İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

S.z. Başvurusu (B. No: 2017/5934)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklamanın hukuki olmaması,

Başvuru No2017/5934Tarih11 Şubat 2021Okuma30 dk · 6.066 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm S.Z. Başvurusu

Karar tarihi
11 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2017/5934
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.066 kelime·30 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklamanın hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin kısa sürede incelenmemesi,

tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmaması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; usulüne uygun olmayan arama

ve elkoyma kararları ile soruşturma listesinin basına sızdırılması nedeniyle

özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile masumiyet karinesinin; gözaltında

tutma koşulları ile maruz kalınan birtakım muameleler nedeniyle de işkence ve

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı

organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok

uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör

Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen

bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

8. En son Ankara İdare Mahkemesi hâkimi olarak görev

yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 16/7/2016 tarihli

kararı ile başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihinde

meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir.

9. Darbe teşebbüsü sonrasında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 17/7/2016

tarihinde gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında (Başsavcılık) ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi

sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle sadece

üniversite hazırlık döneminde (1997-1998 yıllarında) örgüte müzahir dershaneye

gittiğini, bunun dışında ne üniversite döneminde ne de meslek hayatında örgüte

müzahir herhangi bir evde ya da yurtta kaldığını, örgütün toplantılarına

katılmadığını, burs ya da bağış altında örgüte para göndermediğini, Bank Asyada

hesabının bulunmadığını, HSYK seçimleri sürecinde herhangi bir çalışmanın

içinde yer almadığını, mesleği süresince herhangi bir sebeple yurt dışı görevi

almadığını, aynı şekilde adaylık döneminde Adalet Akademisinde de herhangi bir

görev üstlenmediğini ve suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.

11. Başvurucu, Başsavcılık tarafından silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 21/7/2016 tarihinde Ankara 2.

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucu, müdafii huzurunda yaptığı

savunmasında önceki anlatımlarına benzer beyanlarda bulunmuştur.

12. Başvurucu, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgusunun ardından 21/7/2016 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanmıştır. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...isnat edilen Silahlı Terör

Örgütüne üye olma suçundan vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada

mevcut tutanaklar, üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, üzerlerine atılı

suçun CMK 100 maddesinde öngörülen katalog suçlardan olması, yasada öngörülen

ceza miktarı nedeni ile verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK 100. ve

devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA... [karar verildi.]"

13. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Ankara 3.

Sulh Ceza Hâkimliği 19/8/2016 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar

vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin

... sorgu sayılı tutuklama kararının gerekçesinde hukuka aykırı herhangi bir

isabetsizlik bulunmadığı, tutuklama tarihinden bu yana ....[S.Z.] ... lehlerine

herhangi bir değişiklik olmadığı ve ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü hal de

dikkate alınarak itirazlarının ayrı ayrı REDDİNE, .. tutukluluk hallerinin ayrı

ayrı DEVAMINA ... kesin olarak karar verildi."

14. Başsavcılık nezdinde devam eden soruşturma sürecinde

başvurucunun tutukluluk hâli ile ilgili olarak Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği

8/11/2016 tarihli karar ile tutukluluğun devamına hükmetmiş, bu karara karşı

yapılan itiraz ise Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/1/2017 tarihli kararı

ile kesin olarak reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 23/1/2017 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 14/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

16. Başsavcılığın 8/1/2018 tarihli iddianamesiyle

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle

hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular

şöyle özetlenebilir:

- Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile

meslekten ihraç edilmiştir.

-Emniyet Genel Müdürlüğünce ByLock veri tabanı üzerinde yapılan

inceleme neticesinde düzenlendiği ifade edilen ByLock Tespit ve Değerlendirme

Tutanağı'nda başvurucunun 14/8/2014 tarihinde ByLock uygulamasını kullandığı

belirtilmiş, UYAP kayıtlarına göre tespit edilen hattın başvurucuya ait olduğu

belirlenmiştir.

- Gizli tanık Yıldırım, Başsavcılık tarafından alınan

5/10/2016 tarihli ifadesinde başvurucunun örgüt mensubu olduğunu bildiğini

beyan etmiştir.

-Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında şüpheli sıfatı ile 28/10/2016 tarihinde ifadesi alınan

İ.E. başvurucunun örgüt mensubu olduğunu bildiğini beyan etmiştir.

- T.A., Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER)

23/7/2016 tarihinde yaptığı müracaatta başvurucunun örgüt mensubu olduğunu

iddia etmiştir.

17. Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi 25/1/2018 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/10 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

18. Başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunu iddia eden

gizli tanık Yıldırım'ın kovuşturma aşamasında alınan beyanının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ben 2009 yılından beri idari

hakimlik görevi yapmaktayım. Bu şahısla2007 yılında hakimlik stajı yaparken

gitmiş olduğum cemaatin toplantılarında tanıştım. 2007-2009 yılları arasında

Ankara dayapmış olduğumuz cemaat toplantılarında görüştük. 2009 yılında farklı

yerlere atandık. Ben Urfa da görev yaparken kendisi Antep'teydi. Busüreçte de

bir iki defa görüştük. 2011 yılında ben Malatya'ya atandım. Bu tarihten sonra

bu şahısla iletişimimiz kopmuştur. Bu şahısla gitmiş olduğum sohbetlerde dini

konuların yanında Fethullah Gülen'in kitapları okunur, videoları izletiliyordu.

Bu sohbetlerde bağış adı altında bizden herhangi bir talepte bulunulmadı,

himmet arada alınıyordu. Himmet aldığım aylığın %10 u kadarıydı. [S.Z.] de himmet veriyordu...bu

şahısla 2011 yılından sonra görüşmedim. Bu nedenle 17-25 Aralık sürecindeki

tutumunu bilmiyorum. Diyeceklerim bunlardan ibarettir."

19. Başvurucunun örgütle irtibatlı olduğuna dair ifade

veren diğer tanık İ.E. nin kovuşturma aşamasında alınan beyanının ilgili

kısmı şöyledir:

"... iddianamede ismi geçen Sanık [S.Z.] isimli şahsı tanırım, 2010

yılında Gaziantep idare mahkemesi hakimliğine geçici olarak

görevlendirilmiştim, sanık [S.Z.] da Gaziantep 1. İdare mahkemesine

hakim olarak görev yapmaktaydı, göreve başladıktan belli bir süre sonra hayırlı

olsun manasında benim ev ziyaretime geldi, belirli bir süre geçtikten sonra

bana dönem arkadaşım olan Yüksel'in selamını ileterek bana Fethullah Gülen'in

sonsuz Nur isimli kitabını verdi, benimle olan görüşmelerinde Kuranı Kerim,

Cevşen ve risale okumayı teklif etti, bana her ay görüşelim diyordu ancak ben

2-3 ayda bir [S.Z.] ile görüşebiliyordum, görüşmelerimiz 2012 yılı Yaz

aylarına kadar devam etti, bu süreç içerisinde ben sanığın her hangi bir

şiddet, siyasi eylem içeren her hangi bir ifadesine şahit olmadım, sanığın bir

program kullandığına, gazete, dergi gibi yayınlara abone olduğuna veya himmet

verdiğine şahit olmadım, görüşmlerimiz sohbet ortamında değil birebir benim

evimde yada kendisinin evinde yukarıda dediğim gibi 2-3 ayda bir oluyordu,

başkaca bir eylemine şahit olmadım, sadece bir kez kurban parası verdiğimi

hatırlıyorum diyeceklerim bundan ibarettir."

20. Başvurucunun örgütle irtibatlı olduğuna dair BİMER'e

müracaatta bulunan T.A.nın kovuşturma aşamasında alınan beyanının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ben sanıkla 1999-2003 yılları

arasında Süleyman Demirel Üniversitesinde birlikte okuduk, bu dönemde sanığın

Fetöye ait örgüt evlerinde kaldığını biliyorum, bende arkadaşım olduğu için

sanığı ziyarete gittiğimde evde ismini hatırlamadığım ve tanımadığım başka

kişiler de vardı, bu evde Fetöye ait videolar izlenirdi."

21. Kovuşturma aşamasında yapılan araştırmalar

neticesinde başvurucunun Digitürk abonesi olduğu ancak sonrasında aboneliğini

iptal ettirdiği, aboneliğin iptaline ilişkin ses kaydında ise ''Yumurcak TV

kapatıldığı için iptal ettirmek istiyorum.'' dediği tespit edilmiştir.

22. Başvurucunun katılımı ile 25/4/2018 tarihinde yargılamanın

ilk duruşması gerçekleştirilmiş; 30/10/2018 tarihinde görülen duruşmada da

başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Tahliye kararının gerekçesi

şöyledir:

"Sanığın üzerine atılı suç ile

ilgili savunmasını tamamladığı, sabit ikametgah sahibi olduğu, karartacak bir

delil bulunmadığı, şahsi ve ailevi mağduriyeti, tutukluluktan beklenen amacın

hasıl olduğu gözetilerek, CMK 109 madde gereğince yurtdışı çıkış yasağı ve

pazar günü olmak üzere haftada bir gün imza adli kontrol tedbirleri uygulanmak

sureti ile TAHLİYESİNE... [karar

verildi.]"

23. Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi 10/4/2019 tarihli

kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkûmiyet kararının

gerekçesinde genel olarak ByLock tespiti, tanık beyanları ile Yumurcak TV ve

Digitürk aboneliğine ilişkin kayıtlara dayanıldığı anlaşılmıştır.

24. Dava, bireysel başvuru incelemesinin yapıldığı tarih

itibarıyla istinaf incelemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

25. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No:

2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597,

31/10/2019, §§ 33-48.; Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§

33-56.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 11/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının

Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu; atılı suç açısından makul şüphenin

varlığını gösteren maddi olgular bulunmadan gözaltına alındığını, suç şüphesi

olmaksızın dört gün gözaltında kaldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013 §§ 16, 17).

29. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddiaları ile olağanüstü hâl şartları altında geçici bir süre için azami olarak

otuz güne kadar uygulanan gözaltı süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı

şikâyetlerine ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa 4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca

[GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B.

No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Neslihan Aksakal, B. No:

2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda kalan

iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut

değildir.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın ve

görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin görevli olmayan bir

mahkeme tarafından tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını,

tutuklamanın orantısız bir tedbir olduğunu ve adli kontrol tedbirinin neden

yetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

32. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

33. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik veya olağanüstü

hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,

durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya

tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı

tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda

da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

34. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği"

kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

i. Uygulanabilirlik Yönünden

35. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

36. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır.

Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan

olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 57).

37. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde

yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242; Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

(1)Genel İlkeler

38. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate

alınacak genel ilkeler için bkz. Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354,

4/4/2018, §§ 54-60; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, §§ 38-45.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

39. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

40. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

41. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802

sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda hâkimlerle ilgili olarak öngörülen usule

ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan

mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

42. Anayasa Mahkemesi Yıldırım Turan ([GK], B. No:

2017/10536, 4/6/2020) kararında ilgili kanunlar çerçevesinde konuyu etraflıca

değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüne üye olma

suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak

hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek Vergi Mahkemesi üyesi

(hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna

varmıştır (Yıldırım Turan, §§ 102-147).

43. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

44. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

45. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,

başvurucu hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada

somut delillerin olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu delillerin neler olduğu

belirtilmemiştir (bkz. § 12).

46. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ise

HSYK'nın meslekten çıkarma kararına, ByLock tespiti ile aleyhe tanık

beyanlarına dayanılmıştır (bkz. § 16).

47. Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının

özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya

kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma

makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak

değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

106, 267; M.T. [GK], 2018/10424, 4/6/2020). Buna göre soruşturma

makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi

olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut

olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir

tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Selçuk Özdemir, § 74, Neslihan

Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 57). Nitekim Anayasa Mahkemesi M.T.

kararında Bylock ile ilgili içtihadını geliştirmiş ve sonuç olarak

ByLock uygulamasının oluşturulması, kullanım şekli ve yöntemi, içindeki

şifreleme teknikleri, program içindeki kullanıcı ve grup adlarının niteliği, bu

uygulama vasıtasıyla yapılan iletişimin içeriği gibi hususlarla ilgili olarak

kolluk birimleri ve kamu makamları tarafından yapılan -ve yargı organlarınca da

kabul edilen- tespitler, bu bağlamda ByLock'a ilişkin ulaşılan bilgi ve

belgeler ile programın özelliklerinin FETÖ/PDY'nin örgütlenme biçimiyle

neredeyse tümüyle örtüşmesi, bir kısım ByLock kullanıcısının ifadeleri, söz

konusu programı kullandığı tespit edilen kişilerin önemli bir bölümünün

FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğuna işaret eden diğer olgu ve delillerin

bulunması, kişilerin bu uygulamayı kullanıp kullanmadıklarının tam bir hukuki

kesinlik içinde belirlenmesine yönelik olarak yargı makamlarınca inceleme ve

araştırmalar yapılması gibi olgular bir bütün olarak dikkate alındığında Aydın

Yavuz ve diğerleri kararında ifade edilen değerlendirmelerden ve ulaşılan

sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığını ifade etmiştir (ayrıntı

için bkz. M.T., §§ 97-116).

48. Gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında soruşturma

mercilerince, başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna

dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarının ve başvurucunun ByLock

uygulaması kullanıcısı olmasının somut olayın koşullarına göre suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî

olduğu söylenemez. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

49. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir.

50. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).

51. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı

terör örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, § 148).

52. Somut olayda Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, suça ilişkin

kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına göre kaçma şüphesinin bulunmasına ve

adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 12).

53. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 2.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

54. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

55. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

56. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 12) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

58. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve

19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın

15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu; tutukluluk süresinin makul olmadığını

ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca tahliye talebi ve itiraz dilekçelerinde ileri

sürdüğü iddiaları incelenmeden, ilgisiz ve yetersiz gerekçelerle taleplerinin

reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özünün ilgili ve

yeterli olmayan gerekçelerle tutukluluğun devam ettirilmesine ve tutukluluğun

makul süreyi aşmasına ilişkin olduğu değerlendirilmiş, bu şikâyet Anayasa'nın

19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmiştir.

61. Anayasa Mahkemesi tutukluluğun kanunda öngörülen

azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili

Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk

yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§

33-45; Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut

olayda 10/4/2019 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen başvurucu yönünden

anılan içtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir durumun olmadığı anlaşılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Soruşturma

Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

63. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının

bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini, savunmasını

hazırlayamadığını ve iddia makamı ile eşit şartlarda bulunmadığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

64. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun,

hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

65. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

66. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın

19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Genel

İlkeler

67. Genel ilkeler için bkz. Günay Dağ ve diğerleri , §§

166-179.

iii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

68. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen

suçlamaların başvurucunun FETÖ/PDY üyesi ve bu örgütün yargıdaki yapılanmasında

yer aldığı iddiası olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlamaların içeriğinin Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında başvurucuya

sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun ifadesinde anılan suçlamalarla

ilgili beyanda bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 10, 11).

69. Öte yandan başvuru formunda belirtilen, başvurucunun

tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde

beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen

suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde

gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

70. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların

ve tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin

başvurucuya veya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir (Salih Sönmez, § 153).

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı

incelemesine izin verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

72. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi

suretiyle yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da ve özellikle 19. maddenin

sekizinci fıkrasında yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına

gerek bulunmamaktadır.

5. Tahliye

Taleplerinin ve İtirazlarının Süresinde Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

73. Başvurucu; tutukluluğun devamına dair kararlara

yaptığı itirazlarının ve tahliye taleplerinin süresinde değerlendirilmediğini,

bir kısım kararların ya tebliğ edilmediğini ya da geç tebliğ edildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§

16, 17).

75. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (k) bendi, yakalanan veya tutuklanan kişilere yakalama ve tutuklama

işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları

durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine

imkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yolun

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer

Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No:

2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40).

76. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada

ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla

kişinin tutukluluk hâli sona erer (Korcan Polatsü, B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 33). Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlü hâle gelmiş

ise itirazların geç değerlendirilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesince verilecek

bir ihlal kararı başvurucunun serbest kalması sonucunu doğurmayacak, ayrıca

serbest bırakma talebine ilişkin başvuru hakkı bakımından da bir etki sağlamayacaktır.

Bu durumda yalnızca hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar

tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları

bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru yollarının

tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel başvuruda

bulunulması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi

Peksak, B. No: 2017/29428, 17/7/2019, §§ 101-112).

77. Anayasa Mahkemesi, yukarıda atıf yapılan Ali

Efendi Peksak, Cafer Yıldız ve Yaşar Saçlı kararlarında

kişinin tahliye edilmesi ya da hükümlü hâle gelmesi durumunda asıl dava

sonuçlanmamış da olsa bu şikâyetler bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır. Somut olayda başvurucu, 30/10/2018

tarihinde tahliye edilmiş; 10/4/2019 tarihli karar ile de mahkûmiyetine karar

verilmiştir. Mahkûmiyet kararıyla birlikte tahliye kararında olduğu gibi

tutukluluk hâli sona erdiği için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davasının bu durumda da etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak, §§

101-112).

78. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,

etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan

bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile

bağdaşmamaktadır.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

6. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne

Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

80. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma

yapılmadığını ve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

81. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§§16, 17).

82. Anayasa Mahkemesi Salih Sönmez kararında

tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi

anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının

başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağını ve serbest

kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun

süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa

belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır (Salih

Sönmez, §§ 166-177).

83. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda, bu tür

ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

84. Somut olayda başvurucu, tutuklandığı 21/7/2016

tarihinden 1 yıl 9 ay 4 gün sonra 25/4/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve

itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur.

Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Özel Hayata

ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

86. Başvurucu; görevli ve yetkili olmayan merciler

tarafından hukuka aykırı olarak, ağır cezalık suçüstü hâli olmadan arama kararı

verildiğini, haksız olarak evinde ve iş yerinde yapılan arama ve elkoyma

işlemleri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Arama Kararı Yönünden

87. Anayasa Mahkemesi Hülya Kar (B. No:

2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin maddi hakları ihlal

ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması gereken denetimin

sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren makamların tedbir

uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme yapabilecek konumda

olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Bu

doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan

ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak

kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden daha ileri bir değerlendirme yapılması

gerektiği kabul edilmiştir (Hülya Kar, §§ 21-46).

88. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.

Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygı

haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç

delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

89. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa

Mahkemesi kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu

koruma tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç

şüphesi bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve

kesin bir hukuki düzenlemeye dayanmakta olup itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı başvurucuya tanınmıştır.

Bundan başka tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Koruma

tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca

ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

90. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi,

uygulanma tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır

olduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu

da bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Elkoyma

Kararı Yönünden

92. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271

sayılı Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işleminin

hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılama

sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve cep

telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade edilmesi mümkün

olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler

alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan

veya zamanında geri verilmeyen" kişilerin uğramış olduğu maddi

zararları isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma

nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat yoluna başvurmak suretiyle tazmin

edebilmesi de mümkün olacaktır. Öte yandan başvurucu, elkoyma kararına karşı

itiraz yoluna başvurduğu yönünde bir iddia ve kanıt da sunmamıştır. Dolayısıyla

başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin

yapıldığı anlaşılmaktadır.

93. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

94. Başvurucu, soruşturma yapılan hâkim ve savcılara ait

listenin -listede eşlerinin isimleri ve görev yerleri de yazdığı hâlde- basına

sızdırıldığını, bu nedenle masumiyet karinesi ile özel hayat ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

95. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Bu itibarla somut

olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün masumiyet karinesine

yönelik olduğu anlaşılmakla bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38.

maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

96. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların

tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276,

9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19;

Musa Yılmaz Acar, B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 42; Emrullah

Tayıpoğlu, B. No: 2017/21511, 4/4/2018, § 108).

97. Somut olayda başvuru formu incelendiğinde

başvurucunun ihlal iddialarını soyut ve genel ifadelerle ileri sürdüğü, bunun

haricinde ne basına sızdırıldığını iddia ettiği belgelere ilişkin ne de hangi

basın yayın organında adı geçen belgelerin yayımlandığına ilişkin herhangi bir

bilgi vermediği, iddiasını bir kanıt unsuruna dayandırmadığı görülmüştür.

Dolayısıyla başvurucu, bu koşulları yerine getirmeyerek iddialarını

temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır

(Veli Özdemir, § 26).

98. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

99. Başvurucu; gözaltında tutulma koşullarının insani

olmadığını, beslenme için temin edilen gıdanın yeterli olmadığını, kalabalık

nezarethanede ters kelepçeli olduğu hâlde tutulduğunu, tuvalet ihtiyaçlarının

dahi karşılanmasında sorun çıkartıldığını, ters kelepçe uygulamasının ilk

gözaltına alındığı günün gecesi de devam ettiğini, bu nedenle bileğinde yaralar

oluştuğunu, ertesi gün yine ters kelepçe olduğu hâlde işyeri araması için

adliyeye götürüldüğünü ve insanlara teşhir edildiğini, aynı şekilde sağlık

kontrolüne de özellikle darbe girişimine tepki göstermek için bekleyen

insanların arasından geçirilmek suretiyle götürüldüğünü, nezarethanede aynı

şekilde duvara karşı uzun süre ayakta bekletildiğini, gözaltının üçüncü günü

adliyeye sevk edildiği esnada da kelepçe uygulamasının devam ettiğini, sorgu

için adliyeye sevk edildikleri günün gecesi adliyenin mescidinde ters kelepçeli

olarak yatırıldığını, ertesi gün sorguya kadar geçen süreçte de yine aç ve

susuz bir şekilde ayakta bekletildiğini, bu şekilde yorgun ve bitkin olduğu

hâlde ifadesinin alındığını, söz konusu kötü muamele iddialarını tahliye

talepli ve tutukluluğa itiraz dilekçelerinde ileri sürmesine rağmen kamu

makamlarının harekete geçmediğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

100. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

101. Somut olayda başvurucu, gözaltı sürecindeki kötü

muamele iddialarına ilişkin genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı

anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun anılan

iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir.

102. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu

konudaki kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

103. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal

başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tahliye taleplerinin ve itirazların süresinde

değerlendirilmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Arama kararı dolayısıyla özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Elkoyma kararı dolayısıyla özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

10. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 11/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Basri BAĞCI Raportör : Duygu KALUKÇU Başvurucu : S.Z. Vekili : Av. Özgür KUMAŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/5934, 11 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Kişi
  14. B. Özel Hayata
  15. C. Masumiyet
  16. D. Kötü Muamele
  17. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  18. B. 1. Gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi
  19. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/5934
Tarih
11 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • A.t. Başvurusu (B. No: 2017/23145)
  • M.ı. Başvurusu (B. No: 2018/35592)
  • Sınırlı Sorumlu Torbalı Metropolis Şehiriçi Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2018/8951)
  • Aynur Aksu Başvurusu (B. No: 2018/27295)
  • Aydın Görkem Kırtasiye Tem. İnş. Elk. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2018/24538)
  • Erdi Orman Başvurusu (B. No: 2017/24079)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.