İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Salim Dalbudak Başvurusu (B. No: 2015/19507)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

Başvuru No2015/19507Tarih12 Aralık 2018Okuma16 dk · 3.123 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Salim Dalbudak Başvurusu

Karar tarihi
12 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2015/19507
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.123 kelime·16 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması ve resen yapılan tutukluluk incelemelerinde Cumhuriyet savcısının

ve başvurucunun görüşleri sorulmadan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine aykırı olarak tutukluluğun devamına karar verilmesi nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın makul sürede bitirilememesi

nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca taksirle birden fazla

kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verme suçundan başlatılan soruşturma

kapsamında gözaltına alınan başvurucu Savcılık tarafından alınan ifadesinde

özetle trafik kazasının meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun olmadığını

belirterek suçlamayı kabul etmemiştir.

7. Başvurucu Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan

sorgusunun ardından anılan suçtan 23/11/2013 tarihinde tutuklanmıştır.

Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelinin üzerine atılı suçunun

niteliği, atılı suçun kanun maddesindeki ceza üst sınırı, olayda birden fazla

kişinin ölümüne ilişkin olgu, olaya ilişkin 20/11/2013 tarihli 17.00 saatli

trafik kazası tespit tutanğı içeriği olaya ilişkin

20/11/2013 tarih 19.30 saatli olay yeri inceleme raporu ve ekindeki krokiler,

kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların varlığı, dosya kapsamı dikkate

alındığında adli kontrol hükümlerinin de evrak kapsamına göre yetersiz kalacağı

düşünülmekle CMK'nın 100. ve mütakip

maddeleri uyarınca ... [tutuklanmasına karar verildi]"

8. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 13/12/2013 tarihli

iddianamesi ile başvurucu hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve

yaralanmasına sebebiyet verme suçundan Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinde

(Mahkeme) kamu davası açmıştır.

9. Mahkeme 20/12/2013 tarihinde iddianameyi kabul etmiş ve

E.2013/393 sayılı dosya üzerinden yargılama başlamıştır.

10. Mahkeme 11/11/2015 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, başvurucunun bu karara yaptığı

itirazını ise Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi 30/11/2015 tarihinde

reddetmiştir.

11. Başvurucu 14/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

12. Mahkeme 24/2/2016 tarihindebaşvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, başvurucunun bu karara yaptığı

itirazı inceleyen Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi "Sanığın üzerine atılı suçun niteliğine göre (2-15 yıl arası)

verilebilecek ceza miktarı, denetimli serbestliğe ayrılma süresi, dosyanın

karar verilme süreci ile tutuklu kaldığı süre değerlendirildiğinde Yargıtay

safhası ile tutukluluğun infazı tamamlamaya varabileceği tutuklanmasının

amacını aşabileceği... " şeklindeki gerekçeyle itirazı kabul

ederek başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.

13. Mahkeme 23/5/2016 tarihindebaşvurucunun

anılan suçtan 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

14. UYAP ve Yargıtay dosya sorgulama sisteminden yapılan

incelemeye göre dava temyiz aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Taksirle öldürme" kenar

başlıklı 85. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da

bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin

yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

16. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

..."

17. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

18. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 12/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, tutuklamayı gerektirecek somut bir delil olmadığı

hâlde tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

22. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

23. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

24. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

25. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

26. Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir

müdahale, Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin

ölçütlerin belirlendiği 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı

müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple

sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin

niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili

maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi

gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

27. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olguların

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72).

28. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçmayı ya da

delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde de tutuklama nedenleri sayılmıştır. Buna

göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran

somut olguların bulunması, şüpheli ya da sanığın davranışlarının delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur yahut başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması

hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği

konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

29. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan tutuklamayı

zorunlu kılan ibaresiyle de tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine

işaret edilmektedir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama

tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı

karşısında ölçülü olmasıdır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde;

tutuklama tedbirinin işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri

ile ölçülü olmaması hâlinde tutuklama kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir (Halas Aslan, § 72).

30. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123).

31. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124). Nitekim 5271 sayılı

Kanun'un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; tutuklamaya ilişkin

kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği belirtilmiştir (Halas Aslan, § 75; Selçuk Özdemir, § 67).

32. Başvurucu, 5237 sayılı Kanun'un 85. maddesinde suç olarak düzenlenen

taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verme

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

33. Bu aşamada tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

34. Somut olayda başvurucu, taksirle birden fazla kişinin

ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verme suçundan tutuklanmıştır. Bakırköy 1.

Sulh Ceza Mahkemesi; tutuklama kararında isnat edilen suçlamaya ilişkin olarak

trafik kazası tespit tutanağı içeriğine, olay yeri inceleme raporuna ve

ekindeki krokilere değinerek kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna

varmıştır (bkz. § 7).

35. Buna göre tutuklama kararında gösterilen delillerin suç

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz olduğu

söylenemez.

36. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.

37. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlediği iddia

olunan suçun niteliğine, suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın

ağırlığına ve dosya kapsamına göre adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına

dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 7).

38. Somut olayda başvurucunun asli kusuruna bağlı olarak meydana

geldiği belirtilen trafik kazası sonucu birden fazla kişi ölmüş ve

yaralanmıştır. Dolayısıyla somut olayın özelliği ve Mahkeme tarafından verilen

kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle

-suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerden yoksun olduğu söylenemez.

39. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

40. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Mahkemenin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını,

işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 7) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu, yargılamayı yapan ve itirazları değerlendiren

mahkemeler tarafından yetersiz gerekçelerle tutukluluğunun devamına karar

verildiğini ve uzun süredir tutuklu olduğunu belirterek Anayasa’nın 19.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

43. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

44. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

47. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

48. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddialarıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

49. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 4/3/2016 tarihinde tahliyesine karar

verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiaları,

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada da incelenebilir.

Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun

makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucular lehine

tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı

sonucuna varılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Silahların Eşitliği ve

Çelişmeli Yargılama İlkelerine Aykırı Davranıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu -herhangi bir tarih belirtmeksizin- Mahkemece

resen yapılan tutukluluk incelemelerinde Cumhuriyet savcısının ve kendisinin

görüşleri sorulmadan karar verildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

52. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın

kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili

bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

53. Başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

54. Somut olayda Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi 7/1/2015,

9/12/2014 ve 3/10/2014 tarihli tutukluluk incelemelerinde Cumhuriyet savcısının

görüşünü sormamıştır. Mahkeme 19/6/2014,15/5/2014, 20/2/2014 ve 20/1/2014

tarihli tutukluluk incelemelerinde ise karar vermeden önce Cumhuriyet

savcısının görüşlerini sormuş ve Cumhuriyet savcısı da görüş bildirmiştir.

Ayrıca Mahkeme tutukluluk incelemelerini 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi

gereğince duruşma açmaksızın dosya üzerinden değerlendirme yaparak karar vermiştir.

Anılan tutukluluk incelemelerinde başvurucunun görüşünün sorulduğuna dair dosya

kapsamında herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaktadır.

55. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple

olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında

süratle karar verebilecek ve kişinin tutulması kanuni değilse salıverilmesine

hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve anılan Anayasa hükümleri, esas olarak tutukluluğun yasallığına

ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan

davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının

incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:

2012/1158, 21/11/2013, § 30).

56. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesinde, soruşturma evresinde

şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler

itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimliği tarafından 100. madde

hükümleri gözönünde bulundurularak, kovuşturma

evresinde ise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında

ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim yahut mahkemece resen karar

verileceği hükme bağlanmıştır.

57. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre yapılacak değerlendirmeler,

resen (ex officio)

yapılmakta olup Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti

kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında

değerlendirilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 32).

58. Bu çerçevede resen gerçekleştirilen tutuklulukla ilgili

incelemeler sonucunda verilen kararlar konu bakımından yetki kapsamı dışındadır

(Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814,

18/6/2014, § 40). Bireysel başvuru kapsamında olmayan bu kararların usulüne

dâhil alt unsurlar da kararlarla aynı hukuki sonuca tabidir.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

61. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

62. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

63. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

öncelikle hukuk sisteminde mevcut idari merciler ve/veya derece mahkemeleri

önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).

64. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında;

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç

veya eksik icra edildiği yahut icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden

önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı

İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin yolu; ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

65. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 35, 36).

66. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı

davranılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Salim

DALBUDAK

Vekili

:

Av. Ahmet

KILIÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/19507, 12 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Makul Sürede
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Özgüldür
  12. Gökcan
  13. Hakyemez
  14. Hatipoğlu
  15. Dalbudak
  16. Kılıç
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/19507
Tarih
12 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • Arif İbiş Başvurusu (B. No: 2014/16836)
  • Fatma İskender ve Utku İskender Başvurusu (B. No: 2015/5055)
  • Meral Özata Özgürol Başvurusu (B. No: 2015/2326)
  • U.s.e. ve Cemal Bozkurt Başvurusu (B. No: 2015/1549)
  • Cafer Fidanoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/27932)
  • Selime Akyar Başvurusu (B. No: 2015/10313)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.