İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Çay Başvurusu (B. No: 2016/16236)

1. Başvuru, kolluk görevlileri ve üçüncü kişilerce kasten

Başvuru No2016/16236Tarih13 Şubat 2020Okuma19 dk · 3.866 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İbrahim Çay Başvurusu

Karar tarihi
13 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/16236
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.866 kelime·19 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlileri ve üçüncü kişilerce kasten

yaralanma ve buna ilişkin soruşturmanın etkili biçimde yürütülmemesi

nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit

edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, olay tarihinde Muğla'nın Fethiye ilçesinde

yaşamakta ve çiftçilik yapmaktadır.

9. Başvurucunun adına kayıtlı Facebook sosyal medya

hesabından YPG/PKK terör örgütleri lehine olduğu öne sürülen paylaşımlarda

bulunulmasından bir müddet sonra yaşadığı bölgede ikamet eden bir askerin şehit

olması nedeniyle bölge halkından oluşan bir grup tarafından başvurucu

yaralanmıştır.

10. Başvurucunun anlatımına göre; 8/9/2015 tarihinde saat

10.15 civarında jandarma karakol komutanı tarafından başvurucu aranarak bazı

kişiler tarafından kendisine zarar verilebileceği hususunda uyarılmış ve

kolluğun evine gelmek üzere yolda olduğu bilgisi verilmiştir. Telefon

görüşmesinden yaklaşık on dakika sonra başvurucunun evinin önünde dört beş

motosiklet ile iki arabadan inen ve ellerinde sopa bulunan bir kalabalık

toplanmıştır. "Terörist burda, evini bastık" diye bağıran ve

küfür eden kalabalıktan korkan başvurucu, evinden çıkıp kaçmaya çalışmış ise de

kendisini kovalayanlardan bir kısmı tarafından önü kesilerek yakalanmıştır. Bu

kişiler sopa ve tekmelerle başına, midesine ve yüzüne vurmak suretiyle

başvurucuyu yaralamış ve arabayla Kumluova Mahallesi'nin meydanına

getirmişlerdir. Oradaki başka kişilerce de darbedilen ve hakarete maruz kalan

başvurucu, meydanda bulunan Atatürk büstünün üstüne çıkarılmış ve büstü öpmesi

için zorlanmıştır. Başvurucunun büstü tuttuğu sırada arkasında bulunan bir kişi

başvurucunun kafasını büste vurmak suretiyle dişlerini kırmıştır. Atatürk büstünü

öpen başvurucu, kolluk görevlilerinin olay yerine yaklaşık 45 dakika sonra

gelip olaya müdahale etmesiyle büstün üstünden alınarak kolluk aracına

bindirilmiştir.

11. Soruşturma dosyasında yer alan Olay Yeri Tutanağına

göre ise Eşen Jandarma Karakol Komutanlığını saat 10.55 civarlarında arayan

Kumluova mahallesi muhtarı, başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı

paylaşımlar nedeniyle mahalle halkının öfkelenerek bir araya geldiğini ve

başvurucuya zarar verebileceklerini söylemiştir. Saat 11.03'te, yapılan ihbar

mahalle muhtarı aranmak suretiyle teyit edilmiş ve gerekli hazırlıklar

tamamlandıktan sonra önlem amacıyla kolluk görevlileri başvurucunun evine doğru

yola çıkmıştır. Araç seyir hâlindeyken jandarma tarafından başvurucu, saat

11.18'de aranarak uyarılmıştır. Yaklaşık 12 dakika sonra başvurucunun evine

varan kolluk görevlileri başvurucuyu evde bulamamış ve evin önünde toplanan

kişilerden başvurucunun mahalle meydanına götürüldüğünü öğrenmesi üzerine

mahalle meydanına gitmiştir. Meydana geldiklerinde başvurucunun Atatürk

büstünde oturduğunu, çevresinde yaklaşık 40-50 kişinin bulunduğunu ve

darbedilmekte olduğunu gören kolluk görevlileri olaya müdahale ederek

başvurucuyu jandarma aracına bindirmişlerdir.

12. Yaralı olan başvurucu, kolluk görevlileri tarafından

Fethiye Devlet Hastanesine götürülerek tedavi ettirilmiş ve buna ilişkin sağlık

raporu alınmıştır. Alınan geçici sağlık raporunda -anlaşıldığı kadarıyla-

başvurucunun sol dizinde, her iki ayağında ve yüzünde çarpmaya bağlı

yaralanmalar gözlemlendiği; alt dudağı ve çenesinde kesi ile burun kemiğinde

kırık tespit edildiği belirtilmiştir. Hayati tehlikesi bulunmayan başvurucunun

yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile düzelmeyecek düzeyde olduğu

belirtilmiştir.

13. Başvurucunun tıbbi yardım aldığı esnada hastane

önünde yaklaşık 200 kişinin başvurucuyu protesto etmek amacıyla toplanması

nedeniyle hastane çevresi polis ekipleri tarafından koruma altına alınmış ve

hastane çıkışı güvenliği sağlanarak başvurucu, polis aracıyla Seydikemer İlçe Jandarma

Komutanlığına götürülmüştür. Terör örgütü propagandası yapma suçunu işlediği

şüphesiyle ifadesi alınan başvurucu, ifadesinin ardından serbest bırakılmış ise

de can güvenliğinden endişe edilmesi nedeniyle kendisine eşlik edecek bir

yakını gelene kadar rızasıyla ertesi sabah saat 07.15'e kadar karakolda

kalmıştır.

14. Başvurucu, aynı tarihte kendisini yaralayan

kişilerden şikâyetçi olmuş ve olayın ardından ailesiyle birlikte Mersin'in

Tarsus ilçesine taşınmıştır. Başvurucu, olaydan üç gün sonra 11/9/2015

tarihinde tedavi amacıyla Tarsus Medical Park Hastanesine gitmiş,hakkında

ikinci kez adli rapor düzenlenmiştir. Alınan ikinci geçici raporda; darp

nedeniyle kendi imkânları ile acil servise başvuran başvurucunun vücudunda çok

sayıda darba bağlı ödem, kızarıklık ve yüzeysel sıyrığın mevcut olduğu, nazal

(burun) kemiğinde fraktür (kırık) tespit edildiği ve başvurucunun

yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilemez seviyede olduğu

açıklanmıştır.

15. Başvurucu; alınan ilk sağlık raporunun usulüne uygun

düzenlemediğini, daha önce hastanede bulunduğu süre içinde doktor ve

hemşirelerin kendisiyle gerektiği kadar ilgilenmediğini hatta kendisine hakaret

ettiklerini ve görevlerini ihmal ettiklerini iddia ederek bu kişiler hakkında

Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) gönderilmek üzere Mersin

Cumhuriyet Başsavcılığına 2/2/2016 tarihinde avukatı vasıtasıyla şikâyetçi

olmuştur.

16. Başvurucu 2/2/2016 tarihli şikâyet dilekçesiyle,

polis aracında bulunduğu esnada bir polis memurunun "Verecen bu pis

teröristi halkın eline, böylelerinin cezasını versin" dediğini, bir

diğer polis memurunun sırtına tekme atarak "Kalk git lan ileri"

diyerek hakaret ettiğini ve sonrasında jandarma karakolundaki askerlerden

birinin "Mersin'den terörist çıkmaz, sen nerden çıktın orospu çocuğu,

pis terörist" diyerek kafasını iki kez duvara vurmak suretiyle

kendisini darbettiğini iddia etmiş; ayrıca ifadesi alındıktan sonra can

güvenliği için hiçbir önlem alınmaması nedeniyle sabaha kadar karakolda

bekletildiğini ileri sürerek kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmuştur.

Başvurucu ayrıca kolluk görevlilerinin olay mahalline gecikmeli olarak

geldiğini, dolayısıyla meydana gelen olayla bağlantıları olduğunu ve bu nedenle

görevlerini ihmal ettiklerini de iddia etmiştir.

17. Başvurucunun olay tarihinde üçüncü kişiler hakkındaki

şikâyeti ile 2/2/2016 tarihli kolluk ve hastane görevlileri hakkındaki şikâyeti

birlikte değerlendirilmek üzere soruşturmalar birleştirilmiştir.

18. Başvurucunun üçüncü kişiler tarafından yaralanmasına

ve hastane görevlilerine ilişkin soruşturmada soruşturma makamları tarafından

şüphelilerin kimlikleri tespit edilerek savunmaları alınmış, başvurucunun olay

ile ilgili ayrıntılı şikâyeti tespit edilmiş, kendisini yaralayan kişileri

fotoğraflarından teşhis etmesi sağlanmıştır. Savcılık tarafından, olayın

başladığı esnada başvurucunun evinde bulunan yakınları tanık olarak dinlenmiş

ve olayın basına yansıması dolayısıyla bazı televizyon kanallarınca kaydedilen

görüntü ve resimlere erişilmiştir.

19. Basına yansıyan resim ve görüntülerde başvurucunun

yaralanmış bir vaziyette Atatürk büstünü tuttuğu görülmektedir.

20. Toplanan tüm delillerin Savcılıkça değerlendirilmesi

sonucunda 2/5/2016 tarihinde; kolluk görevlileri, başvurucunun tedavisini yapan

doktor ve hemşireler ile başvurucuyu yaraladığı iddia edilen bazı kişiler

hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş ve yedi kişi

hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma,

yaralama, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme suçlarını

işledikleri isnadıyla Fethiye 6. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) dava

açılmıştır.

21. Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının

gerekçesinin kolluk görevlileri ile ilgili kısımları şöyledir:

"...

Olay günü Jandarma görevlilerinin olay

mahalline gecikmeli olarak geldiği iddiasının da soyut iddia niteliğinde

olduğu, yapılan soruşturmada olaya en kısa sürede müdahale edildiği, bu

iddianın doğru olduğu yönünde somut hiçbir delil olmadığı, müşteki vekili ve

müştekinin soyut iddiasına dayandığı,

...

İbrahim ÇAY isimli şahsın çevik kuvvet

aracına bindirildiğinde bir polis memurunun vereceksin bu pis teröristi halkın

eline böylelerin cezasını versin şeklinde söylemde bulunulduğunu iddia etmiş

ise de, söz konusu iddiaya ilişkin de somut hiçbir delile ulaşılamadığı,

İbrahim ÇAY isimli şahsın söz konusu iddiasını ispatlayacak somut hiçbir delil

sunulmadığı gibi böyle bir delili de dosya içinde olmadığı,

Seydikemer Jandarma Karakolunda

askerlerden birinin İbrahim ÇAY isimli şahsa mersinden terörist çıkmaz sen

nereden çıktın orospu çocuğu pis terörist diyerek kafasını iki kere duvara

vurduğu yönündeki iddianın da tamamen müşteki ve vekilinin soyut iddiasına

dayandığı, bu iddiasını da doğrulayacak kamu davasını açmayı gerektirir hiçbir

delile ulaşılamadığı,

İbrahim ÇAY isimli şahsın işlemleri

bitirildikten sonra doktora götürülmediği yiyecek içecek verilmediği yönündeki

iddialarının da dosyadaki mevcut delillerle uyuşmadığı, İbrahim ÇAY isimli

şahsın Devlet Hastanesine götürülerek tedavisinin yaptırıldığı, bu iddiasının

da tamamen soyut iddialardan oluştuğu,

Eşen Jandarma Karakol Komutanı ve

Seydikemer Jandarma Karakol Komutanının da olayların içerisinde yer aldığı ve

görevlerinde ihmallerinin olduğu ihmal edilmiş ise de, bu iddiaların da tamamen

soyut iddia olduğu, kolluk görevlilerinin söz konusu olaya zamanında müdahale

ederek İbrahim ÇAY isimli şahsın daha fazla zarar görmesine engel olarak olay

yerindeki kişilerin elinden alıp güvenliğini sağladıkları, bu sebeple bu

iddiaların soyut iddiadan ibaret olduğu,

..."

22. Anılan karara başvurucu tarafından yapılan itiraz,

Fethiye Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016 tarihli kararıyla Savcılık kararının

"usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle reddedilmiş ve karar

9/8/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 6/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Başvurucunun bireysel başvurusundan sonra yedi kişi

hakkında açılan davada Mahkeme, sanıkların tamamının konut

dokunulmazlığını ihlal etme suçu yönünden beraatine; cebir kullanmak suretiyle

hürriyeti tahdit etme ve yaralama suçları yönünden hapis cezasıyla

cezalandırılmalarına hükmetmiştir. Yaralama suçu yönünden dört sanık ile ilgili

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiş, diğer üç sanık

ile ilgili hapis cezaları para cezasına çevrilmiştir.

25. HAGB kararına başvurucu tarafından itiraz edilmiş,

diğer hükümler (beraat-mahkûmiyet) yönünden mahkeme kararı istinaf incelemesine

gönderilmiş olup istinaf aşamasındadır. HAGB yönünden yapılan itirazın Fethiye

Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmesi üzerine başvurucu, anılan karar yönünden de

bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun aynı olayın devamı niteliğindeki

bu ikinci başvurusu, Anayasa Mahkemesinin 2019/13373 numaralı başvuru

dosyasında değerlendirme aşamasındadır.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 13/2/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu; sadece sosyal medyada fotoğraf paylaştığı

için üçüncü kişiler tarafından linç girişimine maruz kaldığını, kolluğun söz

konusu olaya geç müdahale ettiğini hatta müsamaha gösterdiğini, ayrıca kolluk

ve hastane görevlileri tarafından hakarete uğradığını, linç girişiminden

kurtardıktan sonra kolluk görevlilerinden bir kısmının kendisini darbettiğini

iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca etnik kökeni nedeniyle bölge sakinleri

tarafından ayrımcılığa uğrayarak öldürülmeye çalışılmasına rağmen soruşturma

makamlarınca olayın kapatılmaya uğraşıldığını belirterek Savcılıkça hızlı,

bağımsız ve tarafsız şekilde etkin bir soruşturma yürütülmediğini, toplanması

istenen delilerin toplanmadığını, mahalle meydanında bulunan çoğu kişiye adli

işlem yapılmayarak sadece yedi kişi aleyhine dava açıldığını, Savcılığın

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının gerekçesiz olduğunu dile getirmiş ve

Anayasa'nın 10., 17., 36., 40. ve 141. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

28. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî

varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, … maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz,

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

29. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, ...

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

30. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurudaki iddiaların Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında ileri sürüldüğü

anlaşılmaktadır.

31. Başvuruyu oluşturan şikâyetler, birbiriyle bağlantılı

iki ayrı olaya ilişkindir. İlk şikâyet başvurucunun üçüncü kişiler tarafından

yaralanması, ikinci şikâyet ilk olay nedeniyle başvurucunun devlet hâkimiyetine

girdiği (kolluk güçleri tarafından kurtarılma anından şüpheli olarak ifadesi

alındıktan sonra serbest bırakıldığı ana kadar olan) süreçte kamu

görevlilerince darbedilmesi ve hakarete uğraması hakkındadır.

32. Gerçekleştiği iddia edilen bahse konu olaylar üçüncü

kişilerin eylemleri nedeniyle devletin usul yükümlülüğünün ihlal edildiği

iddiası ve kamu görevlilerinin bizzat kendi eylem veya eylemsizliklerinden

kaynaklanan devletin negatif ve koruma (önleme) yükümlülüklerinin ihlal

edildiğine yönelik şikâyetler yönünden üç ayrı başlık altında incelenecektir.

1. Kötü Muamele

Yasağının Usul Boyutu Yönünden İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Bir devlet görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddianın bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 25).

34. Ancak yürütülen bu soruşturma, belirli bir kişinin

sorumlu olup olmadığıyla sınırlı olmamalı; olayın tüm yönlerini ortaya koyacak

kapsamda ve nitelikte olmalıdır. Nitekim soruşturmanın etkili olup olmadığına

ilişkin değerlendirme -somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak-

belirli bir kişi hakkında verilen kararla sınırlı olarak değil yürütülen

soruşturma bir bütün olarak incelendikten sonra yapılabilir (Gülcan Keleş ve

diğerleri, B. No: 2014/797, 22/3/2017, § 30).

35. Bir ceza soruşturması veya yargılaması sürecinde

kovuşturmasızlık, beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararları ile farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması

durumunda -bu aşamaların tek bir olay için farklı kişilerin sorumluluklarına

yönelik olduğu gözetildiğinde- soruşturmaların bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerekebileceğinden (S.D., B. No: 2013/3017,

16/12/2015, § 69) hareket eden Anayasa Mahkemesi; aynı olaya ilişkin

sorumluluğu bulunduğu iddia edilen, birden fazla kişi hakkında yürütülen adli

süreçlerin bir kısmı devam ederken bazı şüpheli ve sanıklar bakımından sürecin

sona ermesi üzerine yapılan bireysel başvurularda somut olayın ve tüm adli

sürecin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna ulaşmıştır (Bilal Turan ve diğerleri (3),

B. No: 2013/7418, 31/3/2016, § 72; Bülent Kurt, B. No: 2013/7408,

20/1/2016, § 40; Gülcan Keleş ve diğerleri, §§ 30, 31; Rahil Dink ve

diğerleri, B. No: 2016/10296, 18/7/2019, § 51).

36. Başvuru yollarının tüketilmesi meselesine ilişkin

anılan içtihadın ortaya çıkışında, ihlal iddiasına konu olaya dair sorumluluğu

bulunduğu iddia edilen kişilerden her birine atfedilebilecek kusur durumu ile

her bir kişi için adli süreçte elde edilecek delil durumunun farklı

değerlendirilebileceği ve soruşturmanın etkililiği araştırılırken olayın tüm

boyutlarıyla ele alınarak bir bütün olarak irdelenmesi gerekliliği gözönünde

bulundurulmuştur (Dilek Genç ve diğerleri [GK], B. No: 2014/3944,

1/2/2018, §55).

37. Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde,

Savcılık tarafından üçüncü kişilerin eylemlerine ilişkin olarak yapılan

soruşturmada şüphelilerden on dört kişi hakkında kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına karar verildiği, yedi kişi hakkında ceza davası açıldığı, bu yedi

kişiden bir kısmı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

ilişkin kararın itiraz mercii tarafından incelendiği ve söz konusu kararların

kesinleştiği anlaşılmaktadır. Buna karşılık, yargılanan sanıkların tamamı

hakkında konut dokunulmazlığını ihlal suçu yönünden verilen beraat kararı ile

bazı sanıklar hakkında diğer suçlar yönünden verilen hapis ve adli para

cezalarına ilişkin hükümler istinaf incelemesi aşamasında olduğundan yargılama

henüz sonuçlanmamıştır.

38. Bu durumda başvurucunun iddialarının ve olayla ilgili

soruşturmanın etkili yürütülüp yürütülmediğinin, somut olayın gerçekleşme

koşulları soruşturma makamlarınca netleştirilmeden Anayasa Mahkemesince bir

bütün olarak değerlendirilmesi bu aşamada mümkün bulunmamaktadır. Olay

hakkındakiyargılama sürecinde elde edilen verilerin bir bütün olarak

incelenmesi suretiyle değerlendirilmesi gerekliliği nazara alındığında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarından ayrılmayı gerektiren bir hususun bulunmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

39. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının usul

yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kötü Muamele

Yasağının Maddi Boyutu Yönünden İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucu, polis aracında bir polis memuru tarafından

hakarete uğradığından, jandarma karakolunda bulunduğu sırada kolluk görevlileri

tarafından hor görüldüğünden ve bir asker tarafından kafasının duvara iki kez

vurulması suretiyle cebir kullanıldığından şikâyet etmiştir. Başvurucu ayrıca

üçüncü kişiler tarafından yaralanması olayına jandarmanın bilinçli şekilde geç

müdahale ettiğini, kendisini olay öncesi ve sonrasında yeterli düzeyde

korumadığını, buna karşın kolluk görevlileri hakkında etkin bir soruşturma

yapılmadığını ileri sürmüştür.

41. Savcılık kararında, kolluk görevlilerinin olaya

zamanında müdahale ettiği, dolayısıyla meydana gelen olayda kolluk görevlilerinin

ihmallerinin bulunmadığı belirtilmiş; ayrıca kolluk görevlilerinin sözlü veya

fiilî şiddete başvurduğuna dair başvurucunun iddiası dışında bir delile

ulaşılmadığından haklarında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar

verildiği ifade edilmiştir.

42. Başvurucunun kolluk görevlileri hakkındaki şikâyeti

iki maddede toplanmaktadır. Birincisi devletin negatif yükümlülüğüne aykırı

olarak kamu görevlilerinin fiilî ve sözlü şiddete başvurmaları, ikincisi

devletin pozitif yükümlülüğünden olan koruma (önleme) yükümlülüğüne aykırı

olarak üçüncü kişilerin eylemlerine karşı başvurucuyu koruyamamalarıdır.

43. Başvuruda öncelikle devletin negatif yükümlülüğüne,

ardından önleme yükümlülüğüne ilişkin ihlal iddiaları değerlendirilecektir.

a. Kötü Muamele

Yasağının Negatif Yükümlülüğü Yönünden İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

45. Etkili bir soruşturmanın başlatılabilmesi için

öncelikle kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerekir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için makul ve şüpheden uzak

kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve

tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de

oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde etkili bir soruşturma

yükümlülüğün gerekliliğinden bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394, 6/3/2014,

§ 28).

46. Öte yandan bir şikâyet yapılmadığında bile kötü

muameleyi gösteren yeterli belirtiler olduğunda soruşturma açılması

sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, §

116).

47. Bu noktada kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına

alındığı ancak salıverildiği zaman ya da salıverilmeden önce vücudunda

yaralanma tespit edildiği durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu

hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede

bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğunu, özellikle ilgili

iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı hâllerde kötü muamele yasağı

bağlamında açık sorunların ortaya çıkacağını ifade etmek gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 94).

48. Öncelikle somut olayda soruşturma dosyasında

başvurucunun gözaltına alındığına ilişkin resmî bir kayıt bulunmamaktadır.

Başvurucu, kalabalık bir grup tarafından yaralandığı esnada kolluk

görevlilerince olaya müdahale edilmiş ve koruma amacıyla devlet hâkimiyeti

altına alınmıştır. Başvurucu; soruşturmanın seyrini doğrudan etkileyecek adli

sağlık raporunun alınması ve tedavisinin yapılabilmesi amacıyla hastaneye

götürülmüş, ardından protesto amacıyla toplanan 200 kişilik topluluğun

başvurucuya zarar verme ihtimali nedeniyle alınan güvenlik önlemleri

çerçevesinde, savunması ve şikâyeti tespit edilmek üzere farklı bölge jandarma

karakoluna götürülmüştür. Başvurucu, ifadesinden sonra serbest bırakılmış ise

de kendi rızasıyla bir müddet daha karakolda kalmıştır.

49. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma

Yönetmeliği'nin 9. maddesinin birinci fıkrası -fıkranın yakalanan kişinin

gözaltına alınacak olması veya zor kullanılarak yakalanması hâllerinde hekim

kontrolünden geçirilmesini öngördüğü- dikkate alındığında gözaltına alındığına

dair bir veri bulunmayan başvurucunun iddiasının aksine karakoldaki ifadesinden

sonra hakkında yeniden bir sağlık raporu alınmaması somut olay açısından

anlaşılabilir görülmektedir.

50. Kaldı ki hastanede alınan ilk sağlık raporu ile

başvurucu tarafından olaydan üç gün sonra Tarsus'ta alınan sağlık raporları

birbiriyle uyumlu olup başvurucunun fiilî şiddete maruz kaldığı açıktır. Bu

durumda başvurucu kolluk kontrolünden çıkarılırken alınacak başka bir rapor,

sadece diğer sağlık raporlarını teyit eder şekilde başvurucunun yaralanmasını

tespit edecek niteliktedir. Dolayısıyla rapor başvurucunun yaralanmasının

sorumlularını tespit edecek mahiyette olmadığından ifadesi alındıktan sonra

başvurucu hakkında yeniden sağlık raporu alınmaması eksiklik olarak görünmemekte,

başvurucunun darbedildiği hususunda zaten tereddüt bulunmamaktadır.

51. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı

varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde

kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama

sorununu ele almaktadır. Burada kötü muameleye maruz kalması nedeniyle mağdur

olduğunu ileri süren kişilerin kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta

bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delil sunmaları

gerektiğini belirtmek gerekir. Bu kapsamda mağdur olduğunu ileri süren

kişilerin olgulara dayanmayan, yetersiz açıklamaları, iddialarını delillerle

desteklememesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu, kötü muamelenin

yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeleri gibi hususlar

kötü muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddiaların savunabilir

olduğundan ve dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma

başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Bu gibi durumlar -iddiaların güçlü

bir dayanak ile birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirilmemesi- söz

konusu olduğunda mağdur olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma

yürütülmesine ilişkin meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerini

söyleyebilmek de mümkün değildir (Beyza Metin, B. No: 2014/19426,

12/12/2018, §§ 45, 46).

52. Bununla birlikte kişilerin iddialarını desteklemek

için yetkili makamlara zamanında başvurmaları gibi bir özen yükümlülükleri de

bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu tür şikâyetleri esastan inceleyebilmek

için bu konuda haklı bir neden ileri sürülmediğinde kişilerin iddialarını

desteklemek için kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine

getirdiklerine kanaat getirmek durumundadır. Aksine kanaat getirildiğinde söz

konusu iddialar savunabilir düzeye ulaşmadığı için kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddialarının incelenebilmesi mümkün olmamaktadır (Beyza Metin,

§ 47).

53. Somut olayda başvurucu, kolluk görevlileri tarafından

kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddialarının tamamını 2/2/2016 tarihli

şikâyet dilekçesiyle öne sürmüştür. Olaydan yaklaşık beş ay sonra kamu

makamlarına başvuran başvurucu, şikâyet etmek için beklemesinin nedenini

soruşturma aşamasında veya bireysel başvurusunda açıklamamıştır.

54. Başvurucu, olay tarihinde veya hakkında ikinci adli

raporun düzenlenmesi nedeniyle müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde kamu

görevlilerinin fiilî ve sözlü şiddette bulunduğundan bahsetmemiş; şikâyetlerin

tamamını üçüncü kişilerin eylemlerine hasretmiştir. Kolluk görevlilerinden korktuğu

veya çekindiği için şikâyetçi olmadığına ilişkin beyanı bulunmayan başvurucu

kolluk memurlarını şikâyet etmesine rağmen söz konusu şikâyetinin soruşturma

makamlarınca dikkate alınmadığına dair bir iddiada da bulunmamıştır.

55. Öte yandan meydana geldiği ileri sürülen şiddet olayı

ile şikâyet tarihi arasındaki beş aylık süre, delilerin kaybolmasına sebep

olacak ve olaya ilişkin detayların ortaya çıkarılmasını engelleyecek

uzunluktadır. Ayrıca başvurucu da soruşturma makamlarına veya Anayasa Mahkemesine

şikâyete konu iddialarını destekleyen somut bir delil sunmamıştır. Dolayısıyla

başvurucunun kolluk memurları tarafından hakarete uğrayıp darbedildiğine

ilişkin şikâyetlerinin esastan incelenebilmesi için makul olarak beklenen her

şeyi başvurucunun yerine getirdiğine kanaat getirmek mümkün görünmemektedir.

56. Başvurucunun kolluk görevlilerince kötü muameleye

maruz kaldığına ilişkin şikâyetleri, tüm aşamalarda tutarlı ve birbiriyle

uyumlu şekilde ileri sürülmemiş; ayrıca uygun ve yeterli delille desteklenmemiştir.

Başvurucunun iddialarını desteklemek için zamanında yetkili makamlara

başvurmadığı da ortadadır. Bu nedenle başvuru konusu yapılan soruşturmada,

iddiaların delil ile desteklenmediği için savunulabilir olmadığı açıklanarak

kamu görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına yönelik karar

verilmesinde bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının negatif

yükümlülüğü yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kötü Muamele

Yasağının Koruma (Önleme) Yükümlülüğü Yönünden İhlal Edildiğine İlişkin İddia

58. Soruşturma makamlarının suçu önlemek veya suçtan

caydırmak amacıyla insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynakları değerlendirerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin

tercihini dikkate alarak bunu önleme yükümlülüğü, yetkililer üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Önleme yükümlülüğün ortaya çıkması için

yetkililerce belirli bir kişinin maddi ve manevi varlığına yönelik gerçek ve

yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gereken durumların

varlığı kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler

çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız

olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak bu konu, her davada kendi

koşullarıyla değerlendirilmelidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 53; Z.C. [GK], B. No: 2013/3262,

11/5/2016, § 85).

59. Başvurucu, kamu görevlilerinin olaya geç müdahale

etmesi (eylemsizliği) nedeniyle devletin önleme yükümlüğünün de ihlal

edildiğini iddia etmiştir.Başvuru dosyası kapsamındaki bilgi ve belgeler ile

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara göre kolluk kuvvetleri mahalle

muhtarının ihbarıyla başvurucuya yönelen yakın tehditten haberdar edilmiştir.

Dolayısıyla başvurucunun yaralanması olayı kamu makamlarınca öngörülmüştür. Bu

aşamadan sonra başvurucunun yaralanmasının önlenmesi amacıyla kolluğun makul

tedbirleri alıp almadığı değerlendirilmelidir.

60. Olay Tutanağına göre ihbarı alan jandarma görevlileri

ihbarı teyit ettikten sonra 20-25 dakika içinde, olayı önlemeye yönelik

hazırlıklarını tamamlayarak yola çıkmış ve başvurucuyu uyarmak üzere

aramışlardır. Başvurucuyla yapılan telefon görüşmesinden yaklaşık 12 dakika

sonra başvurucunun bulunduğunu bildikleri eve gelmişseler de başvurucunun

mahalle meydanına zorla götürülmesi nedeniyle başvurucuya ulaşamamışlardır.Bu

durumda kolluk kuvvetlerinin ihbarı almasıyla olay yerine gelmesi arasında

30-40 dakikalık bir süre bulunmaktadır ki alınacak önlemlerin belirlenmesi ve

organizasyon hazırlıkları açısından bu süre uzun sayılamayacaktır.

61. Başvurucuya ulaşamayan görevliler, başvurucunun

mahalle meydanına götürüldüğünü öğrenmeleri üzerine meydana gitmiştir. Kolluk

görevlilerinin meydana varma süresi bilinmemekle birlikte başvurucunun jandarma

ile yaptığı telefon görüşmesinden yaklaşık 40-45 dakika sonra jandarmanın olay

yerine geldiğini ifade ettiği dikkate alındığında kolluğun yaklaşık 10-15

dakika içinde meydana ulaşmış olduğu ve olaya müdahale süresinin somut olayın

koşullarında makul olduğu değerlendirilmektedir.

62. Diğer yandan kolluk görevlileri başvurucuyu kalabalık

bir grubun elinden kurtardıktan sonra yeniden zarar görmesini engellemek

amacıyla ertesi sabaha kadar gereken güvenlik önlemlerini almış ve başvurucuya

eşlik etmiştir. Kolluğun olaya müdahalesinden sonra üçüncü kişilerce başvurucuya

yönelik bir saldırı gerçekleşmemiştir.

63. Aşamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

başvurucunun kolluğun olaylara müsamaha gösterdiği veya bilinçli olarak olay

yerine geç geldiği iddiasını doğrular mahiyette bir olgu tespit edilmemiştir.Dolayısıyla

somut olayda kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduğundan söz

edilemeyecektir. Bu nedenle devletin önleme yükümlülüğünün ihlal edilmediğinin

açık olduğu anlaşılmıştır.

64. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının koruma

yükümlülüğü yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının usul boyutu yönünden ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının negatif yükümlülüğü yönünden

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kötü muamele yasağının koruma (önleme) yükümlülüğü

yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 13/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : İbrahim ÇAY Vekili : Av. Nergiz Tuba ASLAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/16236, 13 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/16236
Tarih
13 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Oktay Yıl Başvurusu (B. No: 2016/76785)
  • Mehmet Okyar Başvurusu (B. No: 2017/38342)
  • Remzi Gegez Başvurusu (B. No: 2014/15676)
  • Mehmet Cihan Kıran Başvurusu (B. No: 2014/2964)
  • Çetin Şen Başvurusu (B. No: 2016/33624)
  • Mustafa Rençber ve Ahmet Rençber Başvurusu (B. No: 2016/3866)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.