İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şehnaz Ayhan Başvurusu (B. No: 2013/6229)

1. Başvurucu, görev yaptığı

Başvuru No2013/6229Tarih15 Nisan 2014Okuma14 dk · 2.802 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şehnaz Ayhan Başvurusu

Karar tarihi
15 Nisan 2014
Başvuru Numarası
2013/6229
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.802 kelime·14 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, görev yaptığı

üniversite rektörünün hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle kendisine mobbing uygulanması ve şahıs hakkında açtığı tazminat

davasının yanlış hukuki nitelendirme yapılmak suretiyle reddedilmesi nedeniyle,

Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı

maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 13/8/2013 tarihinde

Bitlis Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölümün Birinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

belirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu tarafından

2/8/2010 tarihinde Bitlis Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/237 sayılı dosyası

üzerinde, 11/8/2008 tarihinde Bitlis Eren Üniversitesi genel sekreterliğine

atamasının yapıldığı ve bir süre görev yaptığı, yeni seçilen rektör ve

yardımcılarından oluşan yönetimle de bir süre beraber çalıştığı, ancak daha

sonra görev yerinin değiştirilerek Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu

sekreterliğinde görevlendirildiği, yargı kararı ile göreve dönmesine

hükmedilmesine rağmen kararın yönetim tarafından yerine getirilmeyerek,

akabinde, açtığı dava nedeniyle kendisini yıpratmak ve görevinden uzaklaştırmak

için dayanaksız disiplin soruşturmaları açıldığı ve yapılan bu işlem ve

eylemler nedeniyle ruh sağlığı bozulmak ve çalışma şevki kırılmak suretiyle

manevi zarara uğratıldığı belirtilerek, 10.000,00 TL manevi tazminatın

üniversite rektöründen tahsili talebiyle tazminat davası açılmıştır.

6. Bitlis Asliye Hukuk

Mahkemesinin 21/3/2013 tarih ve E.2010/237, K.2013/82 sayılı kararıyla,

Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası ve 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı

Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca, kamu görevlilerinin

yetkilerini kullanırken işlemiş oldukları kusurlu davranışlarından dolayı

açılacak tazminat davalarının, ilgili kamu görevlisine değil, kamu idaresi

aleyhine açılabileceği belirtilerek, başvurucunun davasının husumet yokluğu

nedeniyle reddine karar verilmiştir.

7. Karar temyiz edilmekle,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24/6/2013 tarih ve E.2013/10338, K.2013/12157

sayılı kararı ile onanmıştır.

8. Onama kararı 23/7/2013

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu 13/8/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

9. 657 sayılı Kanun’un 13.

maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

10. Mahkemenin 15/4/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/8/2013 tarih ve 2013/6229

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

11. Başvurucu, 11/8/2008

tarihinde Bitlis Eren Üniversitesi genel sekreterliğine atamasının yapıldığını

ve bir süre görev yaptığını, yeni seçilen rektör ve yardımcılarından oluşan

yönetimle de bir süre beraber çalıştığını, ancak daha sonra şifahen kendisinden

görevinden istifa etmesinin talep edildiğini, bu teklifi kabul etmemesi üzerine

görev yerinin değiştirilerek Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu

sekreterliğinde görevlendirildiğini, belirtilen idari işlem aleyhine açtığı

iptal davası neticesinde yargı kararı ile göreve dönmesine hükmedildiğini,

ancak üniversite yönetimince şeklen yargı kararının uygulanması yolunda karar

alınmasına rağmen hakkında bir çok kez disiplin soruşturması yapılarak ceza

verildiğini ve yeniden görev yerinin değiştirildiğini, devam eden süreçte

dördüncü defa yargı kararı ile görevine iadesine hükmedilmesine rağmen

yönetimce yeniden başka bir birime atamasının yapıldığını, yapılan tüm disiplin

ve görev değişikliği işlemlerinin hukuka aykırı olup kendisini yıldırmak ve

cezalandırmak amacıyla yapıldığını, yönetimce bazı yüksek okul personelinin

teşvik edilmesi suretiyle oluşturulan soyut ve gerçeğe aykırı gerekçelerle

hakkında keyfî disiplin işlemleri yapıldığını, sicil raporlarının dayanağı

olmadan olumsuz şekilde tanzim edildiğini, beş yıl içerisinde il içi ve il dışı

olmak üzere on beşe yakın farklı birimde görev yapmak zorunda kaldığını,

yıldırma ve yıpratma amacıyla ve muadil görevlerde bulunan kişilere nazaran çok

farklı şekilde, fiziksel koşulları uygun olmayan yerlerde görev yapmak zorunda

bırakıldığını, belirtilen eylem ve işlemlerin özellikle üniversite rektörünün

kendisine duyduğu şahsî husumet nedeniyle yapıldığını ve tüm bu hususların

baskı, yıldırma ve caydırma yöntemi olan ve mobbing

diye tarif edilen davranış biçimini oluşturduğunu, manevi zararının giderilmesi

hususunda açtığı davada üniversite rektörünün kastî davranışları nedeniyle

tazminat talep etmiş olmasına rağmen, Mahkemece yanlış hukuki nitelendirme

yapılmak suretiyle davasının reddedildiğini beyan ederek, Anayasa’nın 17. ve

36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

12. Başvurucu, görev yaptığı

kurumda maruz kaldığı mobbing uygulaması nedeniyle

açtığı manevi tazminat davasında, üniversite rektörünün kastî davranışları

nedeniyle tazminat talep etmiş olmasına rağmen, davasının Mahkemece yapılan

yanlış hukuki nitelendirme sonucunda reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

13. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

14. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olayların

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama

sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir

uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil

olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.

Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir

hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No. 2012/1027,

12/2/2013, §§ 25–26).

15. Başvurucu tarafından, yanlış

hukuki değerlendirme yapılarak tazminat talebinin husumet yokluğundan

reddedildiği belirtilmekte olup, başvurucunun belirtilen iddiasının özünün

derece mahkemelerince maddi olayların nitelendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

16. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun belirtilen iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası da

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

17. Başvurucu, görev yaptığı

üniversite yönetimi ve özellikle rektörünün hukuka aykırı eylem ve işlemleri

nedeniyle kendisine mobbing uygulanması ve açtığı

tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 17. maddesinde

tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

18. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

19. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimseye işkence

veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”

20. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

21. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve

manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin

kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No. 2013/2187, 19/12/2013, §

30).

22. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”,

“eziyet” yapılamayacağı ve

kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3.

maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarları kapsamaktadır.

Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunluk farkı bulunmakta

olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağır şekilde zarar

veren muamelelerin “işkence”, bu

seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcı

nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi

mümkündür (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 22).

23. Ancak, bir eylemin

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari

bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak bir

değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel ve

manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Somut olaydaki veriler

ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise,

diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

24. AİHM içtihadında da, başvuru konusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesinin

güvence kapsamında yer alması için minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul

edilmekte ve acımasız, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın

ağır ve kasıt içeren şekli olarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya

eziyet uygulanması, acının kasıtlı olarak uygulanması ve bilgi almak,

cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir muameleyi içermesi gerektiği

benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce uygulanan ve gerçek yaralar ve

en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektiren muameleler ise insanlık dışı muamele

olarak değerlendirilmektedir. Küçük düşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku

ve aşağılık duygusu oluşturan, küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan

muameleleri ifade ettiği kabul etmekte ancak, söz konusu muamelenin amacının

ilgili kişiyi küçük düşürmek veya alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları

itibarıyla mağdurun kişiliğini Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir

olumsuzlukta etkileyip etkilemediği üzerinde durulmaktadır ( Bkz. Costello-Roberts/Birleşik

Krallık, B. No. 13134/87, 25/3/1993, § 30; Labita/İtalya, [BD], B. No. 26772/95, 06/04/2000, § 120, Hurtado/İsviçre, B. No. 17549/90, 28/1/ 1994, § 67).

25. Yukarıda yer verilen

tespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareket

ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal

değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol

açması ve bu etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını

çağrıştırması mümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3.

maddesi anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu

kavramların Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence,

eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak

nitelendirilebilmesi için, mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra

muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel

ve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir.

26. Belirtilen tespitler

ışığında somut olay incelendiğinde, başvurucu tarafından esasen, kendisini

yıpratmak ve görevinden uzaklaştırmak için dayanaksız disiplin soruşturmaları

açıldığı, görev yerinin değiştirildiği, sicil raporlarının olumsuz şekilde

tanzim edildiği, yapılan bu işlem ve eylemler nedeniyle ruh sağlığı bozulmak ve

çalışma şevki kırılmak suretiyle manevi zarara uğratıldığı ve bu kapsamda

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla başvuruda bulunulduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddia edilen eylemlerin fiziksel ve

manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi

neticesinde; sicil notunun olumsuz olarak tanzimi, göreve iadesine dair yargı

kararlarının yerine getirilmemesi ve görev değişikliği neticesinde fiziki

koşulları muadil görev yerlerine göre iyi olmayan ortamlarda çalışmak durumunda

kalması şeklindeki eylemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, başvurucu

üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olması mümkün olmakla birlikte, özellikle

kamu görevlisi olan başvurucu hakkında disiplin soruşturması yürütülerek görev

yerinin değiştirilmesinin, muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle

meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından, başvurucunun yaşı ve

mesleki statüsü de nazara alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

27. Bu nedenle başvurucunun

şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile bağlantılı olarak

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun

görülmüştür.

28. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

29. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

30. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak

ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun

yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No. 2012/1027, 20, 12/2/2013,

§§ 19–20; B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 26).

31. Ancak belirtilen hükümlerde

yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması

gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî

olarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde

münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca

hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda

bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir

biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden

başvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine

getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi

gerekir (B. No. 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan /Türkiye,

B. No. 22277/93, 27/7/2000, §§ 56–64).

32. Bireyin fiziksel ve zihinsel

bütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle

yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına yönelik olarak

yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif

yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka cezai soruşturma ve

kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız müdahalelere karşı

bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür. Nitekim fiziksel ve

zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki

koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing

teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırma türünden davranış grubu

olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlere benzer eylemlerin içinde

ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yer alması durumunda, bu

alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmakla beraber, özel hukuk

anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konu edilebildiği görülmektedir.

Yargı kararları nazara alındığında, belirtilen tazmin imkanının, kişinin kamu

görevlisi veya özel hukuka tabi bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev

yapması nazara alınarak, hem idari yargı hem de adli

yargı alanında yer alan yargısal makamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır

(Y.H.G.K. 25/9/2013 tarih ve E.2012/9-1925, K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi

16/4/2012 tarih ve E.2008/10606, K.2012/1736). Dolayısıyla bir bireyin, somut

başvuruda belirtilen fiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel

bütünlüğüne müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderim

sağlaması mümkündür (B. No. 2013/1123, 2/10/2013, § 35).

33. Hukuka veya sözleşmeye

aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi

yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarak

adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış

grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda

açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer

verilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun

istisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza

hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında

objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk

alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı

kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun

yanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma

imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazmin

yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu

nazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer

uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı

sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır.

34. Başvuruya konu olayda,

başvurucu tarafından Bitlis Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/237 sayılı dosyası

üzerinde, kendisini yıpratmak ve görevinden uzaklaştırmak için dayanaksız

disiplin soruşturmaları açıldığı ve yapılan bu işlem ve eylemler nedeniyle ruh

sağlığı bozulmak ve çalışma şevki kırılmak suretiyle manevi zarara uğratıldığı

belirtilerek, 10.000,00 TL manevi tazminatın üniversite rektöründen tahsili

talebiyle tazminat davası açıldığı ve Bitlis Asliye Hukuk Mahkemesinin

21/3/2013 tarih ve E.2010/237, K.2013/82 sayılı kararı ile, Anayasa’nın 129.

maddesinin beşinci fıkrası ve 657 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca, kamu

görevlilerinin yetkilerini kullanırken işlemiş oldukları kusurlu

davranışlarından dolayı açılacak tazminat davalarının, ilgili kamu görevlisine

değil, kamu idaresi aleyhine açılabileceği belirtilerek, başvurucunun davasının

husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği, Mahkemece, başvurucu

tarafından fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü ihlal ettiği iddia edilen mobbing eylemlerine ilişkin uyuşmazlığın esastan

incelenmeyerek, husumetin yanlış yöneltildiği tespitine dayalı olarak talebin

usulden reddedildiği, ancak başvurucu tarafından somut başvuru açısından daha

etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma imkanı kapsamında, belirtilen

Mahkeme kararındaki tespitler de nazara alınmak suretiyle dava açma yoluna

gidilmediği anlaşılmaktadır.

35. Yukarıda yer verilen

tespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler ile

ilgili olarak, başvurucu tarafından husumet nedeniyle reddedilen dava

sonrasında görevli ve yetkili yargı yerine ihlal iddiasına ilişkin giderim

talebiyle başvuruda bulunulmamış olduğu nazara alındığında, Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için etkili başvuru yollarının tüketilmesi

koşulunun yerine getirildiği söylenemez.

36. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler ile

ilgili olarak, görevli ve yetkili yargı mercileri nezdinde somut başvuru

açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma imkânı

kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun

olması”,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının

“başvuru yollarının tüketilmemesi”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

15/4/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Şehnaz AYHAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6229, 15 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6229
Tarih
15 Nisan 2014

İlgili Kararlar

  • Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/711)
  • Yaman Akdeniz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3986)
  • Aslı Kırmızı Demirseren Başvurusu (B. No: 2013/5680)
  • Ünal Özfuçucu Başvurusu (B. No: 2013/5921)
  • Ejder Özkaya Başvurusu (B. No: 2013/2228)
  • Ali Öksüz Başvurusu (B. No: 2013/6065)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.