İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Bayrak Başvurusu (B. No: 2016/22901)

1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

Başvuru No2016/22901Tarih7 Şubat 2019Okuma40 dk · 7.940 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ramazan Bayrak Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2016/22901
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.940 kelime·40 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

kapsamında Yargıtay üyesi olan başvurucu hakkında uygulanan yakalama, gözaltı

ve tutuklama tedbirinin hukuki

olmaması, tutukluluğa itirazın bağımsız ve tarafsız hâkim güvencelerine aykırı

olan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması, soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanması ve tutukluluğa itirazın duruşmalı incelenmemesi ve bu itirazın

makul sürede karara bağlanmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

ile masumiyet karinesinin; yetkisi olmayan soruşturma mercileri tarafından

verilen kararlar uyarınca konutta ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özel

hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının; el koyma kararıverilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının; isnat edilen suçlara ilişkin somut filler ve

deliller gösterilmemesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve

aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

8. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır (Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637,

12/4/2018, § 14).

9. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

10. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler, Selçuk Özdemir kararında ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır

(Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

11. Başvurucu, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığında savcı olarak

görev yapmakta iken 24/2/2011 tarihinde Hâkimler ve Savcılar Kurulunca (HSK)

Yargıtay üyeliğine seçilmiş ve 5. Ceza Dairesinde görevlendirilmiştir.

Soruşturma sürecinde ise başvurucunun meslekten çıkarılmasına karar

verilmiştir.

12. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016

tarihli yazılı talimatıyla "Türkiye

genelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek

suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi

üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu"

gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasının sağlanması amacıyla yakalanmasına,

gözaltına alınmasına, konutu, aracı ve işyerinde arama yapılmasına karar

verilmiştir.

13. Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucunun

konutu, işyeri ve aracında 19/7/2016

tarihinde arama yapılmış ve suç delili olabileceği değerlendirilen (laptop,

harici hard disk, disket, flash disk, CD ve

bilgisayar kasası gibi) bazı dijital materyallere el konulmuş; başvurucu aynı

gün gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında

ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii

de hazır bulunmuştur. Başvurucu, ifadesinde FETÖ/PDY'ye

ait olduğu iddia edilen yerlerde kalmadığını, Asya Finans grubuna bağlı yerlere

para yatırmadığını, himmet adı

altında kimseye para vermediğini beyan etmiştir. Darbe teşebbüsü sırasında evde

bulunduğunu söyleyen başvurucu, darbeye ilişkin olarak kendisine herhangi bir

kimse tarafından görev verilmesinin ya da teklif edilmesinin söz konusu

olmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak başvurucu, FETÖ/PDY ile bir ilgisinin

bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu müdafii,

başvurucunun atılı suçla bir ilgisinin olmadığını ifade etmiştir.

15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 21/7/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya

veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak

suç[ların]dan

mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi

Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama

nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra

kaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,

delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip

delilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu

kararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletin

işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlar

işleme tehlikesinin bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasına

karar verilmesi istenmiştir.

16. Başvurucunun sorgusu Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinde

21/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü

Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, sorgu

sırasındaki ifadesinde soruşturmanın 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay

Kanunu'na göre yürütülmesi gerektiğini, herhangi bir örgütün üyesi olmadığını

ve suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini belirtmiştir.

17. Başvurucu ve/veya müdafi tarafından ileri sürülen, yüksek

yargı mensubu olmaları dolayısıyla hakkında soruşturma ve kovuşturma

yapılmasının ancak ilgili kanunda öngörülen usullere göre mümkün olması

nedenleriyle sulh ceza hâkimliklerinin yetkisiz ve görevsiz olduğuna dair

iddia, Hâkimlik tarafından "şüphelinin

üzerine atılı suçun ağır cezalık suç niteliğinde olduğu, ayrıca eylemin temadi ettiğindenve suçüstü halinin devam ettiği ... atılı suçun

ağır cezalık suçüstü hali kapsamında kaldığı anlaşıldığından [bu

durumda] Ankara C.Başsavcılığının

ve Ankara Sulh Ceza Hakimliklerinin soruşturma görev ve yetkilerinin olduğu ...

" gerekçesiyle reddedilmiştir.

18. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

" ... Şüpheli Ramazan Barak'ın üzerlerine

atılı bulunan silahlı terör örgütün üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında delillerin bulunması, yakın vesomut bir tehdidin halen devam ediyor olması, Yargıtay 1.

Başkanlık Kurulu'nun 17/7/2016 tarih ve 244/A sayılı kararı, şüphelinin kaçma

ve delilleri karartma ihtimalinin bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağından CMK'un 100.

maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. Maddesindeki tutuklama şartları

kapsamında, isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelinin CMK'nun 101. Maddeleri uyarınca TUTUKLANMASINA ... [karar

verildi.]"

19. Başvurucu 28/9/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz ve

tahliye talebinde bulunmuş, Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince 10/10/2016

tarihinde "... soruşturma dosyasının

incelenmesi sonucunda; şüphelllerin üzerlerine atılı

bulunan suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından haklarında alınan karar

içerikleri, dosyada mevcut bilgi, belge ve araştırma tutanakları, arama ve el

koyma tutanakları ile tüm dosya kapsamındaki somut delillere göre soruşturmanın

henüz tamamlanmadığı şüphelilerin üzerleıine atılı

suçun temadi eder nitelikte suçl olduğu, şüpheliler

hakkında delillerin henüz toplanamadığı, şüphelilerin kaçma ve delilleri

karartma ihtimallerinin mevcut olduğu, açıklanan nedenlerle adli kontrol

uygulamasının da yetersiz kalacağı, şüphelilerin üzerlerine atılı suçların CMK

100/2-11 maddesi hükınündeki suçlardan olması da

değerlendirilerek CMK. 161/8 ve 2802 sayılı yasanın 94, 2575 sayılı yasanın 82

ve 2797 sayılı yasanın 46. maddesi hükümleri gözönüne

alınarak ... usul ve yasaya uygun nitelikteki karar ..." gerekçesiyle

itirazın reddine karar verilmiştir.

20. Başvurucu, anılan kararı 14/10/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

21. Başvurucu 3/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

22. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, başvurucunun silahlı

terör örgütünü yönetme ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

suçlarını işlediğinden bahisle hakkında kamu davasının açılması için Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlemiştir. Anılan fezlekede 15

Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğu belirtilmiş; bu yapılanmaya mensup

oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettikleri

değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yapıldığına

değinilmiştir. Savcılık, darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine

dikkat çekerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin

mevcut olduğu sonucuna varmıştır. Fezlekede bu durum dikkate alınarak başvurucu

hakkında genel hükümlere istinaden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16/7/2016

tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir.

23. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/11/2017 tarihli iddianamesiyle

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece mahkemesi

sıfatıyla) kamu davası açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve bu

örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilerin yer aldığı iddianamede

başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair temel olarak Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının fezlekesindeki olgulara dayanılmıştır.

24. İddianamede başvurucunun

FETÖ/PDY'nin yargıdaki yapılanmasında bilerek ve

isteyerek yer aldığına ilişkin birtakım olgulara dayanılmıştır. Soruşturma

mercilerince başvurucunun örgüt mensuplarının örgüt içinde kullandıkları ByLock isimli programı bizzat aktif olarak kullandığı

belirtilmiş ve bu kapsamda yaptığı görüşme içeriklerinedeğinilmiştir.

İddianamede ayrıca FETÖ/PDY üyesi oldukları iddiasıyla haklarında Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütülen kişilerden A.H., İ.O., İ.D.,

K.T., B.E. ve N.Y.nin beyanlarında başvurucunun bu

yapı içinde olduğu ifade edilmiştir.

25. İddianamede başvurucu hakkındaki soruşturmanın yürütülmesine

ilişkin olarak "... isnat olunan ...

suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan

olduğu, temadinin fiili ve hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun

işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu

itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle

suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel

hükümlere göre sürdürülmüştür." değerlendirmesine yer

verilmiştir.

26. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

Şüpheli Ramazan Bayrak'ın, örgüt mensuplarının

çeşitli adlar altında yapılan toplantılara katıldığı, terör örgütü

mensuplarının 2010 yılında HAkimler ve SAvcılar Yüksek kurulu'nda

çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt üyelerinin talimatı ile örgüt

üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine

seçilmesine karar verilen üyelerden olduğu, münhasıran örgütün kullandığı Bylock isimli programı kullandığı, Yargıtay üyesi olarak

görev yaptığı dönemde örgüt yapılanmasına uygun olarak oluşturulmuş bir

hücrenin sorumlusu olduğu, bu göreve istinaden üstlerinden aldığı talimatları

sorumlusu olduğu kişilere ilettiği, grup içerisinde yer alan üyelerden

himmetleri toplayıp üstlerine aktardığı, örgüt liderinin talimatına uygun

olarak YARSAV üyesi olduğu anlaşılmıştır.

Bu şekilde şüphelinin hiyerarşik yapıya dahil

olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve

amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün

yöneticisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır."

27. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 8/12/2017 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve E.2017/100 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

başlamıştır.

28. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 14/12/2017 tarihinde yaptığı tensip

(duruşmaya hazırlık) incelemesi sırasında başvurucunun tutukluluk durumunu da

-duruşma yapmaksızın- değerlendirmiş ve "...

Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin

sanığın örgütün gizli haberleşme ağı olan Bylock

isimli uygulamayı kullandığı,

tanık

beyanları, dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna göre; sanığın atılı suçu

işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu,

örgütün yöneticilik ve üyeliği suçunun faili pek çok kimsenin halen kaçak

olduğu, örgütün işlediği suçlara dair delillerin toplanmaya devam edilmekte

olduğu hususları dikkate alındığında sanığın kaçma, saklanma ve delilleri

karartma şüphesi bulunduğu, müsnet suçun CMK' nın 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu,

suçun vasıf ve mahiyeti ile kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate

alındığında verilen tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada

hükmedilecek adli kontrol tedbirleri yetersiz kalacağı, tutuklanmasından sonra

sanığın hukuki durumunda herhangi bir değişiklik de bulunmadığı ..." gerekçesiyle tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir. Ayrıca başvurucu hakkındaki davanın ilk duruşmasının

21/2/2018 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştır.

29. Yargıtay 9. Dairesinin 21/2/2018 tarihli duruşmasında

başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle, soruşturma ve

kovuşturmanın usul kurallarına uygun olarak yapılmadığını ve üzerine atılı

suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

30. Başvurucu hakkındaki yargılama, bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla -ilk derece mahkemesi sıfatıyla- Yargıtay 9. Ceza

Dairesi önünde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. İlgili ulusal hukuk için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 7/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının darbe teşebbüsü

sırasında gece saatlerinde yaptığı açıklamayla henüz yakalama, gözaltı ve

tutuklama işlemleri yapılmamışken yüksek mahkemelerde görev yapan bazı hâkimler

hakkında soruşturma açıldığını ifade ettiğini, bu durumun hakkında soruşturma

yapılacak hâkimlerin önceden belirlendiğini gösterdiğini belirterek masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

35. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait

olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.

Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve

henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

36. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma

sağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle

Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet

karinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin

kamuoyuna bilgi vermesini engellemez. Ancak masumiyet karinesine saygı

gösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası,

bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar

(Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

37. Somut olayda darbe teşebbüsünün devam ettiği sırada Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan bir açıklamada, darbe teşebbüsünde bulunan

FETÖ/PDY ile irtibatı olan ve aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de bulunduğu

kişiler hakkında gözaltı kararlarının verildiği belirtilmiştir. Anılan

açıklamada başvurucunun ismine yer verildiği yönünde bir iddia dile

getirilmediği gibi bu yönde bir olgu da tespit edilememiştir.

38. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının -başvurucunun ismini

zikretmeksizin- darbe teşebbüsünün yaşandığı sırada bu teşebbüs kapsamındaki

faaliyetlerle ve teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu değerlendirilen

FETÖ/PDY mensubu kişilerle ilgili olarak soruşturma başlatıldığını ve bazı

şüpheliler hakkında gözaltına alma kararı verildiğini kamuoyuna açıklamasının

başvurucunun suçlu olarak nitelendirilmesi veya suçlu muamelesine tabi

tutulması olarak kabulü mümkün değildir (aynı yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181). Kaldı ki bir

kişi hakkında soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulması, tek başına

masumiyet karinesine aykırılık teşkil etmez.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin Diğer İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu; soruşturma evresinde kendisine suçlamalara

ilişkin genel sorular yöneltildiğini, hakkındaki somut isnatların ve delillerin

açıklanmadığını, böylelikle suçlamalara ve bunların dayanaklarına karşı savunma

yapma imkânının kısıtlandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

42. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

başvurucu hakkındaki kovuşturmanın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde devam ettiği

görülmektedir. Başvurucunun başvuru formunda dile getirdiği bu tür

şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve

bu aşamalarda inceletme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede derece

mahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki

adil yargılanma hakkının ihlali şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel

başvuruya konu edildiği görülmüştür.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu -Yargıtay üyesi olarak- hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla görevsiz

mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda ve işyerinde arama

yapıldığını belirterek özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

45. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

46. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde, suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır

(bkz.§ 31).

47. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında

soruşturma mercilerince ya da yargı organlarınca şüphelilerle ilgili olarak

uygulanan arama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl soruşturma/kovuşturma

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis Yayıncılık San. ve Tic.

A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, §§ 18-30).

48. Somut olayda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı

talimatı uyarınca başvurucunun konutunda, işyerinde ve aracında 18/7/2016 ile

19/7/2016 tarihlerinde arama yapılmıştır. Bu aramaların hukuka uygun olup

olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla söz konusu aramaların

hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu, görevli ve yetkili olmayan merci tarafından

maaşının yarısına el koyma işlemi yapılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

51. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

52. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve

E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı, 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,

K.2013/21106 sayılı ve 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı

ilamlarından da da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı

el koyma işleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı

zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesi ile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından

erişilebilir, elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı

sunmaktadır (Mehmet Ali Aslan, B.

No: 2013/2429, 30/3/2016, § 28).

53. Somut olayda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun maaşının

yarısının kesildiği ifade edilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi

ile öngörülen hukuk yolunda ileri sürmeden bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mal varlığına tedbir

konulmasına ilişkin şikâyetin diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

E. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuki Olmadığı İddiaları

a. Başvurucunun İddiaları

55. Başvurucu; suçüstü hâlinin bulunmaması, suç şüphesi olmadığı

hâlde yakalanarak gözaltına alınması, görevli ve yetkili olmayan savcılık

tarafından hakkında soruşturmanın başlatılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

56. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve

Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

57. Anayasa Mahkemesi, yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka

aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca

[GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

58. Somut olayda başvurucu yönünden, yakalama ve gözaltı tedbirlerinin

hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan

sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya

neden olabilecek hiçbir maddi olgunun kararda gösterilmediğini, tutuklama

kararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklama kararında adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

61. Başvurucu; ayrıca darbe teşebbüsüyle veya örgütle bir

ilgisinin bulunmadığını, olayda kendisi yönünden suçüstü hâlinin mevcut

olmadığını, bu nedenle yapılacak bir soruşturmanın 2797 sayılı Kanun'a göre Yargıtay

Birinci Başkanlık Kurulunca yürütülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

62. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

63. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler

dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

64. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

66. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

67. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

68. İlgili genel ilkeler için (bkz. Salih Sönmez, §§ 99-104).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

69. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

70. Diğer taraftan başvurucu, görevinden kaynaklanan güvencelere

riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

71. 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

Yargıtay üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri

iddia edilen suçları ile kişisel suçları için soruşturma açılmasının Birinci

Başkanlık Kurulunun kararına bağlı olduğu ancak ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceği

düzenlenmiştir.

72. Aynı Kanun'un 46. maddesinin (2), (3) ve (6) numaralı

fıkralarında ise ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili

suçüstü hâli istisna olmak üzere görevlerinden doğan veya görevleri sırasında

işledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle Yargıtay üyeleri

hakkında koruma tedbirlerine ancak -soruşturma ile görevlendirilen başkanın

talebi üzerine- Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile karar verileceği, ağır

ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde

soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceği ifade edilmiştir.

73. Buna göre kural olarak Yargıtay üyeleri hakkında

görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçların

yanı sıra kişisel suçları bakımından da ceza soruşturması açılması konusunda

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun karar almasına bağlıdır. Yine bu suçlar

bakımından Yargıtay üyeleri hakkında tutuklama da dâhil olmak üzere koruma

tedbirlerinin uygulanmasına karar verme görevi nihayetinde Birinci Başkanlık

Kurulunun aittir.

74. Bununla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren

kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturma

genel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel

yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir.

Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtayda

yapılacaktır.

75. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 15 Temmuz 2016 tarihinde

yaşanılan darbe teşebbüsüne değinilerek başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi

olma suçundan tutuklanması talep edilmiştir (bkz.§ 15).

76. Soruşturma sırasında başvurucu tarafından ileri sürülen

Yargıtay üyesi olması nedeniyle hakkında ancak Yargıtay Birinci Başkanlık

Kurulunca soruşturma ve kovuşturma yapılabileceği, bunun istisnasını oluşturan

ağır cezalık suçüstü hâlinin ise somut olayda söz konusu olmadığı yönündeki

itiraz ifadeyi alan Cumhuriyet savcısı tarafından isnat edilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve olayda suçüstü

hâlinin bulunduğu, bu itibarla başvurucu hakkındaki soruşturmanın genel

hükümlere tabi olduğu gerekçeleriyle kabul edilmemiştir (bkz.§ 17).

77. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

düzenlenen fezlekede -darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine

dikkat çekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren

suçüstü hâlinin mevcut olduğu belirtilmiş, buna göre başvurucu hakkında genel

hükümler doğrultusunda 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade

edilmiştir (bkz.§ 22).

78. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede

ise başvurucuya isnat olunan suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren

ve temadi eden suçlardan olduğuna, temadinin fiilî ve hukuki kesintiye uğradığı

tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiğinin yerleşik yargı kararları ile kabul

edildiğine değinilmiş; bu itibarla temadinin kesildiği yakalama tarihinin suç

tarihi olarak bir başka ifadeyle suçüstü hâli olarak kabul edilmesi gerektiği

değerlendirilerek soruşturmanın genel hükümlere göre sürdürüldüğü ifade

edilmiştir (bkz.§ 25).

79. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısı, tutuklama kararı,

fezleke ve iddianamede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında soruşturma

mercilerince, isnat konusu suçun kişisel suç olduğu ve başvurucu yönünden ağır

cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı ve bu itibarla

soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir.

80. Başvurucuya isnat edilen ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma

suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan)

suçlardan olduğu (bkz. § 31) hususunda kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da

aksi yönde bir iddiası yoktur. Diğer taraftan isnat konusu suçun kişisel suç

olmadığı, bir başka ifadeyle görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir

suç olduğu yönünde bir şikâyette bulunulmamıştır. Bir suçun niteliğinin

(kişisel suç mu görev suçu mu olduğu) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma

süreçlerini yürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak

sonucun hukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir.

Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlik bulunması, bunun temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında suçun niteliğinin belirlenmesine

ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu ve bunların

somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, § 223). Başvurucu hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler

başta olmak üzere soruşturma dosyasında yer alan tespit ve değerlendirmeler ile

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin isnat konusu suçun görev suçu olarak

nitelendirilemeyeceği yönündeki içtihadı (bkz. § 31) karşısında söz konusu

suçun kişisel suç olarak nitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım

olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586,

11/1/2018, § 123).

81. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden

suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken 15 Temmuz 2016

tarihinde yaşanan darbe teşebbüsüne dikkat çekilmekte, ayrıca isnat edilen

silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna

dayanılmaktadır.

82. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. § 31;

aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,

K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;

6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

83. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza

Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin

kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat

edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek Ağır Ceza Mahkemesinin

görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 31; aynı

doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı; 10/10/2017

tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).

84. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özelik, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde -görevleriyle

bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen silahlı terör örgütü

(FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine

ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen

hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler tarafından ileri sürülen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve

tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de

bulunmadığı yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar

bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan

silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini

feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak

üzere kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun

işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hakim ve

Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü halinin mevcut olduğu" değerlendirmesinde bulunmuş ve

bu husustaki temyiz itirazlarını kabul etmemiştir (Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).

85. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında (19/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi

olma suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat

edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu

yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki

temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (aynı yöndeki

değerlendirme için bkz. Alparslan Altan,

§ 128; Erdal Tercan, § 145 ).

86. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Yargıtay

üyesi olması nedeniyle Anayasa veya 2797 sayılı Kanun'dan kaynaklanan

güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde

değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni

dayanağı bulunmaktadır (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Salih Sönmez, § 121).

87. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

88. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen

silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir

(bkz. § 18). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da tutuklama kararı

veren hâkimlik kararına atıf

yapılarak başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden isnat edilen

suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 19).

89. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

isnat edilen suçu (silahlı terör örgütü üyesi olma) işlediğine dair delil olarak

başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade

edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olmasına ve diğer kişiler arasında ByLock

üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğine dayanıldığı görülmektedir (bkz. §

24). İddianamede ise başvurucunun isnat edilen suçu işlediğine dair temelde

fezlekedeki delillere dayanılmış, bunların yanı sıra tanık beyanlarına da

değinilmiştir (bkz.§§ 23, 24).

90. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut olayın koşullarına göre

suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir

tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk

Özdemir, § 74).

91. Öte yandan fezleke ve iddianamede, ayrıca haklarında

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan A.H., İ.O., İ.D., K.T., B.E. ve N.Y.nin tanık olarak verdikleri ifadelerinde, başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Bu itibarla da başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak

görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75).

92. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

93. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

94. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§

78; Alparslan Altan, § 140).

95. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§

79).

96. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 31) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

97. Somut olayda Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken kaçma ihtimalinin bulunmasına, adli kontrol uygulamasının

yetersiz kalacak olmasına ve isnat edilen suça göre tutuklamanın orantılı bir

tedbir olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 18). Ankara 4. Sulh Ceza

Hâkimliği de aynı gerekçelerle başvurucunun tutuklamaya yönelik itirazını

reddetmiştir (bkz. § 19).

98. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 3. ve 4.

Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Alparslan

Altan, § 144;Erdal Tercan, § 162).

99. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

100. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her

kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet

temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer

ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

101. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

102. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 3. ve 4. Sulh Ceza Hâkimliklerinin isnat edilen suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

103. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

104. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

105. Başvurucu; ifade ve sorgu sırasında kendisine ve müdafiine hiçbir delilin gösterilmediğini, soruşturma

dosyasını inceleme imkânı da tanınmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği, adil yargılanma ve etkili başvuru hakkının ve silahların eşitliği

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

106. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

107. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

108. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

109. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§169-174.

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

110. Başvuru formunda soruşturma dosyasını incelemeye izin

verilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın

savcılık ya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir

açıklamada bulunulmamıştır.

111. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Yargıtay 9. Ceza Dairesince iddianamenin kabul edilmesinden sonra

tensip zaptının düzenlendiği 14/12/2017 tarihi (bkz. § 28) itibarıyla

kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

112. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamaların

FETÖ/PDY üyesi olduğu ve bu örgütün yargı ayağını oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Bu suçlamaların içeriğinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma

işlemi sırasında başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun

ifadesinde anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğu

görülmektedir (bkz. § 14).

113. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/7/2016

tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat

edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamalara yer verildiği görülmektedir.

Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş,

bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde

bulunulmuştur (bkz. § 15). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 3.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir.

Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda

bulunduğu, sorulan sorulara cevap verdiği görülmektedir (bkz. § 16). Ayrıca başvurucunun

tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde

beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu

öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

114. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

115. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

116. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle yapıldığı

belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci fıkrasında)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

4. Tutuklamaya Karşı

İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

117. Başvurucu; tutuklama kararını ve tutukluluğa itirazın reddi

kararını veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız, tarafsız ve etkili bir

başvuru mercii olmadığını, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

118. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231,

17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

119. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

120. Başvurucu, ayrıca tutukluluğa karşı yaptığı itirazın etkili

olmayan merci tarafından makul süre incelemesi aşılarak reddedildiğini iddia

etmiştir. Ancak buna ilişkin herhangi bir tarih ve mahkeme ismi zikretmemiş,

dolayısıyla bu şikâyetin soyut olarak yapıldığı anlaşılmıştır.

121. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutukluluğa İtiraz İncelemesinin Duruşmasız

Olarak Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

122. Başvurucu; tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız

olarak dosya üzerinden gerçekleştirildiğini, böylelikle kendisine savunma

imkânı verilmeden ve çelişmeli yargılama ilkesine riayet edilmediğini

belirterek adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

123. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

124. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, §

16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

125. Başvurucunun tutuklanmasına neden olan suçlama, Türkiye'de

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren temel olay 15 Temmuz darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve silahlı bir terör örgütü kabul edilen

FETÖ/PDY üyesi olmasına ilişkindir. Başvurucunun tutukluluk sürecinde

olağanüstü hâl devam etmiştir. Bu itibarla başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi, Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle tutukluluk

incelemelerinin yapılış şeklinin Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 177-187).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

126. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 326-359) kararında; 15

Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilen

olağanüstü hâl döneminde ortaya çıkan koşulları dikkate alarak darbe teşebbüsü,

FETÖ/PDY ve terörle ilgili suçlardan dolayı tutuklanan kişilerin tutukluluk

incelemelerinin belirli bir süre -8 ay 18 gün boyunca- duruşmasız olarak

yapılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıyla bağdaşmasa da

olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemde temel hak ve özgürlüklerin

güvence rejimini düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru görülebileceğini

belirtmiştir.

127. Anayasa Mahkemesi yakın zamanda verdiği Erdal Tercan kararında ise bu kapsamda

yaptığı incelemede darbe teşebbüsünden sonraki süreçte darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY veyaterörle

bağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin 18 aya

kadar hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâl döneminde

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucuna varmıştır (Erdal Tercan, § 246).

128. Somut olayda başvurucu, darbe teşebbüsünü gerçekleştiren

FETÖ/PDY'ye üye olma suçlamasıyla Ankara 8. Sulh Ceza

Hâkimliğince 21/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır (bkz. § 16). Başvurucu

tarafından anılan karara 28/9/2016 tarihinde yapılan itiraz, Ankara 6. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından 10/10/2016 tarihinde dosya üzerinden yapılan inceleme

ile reddedilmiştir. Dolayısıyla Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

başvurucunun ve müdafiinin katıldığı, tahliyeye

ilişkin beyan ve taleplerinin sözlü olarak alındığı, başvurucunun yüzüne karşı

tutukluluk kararının verildiğinin açıklandığı tarih (21/7/2016) ile Ankara 6.

Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutukluluğa yönelik itirazının duruşmasız

olarak incelendiği tarih (10/10/2016) arasında iki ay yirmi günlük bir süre

bulunmaktadır. Bu yüzden anılan kararlardaki sonuçtan ayrılmayı ve farklı bir

değerlendirme yapmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

129. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

6. Tutukluluğa İtirazın

Makul Süre İçinde Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

130. Başvurucu, tahliye talebinin geç incelendiği belirterek

etkili itiraz hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

131. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

§ 24).

132. Başvurucu, tahliye talebinin geç incelendiği belirterek etkili

itiraz hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ancak başvuru formunda ve

eklerinde hangi tarihli itiraz ve tahliye talebinin hangi hakimlik tarafından

geç incelendiğine ilişkin herhangi bir belge sunmadığı gibi açıklamada da

bulunmamıştır. Bu kapsamda hangi talebinin hangi itiraz merciince hangi tarihte

verildiği belirtilmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddianın kanıtlanmamış

şikâyet kapsamında kabul edilmesi gerekmektedir.

133. Açıklanan gerekçelerle itirazın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle etkili itiraz hakkının ihlal edildiği iddiası

başvurucu tarafından kanıtlanamadığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğer

iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Yakalama ve gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak kullanılamaması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak yapılması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Tutukluluğa itirazın makul süre içinde değerlendirilmemesi

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

7/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : Ramazan BAYRAK Vekili : Av. Gökhan GÜNAYDIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/22901, 7 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Masumiyet Karinesinin
  11. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  12. C. Özel Hayata Saygı ve
  13. D. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  14. E. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/22901
Tarih
7 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Nasrullah Kuran Başvurusu (B. No: 2015/15983)
  • Abdulhamit Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/38770)
  • Seyfullah Can Yıldız Başvurusu (B. No: 2015/2128)
  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2015/6141)
  • Ömer Demir ve Ramazan Demir Başvurusu (B. No: 2015/10001)
  • Zeynep Uykur ve Mediha Yasemin Uykur Başvurusu (B. No: 2015/18360)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.