlık ücret sözleşmesini, hukuk bürosu antetli kasa giriş

makbuzunu ve noterden düzenlenen vekâletnameyi de Tarsus Cumhuriyet

Başsavcılığına (Başsavcılık) ibraz etmiştir.

10. Başsavcılık 16/3/2010 tarihli iddianameyle başvurucu

ve avukat İ.A.nın görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırmalarını talep

etmiştir. İddianamede; avukatlık ücret sözleşmesi ile işin yüklenilmesi ve

masraf alınmasına rağmen davanın açılmadığı gözetildiğinde atılı suçun

işlendiğinin anlaşıldığı vurgulanmıştır.

11. Son soruşturmanın Adana Cumhuriyet Başsavcılığında yapılması

nedeniyle kamu davası, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür.

Mahkeme 28/4/2011 tarihinde başvurucunun ihmal suretiyle görevi kötüye

kullanmak suçundan cezalandırılmasına, sanık İ.A.nın ise beraatına karar

vermiştir. Başvurucunun 12/10/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

257. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre 6 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Takdiri indirim uygulanan hapis cezası, adli

para cezasına çevrilmek suretiyle sonuç olarak başvurucun 3.000 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;

başvurucunun dava açmak üzere müşteki ile görüşerek vekaletname ve dava masrafı

almasına rağmen, müşteki adına dava açmadığı, bu şekilde görevini ihmal

ettiğinin dosya kapsamındaki savunma, tanık anlatımları ve delillerle sabit

olduğu vurgulanmıştır.

12. Başvurucu ve katılan kararı temyiz etmiştir.

Başvurucu; katılanın herhangi bir zararının olmadığını, görevi ihmal suçunun

oluşması için zararın meydana gelmesi gerektiğini ancak Mahkemenin de bilirkişi

vasıtasıyla bir zarar tespiti yapmadığını vurgulamıştır. Katılanın çelişkili

ifadeler verdiğini, dava açılmasını istediği işyerinde çalışmaya devam

ettiğini, dava konusu alacağın zaman aşımına uğramadığını, dava masrafını

kendisinin almadığını beyan etmiştir.

13. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2/6/2015 tarihinde beraat

hükmü yönünden anılan kararın onanmasına, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü

yönünden bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; kanundaki soyut ibarelerin

tekrarı suretiyle dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçelerle temel

cezanın alt sınırından uzaklaşıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca 5237 sayılı

Kanun'un 53. maddesi (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen suçu,

yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen başvurucu hakkında aynı Kanun'un 53.

maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmesi

gerektiğinin gözetilmediği değerlendirmesine yer verilmiştir.

14. Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda

Mahkeme yukarıda belirtilen gerekçeleri genel olarak tekrarlayarak (bkz. § 11)

başvurucunun 5237 sayılı Kanun'un 257. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre 4

ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 18/2/2016 tarihinde hükmetmiştir.

Takdiri indirim uygulanmak suretiyle 3 ay 10 gün olarak belirlenen hapis cezası

adli para cezasına çevrilerek, neticede başvurucunun 2.000 TL adli para cezası

ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ayrıca anılan Kanun'un 53. maddesi

(5) numaralı fıkrası gereğince cezanın infazı tamamlandıktan sonra işlemek

üzere 3 ay süreyle avukatlık mesleğindeki hak ve yetkilerini kullanmasının

yasaklanmasına hükmedilmiştir.

15. Anılan karar, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 10/5/2018

tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

16. Başvurucu nihai kararı 23/7/2018 tarihinde

öğrendiğini beyan etmiştir.

17. Başvurucu tarafından 17/8/2018 tarihinde bireysel

başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

"Avukatlığın mahiyeti" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest

bir meslektir.

Avukat, yargının kurucu unsurlarından

olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder."

19. 1136 sayılı Kanun'un "Avukatlığın amacı"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin

düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve

hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak

uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul

ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve

tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder..."

20. 1136 sayılı Kanun'un "Görevi kötüye

kullanma" kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun ve diğer kanunlar

gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut baroların

organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye

kullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır."

21. 5237 sayılı Kanun'un "Görevi kötüye

kullanma" kenar başlıklı 257. maddesi şöyledir:

"(1) Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek

suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat, sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla

kadar, hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir menfaat, sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır."

22. 5237 sayılı Kanun'un "Belli hakları

kullanmaktan yoksun bırakılma" kenar başlıklı 53. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu

suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

...

e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi

sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,

yoksun bırakılır.

(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç

dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu

hakları kullanamaz.

...

(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve

yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla

hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek

üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin

kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin

kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para

cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir

katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir.

Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para

cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar."

B. Uluslararası

Hukuk

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir."

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel

hayatın eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğu

belirtilmektedir. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat

kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin

tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya,

B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim

organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini serbestçe geliştirmesi ve

gerçekleştirmesi ve kişisel bağımsızlık kavramlarının özel hayata

saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır (Sidabras

ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/7/2004, § 43; K.A.

ve A.D./Belçika, B. No: 42758/98, 45558/99, 17/2/2005, § 83; Pretty/Birleşik

Krallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002 § 61; Christine Goodwin/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 28957/95, 11/7/2002, § 90).

25. Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî bir

şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanan

güvenceler kapsamında yer almaktadır. AİHM, özel hayata saygı hakkı kapsamında

bulunan bir menfaate devletin müdahale ettiğini tespit ettiğinde Sözleşme'nin

8. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir. Buna göre

kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı olup olmadığı, anılan

fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı, demokratik bir toplumda

gerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır (Dudgeon/Birleşik

Krallık [GK], B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç

No.1 [GK], B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59; De Souza

Ribeiro/Fransa [BD], B. No: 22689/07, 13/12/2012, § 77).

26. AİHM, kural olarak ilgili kişinin mesleki yaşantısına

getirilen bir kısıtlamayı Sözleşme'nin 8. maddesinin kapsamı içinde kabul

etmektedir (Sodan/Türkiye, B. No: 18650/05, 2/2/2016, § 37). AİHM

tarafından öncelikle; mesleki hayatın kişiliğin geliştirilmesi üzerindeki

etkisi tartışılmış, mesleki hayata getirilen sınırlamaların bireyin yakın

çevresiyle ilişkilerini geliştirmesi ve sosyal kimliğini şekillendirmesi

üzerinde etki doğuracağı belirtilmiş ve bu bağlamdaki müdahalelerin 8. maddenin

kapsamına girebileceği değerlendirilmiştir. AİHM, bu konuya ilişkin her somut

olay değerlendirmesinde özel hayat kavramının kapsamına ilişkin açıklamalarda

bulunmuş ve bu kavramın bireyin kişisel hayatını istediği gibi yaşayabileceği

bir iç alan ile sınırlandırmayı ve dış dünyayı bu alandan tamamen uzak tutmayı

hakkın koruma alanını aşırı şekilde sınırlayan bir yaklaşım tarzı olarak

nitelendirmiştir (Fernández Martínez/İspanya [BD], B. No. 56030/07,

12/6/2014, § 109).

27. AİHM, mesleki hayatla ilgili başvuru türlerinde özel

hayat kavramını iki farklı yaklaşıma göre uygulamaktadır: birincisi özel

hayata ilişkin bir unsurun anlaşmazlık nedeni olup olmadığı (sebebe dayalı

yaklaşım), ikincisi ise itiraz edilen tedbirin sonuçları bakımından özel hayata

dokunan bir meselenin olup olmadığı (sonuca dayalı yaklaşım). AİHM'e göre özel

hayata ilişkin unsurların mesleğin icrası bakımından aranılan nitelik ve

yeterlilik koşulları bakımından gözetilmiş veya kişinin mesleği ile ilgili

tasarruflara esas alınmış olduğu durumlardan kaynaklanan başvurular sebebe

dayalı yaklaşım çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamı içinde

değerlendirilir (Denisov/Ukrayna [BD], B. No: 2011/76639,

25/9/2018, §§ 100-103).

28. AİHM, kişinin meslek hayatını etkileyen bir tedbir

için öne sürülen gerekçelerin kişilerin özel hayatına ilişkin olmadığı ancak

söz konusu tedbirin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerinin

bulunduğu veya bulunma ihtimalinin olduğu durumların konu edildiği başvuruların

sonuca dayalı yaklaşım kapsamında Sözleşme'nin 8. maddesinin kapsamı içine

girebileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda söz konusu olumsuz etkilere ilişkin

değerlendirmede AİHM, kişinin yakın çevresi üzerindeki, özellikle de maddi

bakımdan ortaya çıkan sonuçları, diğerleri ile ilişki kurma ve geliştirme

olanakları ile itibarı üzerindeki olumsuzlukları dikkate almaktadır (Denisov/Ukrayna,

§ 107).

29. AİHM; sebebe dayalı yaklaşımın Sözleşme'nin 8.

maddesinin uygulanmasını gerekli kılmadığı durumlarda, söz konusu tedbirin

sonuçlarının özel hayatın üzerindeki etkilerine ilişkin bir inceleme yapılması

gerektiğini vurgulamıştır. Bununla beraber söz konusu bu ayrımın ilgili

tedbirin altında yatan sebepleri ve tedbirin sonuçlarını incelerken her iki

yaklaşımı birlikte uygulamasına engel teşkil etmediğini de belirtmektedir (Denisov/Ukrayna,

§ 109).

30. AİHM, sonuca dayalı yaklaşım uyarınca inceleme

yapılabilmesi için söz konusu meslekle ilgili tasarrufun özel hayat üzerinde

doğurduğu etkilerin belirli önem ve ciddiyette olmasını aramakta; asgari

ağırlık seviyesine ulaşmış olması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM, sadece bu

sonuçların çok ağır olduğu ve kişinin özel hayatını önemli derecede etkilediği

durumlarda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmektedir (Denisov/Ukrayna,

§§ 113-116).

31. AİHM, sonuca dayalı yaklaşımı uyguladığı başvurularda

iddia edilen ihlallerin ağırlık ve ciddiyet derecesini değerlendirmeye yönelik

kıstaslar oluşturmuştur. Bu kapsamda başvurucunun söz konusu tedbir öncesi ve

sonrasındaki yaşamı kıyaslanarak maruz kaldığı olumsuz etki

değerlendirilmektedir. Ayrıca sonuçların ciddiyetinin belirlenmesinde,

başvurucunun iddia ettiği öznel algıların somut başvuruda mevcut nesnel

koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak

incelemenin iddia edilen tedbirin hem maddi hem de manevi etkilerini kapsaması

gerekmektedir. AİHM, başvurucuların şikâyet edilen tasarrufun özel hayatları

üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde

ispatlamakla yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca başvurucular söz

konusu şikâyetlerini ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmiş

olmalıdır (Denisov/Ukrayna, §§ 113-117).

32. Öte yandan AİHM, Lekavičienė/Litvanya

davasında, avukatlık mesleğinin onuruna, ilkelerine aykırı davranışlarda

bulunduğu ve yüksek ahlaki karaktere sahip olmadığı gerekçesiyle baro levhasına

yazılma talebi reddedilen başvurucunun şikâyetlerini ele almış ve avukatlık

mesleğine ilişkin çeşitli tespitlerde bulunmuştur (Lekavičienė/Litvanya,

B. No: 48427/09, 27/6/2017). Mahkeme; hukuk fakültesi mezunu olan başvurucunun

baro levhasına yazılma talebinin reddedilmesinin onun itibarını ve mesleki

ilişkilerini etkilediğini belirtmiş ve verilen kararla Sözleşme'nin 8.

maddesinde düzenlenen temel haklara müdahale edildiğini kabul etmiştir (Lekavičienė/Litvanya,

§ 37).

33. AİHM; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R(2000)21

sayılı Tavsiye Kararı’na değinmiş ve adaletin tesis edilmesinde önemli ve özel

rolleri bulunan avukatların bağımsız şekilde görev yapan profesyoneller

olduklarını, birçok konuda sorumluluklarının bulunduğunu, avukatların meslek

hayatlarında dürüst ve onurlu davranmaları gerektiğini, sır tutmakla yükümlü

olduklarını ifade etmiştir. AİHM; evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık yapan,

bu nedenle hakkında ceza soruşturmaları başladıktan sonra ismini baro

levhasından sildiren başvurucunun baro levhasına yeniden yazılma talebinin

reddedilmesinde keyfî bir durumun bulunmadığı, diğer bireylerin haklarını

korumak ve yargı sistemini doğru şekilde işletmek amacıyla başvurucuya yönelen

müdahalenin demokratik toplum düzenin gereklerine uygun olduğu sonucuna

ulaşmıştır. Ayrıca AİHM, hâkim ve savcılara çok daha sıkı koşulların

uygulandığını belirtmiş ve neticede özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği

sonucuna ulaşmıştır (Lekavičienė/Litvanya, §§ 51-57).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 7/4/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayata

Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; adli para cezası yanında üç ay boyunca

avukatlık yetkilerini kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesinin özel

hayatına müdahale teşkil ettiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda mevzuata göre hak

yoksunluğuna hükmedilmesinin cezanın otomatik sonucu olduğunu, mevzuatın

mahkemelere uygulamayı belirleme konusunda takdir yetkisi tanımadığını ve bu

nedenle mahkemelerin bir gerekçe sunmadan hak yoksunluğuna karar verdiğini

vurgulamıştır. Bu durumla birlikte 3.000 TL adli para cezasına karşılık üç

aylık hak mahrumiyeti verildiği de gözetildiğinde özel hayatına yapılan

müdahalenin demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olmadığının açık

olduğunu belirten başvurucu, adil yargılanma hakkı ile özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık sadece özel hayata saygı hakkı kapsamında

görüş bildirmiştir. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında verilen güvenlik

tedbiri üzerine 6/8/2018 tarihinde kaydının baro levhasından silindiği, infazın

tamamlanmasıyla başvurucunun 8/11/2018 tarihinde Adana Barosuna kaydının

yapıldığı belirtilmiştir. Öncelikle başvurucunun üç ay olarak belirlenen

güvenlik tedbirinden dolayı özel hayatının nasıl etkilendiğini ortaya

koymadığının gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kanun koyucunun kasten

işlenen bir suçtan mahkûmiyet hâlinde ayrıca hak mahrumiyetine hükmedilmesi

şeklindeki düzenlemesinde, asıl amacın cezalandırılması öngörülen kişinin aynı

zamanda kötüye kullandığı haktan da belirli bir süre mahrum kalmasını

sağlayarak kişinin işlediği fiilin doğurduğu sonuçlarını daha iyi anlamasını

sağlamak olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca hapis veya adli para cezasının

niteliğine göre öngörülen güvenlik tedbirinin süresini, hâkimin ceza türü ve

eylemin ağırlığına göre belirleyerek bireyselleştirmeyi sağlayabildiği ifade

edilmiştir. Avukatlık mesleğinin niteliği, yargı-adalet-hukuk alanındaki önemi

gözetildiğinde güvenlik tedbiri dolayısıyla özel hayata yapılan müdahalenin

demokratik toplum gereklerine uygun ve yerinde olduğunun kabulü gerektiği

belirtilmiştir.

37. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında;

avukatlığın sadece bir meslek olmadığını, toplumda belli bir saygınlığı olan

bir unvan olduğunu vurgulayarak meslekten üç ay yoksun bırakılmasının yirmi

yıldır avukatlık yaptığı da gözetildiğinde sosyal ve iş ilişkilerini

etkileneceğinin, itibarını zedeleneceğinin açık olduğunu belirtmiştir. Güvenlik

tedbirinin mahkûmiyetin otomatik sonucu şeklinde uygulanması nedeniyle,

hâkimlerin Anayasa'nın 13. maddesindeki güvenceleri gözeterek karar vermesinin

mümkün olmadığını, bu nedenle özel hayatına yapılan müdahalenin ölçüsüz

olduğunu belirtmiştir. Mevzuatın düzenlenme şekli nedeniyle Mahkemenin

gerekçeli kararında güvenlik tedbirinin uygulanmasının gerekliliği, amacı

gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı ve orantılılık yönünden değerlendirme

yapılmadığını, mevzuatın da bu şekilde bir değerlendirme yapılmasını zorunlu

kılmadığını vurgulamıştır. Adli para cezası yanında gerekçe sunulmadan hak

mahrumiyetine karar verilmesi ile bu durumun hâkime takdir hakkı tanımayan bir

mevzuattan kaynaklanması birlikte değerlendirildiğinde, özel hayata saygı hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin kabulü gerektiği

ifade edilmiştir.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar

başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ...saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine

dokunulamaz.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

40. Kişilerin mesleki hayatlarının onların özel

hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin

ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı

hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte öncelikle mesleki hayata

yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat

kapsamında görülmeye uygun olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların

hangilerinin bu bağlamda uygulanabilir kabul edileceği hususlarında belirlenen

ölçütlerin dikkate alınması gerekir (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286,

2/7/2020, § 88).

41. Anayasa Mahkemesi C.A. (3) kararında; özel

hayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı

durumlarda özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğuna ve özel

hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen

müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi gerekli

olan koşulların neler olduğuna ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunmuştur (C.A.

(3), §§ 90-96).

42. Anılan kararda belirtilen ilkeler gözetilerek somut

olay değerlendirildiğinde; başvurucunun temel iddialarının üç ay süreyle

avukatlık mesleğindeki hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanmasının sosyal

ve iş ilişkilerini etkileyeceği, itibarını zedeleneceği yönünde olduğu

görülmüştür. Avukatlık, 1136 sayılı Kanun'un ifadesiyle kamu hizmeti ve serbest

bir meslektir. Adalet sistemindeki rolü nedeniyle toplum gözünde önemli bir

yere ve saygınlığa sahip olan avukatlığın niteliği gereği güçlü sosyal

ilişkiler kurularak ifa edilen bir meslek olduğu söylenebilir. Buradan

hareketle somut olayda, uzun süredir avukat olarak çalışan başvurucunun üç ay

süreyle mesleğinden kaynaklı hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanmasının

başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânı ile sosyal ve mesleki

itibarını etkileyen ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı, dolayısıyla anılan

etkinin özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağı sonucuna ulaşılmıştır.

43. Açıklandığı üzere mevcut başvuruda, mesleki hayata

yönelik sınırlamanın başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki

ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı söylenebilir. Bu

durum gözetildiğinde somut başvurunun sonuca dayalı olarak özel

hayata saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu anlaşılmıştır.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı

45. Avukat olan başvurucunun üç ay süreyle mesleğinden

kaynaklı hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanması yönünde Mahkemece

verilen karar nedeniyle özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu

sonucuna varılmıştır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

47. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20.

maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil

Berk, B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No:

2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020,

§ 34; R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).

(1) Kanunilik

48. Başvurucu hakkında adli para cezası ve güvenlik

tedbiri öngören Mahkeme kararının 1136 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile 5237

sayılı Kanun'un 257. ve 53. maddelerine dayandığı görülmüştür. Bu bağlamda,

somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni

dayanağının mevcut olduğu, yargısal kararların yeterli bir hukuki temele sahip

olduğu anlaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

49. Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde

gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.

Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden ise özel sınırlama nedeni

düzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakım sınırlama sebeplerine

yer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama ve elkoyma tedbirlerine

yöneliktir. Dolayısıyla bu sebeplerin özel hayata saygı hakkının tüm boyutları

yönünden uygulanması mümkün görünmemektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84,

4/7/2013; Ahmet Çilgin, B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 40).

50. Anayasa'nın 20. maddesinde özel hayata saygı hakkı

için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte söz konusu

hakkın hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu

söylenemez. Anayasa'nın 12. maddesinde düzenlendiği üzere temel hak ve

hürriyetler kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını

da ihtiva eder. Bu bağlamda özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların

dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu sonucuna

ulaşılabilmektedir. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna göre

Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen

ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil

edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015;

E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18, 29/1/2014; Ahmet

Çilgin, § 39). Bir başka deyişle temel hak ve özgürlüklerin kapsamının

objektif uygulama alanının her bir norm yönünden bağımsız olarak değil Anayasa’nın

bütünü içindeki anlama göre belirlenmesi gerekir (AYM, E.2017/130, K.2017/165,

29/11/2017, § 12).

51. Anayasa'nın 5. maddesinde ise "Devletin temel

amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin

bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun

refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,

sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan

siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî

varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." denilmektedir.

Buna göre kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak devletin

temel amaç ve görevlerindendir (Ö.N.M., B. No: 2014/14751, 15/2/2017, §

71). Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanın ön koşulu millî

güvenliğin ve kamu düzeninin tesisidir. Millî güvenliğin ve kamu düzeninin

sağlanmadığı bir ortamda hak ve özgürlüklerden gereği gibi yararlanılması,

kişinin özel hayatına saygı gösterilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda devletin

hak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında millî güvenliği ve kamu düzenini

sağlama görevi de bulunmaktadır (Ö.N.M., § 72).

52. Kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık mesleğinin

adalet hizmeti içindeki rolü ve önemi gözetildiğinde; güvenlik tedbiri olarak

mesleğin icrasına getirilen sınırlandırmanın amacının kamu hizmetinin

devamlılığını sağlamak ve bu hizmetlerden yararlananları korumak suretiyle kamu

düzeninin sağlanması olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla özel hayata

saygı hakkına müdahale teşkil eden mesleğe ilişkin sınırlamada kamu düzeninin

korunmasının, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasının hakkın

doğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceği

değerlendirilmektedir. Bu bağlamda somut olay özelinde başvurucunun özel

hayatına saygı hakkına yönelen müdahalenin söz konusu sınırlama nedenlerine

dayandığı ve bu suretle meşru amaç unsurunu taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

53. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır

ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı

gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen

ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

54. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak

istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat Üstündağ, §

46).

55. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç

ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 46).

56. Buna göre özel hayata saygı hakkına yapılan bir

müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

57. Anayasa Mahkemesi içtihadında belirtildiği üzere 1136

sayılı Kanun’un genel gerekçesinde avukatlık mesleğinin nitelikleri ve önemi,

bir kamu hizmeti olduğu, avukatın yargılama süreci içinde adaletin bulunup

ortaya çıkarılmasında görev aldığı, kamu yararını koruduğu belirtilmiştir.

Kanun'un 1. ve 2. maddelerinde avukatlığın kamusal yönü ağır basan bir meslek

olduğu vurgulanmıştır. Bilgi ve deneyimlerini öncelikle adalet hizmetine

vererek adalete ve hakkaniyete uygun çözümler için hukuk kurallarının tam

olarak uygulanmasında yargı organlarıyla yetkili kurul ve kurumlara yardımı

görev bilen avukatın yargı düzeni içindeki yeri hukuk devletinde önemlidir.

Hukuk devletinin olmazsa olmaz unsuru olan bağımsız yargı, yargının

olmazsa olmaz unsuru olan savunma ile birlikte anlam kazanır. Savunma sav-savunma-karar

üçgeninden oluşan yargının vazgeçilmez ögesidir. Adaletli bir yargılamanın

varlığı, ancak avukatın etkin katılımıyla sağlanabilir (AYM, E.2007/16,

K.2009/147, 15/10/2009).

58. Her serbest mesleğin kendine özgü yanları,

birbirinden ayrılıkları bulunduğu gibi uzmanlık alanlarının farklılığı, farklı

uygulamaları doğal, hatta zorunlu kılar. Avukatların, savunma görevini

üstlenmeleri ve adaletin gerçekleşmesine katkıları, mesleğinin özelliği

sayılmakta ve kimi kısıtlamalara bağlı tutulmalarının haklı nedenlerini

oluşturmaktadır. Avukatlık mesleğini seçenlerin, avukatlık adına uygun biçimde

görevlerinin gereklerini özenle yerine getirmeleri, avukatlık unvanından ayrı

düşünülemeyecek saygı ve güveni koruyup güçlendirmenin başta gelen

koşullarından biridir. Böyle olunca da adalet dağıtımında, yargı alanında görev

üstlenen avukatların, öbür serbest meslek mensuplarından farklı hükümlere bağlı

tutulmaları haklı nedenlere dayanmakta ve Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle

çelişmemektedir (AYM, E:1988/50, K:1989/27, 23/6/1989).

59. Somut olayda uygulanan 5237 sayılı Kanun'un 53.

maddesinde (bkz. § 22) kişinin kasten işlemiş olduğu bir suçtan dolayı

mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak bir kamu kurumunun veya kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi

sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten

yoksun bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Bu hak yoksunluğu, yetkiyi kötüye

kullanmak suretiyle işlenen suçtan mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak

uygulanmakla birlikte, anılan Kanun'un 53. maddesinin (5) numaralı fıkrasına

göre uygulanacak hak yoksunluğunun süreli bir tedbir olduğu ve süresini

belirlemenin hâkimin takdir yetkisi kapsamında kaldığı görülmüştür.

60. Mevzuat bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde

yetkiyi kötüye kullanarak suç işleyen kişiye, cezanın infazından sonra

uygulanmaya devam edecek olan hak yoksunluğunun yalnızca işlediği suçta kötüye

kullandığı hak veya yetki ile ilgili öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda

uygulamanın, kişinin kötüye kullandığı haktan da belirli bir süre mahrum

kalmasını sağlayarak suç işleyenin ifa ettiği mesleğe duyulan güvenin sarsılmasını

önlemeye ve mesleki disiplini sağlamaya yönelik bir tedbir olduğu söylenebilir.

61. Bu durumla birlikte yukarıda alıntılanan kararlardan

da anlaşılacağı üzere avukatlık mesleği, hukuki mesele ve anlaşmazlıkların

hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının uygulanmasını

sağlamaya yönelik olarak adalet hizmetinin yürütülmesinde önemli bir yere

sahiptir. Ayrıca toplumun adalet sistemine karşı güven duymasının adalet

hizmetinin sürdürülebilir olması için zorunlu olduğu, avukatlık mesleğinin de

bu güveni sağlama kapsamında icra edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Buradan

hareketle adalet hizmetinin etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamaya, mesleğin

saygınlığını ve güvenirliğini korumaya da hizmet edecek mesleğin icrasına

ilişkin bazı tedbirler öngörülmesinin avukatlık mesleğinin adalet sistemi

içindeki rolünün ve öneminin doğal sonucu olduğu söylenebilir.

62. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde başvuru konusu olay

değerlendirildiğinde; avukat olan başvurucunun bir kişi ile iş hukukuna ilişkin

dava açmak için avukatlık sözleşmesi yapıp gider avansı almasına rağmen davayı

açmadığı derece mahkemesi tarafından sabit görülmüş ve ihmal suretiyle görevi

kötüye kullanma suçunun oluştuğu kabulüyle bir ceza takdir edilmiştir.

Mahkemenin yeterli gerekçe ile açıkladığı kabule göre başvurucunun işlediği

kabul edilen suçun, kamu görevi sayılan avukatlık mesleğine bağlı hak ve

yetkilerin kötüye kullanılması sonucu oluştuğu açıktır. Bu durumda hapis cezası

veya adli para cezası yanında suçun konusu ile doğrudan bağlantılı kötüye

kullanılan hak ve yetki ile ilgili geçici bir süre hak yoksunluğu

uygulanmasının avukatlık mesleğinin saygınlığını ve adalet hizmetine olan

güvenin korunması amacını gerçekleştirmeye elverişli olmadığı söylenemez.

Bununla birlikte avukatlık mesleğinin önemi ve adalet hizmetindeki rolü

karşısında takdir edilen adli para cezası ve üç ay süreli hak yoksunluğunun

başvurucuya katlanamayacağı bir külfet yüklemediği, aksi bir iddianın da

başvurucu tarafından ortaya konulmadığı hususları gözetildiğinde başvurucunun

özel hayatına yapılan müdahalenin demokratik toplum gereklerine uygun ve

orantılı olduğu anlaşılmaktadır.

63. Ayrıca mahkeme sürecinde başvurucunun katılımı ve

savunması ile delillerini sunması sağlanmak suretiyle özel hayata saygı

hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmış olduğu

görülmüştür. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarının bir ihlal

içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer

İddialar Yönünden

1. Başvurucunun

İddiaları

64. Başvurucu; görevi ihmal suçunun oluşması için

şikâyetçinin zarara uğraması gerektiğini ancak şikâyetçinin zararının mevcut

olmadığını, ödemiş olduğu 2.000 TL'nin kendisine yargılama sürecinde iade

edildiğini, dolayısıyla üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığını

vurgulamıştır. Bununla birlikte yakınanın şikâyetinden vazgeçtiği ve zararın

olmadığı yönünde beyanı da olmasına rağmen Mahkemenin belirtilen durumu

tartışmadan, şikâyetçinin zararının olup olmadığını tespit etmeden, yeterli

gerekçe sunmadan mahkûmiyet kararı vermesinin haksızlık olduğunu ifade eden

başvurucu adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

65. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve

sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

66. Yargılama süreci incelendiğinde Mahkemenin dava

dosyasına giren yazılı deliller ile tanık anlatımlarını ve yakınanın

beyanlarını birlikte değerlendirdiği, vekâlet verilmesine rağmen uzun süre dava

açılmamasının atılı suçun unsurlarının oluşumunda gözettiği görülmüştür. Ayrıca

vekille temsil edilen başvurucunun davaya aktif olarak katılımının sağlandığı

açıktır. Bu durumda başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin

olduğu, mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan

bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu

şikâyeti kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Diğer iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 7/4/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Ali KOZAN Başvurucu : Özlem KENAN Vekili : Av. Duygu MOLLAOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/25808, 7 Nisan 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Özel Hayata
  16. B. Diğer
  17. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  18. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  19. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/25808
Tarih
7 Nisan 2021

İlgili Kararlar

  • Tuncay Öcalan ve Dilber Yener Başvurusu (B. No: 2016/14273)
  • S.a.m.m.h. Başvurusu (B. No: 2017/32619)
  • Hasan Başaran Başvurusu (B. No: 2018/15130)
  • Muzaffer Sari Başvurusu (B. No: 2018/10947)
  • Hamit Şahinal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/1919)
  • M.ş.n. Başvurusu (B. No: 2018/3789)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.