İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Rabia Ersoy Başvurusu (B. No: 2014/632)

1. Başvurucu, hisse senedi

Başvuru No2014/632Tarih22 Haziran 2015Okuma17 dk · 3.435 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Rabia Ersoy Başvurusu

Karar tarihi
22 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2014/632
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.435 kelime·17 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hisse senedi

satın almak üzere Sayha Holding A.Ş. yetkililerine ödediği parayı geri

alamaması sonucu uğradığı zararın tazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde Ankara

8. İdare Mahkemesinde açtığı davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini,

Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğunu ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılamadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılması ve adli yardım talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 30/12/2013

tarihinde Hannover Başkonsolosluğu vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 15/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Başvurucu, bireysel başvuru

harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım

isteminde bulunmuş, Bölüm tarafından 13/5/2014 tarihinde, adli yardım talebinin

kabulüne karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından

15/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığının 15/7/2014 tarihli görüş yazısına karşı başvurucu,

12/12/2014 tarihinde beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Türkiye’de

faaliyet gösteren Sayha Holding A.Ş. yetkililerinden 1997 ve 2000 yılında satın

aldığı hisse senedi bedelini ve şirket tarafından vaat edilen kar payını geri alamaması üzerine kanunların verdiği denetim

yetkisini kullanmamak suretiyle sorumlu olduklarından bahisle Sanayi ve Ticaret

Bakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine 16.072,00 TL maddi ve 10.000,00

TL manevi zararının ödenmesi istemiyle İdare Mahkemesinde tam yargı davası

açmıştır.

9. Ankara 8. İdare Mahkemesi,

25/1/2010 tarih ve E.2008/826, K.2010/58 sayılı kararıyla, “merkezi Konya'da bulunan Sayha Holding isimli

şirketin izinsiz halka arz faaliyetinde bulunduğu, yasadışı yollardan döviz

bazında paralar topladığı, davalı idarelerin ise şirket ve şirket yöneticileri

hakkında denetim yetkilerini kullanmamaları sebebiyle zarara uğradığı iddia

edilmekte ise de; adı geçen şirketin kayıt yükümlülüğünü yerine getirmeden

sermaye artırımı yaptığı veya paylarını çoğunluğu yurt dışında bulunan

vatandaşlara hukuksal geçerliliği olmayan belgeler karşılığında sattıkları ve

karşılığında yüksek bir getiri vaat ettiklerinin belirlendiği, davalı idarece

bu konuda yapılan araştırmalar sonucu tasarruf sahiplerinin şirket

yöneticilerine güveni ve vaat edilen yüksek kar payları nedeniyle bu

yatırımları yaptıkları, ancak şirketlerin verimsiz çalıştığı ve kar

edemedikleri, söz konusu şirketin faaliyetleri ile ilgili olarak 28/7/1981

tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine tabi Sermaye

Piyasası Kurulunun gözetim ve denetim sorumluluğu bulunduğu görülmekle

birlikte, Sermaye Piyasası Kanunu'nda kişisel mali yatırım zararlarının idarece

ya da kamu kaynaklarından karşılanmasını gerektiren bir hükme yer verilmediği,

öte yandan davalı idarece olayın öğrenilmesinden sonra kamuoyu bilgilendirme

toplantıları yapıldığı, dava konusu şirket için suç duyurusunda bulunulduğu,

idarenin koşullarının gerekleri ve olanaklarına göre Kanun'da verilen görevleri

yerine getirdiği, buna göre başvurucunun uğradığı zararla davalı idarenin

herhangi bir eylem ve işlemi arasında illiyet bağı saptanamadığı”

gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

10. Temyiz üzerine, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 1/6/2011 tarihli ve E.2010/4029,

K.2011/2581 sayılı ilâmıyla; 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinin birinci

fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirinin bulunmadığı belirtilerek İlk

Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır.

11. Başvurucunun karar düzeltme

istemi aynı Dairenin 3/6/2013 tarihli ve E.2012/473, K.2013/1830 sayılı

ilâmıyla; 2577 sayılı Kanun’un 54. maddesinde yazılan karar düzeltme

nedenlerinden hiçbirinin bulunmadığı belirtilerek reddedilmiştir.

12. Karar, başvurucuya

10/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu, 30/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 2499 sayılı Kanun’un “Cezai Sorumluluk” kenar başlıklı 47.

maddesinin (A) bendi şöyledir:

“(Değişik:

23/1/2008-5728/372 md.) Diğer kanunlara göre daha ağır bir cezayı gerektiren bir suç

oluşturmadığı takdirde;

1. Sermaye piyasası

araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgileri

kendisine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacıyla kullanarak sermaye

piyasasında işlem yapanlar arasındaki fırsat eşitliğini bozacak şekilde

mameleki yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmek, içerden öğrenenlerin

ticaretidir. Bu fiili işleyen 11 inci madde kapsamındaki ihraççılarla, sermaye

piyasası kurumlarının veya bunlara bağlı veya bunlara hâkim işletmelerin

yönetim kurulu başkan ve üyeleri, yöneticileri, denetçileri, diğer personeli ve

bunların dışında meslekleri veya görevlerini ifa etmeleri sırasında bilgi

sahibi olabilecek durumda olanlarla, bunlarla temasları nedeniyle doğrudan veya

dolaylı olarak bilgi sahibi olabilecek durumdaki kişiler,

2. Yapay olarak,

sermaye piyasası araçlarının, arz ve talebini etkilemek, aktif bir piyasanın

varlığı izlenimini uyandırmak, fiyatlarını aynı seviyede tutmak, arttırmak veya

azaltmak amacıyla alım ve satımını yapan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin

yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,

3. Sermaye piyasası

araçlarının değerini etkileyebilecek, yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi

veren, haber yayan, yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü oldukları bilgileri

açıklamayan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte

hareket edenler,

4. 4

üncü maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenlerle,

sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette bulunan veya yetki belgeleri

iptal olunduğu veya faaliyetleri geçici olarak durdurulduğu halde ticaret

unvanlarında, ilan veya reklamlarında sermaye piyasasında faaliyette

bulundukları intibaını yaratacak kelime veya ibare kullanan veya faaliyetlerine

devam eden gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri,

5. Sermaye piyasası

kurumlarına, bu Kanunun 13/A ve 13/B maddeleri kapsamındaki teminat

sorumlularına ve 38/B ve 38/C maddeleri kapsamındaki fon kuruluna; sermaye

piyasası faaliyetleri sebebiyle veya emanetçi sıfatıyla veya idare etmek için

veya teminat olarak veyahut her ne nam altında olursa olsun, kayden veya fiziken tevdi veya

teslim edilen sermaye piyasası araçları, nakit ve diğer her türlü kıymeti

kendisinin veya başkasının menfaatine satan veya rehneden

veya her ne şekilde olursa olsun kullanan, gizleyen yahut inkâr eyleyen veyahut

bu amaca ulaşmak ya da bu fiillerini gizlemek için bilgisayar ortamında

tutulanlar dahil kayıtları tahvil ve tağyir eden ilgili gerçek kişilerle tüzel

kişilerin yetkilileri,

6. Bu Kanunun 15 inci

maddesinin son fıkrasında belirtilen işlemlerde bulunarak kârı veya mal varlığı

azaltılan tüzel kişilerin yetkilileri ve bunların fiillerine iştirak edenler,

7. Karşılıksız olarak

sermaye piyasası araçlarının geri alım taahhüdü ile satımını yapan ilgili

gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri,

her

bir alt bent kapsamına giren fiillerden dolayı iki yıldan beş yıla kadar hapis

ve beşbin günden onbin güne

kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.”

15. 6/1/1982 tarihli ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,

49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi (bkz. B. No: 2013/8905,

8/9/2014, §§ 10-13).

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 22/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 30/12/2013 tarih ve 2014/632

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, yurt dışında çok

zor şartlar altında çalışarak özveri ile biriktirdiği tasarruflarını Türkiye’de

faaliyet gösteren bir anonim şirketten hisse senedi satın almak suretiyle

değerlendirdiğini, ancak izinsiz halka arz faaliyetinde bulunduğunu tespit

ettiği bu şirketten daha sonra parasını geri alamadığını, anılan şirketin kayıt

dışı yaptığı işlerle ilgili zamanında gerekli önlem ve tedbirleri almamak ve

denetim görevini yerine getirmemek suretiyle sorumluluğu bulunduğundan bahisle

uğradığı zararın tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine 22/5/2008

tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı

olarak reddedildiğini, yargılama aşamasında çeşitli usulsüzlüklerin ve keyfi

uygulamaların olduğunu, Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğunu, yargılamanın

makul sürede sonuçlanamadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve adli yardım talep etmiştir.

B. Değerlendirme

18. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesinde

açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı olarak reddedildiğini, yargılama

aşamasında çeşitli usulsüzlüklerin ve keyfi uygulamaların olduğunu belirterek,

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar. Anılan ihlal iddiaları, yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı iddiası kapsamında incelenmiştir. Başvurucunun, Danıştay kararlarının

gerekçesiz olduğuna yönelik ihlal iddiası ile makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

19. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

20. 6216

sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

21. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

22. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun

esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz.

Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve

bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri

ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

23. Başvurucu, yurt dışında çok

zor şartlar altında çalışarak özveri ile biriktirdiği tasarruflarını Türkiye’de

faaliyet gösteren bir anonim şirketten hisse senedi satın almak suretiyle

değerlendirdiğini, ancak izinsiz halka arz faaliyetinde bulunduğunu tespit

ettiği bu şirketten daha sonra parasını geri alamadığını, anılan şirketin kayıt

dışı yaptığı işlerle ilgili zamanında gerekli önlem ve tedbirleri almamak ve

denetim görevini yerine getirmemek suretiyle sorumluluğu bulunduğundan bahisle

uğradığı zararın tazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdare

Mahkemesinde açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı olarak reddedildiğini, yargılama

aşamasında çeşitli usulsüzlüklerin ve keyfi uygulamaların olduğunu belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, Türkiye’de faaliyet gösteren Sayha Holding A.Ş. yetkililerinden 1997

ve 2000 yılında satın aldığı hisse senedi bedelini ve şirket tarafından vaat

edilen kar payını geri alamaması üzerine kanunların verdiği denetim yetkisini

kullanmamak suretiyle sorumlu olduklarından bahisle Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

ve Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdare

Mahkemesinde tam yargı davası açmış, Mahkemece, Sermaye Piyasası Kanunu'nda

kişisel mali yatırım zararlarının İdarece ya da kamu kaynaklarından

karşılanmasını gerektiren bir hükme yer verilmediği, davalı İdarece olayın

öğrenilmesinden sonra kamuoyu bilgilendirme toplantıları yapıldığı, dava konusu

şirket için suç duyurusunda bulunulduğu, İdarenin koşullarının gerekleri ve

olanaklarına göre Kanun'da verilen görevleri yerine getirdiği, buna göre başvurucunun

uğradığı zararla davalı idarenin herhangi bir eylem ve işlemi arasında illiyet

bağı saptanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz

üzerine, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 1/6/2011

tarihli ilâmıyla hüküm onanmış, karar düzeltme istemi aynı Dairenin

3/6/2013tarihli ilâmıyla reddedilmiştir.

25. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

26. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

27. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

28. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

29. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır(Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

30. Temyiz mercilerinin

kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı

gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir(Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

31. Başvurucu, Mahkemece verilen

davanın reddine ilişkin kararın temyizi üzerine Danıştay tarafından gerekçesiz

şekilde onandığını ve karar düzeltme istemlerinin gerekçe gösterilmeksizin

reddedildiğini ileri sürmüştür.

32. Somut olayda, başvurucunun

açtığı davada Mahkemece, başvurucunun iddiaları, davalıların savunması

değerlendirilmiş, başvurucunun uğradığı zararla davalı idarenin herhangi bir

eylem ve işlemi arasında illiyet bağı saptanamadığı, gerekçesiyle davanın

reddine karar verilmiştir (bkz. § 9). Kararın temyizi üzerine Danıştay Onüçüncü Dairesince, Mahkemece verilen kararın gerekçesine

atıf yapılarak ve bu gerekçe kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme

istemi aynı Daire tarafından reddedilmiştir (bkz. §§ 10-11). Dolayısıyla Danıştay

kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.

33. Açıklanan nedenlerle;

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Süresinin Makul Olmadığı İddiası

34. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

35. Başvurucu, hisse senedi

satın almak maksadıyla Sayha Holding A.Ş. yetkililerine ödediği parayı geri

alamaması sonucu uğradığı zararın tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulu

aleyhine 22/5/2008 tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı

davasında yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın

36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

36. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun 13/5/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu

Başkanlığına başvuruda bulunduğu belirtilerek, söz konusu başvurunun,

başvurucunun mağdur statüsüne olası etkisinin değerlendirilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

37. Adalet Bakanlığı görüşüne

karşı başvurucu, başvuru formunda belirttiği hususları tekrar etmiştir.

38. Adalet Bakanlığı İnsan

Hakları Tazminat Komisyonu

Başkanlığının 15/12/2014 tarihli kararıyla; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) tarafından ele alınan şikayet hakkında 30/5/2013 tarihli tek yargıçlı

oturumda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 34. ve 35.

maddelerinde düzenlenen kabul edilebilirlik koşullarını karşılamadığı

gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez bulunduğu, başvurucunun AİHM’e yaptığı

77168/12 numaralı başvurusunda Komisyonu işaret eden kabul edilemezlik kararı

verilmediği gerekçesiyle başvurucunun talebinin reddine karar verilmiştir.

39. Başvurucunun, tarafı olduğu

hukuki uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki ihlal

iddiası nedeniyle Komisyona başvurduğu anlaşılmış olmakla birlikte, söz konusu

ihlal iddiası açısından ihlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmasına yönelik bir

karar verilmediği anlaşıldığından başvurucunun mağdur statüsünün devam

ettiğinin kabul edilmesi gerekir.

40. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil

edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir.

Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup,

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38–39).

41. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

42. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması

kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen

güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın

iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın,

Sayha Holding A.Ş.’nin faaliyetleri sonucunda

uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde Sermaye

Piyasası Kurulu aleyhine Ankara 8. İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davası

olduğu görülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri

konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

43. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarihtir. Somut başvuru açısından bu tarih, 22/5/2008 tarihidir.

44. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut

başvuru açısından bu tarih, Danıştay Onüçüncü Dairesi

tarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği 3/6/2013 tarihidir.

45. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, Türkiye’de faaliyet gösteren Sayha Holding A.Ş.’nin faaliyetleri sonucunda uğranıldığı iddia edilen zararın

tazmini istemiyle 22/5/2008 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine Ankara

8. İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davasında; Mahkemenin, 25/1/2010 tarihli

kararıyla, davalı İdarenin,

koşulların gerekleri ve olanaklarına göre Kanun'da verilen görevleri yerine

getirdiği, başvurucunun uğradığı zararla davalı İdarenin herhangi bir eylem ve

işlemi arasında illiyet bağı saptanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verildiği, temyiz üzerine, Danıştay Onüçüncü

Dairesinin 1/6/2011 tarihli ilâmıyla hükmün onandığı, karar düzeltme isteminin

aynı Dairenin 3/6/2013 tarihli ilâmıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.

46. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif

maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya

koyduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 15).

47. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup, özellikle

idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar

düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına

temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle

2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 54-60).

48. Başvuruya konu davaya bir

bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi

bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, yargılamaya ilişkin üç yılı aşkın

bir sürenin temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçtiği ve söz konusu beş

yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

49. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

50. Başvurucu, başvuru konusu

yaptığı yargılamada hatalı hüküm kurulması ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğinin tespit edilmesini ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.

51. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz,

idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

52. 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği

belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

53. Başvuru konusu olayda, başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte,

başvuruya konu olan yargılama sürecinin kesinleşerek sona erdiği dikkate

alındığında, başvurucunun da tazminat talebi bulunmaması nedeniyle ihlalin tespiti

dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir husus

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

54. Başvurucu tarafından

yargılama gideri yapılmadığı, başvurucunun adli yardım talebinin kabul edildiği ve

ihlal kararı verildiği için yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerinde

bırakılmasına karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça

dayanaktan yoksun olması"

,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması”

Nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucunun diğer taleplerinin reddine,

C. Yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerinde bırakılmasına,

22/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör Yrd. : Gökçe GÜLTEKİN Başvurucu : Rabia ERSOY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/632, 22 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Dursun
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/632
Tarih
22 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Vatan Tulgar Başvurusu (B. No: 2014/3457)
  • Serdar Aydın ve Eşref Aydın Başvurusu (B. No: 2014/16934)
  • Mahmut Çevik Başvurusu (B. No: 2013/2896)
  • Savaş Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/6258)
  • Mehmet Mustafa Erat Başvurusu (B. No: 2014/7686)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/8062)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.