İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Coşgun Başvurusu (B. No: 2013/3840)

1. Başvurucu, 24/5/2002

Başvuru No2013/3840Tarih22 Haziran 2015Okuma19 dk · 3.818 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ramazan Coşgun Başvurusu

Karar tarihi
22 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/3840
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.818 kelime·19 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 24/5/2002

tarihinde Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasına ilişkin

yargılama sonunda, delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde hataya

düşülerek davanın reddedildiğini, keyfi ve gerekçesiz kararlar verildiğini,

bilirkişi raporlarının kararlara yanlış aktarıldığını, makul sürede yargılama

yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının, yaşam

hakkının, çalışma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş,

gerekli görülmesi halinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına veya

yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini ve tazminata hükmedilmesi talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 31/5/2013 tarihinde

Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 20/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

1/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 19/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 24/5/2002

tarihinde Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasında, dava

konusu iki ayrı taşınmazın, kırk yılı aşkın zamandır nizasız ve fasılasız

olarak malik sıfatı ile zilyedi olduğunu belirterek, kadastro tespiti dışında

kalan söz konusu taşınmazların adına tapuya tesciline karar verilmesini talep

etmiştir.

8. Antalya 8. Asliye Hukuk

Mahkemesi, 17/11/2005 tarihli ve E.2003/312, K.2005/420 sayılı kararı ile resmi

kurumlardan alınan bilgiler, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları ile

tanık beyanları, diğer Mahkemeler nezdinde yapılan zilyetlik araştırması

doğrultusunda, anılan taşınmazların fen bilirkişisi ve orman bilirkişisinin

raporlarına göre orman tahdidinin dışında fundalık, çalılık bir arazi iken

başvurucunun babası tarafından 1963 yılından başlayıp, 1965 yılına kadar imar

ihya çalışmaları ile kültür arazisi haline getirildiğini, her iki yerin dava

tarihine kadar zilyetlik ile edinme süresinin de dolduğunu belirterek, davanın

kabulüne hükmetmiştir.

9. Davalı Maliye Hazinesinin

temyiz talebinde bulunması sonucu, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 26/3/2009 tarihli

ve E.2009/2159, K.2009/5134 sayılı ilâmı ile “…3402

Sayılı Kadastro Kanun’un 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm

ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve

kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile

imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler

yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ihya

olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının

açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne

kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen

taşınmazların, Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların

yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin,

başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının

ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında,

gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan

memleket haritaları ile dava ya da kadastro tesbit

tarihinden 15 - 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli

olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile

üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının,

özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik

çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç

boyutlu olarak incelenip kesin olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda

mahkemece, anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.

….

Ayrıca, a) Taşınmazın

eski ve yeni niteliği konusunda jeoloji mühendisinden de ayrıntılı rapor alınmalı,

b) Keşif sırasında taşınmazın çeşitli yönlerinden hali hazır durumunu gösterir

renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dava dosyası içine konulmalı, c)

Davanın açıldığı tarihten önce ya da sonra Hazine yetkilileri tarafından

hazırlanan idari tahkikat ve haksız işgal (ecrimisil)

tutanakları varsa bu tutanaklar da yerine uygulanıp tutanaklarda ismi yazılı

kişiler tanık sıfatıyla dinlenilmeli, d) Özgürler Toprak Sanayi A.Ş.

tarafından, beton santralı yapılmak üzere Hazineden taşlık ve çalılık 26.500 m2

alanın kiralanmak ya da satın alınmak istenmesi üzerine, Hazine tarafından bu

yerin tescili yoluna gidildiği, bu amaçla tespit işlemi yapıldığı, üzerinde

bulunan gecekondu sahipleri için işgalci olarak ecrimisil

tahakkuk ettirildiği, gecekonduların yıkılma aşamasında olduğu, aynı yöreye

ilişkin dosyalarda, Milli Emlak Müdürlüğünce bildirildiğine göre, ilgili belge

ve haritalar getirtilerek çekişmeli taşınmazın bu arazinin içinde olup olmadığı

belirlenmeli,…” gerekçelerine dayanarak İlk Derece Mahkemesi kararını

bozmuştur.

10. Antalya 8. Asliye Hukuk

Mahkemesi bozma ilamına uyarak yaptığı yeniden yargılamada, bozma ilâmında

eksik olduğu belirtilen hususları yerine getirmiş, taşınmazın bulunduğu yerdeki

memleket haritası ve hava fotoğraflarını getirtmiş, çevre parsellerin tedavüllü tapu kayıtlarını, tapulama tutanaklarını dosya

içerisine almış, mahallinde mahalli bilirkişi, davacı tanıkları ile yeniden

keşif yapmış, fen, orman, ziraat ve jeoloji bilirkişilerinden raporlar almış,

yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda, 14/12/2010 tarih ve E.2009/182,

K.2010/383 sayılı kararı ile “…Dava konusu

taşınmazların bulunduğu yerde ilk tapulama tespitinin 1965 yılında yapıldığı, o

tarihte dava konusu taşınmazların tapulama harici yer olarak bırakıldığı, orman

bilirkişisinin raporunda gösterdiği üzere taşınmazların bulunduğu yerde 1946

yılında yapılan 4785 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun’a uygun orman

sınırlandırılmasında orman dışında kaldığı, hava fotoğrafları üzerinde cep streoskopi ile yapılan incelemede her iki bölümünde bodur,

çalılık, makilik alan olarak tespit edildiği, memleket haritasında ise, A harfi

ile gösterilen kısmın orman alanı içerisinde kısmen açıklık alanda, B harfi ile

gösterilen kısmın ise, açıklık alanda olduğu, 1/5.000 ölçekli orman amenajman haritasında

A harfi ile gösterilen yerin yeşil ile gösterilen orman alanlık içerisinde B

harf ile gösterilen kesimin sınır olan beyaz renkli açıklık alan içerisinde

olduğu bilirkişiler tarafından bildirildiğine göre kadastro tespitinin

yapıldığı 1963 yılında dava konusu yerin imar ihyası yapılmayan makilik alan

olduğu, bu sebeple davacı tanıklarının imar ihyanın tamamlandığı tarih olarak gösterdikleri

1951 yılının orman bilirkişinin raporunda teknik belgelerin incelenmesi denilen

bölümle uyuşmadığı bu nedenle bu tanık beyanlarının doğruyu yansıtmadıkları,

keza Yüksek Yargıtay’ın bozma ilamında gösterdiği üzere bir yer üzerinde ev

yapmak ya da toprak çekmenin imar ihya mahiyetini taşımadığı, eylemli

zilyetliğin ekonomik amaca uygun olarak sürdürülmediği, davacının A harfi ile

gösterilen taşınmazda inşa halinde ev yapmaya çalıştığı ve jeoloji mühendisi

bilirkişinin raporunda gösterdiği üzere 0- 0.05 metre karelik kısma toprak

çekildiği, bunun dışında herhangi bir tarımsal faaliyetin bulunmadığı, diğer

taşınmazda ziraat bilirkişisinin raporunda da belirttiği gibi üzerinde herhangi

bir kültür bitkisinin bulunmadığı, yüzeyinin otlarla kaplı olduğu, bilirkişiye

göre nadasa bırakıldığı belirtilmişse de burada da ekonomik amaca uygun bir

kullanımın söz konusu olmadığı, kısmen imar ihyanın da tamamlanmadığı halen dava

konusu edilen taşınmazın bir bölümünün çalılık halde olduğu,…” gerekçeleriyle

davanın reddine karar vermiştir.

11. Başvurucu tarafından İlk

Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi sonucu, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi,

24/4/2012 tarih ve E.2011/5526, K.2012/6205 sayılı ilâmı ile bozma ilâmında

ifade edilen hususlara göre hüküm kurulduğunu belirterek, temyiz itirazlarını

reddetmiş ve İlk Derece Mahkemesinin kararını onamıştır.

12. Aynı Daireye yapılan karar

düzeltme istemi, 15/4/2013 tarih ve E.2013/2735, K.2013/4385 sayılı ilâm ile

reddedilmiştir.

13. Karar düzeltme talebinin

reddine ilişkin ilâm 4/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 31/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul

ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür."

16. 22/11/2001 tarih ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanun’un “b.Olağanüstü zamanaşımı” kenar

başlıklı 713. maddesinin ilk fıkrası şöyledir:

“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve

aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran

kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet

hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.”

17. 21/6/1987 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” kenar

başlıklı 14. maddesinin ilk fıkrası şöyledir:

“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı

içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme

kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal,

çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini

belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına

tespit edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 22/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 31/5/2013 tarih ve 2013/3840

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu, 24/5/2002

tarihinde Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasına ilişkin

yargılama sürecinde, delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde hataya

düşülerek davanın reddedildiğini, bilirkişi raporlarının kararlara yanlış ve

hatalı yorumlanarak aktarıldığını, makul sürede yargılama yapılmadığını, aynı

bölgede aynı özelliklere sahip taşınmazlara ilişkin açılan diğer tescil

davalarının kabul edilmesine rağmen açtığı davanın keyfi ve gerekçesiz olarak

reddedildiğini, dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyetinin hukuka aykırı

şekilde kabul edilmediğini, Yargıtay tarafından gerekçesiz şekilde hükmün

onandığını, bu nedenle taşınmazlarını kullanamaz hale geldiğini belirterek,

adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının, yaşam hakkının, çalışma hakkının ve

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

20. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, bireysel başvuruya konu yargılama sürecinde

delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde hataya düşüldüğünü, aynı bölgede

aynı özelliklere sahip taşınmazlara ilişkin açılan diğer tescil davalarının

kabul edilmesine rağmen kendi davasının reddedildiğini, hukuka aykırı olarak

dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyetinin kabul edilmediğini, bu nedenle

taşınmazlarını kullanamaz hale geldiğini belirterek adil yargılanma hakkının,

mülkiyet hakkının, yaşam hakkının, çalışma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal

iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi

kendisi yapar (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, §16).

Anılan ihlal iddiaları yargılama sürecinin ve yargılama sonunda verilen kararın

adil olup olmadığına ilişkin olduğundan, adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

kapsamında değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun, bilirkişi raporlarının kararlara yanlış ve

hatalı yorumlanarak aktarıldığı, keyfi ve gerekçesiz kararlar verildiği ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları gerekçeli karar hakkının

ihlali iddiası ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası başlıkları

altında ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

21. Başvurucu, Antalya 8. Asliye

Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasında, delillerin takdirinde ve

değerlendirilmesinde hataya düşülerek davanın reddedildiğini, hukuka aykırı

olarak dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyetinin kabul edilmediğini, bu

nedenle taşınmazlarını kullanamaz hale geldiğini belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

23. 30/3/2011

tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

24. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

25. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez

(Necati Gündüz, Recep Gündüz, B.

No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

26. Başvurucu

tarafından açılan davada, Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 17/11/2005 tarihli

kararı ile yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları, dinlenen tanık beyanları, resmi kurumlardan alınan

bilgiler ve dosya kapsamındaki diğer delillerin değerlendirilmesi sonucu

davanın kabulüne hükmetmiş, ancak bu karar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin

26/3/2009 tarihli ilâmı ile İlk Derece Mahkemesinin eksik incelemeye dayalı

karar verdiği gerekçesiyle (bkz. § 9) bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi bozmaya

uyarak ve bozma ilâmında belirtilen hususlara riayet ederek yaptığı yargılama

sonunda 14/12/2010 kararı ile davanın reddine hükmetmiştir (bkz. § 10). Davanın

reddine dair kararın temyiz incelemesine konu edilmesi sonucu Yargıtay 20.

Hukuk Dairesi 24/4/2012 tarihli ilâmı ile onama kararı vermiş, karar düzeltme

istemini de 15/4/2013 tarihli ilâm ile reddetmiştir.

27. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemeleri

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

28. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilememiştir.

29. Başvurucu ayrıca aynı

bölgede aynı özelliklere sahip taşınmazlara ilişkin açılan diğer tescil

davalarının kabul edilmesine rağmen kendi davasının reddedildiğini belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarında da belirtildiği gibi, aynı hukuki metne ilişkin olarak, aynı

derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları

tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği

gibi, derece mahkemelerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri

ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma

hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45).

31. Öte yandan, imar, ihya ve zilyetliğe dayalı tescil

davalarına ilişkin somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirme ve

yorumlar neticesinde, mahkemeler ve Yargıtay kararlarında somut olayların

farklı özelliklerine göre farklı sonuçlara varıldığı anlaşılmış olup, başvuru

dosyasına sunulan Yargıtay kararlarının başvurucu lehine uygulanabilecek bir

yerleşik içtihadın bulunduğu iddiasını kanıtlamaya yeterli düzeyde olmadığı da

belirlenmiştir.

32. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik

de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

33. Başvurucu, yargılama kapsamında

alınan bilirkişi raporlarının 14/12/2010 tarihli gerekçeli karara yanlış ve

hatalı yorumlanarak aktarıldığını, bu nedenle anılan kararın ve bu kararın

onanmasına ilişkin Yargıtay ilâmının keyfi ve gerekçesiz olduğunu belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

35. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B.

No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

36. Ancak derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli

olabilir (Yasemin Ekşi, B. No:

2013/5486, 4/12/2013, § 56).

37. Öte yandan temyiz

mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz

merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması

yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde

dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını

inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

38. Somut olayda, Antalya 8.

Asliye Hukuk Mahkemesinin 17/11/2005 tarihli kararının Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 26/3/2009 tarihli ilâmı ile bozulmasının ardından İlk Derece

Mahkemesince bozmaya uyularak dosyanın yeniden ele alınması sonucunda

başvurucunun iddiaları, davalının savunmaları dikkate alınmış, her iki tarafın

da delilleri değerlendirilmiş, keşif yapılmış, tanıklar dinlenmiş, resmi

kurumlardan alınan bilgiler çerçevesinde 14/12/2010 tarihli kararla davanın

reddine karar verilmiştir (bkz. § 10). Mahkemenin gerekçeli kararı

incelendiğinde, davanın reddine ilişkin hükmün, bilirkişi raporlarında tespit

edilen, uyuşmazlığa konu taşınmazların üzerinde herhangi bir kültür bitkisinin

bulunmadığı, yüzeyinin otlarla kaplı olduğu, toprağın ekonomik amaca uygun bir

kullanımının söz konusu olmadığı, kısmen imar ihyanın da tamamlanmadığı, halen

taşınmazların bir bölümünün çalılık halinde olduğu hususlarına dayandırıldığı

görülmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, imar ve ihya koşulları gerçekleşmediğinden

taşınmazların 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinde belirtilen şekilde bir

tescile konu olamayacağı sonucuna varmıştır. Bu bağlamda bireysel başvuru

dosyası kapsamında sunulan bilirkişi raporları incelendiğinde, gerekçeli

kararda davanın reddine dayanak olarak yer verilen bilirkişi görüşlerinin,

raporlardaki görüşlerle aynı doğrultuda olduğu tespit edilmiştir.

39. Öte yandan, gerekçeli

kararda bilirkişi raporları doğrultusunda yer verilen bazı belirlemelerin,

raporlarda yer alan asıl belirlemelerden kısmen farklılık gösterdiği tespit

edilmişse de, bu hususların uyuşmazlık konusu

taşınmazların orman vasfında sayılan yerlerden olup olmadığına ilişkin olduğu

ve davanın reddine esas teşkil etmediği, kaldı ki başvurucunun bu konulara

ilişkin raporlarda yer alan tespitlere bir itirazının da olmadığı

anlaşılmıştır.

40. Yargılama sonunda verilen

Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14/12/2010 tarihli kararı, Yargıtay 20.

Hukuk Dairesinin, 24/4/2012 tarihli ilâmı ile İlk Derece Mahkemesinin dosya

kapsamına ve 26/3/2009 tarihli bozma ilamında belirtilen hususlara (bkz. § 9)

uygun karar verdiği gerekçesiyle onanmış (bkz. § 11), karar düzeltme istemi de

reddedilmiştir (bkz. § 12). Dolayısıyla somut olayda Mahkeme ve Yargıtay

kararlarının keyfi ve gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

41. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurucunun bu yöndeki

iddiası diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı

İddiası

42. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

43. Başvurucu, 24/5/2002 tarihinde Antalya 8. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı imar, ihya ve zilyetliğe dayalı tescil davasında makul

sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

44. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38–39).

45. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

46. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, uyuşmazlık konusu

taşınmazların imar, ihya ve zilyetliğe dayalı tescili istemi ile açılan davanın

söz konusu olduğu görülmekle, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

ile 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (Güher Ergun ve

Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

47. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih,

24/5/2002 tarihidir.

48. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar düzeltme

talebinin Yargıtay 20. Hukuk Dairesince reddedildiği 15/4/2013 tarihi olduğu

anlaşılmaktadır.

49. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun imar, ihya ve zilyetliğe

dayalı olarak taşınmazların tapuya tescili istemi olduğu, Antalya 8. Asliye

Hukuk Mahkemesinin 17/11/2005 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar

verildiği, temyiz talebi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26/3/2009

tarihli ilâmı ile bozmaya hükmedildiği, bozma ilâmına uyan İlk Derece

Mahkemesinin, ilâmda belirtilen hususları dikkate alarak yaptığı yargılama

sonucu 14/12/2010 tarihinde davanın reddine hükmettiği, temyiz incelemesi

sonucu anılan kararın Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24/4/2012 tarihli ilâmı ile

onandığı, karar düzeltme isteminin 15/4/2013 tarihinde reddedildiği, böylece

İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği belirlenmiştir.

50. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

51. Başvuruya konu imar, ihya ve zilyetliğe dayalı tescil

davasının incelenmesinde; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, yargılamanın

niteliği, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan

engeller gibi kriterler dikkate alındığında başvuruya konu yargılamanın

karmaşık nitelikte olduğu anlaşılmışsa da somut başvuru açısından, daha önce

verilen kararlar dışında farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı, söz konusu on yıl on aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

53. Başvurucu, yeniden bilirkişi

incelemesi yapılmasına karar verilmesini ya da ihlalin ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı zararlar nedeniyle 110.000,00 TL

maddi, 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

54. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin on yıl on aylık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

56. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

57. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harçtan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 10.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

22/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Ramazan COŞGUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3840, 22 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3840
Tarih
22 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Ayşe Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/6670)
  • Yaşar Şentürk Başvurusu (B. No: 2013/9296)
  • Ömer Eren Başvurusu (B. No: 2014/4639)
  • Bekir Coşkun Başvurusu (B. No: 2014/12151)
  • Ömer Çoygun Başvurusu (B. No: 2013/3396)
  • Mahire Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8343)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.