İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Raşit Hünal Başvurusu (B. No: 2017/26943)

1. Başvuru; yakalama,

Başvuru No2017/26943Tarih27 Şubat 2020Okuma32 dk · 6.363 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Raşit Hünal Başvurusu

Karar tarihi
27 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2017/26943
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.363 kelime·32 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakalama,

gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluk hâlinin makul

süreyi aşması, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğal

hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimlikler

tarafından verilmesi, tutukluluğun devamı kararlarına yönelik itirazların

değerlendirilmemesi, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen bir kısım

kararın tebliğ edilmemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında arama

ve elkoyma işlemlerinin yöntemince yapılmaması nedeniyle özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının; mal varlığına yönelik uygulanan tedbir nedeniyle

mülkiyet hakkının; soruşturma sürecindeki birtakım uygulamalar nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Komisyon ayrıca başvurucunun adli

yardım talebinin kabulüne karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden

uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

8. Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Düzce Cumhuriyet

Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma

kapsamında 20/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucu aynı tarihte Düzce Cumhuriyet Başsavcılığında

müdafi huzurunda ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde özetle; üniversiteye

hazırlık döneminde FETÖ/PDY bağlantılı dersaneye gittiğini, üniversite eğitim

sırasında da arkadaşlarının daveti üzerine anılan örgüt ile irtibatlı evlere

gittiğini ancak bu evlerde kesinlikle kalmadığını, avukatlık yaptığı dönemde

ise birkaç kez bu örgütsel yapılanmanın sohbetlerine ve yemek

organizasyonlarına katıldığını, FETÖ/PDY ve gerçekleşen darbe teşebbüsü ile bir

ilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu müdafii, isnat edilen suçları

işlediğine dair dosyada delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest

bırakılmasını talep etmiştir.

10. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 20/7/2016 tarihinde silahlı

terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

suçlarından tutuklanması istemiyle başvurucuyu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir.

11. Başvurucunun sorgusu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinde aynı

tarihte yapılmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucuya yüklenen suç anlatılmış,

Düzce Barosunca görevlendirilen başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazır

bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle isnat edilen suçlamaları kabul

etmediğini belirtmiştir.

12. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına

karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... üzerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, atılısuçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katolog suçlardan olduğu,

tutuklamanın bir tedbirden ibaret olması, işin önemi, verilmesibeklenen ceza

ile tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı anlaşılmakla şüphelilerin atılı suçdan

CMK 100 vd. maddeleri uyarınca ayrı ayrıtutuklanmasına ... [karar verildi.] "

13. Başvurucu 25/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince 29/7/2016 tarihinde "...atılı suçun FETÖ/PDY örgütüne üye olmak, bu

örgütle birlikte 15-16 Temmuz 2016 tarihindeki olaylar sırasında kurulu

Anayasal Düzeni ve Anayasal Kurumları ortadan kaldırılması konusunda örgütle

fikri iştirak halinde oldukları, bu suç için verilecek cezanın alt ve üst

sınırı ile yukarıda anlatılan gerekli nedenler ile tutuklamanın verilen ceza

ile ölçülü ve orantılı olacağı, adli kontrol uygulanmasının adaletin yerine

gelmesi ve toplumdaki huzursuzlukların önlenmesi açısından yetersiz kalacağı,

şüphelinin serbest bırakılması halinde toplumsal barışın sürdürülmesinin

olanaksızlaşacağı..." gerekçesiyle itirazın kesin olarak

reddine karar verilmiştir.

14. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940

Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı

KHK) 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar

Kanunu'nun 93/1. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında

soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge

adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu

şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek

dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

15. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 8/12/2016 tarihinde, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda başvurucunun

da aralarında bulunduğu bir kısım şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...isnad edilen Anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçu nedeniyle şüpheliler hakkındaki HSYK Genel

Kurulu'nun tutuklu şüphelilerin Fetö PDY terör örgütü ile üyeliklerine dair

görevden uzaklaştırılmaları kararı nedeniyle somut delillere dayanan kuvvetli

suç şüphesi ve tutuklama nedeninden dolayı tutuklandıkları, devam eden süreçte

tutuklu şüphelilerin HSYK'nın ... kararları ile hakim savcılık mesleğinden aynı

gerekçe ile ihraç edildikleri, tutuklu şüphelilerin tahliyesini gerektirecek

nitelikte şüpheliler lehine yeni delil bulunmadığı, şüpheliler yönünden ayrı

ayrı tutuklanmalarına esas kararlarında belirtilen somut delillere dayalı kuvvetli

suç şüphesinin ve tutuklama nedeninin varlığını sürdürdüğü, soruşturmanın

sürmekte olduğu ve şüphelilerin salıverilmesini gerektirecek nitelikte hukuki

durumlarında ve delil durumunda bir değişiklik bulunmadığı, 5271 sayılı CMK

katalog suç düzenlemesine göre tutuklama nedeni bulunduğu, şüphelilere isnad

edilen suçun niteliği, 15/7/2016 gecesinde Türk tarihinde görülmemiş şekilde

halkın üzerine, halkın temsilcilerinin üzerine, devlet başkanına dönük

saldırılar silahlı saldırılar düzenlendiği, tutuklu şüphelilerin belirlenen

eylemler ile irtibatına dair HSYK kararı çerçevesinde tutuklama kararının

ölçülü olduğu, adli kontrol tedbirlerinin beklenen yararı sağlamayacağı nazara

alınarak ... şüphelilerin AYRI AYRI TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA... [karar

verildi.]"

16. Başvurucu söz konusu bu karara itiraz etmiş, Ankara 1. Sulh

Ceza Hâkimliği 24/1/2017 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir.

17. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği 5/5/2017 tarihinde Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun tutukluluk durumunu

incelemiş; başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

suçundan tahliyesine, silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan ise tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

18. Anılan karar başvurucuya 9/5/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu tutukluluğun devamına ilişkin bu karara 15/5/2017

tarihinde itiraz etmiştir.

19. Başvurucu, bahse konu itirazın değerlendirildiği hususunda

kendisine uzun bir süre bilgi verilmemesi ve başvuru tarihinde tutukluluğunun

devam etmesi nedenleriyle itirazının reddedildiğinin açıkça anlaşıldığını

belirterek 7/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 5/12/2017 tarihinde başvurucu

hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan ek

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesinin yanı sıra anılan suçtan

başvurucunun resen tahliyesine de karar vermiştir. Başsavcılık aynı tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan

cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır.

FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı

iddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi

alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hukuka aykırı hangi tür

eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir.

21. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüştür. Suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) 24/8/2016 tarihli ve 426 sayılı kararı ile

kamu görevinden çıkarıldığı, bu kararının 29/11/2016 tarihinde kesinleştiği

belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun, FETÖ/PDY'nin sadece kendi üyeleri arasında

iletişim amaçlı kullandıkları ByLock

isimli şifreli haberleşme programını adına kayıtlı telefon hattına yükleyerek

kullandığı, kullanıcı adının rashun olduğu

iddia edilmiştir.

iii. Telefon hattına ilişkin HTS analizine göre haklarında

FETÖ/PDY üyeliği suçundan soruşturma yürütülen bir kısım yargı mensubu

kişilerle telefon irtibatının bulunduğuna yönelik tespitler yapıldığı,

görüşülen bu kişilerin örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair bir

bulgunun elde edilemediği ifade edilmiştir.

iv. Tanık olarak dinlenilen bir kısım eski hâkim/savcı ile gizli

tanık Güneş-2 isimli kişinin, başvurucunun örgüt üyesi olduğuna yönelik

beyanlarının bulunduğu ileri sürülmüştür.

22. İddianamede ayrıca başvurucu hakkında beyanda bulunan bazı

tanıkların anlatımlarına yer verilmiştir. Bu beyanların ilgili kısımları

şöyledir:

- A.B. ifadesinde, "2008

yılında hakimlik sınavına hazırlanmak için yapının evine gittiğini, burada

şüphelinin de bulunduğunu, bu eve gelen bir stajyer tarafından girilecek

hakimlik yazılı sınavına ilişkin genel kültür/yetenek sorularının verildiğini

ancak şüphelinin anılan sınavı kazanamadığını" beyan etmiştir.

- K.Ç. ifadesinde, "kendisinin

2004 yılında üniversiteyi kazandığını ve okulu bitirdikten sonra hakimlik sınav

hazırlık evine gittiğini, şüphelinin kendisiyle birlikte hakimlik sınavı

çalışma evinde kaldığını" beyan etmiştir.

- O.Ö.C. ifadesinde, "şüphelinin

14. Dönem adayı olarak mesleğe girdiğini ve sınav çalışma evinde

kaldığını" beyan etmiştir.

- M.Y. ifadesinde " 2013

yılı mayıs ya da haziran ayında kura ile Batman' a atandığını, orada yapıyla

irtibatlı olarak içinde şüphelinin de bulunduğu grupla görüştüğünü "

beyan etmiştir.

- Gizli tanık Güneş-2 ifadesinde, "2013 yılında Y-4 Adliyesinde göreve başladığını, taşrada bir

meslektaş vasıtası ile kendisiyle irtibata geçileceğini ve kendisinin T5 grubu

olduğunun söylendiğini, taşraya gittikten sonra kendisini akademiden sınıf

arkadaşı olan şüphelinin aradığını ve kendisinin cemaatten olup ev oturmasına

gelmek istediğini söylediğini, şüpheli ve sivil olan Esat isimli kişinin evine

geldiklerini,bu kişilerin kendisine sohbet grubu olduklarını ve ayda bir kez

görüşüleceğini söylediklerini,bylock programı üzerinden zaman zaman şüpheli ile

de görüştüğünü, şüphelinin yapı içinde olduğunu bildiğini, Y-4 adliyesindeyken

evine sohbet toplantısına gelen kişi olduğunu, şüphelinin T5 olarak

adlandırılan kendisinin de içinde olduğu kısmın grupçusu olduğunu"

şeklinde beyanda bulunmuş ve fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhis işleminde

başvurucuyu teşhis ettiği belirtilmiştir.

23. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...Akçakoca hakimi olarak görev yaparken

örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen

şüphelinin, Fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını,

faaliyetlerini benimsediği, örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği, örgüt

üyeleri arasında kullanılan gizli ve şifreli haberleşme programı ByLocku

kullanarak örgütle organik bağ kurduğu, örgütün sınav çalışma evlerinde

kaldığı, eve getirilen soruları aldığı ve kullandığı, T5 olarak adlandırılan

grubun içinde bulunduğu, sohbet toplantılarına katıldığı, örgütün yargı

yapılanması içinde yer aldığı, şüphelinin savunmasında suçlamaları kabul

etmediği ancak bylock ile ilgili yapılan tespit, tanığın bylock üzerinden

şüpheliyle zaman zaman görüştüklerine dair beyanı, ele geçen telefonun bylock

yüklenen telefon olması ve diğer itirafçı beyanlarının savunmayı doğrulamadığı

ve bu şekilde anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davasını

açmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu anlaşılmıştır."

24. Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/12/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/170 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

25. Mahkemece 2/8/2018 tarihli duruşmada; tutuklu kalınan

sürenin iki yılı aşması, delil karartılmasının söz konusu olmaması ve

kanıtların büyük oranda toplanmış olmasıgerekçeleriyle başvurucunun tahliyesine

karar verilmiştir.

26. Yapılan yargılama sonunda Mahkemenin 11/2/2019 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 9 ay 22

gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

27. Başvurucu, bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuş olup

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi

devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. İlgili hukuk için bkz. Salih

Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 27/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltının

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; makul şüphe olmadan ve koşulları bulunmadan

hakkında yakalama kararı verilerek gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğunu

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

31. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur

(Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

32. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193,

15/10/2015, §§ 34-47).

33. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya da

deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri

karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığını, tutuklama

ve itiraz üzerine verilen kararlarda şikâyetleri incelenmeden gerekçesiz olarak

karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

36. Başvurucu ayrıca mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına

karar verildiği tarihte hâkim olması dolayısıyla hakkında soruşturma veya

kovuşturma yapılabilmesi için 2802 sayılı Kanun'a göre gerekli özel şartlar oluşmadan

soruşturma yürütülmüş, yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı olarak

tutuklanmıştır.

37. Öte yandan başvurucu kanunda suç olarak düzenlenmeyen

eylemleri nedeniyle tutuklandığını belirterek kanunsuz suç ve ceza olmaz

ilkesinin, ifade alma ve sorgu esnasında sorulan soruların özel hayata dair

bilgiler içermesi nedeniyle özel hayatın korunması ve aile hayatına saygı

hakkının, ifade hürriyetinin, din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğini de

iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

38. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

" Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu

anlaşılmakla anılan şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

41. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

42. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

43. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

44. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde

yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk

Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel İlkeler

45. Genel ilkeler için bkz. Metin

Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52); Zafer Özer (B. No: 2016/65239, 9/1/2020,

§§ 38-45) başvurularına ilişkin karar.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

46. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

47. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan

mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

48. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Mahkeme bu

inceleme sonucunda gerek yüksek mahkeme üyeleri gerekse diğer yargı mensupları

bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma mercilerince

veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve tutuklamaya

konu olan suçların kişisel suç olduğu ve

ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin bulunduğu yönündeki

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla

tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği

sonucuna varmıştır. Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkim

ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için

bir izin şartı bulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında

belirtilmiştir (Mustafa Özterzi [GK],

B. No: 2016/14597, 31/10/2019, § 93).

49. Başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında gözaltına alınıp darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca

silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan

tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma

mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve

keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (Mustafa

Özterzi, § 94).

50. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır (Mustafa Özterzi, §

95).

51. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

52. Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel

ifadelerle değinilmiş, ancak bu somut olguların neler olduğu açıklanmamıştır

(bkz.§ 12).

53. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

isnat edilen suçu (silahlı terör örgütüne üye olma) işlediğine dair delil

olarak; HSYK'nın kamu görevinden çıkarma kararına, başvurucunun FETÖ/PDY

üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock uygulamasının kullanıcısı olmasına,

başvurucunun haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen

bazı kişilerle telefon irtibatının bulunduğuna dair HTS raporuna dayanılmıştır.

İddianamede ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna yönelik tanık

ifadelerine de yer verilmiştir (bkz. §§ 21, 22).

54. Soruşturma mercilerince suçlamaya esas alınan olgular

arasında başvurucunun ByLock

uygulamasının kullanıcısı olmasının yer aldığı görülmektedir. Anayasa

Mahkemesi, ByLock uygulamasının

özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya

kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma

makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak

değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267). Buna göre soruşturma makamlarınca

ve tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan

başvurucunun ByLock uygulamasını

kullanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi,

anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak

değerlendirilemez (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk Özdemir, § 74, Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, § 57).

55. Öte yandan soruşturma aşamasında ifadeleri alınan tanıkların

başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir (bkz. § 22). Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan tanık beyanlarının

kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi, Selçuk Özdemir

kararında; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim

olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018,

§ 58).

56. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir.

57. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-19, 26)

darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi

tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin

aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi

olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da

FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı

birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin

sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde

yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması

söz konusu olabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§ 78).

58. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması,

yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası

ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi

tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük

ölçüde kolaylaştıracaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).

59. Başvurucunun tutuklanmasına esas alınan silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç

tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen

cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (Gülser

Yıldırım (2), [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

60. Somut olayda Düzce Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken; işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar

arasında olmasına, tutuklamanın ölçülülüğüne dayanıldığı görülmektedir (bkz. §

12).

61. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Düzce Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

62. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser

Yıldırım (2), § 151).

63. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda

örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde

hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza

soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

64. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna

varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

66. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

67. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını,

tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

68. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

69. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş ise

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

70. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 2/8/2018

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğinde

bulunmadığını, bu hâkimliklerin kapalı devre sistemiyle çalıştıklarını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

73. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet

Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

74. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5. Tutukluluğun Devamı

Yönündeki Kararlara İtiraz Taleplerinin Değerlendirilmediği ve Tutukluluk İncelemesi Sonunda Verilen Bir Kısım

Kararın Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

76. Başvurucu, tutukluluğun devamı yönündeki kararlara yönelik

itirazlarının değerlendirilmemesinin yanı sıra tutukluluk incelemesi sonunda

verilen bir kısım kararın da tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

77. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

78. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işlemine

karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân

sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilmiş yada hükümlü hâle gelmiş başvurucular

yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa anılan yolun tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye olmuş başvurucular yönünden

bkz. Cafer Yıldız, B. No:

2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B.

No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönünden

bkz. Özgür Arıbaş, B. No:

2015/2394, 31/10/2018, §§ 57-60).

79. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

81. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma yapılmadığını

ve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

82. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§16, 17).

83. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması

ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir

ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağını

ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızca

kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin

tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği

sonucuna varmıştır (Salih Sönmez,

§§ 166-177).

84. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; anılan kararda, bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

85. Somut olayda başvurucu 20/7/2016 tarihinde tutuklandıktan 1

yıl 7 ay 15 gün sonra 7/3/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını

etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur. Dolayısıyla somut

başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

87. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının

bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini ve savunmasını

yeterince hazırlayamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

88. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturmada başvurucuya yöneltilen suçlamanın olağanüstü

hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgili olduğu kabul edildiğinden

öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

89. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri, §§ 168-176; Hidayet

Karaca, §§ 105-107; Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

90. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

92. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair 13. ve 19. maddelerde yer alan

güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde

yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

B. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

93. Başvurucu, görevli ve yetkili olmayan merciler tarafından

hukuka aykırı olarak ağır cezalık suçüstü hâli olmadan arama kararı

verildiğini, haksız olarak evinde ve işyerinde yapılan arama ve elkoyma

işlemleri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Arama Kararı Yönünden

94. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapılması gerektiği kabul edilmiştir (Hülya Kar, §§ 21-46).

95. Somut olayda soruşturma mercilerce verilmiş arama kararına

dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Başvurucu bu

tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygı haklarının ihlal

edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç delillerini elde etme

amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

96. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmakta olup itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin

bir biçimde ortaya koyabilme olanağı başvurucuya tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Koruma tedbirinin durumun

gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak bakımından

açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

97. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

98. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Elkoyma Kararı

Yönünden

99. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271 sayılı

Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işleminin

hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılama

sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve cep

telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade edilmesi mümkün

olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veya

diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya

korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı

değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen"

kişilerin uğramış olduğu maddi zararları isteyebileceği belirtilmiştir.

Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat

yoluna başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de mümkün olacaktır. Öte yandan

başvurucu, el koyma kararına karşı itiraz yoluna başvurduğu yönünde bir iddia

ileri sürmediği gibi buna ilişkin bir kanıt da sunmamıştır. Dolayısıyla

başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin

yapıldığı anlaşılmaktadır.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine ilişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

101. Başvurucu, mal varlığı değerlerine hukuka aykırı bir

biçimde tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

102. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek,

§ 17).

103. 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı

itiraz yoluna gidilebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim Nuray Işık (B. No: 2014/7561, 28/9/2016,

§§ 68, 69) başvurusunda Anayasa Mahkemesi söz konusu itiraz yolunun etkisiz

olmadığını tespit ederek -diğer unsurlar yanında- mal varlığı ile tedbir

kararlarına karşı olağan bir kanun yolu olan itiraz yolunun tüketilmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun

kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

104. Somut olayda başvurucu söz konusu yargısal yolları

tükettiğine dair herhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır. Her ne kadar

başvurucu ceza soruşturması aşamasında verilen tedbir kararından haberdar

olmadığını ileri sürmüş ise de başvuru formunda mal varlığı ile ilgili tedbir

konulduğunu bildirmiştir. Bu durumda başvurucunun tedbirden haberdar olduğu ve

itiraz yoluna da gidebileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak bireysel

başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince olağan kanun yollarının tüketilmediği

ihlal iddialarının doğrudan Anayasa Mahkemesince incelenebilmesi mümkün

değildir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu ileri sürülen söz

konusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir (Can Kaya, B. No: 2016/47214, 18/4/2019, §

75).

105. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

106. Başvurucu; avukatıyla görüşmesinin kısıtlanması nedeniyle

etkili bir hukuki yardım alamadığını, bu anlamda savunma yapma imkânının

kısıtlandığını, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere yargı

makamlarınca itibar edildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

107. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16,

17).

108. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın istinaf aşamasında

devam ettiği tespit edilmiştir (bkz. § 27). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık

altındaki şikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

109. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olmasından

dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğun devamı yönündeki kararlara itiraz taleplerinin

değerlendirilmemesi ile tutukluluk incelemesi sonunda verilen bir kısım kararın

tebliğ edilmemesinden dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın arama kararı yönünden

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 27/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Ali Rıza SÖNMEZ Başvurucu : Raşit HÜNAL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/26943, 27 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Özel Hayata ve Aile
  10. C. Mülkiyet Hakkının
  11. D. Adil Yargılanma
  12. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/26943
Tarih
27 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Yıldırım Başvurusu (B. No: 2017/18386)
  • İrfan Sönmez Başvurusu (B. No: 2016/79570)
  • İbrahim Çay Başvurusu (B. No: 2016/16236)
  • Oktay Yıl Başvurusu (B. No: 2016/76785)
  • Mehmet Okyar Başvurusu (B. No: 2017/38342)
  • Remzi Gegez Başvurusu (B. No: 2014/15676)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.