İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selahattin Kayaalp Başvurusu (B. No: 2016/77848)

1. Başvuru; hâkim olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

Başvuru No2016/77848Tarih26 Eylül 2019Okuma29 dk · 5.880 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Selahattin Kayaalp Başvurusu

Karar tarihi
26 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2016/77848
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.880 kelime·29 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; hâkim olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın

yapılması, sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele

yasağının, arama ve elkoyma kararı nedeniyle özel

hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının, mal varlığına tedbir konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının; savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle adil

yargılanma hakkının, ihraç kararı nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Danıştay tetkik hâkimi olarak görev yapmıştır.

9. Darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başvurucu hakkında FETÖ/PDY'nin hiyerarşik

yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 19/7/2016

tarihli kararı ile başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiş ve

24/8/2016 tarihinde başvurucu meslekten ihraç edilmiştir.

11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ankara 1.

Sulh Ceza Hâkimliği 19/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında yürütülen

soruşturmaya ilişkin olarak müdafinin ve tarafların dosya içeriğini

incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 153. maddesi uyarınca kısıtlanmasına,

yakalanan kişinin veya şüphelilerin ifadelerini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanakların kısıtlama kararından ayrı tutulmasına karar

vermiştir.

12. 21/7/2016 tarihinde evinde yapılan arama sonunda

başvurucunun bilgisayarlarına, cep telefonuna, SİM kartına ve elektronik imza

kartına el konulmuştur. Başvurucu aynı gün gözaltına alınmıştır.

13.Savcılık 22/7/2016 tarihinde müdafii

huzurunda başvurucunun ifadesini almıştır. İfade sırasında, başvurucuya

suçlamalar bildirilmiş ve FETÖ/PDY ile bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya

yönelik sorular yöneltilmiştir. Bu kapsamda FETÖ/PDY'ye

ait evlerde ve yurtlarda kalıp kalmadığı, himmet verip vermediği, Bank Asyaya para yatırıp yatırmadığı, bu yapıya ait gazete,

dergi vb. yayın aboneliğinin bulunup bulunmadığı, yurt dışı gezilerine katılıp

katılmadığı, Adalet Akademisinde sınıf temsilciliği, Albüm Kurulu üyeliği yapıp

yapmadığı, HSYK seçimlerinde görev alıp almadığı, darbe girişimi ile bağlantısı

olup olmadığı şeklinde sorular sorulmuştur. Başvurucu, ifadesinde; bu yapıya

ait dershanelerin başarılı olduğunu düşündüğü için buralara gittiğini, herhangi

bir yönlendirme yapılmadığını, üniversitede okurken dayısının oğlu ile birlikte

kaldığını, hukuk fakültesini ve hâkimliği kendi iradesi doğrultusunda tercih

ettiğini, hâkimlik sınavına okul arkadaşı olan A.D. ile birlikte bir evde

çalıştığını, evlenince bu evden ayrıldığını, staj döneminde herhangi bir

sohbete, toplantıya katılmadığını, Adalet Akademisinde bir görevinin

olmadığını, sınıf arkadaşı olması münasebetiyle eşiyle tanıştığını, Danıştaydaki konum tercih edilen bir konum olmadığından Danıştaya gitmek için ayrı bir çaba göstermediğini,

herhangi bir referansa da ihtiyaç duymadığını, Danıştayda

görev yaptığı sürece yurt içi veya yurt dışında herhangi bir geziye

katılmadığını, bu yapıyla bağlantılı bir banka ya da finans kuruluşu ile işlem

yapmadığını, bu yapıya herhangi bir yardımda bulunmadığını, HSYK seçimlerinde

herhangi bir görev almadığını, darbe teşebbüsüyle herhangi bir bağlantısının

olmadığını beyan etmiştir.

14. Başvurucu 22/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle Ankara

6. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında,

başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu belirtilmiştir.

15. Başvurucu, Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016

tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.

Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelilerin (başvurucuyla birlikte

toplam beş şüpheli) üzerlerine atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin

bulunması, gelinen soruşturma aşaması itibariyle delillerin henüz tamamen

toplanmamış bulunması, şüphelilerin eylemlerinin sabit olması halinde kanunda

öngörülen cezanın alt ve üst sınırları dikkate alındığında şüphelilerin kaçma

ve delilleri karartma ihtimallerinin mevcut olması veaçıklanan

nedenlerle adli kontrol uygulamasının da yetersiz kalacağı, şüphelilerin

üzerlerine atılı suçun CMK 100/3 maddesi hükmündeki suçlardan olması da

değerlendirilerek CMK’nun 100. maddesi ile ilgili

düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnat

olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin CMK.nun 101 maddeleri uyarınca ayrı ayrı

tutuklanmalarına... [karar verildi.]"

16. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 10/10/2016 tarihinde

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Bu karar başvurucuya

31/10/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu, anılan karara itiraz etmesine rağmen itirazına

cevap verilmediğini belirterek 18/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 6/3/2018 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

19. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle

özetlenebilir:

- HTS analiz raporunda, başvurucunun FETÖ/PDY'ye

üye oldukları isnadı ile soruşturulan diğer şüpheliler, terör örgütü ile

irtibatlı kurum ve kuruluşlar, yabancı şahıslar ile görüşmeler yaptığı

belirtilmiştir.

-Emniyet Genel Müdürlüğünce düzenlenen 15/5/2017 tarihli ByLock tespit

ve değerlendirme tutanağında, başvurucunun 28/8/2014 tarihinde ByLock

uygulamasını kullandığı belirtilmiş; UYAP kayıtlarına göre de hattın

başvurucuya ait olduğu ifade edilmiştir.

- R.Ü. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/104109

sayılı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatı ile alınan 9/9/2016 tarihli

ifadesinde; başvurucunun örgüt mensubu olduğunu, Çankaya bölgesi grubunda yer

aldığını, bu grupta yer alan kişilerin yargı mensuplarının çocuklarının FETÖ/PDY'ye ait evlerdeki eğitimleriyle ilgilendiğini

belirtmiştir.

- U.E. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/104109

sayılı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatı ile alınan 18/10/2016 tarihli

ifadesinde, başvurucunun örgüt mensubu olduğunubeyan

etmiştir.

- H.E. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/103606

sayılı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatı ile alınan 8/12/2016 tarihli ifadesinde,başvurucunun örgüt

mensubu olduğunubeyan etmiştir.

-M.A. HSYK müfettişlerince tanık sıfatı ile alınan 26/7/2016

tarihli beyanında; başvurucunun örgüt mensubu olduğunu, adli hâkimlik

mülakatında referans olması için başvurucunun yanına gittiğini, konuşmaları

sırasında başvurucunun Yargıtay üyelerinin çocuklarının eğitim takibini yapan

kişilerden sorumlu olduğunu söylediğini ileri sürmüştür.

20. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi 22/3/2018 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama,

Mahkemenin E.2018/221 sayılı dosyası üzerinden başlamıştır.

21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 25/4/2018 tarihinde,

başvurucunun Kamu Personeli Seçme Sınavı sorularını önceden temin ettiği

iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik, kamu

kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından cezalandırılması

istemiyle Ankara 29. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır. Bu dava,

Mahkemenin E.2018/56 sayılı dosyasında görülmeye başlanmıştır.

22. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi 13/9/2018 tarihli kararıyla

E.2018/221 sayılı dava dosyasının Ankara 29. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2018/56

sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.

23. Ankara 29. Ağır Ceza Mahkemesi de 26/9/2018 tarihli

kararıyla E.2018/56 sayılı dava dosyasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2018/221 sayılı dava dosyasıyla birleştirilmesine karar vermiştir.

24. Birleştirme konusunda uyuşmazlık çıkması üzerine Ankara

Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi 7/11/2018 tarihli kararıyla Ankara 29.

Ağır Ceza Mahkemesinin 26/9/2018 tarihli kararının kaldırılmasına ve yargılamanın Ankara 29. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2018/56 sayılı dosyası üzerinden yürütülmesine kesin olarak

karar vermiştir. Bu dava daha sonra Mahkemenin E.2018/1484 sayılı dosyasına

kaydedilmiştir.

25. Ankara 29. Ağır Ceza Mahkemesi 27/3/2019 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 hapis cezası ile

cezalandırılmasına diğer suçlardan beraatine karar

vermiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun hükümle birlikte tahliyesine karar

vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde

de, her ne kadar sanığın, kendisini alacağı cezadan kurtarmaya matuf olarak

aşamalarda inkar etse de, silahlı terör örgütü üyelerinin kendi aralarında

iletişim amaçlı kullandıkları Bylock isimli şifreli

ve gizli mesajlaşma ve iletişim yazılımını28/8/2014 tarihinden itibaren ...

Numaralı, ... IMEİ numaralı cihaz üzerinden 28/8/2014 tarihinden itibaren

kullandığının tespit edildiği, sanığın getirtilen CGNAT kayıtlarından Bylock programının kullandığı hedef IP numaralarına 725 kezbağlantı kayıtlarının tespit edildiği, ID numarasının

..., kullanıcı adının ..., şifresinin ... olduğu ,ayrıca sanığın yapıya ait

yüksek yargı mensuplarının çocuklarıyla ilgilenen eğitim biriminden sorumlu

kişilerden biri olduğu yönündeki tanık beyanlarının duyum ve kanaatlerden

ibaret olmadığı sanığın faaliyetlerine ilişkinolarak

yer zaman somut olay şeklinde birbirleriyle uyumlu beyanlar içerdiği,

dolayısıyla örgütün amaçları doğrultusunda örgüt lehine faaliyetlerde

bulunduğu, bu yöndeki tespit edilen eylemlerin sanığın silahlı örgütün kuruluş

amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek ve örgütün kullanmış olduğu

şifreli haberleşme programını da bu doğrultuda kullanarak gönüllü olarak örgüt

hiyerarşisi içerisinde olmayı tercih etmek suretiyle, örgütün yapısına dahil olduğuna,

FETÖ/PDY nin amaç ve ilkelerini gerçekleştirebilmek

amacıyla örgüt stratejisini benimsendiğine dair kesin delil teşkil ettiği ve bu

yöndeki iddia ile tereddütsüz olarak örtüştüğü, bu haliyle sanığın eyleminin

sübut bulduğu, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre sanığın üzerine

atılı eylemi gerçekleştirdiği kanaatine varılmakla, sanığın bu eylem nedeniyle

kendisini alacağı cezadan kurtarmaya matuf bulunan savunmasına itibar

edilmeyerek, suçun işleniş biçimi, sanığın kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve

saik ve eylem yoğunluğu dikkate alındığında alt hadden ayrılınması

gerektiği anlaşılmış sabit olan eylemine uyan TCK nın

314/2, 3713 sayılı yasanın 5/1, TCK nın 58/9, 53, 63.

maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir."

26. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup istinaf

incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

28. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

31.3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da,

bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya

amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

32. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

33. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın tutuklandığını,

tutuklama kararında herhangi bir delil ortaya konulamadığını, tutuklama

nedenlerinin bulunmadığını, adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağının

açıklanmadığını, bu şekildeki bir tutuklama tedbirinin masumiyet karinesine

aykırı olduğunu, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarının gerekçesiz

olduğunu, tutuklama dolayısıyla maaşının yarısının kesildiğini, tutuklamaya

konu suçlamanın manevi varlığına zarar verdiğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği, adil yargılanma, mülkiyet, maddi, manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36.Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

37. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının

tutuklamanın hukukiliğine ilişkin olduğu değerlendirilmiştir. Bu nedenle anılan

şikâyetlerin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

40. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

41. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme, Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Mahkeme ayrıca 15 Temmuz darbe

teşebbüsü sonrasında olağanüstü hâl ilanına dair usule ilişkin süreçler

tamamlanıncaya kadar kamu otoritelerinin aldığı tedbir ve önlemlerin temel hak

ve özgürlükler üzerindeki etkisinin de Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 241).

42. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır (bkz. §§ 16, 23).

Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan

olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

43. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

44.Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Özcan Güney

(B. No: 2017/20709, 15/11/2018, §§ 57-62) başvurusu hakkında verilen karar.

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

45.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

46. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

48. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında suç

şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu

belirtilmiştir.

49. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede başvurucunun

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir. İddianamede ayrıca

başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna yönelik tanık ifadelerine de yer

verilmiştir.

50. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri kararında ByLock uygulamasının soruşturma ve

kovuşturma mercilerince tespit edilen kurumsal

ve ticari mahiyetinin olmaması, uygulama üzerinden yapılan iletişimin

çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ/PDY unsurlarına ait örgütsel

temas ve faaliyetlere ilişkin olması, uygulamayla ilişkili İnternet kaynaklı

yayınların çoğunlukla sahte hesaplar üzerinden yapılması ve burada FETÖ/PDY

lehine paylaşımlarda bulunulması, büyük bir kullanıcı kitlesine sahip

uygulamanın 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde diğer kişilerce bilinmemesi,

kullanıcılarının belirlenmesini önlemeye yönelik olağan dışı işleyişinin ve

şifreleme sisteminin bulunması, kullanımın ancak diğer bir kullanıcının

onaylamasıyla mümkün hâle gelmesi ve bu yönüyle hücre tipi örgütlenmeye

elverişli olması, haberleşme içeriğinin belirli bir süre sonra otomatik olarak

kendiliğinden silinmesi gibi özellikleri (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 106) gözönüne

alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya kullanmak üzere

elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY

ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak değerlendirilebileceğini

belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 267). Buna göre soruşturma makamlarınca veya tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

ve/veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlara yüklemesinin somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri

itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez.

51. Öte yandan soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ifadeleri

alınan tanıkların başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan tanık beyanlarının

kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi, Selçuk Özdemir

kararında; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim

olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzer nitelikteki

tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edildiği bir diğer karar için

bkz. Metin Evecen, B. No:

2017/744, 4/4/2018, § 58).

52. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

53. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 271; Selçuk Özdemir,§ 78).

54. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§

79).

55. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 28, 31) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 29; Gülser Yıldırım (2), [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

56. Somut olayda Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan katalog suçlar arasında olmasına, soruşturma aşaması itibarıyla

delillerin henüz tamamen toplanmamış bulunmasına, kanunda öngörülen cezanın alt

ve üst sınırları dikkate alındığında kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin

mevcut olmasınadayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).

57. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 6. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

58. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

59. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve

niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 350).

60. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

61. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

63. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

2. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğinde bulunmadığını,

bu hâkimliklerin kapalı devre sistemiyle çalıştıklarını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78, 94-97).

67. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma

yapılmadığını ve dinlenilmediğini belirterek Anayasa'nın 19. ve 36.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

70. Bakanlık, görüşünü sunduğu tarih itibarıyla tutukluluğun

duruşmasız olarak incelendiği sürenin (2 ay 18 gün) olağanüstü hâlin şartları

da dikkate alındığında makul olduğunu belirtmiştir.

b. Değerlendirme

71. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§16, 17).

72. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 166-177).

73. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 7/6/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

75. Başvurucu; yeterli havalandırma bulunmayan bir ortamda çok

sayıda kişiyle birlikte gözaltında tutulduğunu, bu sürede yeterli beslenme

imkânının kendisine verilmediğini, beton üzerinde yatmak zorunda bırakıldığını,

hakaretlere maruz kaldığını, ters kelepçe takılarak adliyeye getirildiğini ve

uzun süre aç, susuz ve yorgun bir şekilde adliyede bekletildiğini, bu şekilde

sorgusunun yapıldığını belirterek kötü muamele yasağının ve masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

76.Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltı ve devamında bazı uygulamalar

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla

başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde

kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerekir.

78. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

79. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

80. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

81. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 249).

82. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini,

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

84. Başvurucu; tarafına atanan müdafinin 5 ay boyunca kendisiyle

görüşmeye gelmediğini, etkili bir hukuki yardım alamadığını, hapishanede kitap

sınırlamasının bulunması ile kendisine bilgisayar verilmemesinin savunmasını

yapmasını zorlaştırdığını, gizlilik kararı nedeniyle dosyaya sunulan kanıtlar

hakkında bilgi sahibi olamadığını, bu durumun silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkesine aykırı olduğunu, savunma yapma imkânının kısıtlandığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

85.Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

86. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

87. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

başvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun

başvuru formunda dile getirdiği bu tür şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında

istinaf, temyiz aşamalarında ileri sürebilme, bu aşamalarda inceletme imkânı

bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve istinaf, temyiz

süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin

başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

88. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. İhraç Kararına İlişkin

Şikâyetler

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

89. Başvurucu; kanun hükmünde kararname ile ihraç edilirken

adının internet sitelerinde ve Resmî Gazete'de

yayımlanması nedeniyle hakkında bir yargılama yapılmaksızın terör örgütü

mensubu olarak gösterildiğini, ihraç edilmesi nedeniyle maaşının tamamen

kesildiğini belirterek masumiyet karinesine ve mülkiyet hakkına aykırı hareket

edildiğini ileri sürmüştür.

90. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

91. Başvurucunun 9/1/2017 tarihinde, aynı konuya ilişkin ileri

sürdüğü ihlal iddiaları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu, Birinci Bölüm Birinci Komisyonun 24/7/2017 tarihli ve

2017/8558 başvuru numaralı kararıyla başvurunun bu yönüyle kabul edilemez

olduğuna kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması

nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

E. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Arama Kararı Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

93. Başvurucu; savcı olmaksızın evinde, işyerinde arama

yapıldığını, bu şekilde yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğunu belirterek

özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

94.Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

95. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§21-46).

96. Somut olayda soruşturma mercii tarafından verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.

Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin, suç

delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

97. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya da itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin

durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak

bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

98. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

99. Başvurunun özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun bulunması gerektiği

değerlendirilmiştir.

2. Elkoyma Kararı Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

100. Başvurucu; hukuka aykırı bir şekilde elkoyma

işlemi yapıldığını, elkoyma işlemi sırasında dijital

materyallerden imaj alma işlemi yapılmadığını, kopyasının kendisine

verilmediğini ileri sürmüştür.

101. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

102. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271

sayılı Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma

işleminin hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak

yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital

materyaller ve cep telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade

edilmesi mümkün olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına

veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan

ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya

zamanında geri verilmeyen" kişilerin uğramış olduğu maddi

zararları isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat yoluna

başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de mümkün olacaktır. Dolayısıyla başvurunun

hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin yapıldığı

anlaşılmaktadır.

103. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

F. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

104. Başvurucu, soruşturma kapsamında mal varlığına tedbir

konulduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

105. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

106. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

107. Başvurucu, mal varlığına tedbir konulduğunu ileri sürmüş

ancak buna ilişkin herhangi bir belge sunmamıştır. Dolayısıyla söz konusu

iddianın temellendirilememiş şikâyet kapsamında kabul edilmesi gerekmektedir.

108. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. İhraç kararına ilişkin iddiaların mükerrer başvuru

niteliğinde olması nedeniyle REDDİNE,

7. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın arama kararı yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

8. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Selahattin

KAYAALP

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/77848, 26 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Kötü Muamele Yasağının
  10. C. Adil Yargılanma
  11. D. İhraç Kararına İlişkin
  12. E. Özel Hayata Saygı ve
  13. F. Mülkiyet Hakkının
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Gökcan
  16. Özgüldür
  17. Menteş
  18. Kaya
  19. Kayaalp
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/77848
Tarih
26 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Samanyolu Haber Yayıncılık Hizmetleri A.ş. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17125)
  • A.o.c. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9777)
  • As Elmaslar Nak. Harf. İnş. Maden Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/5849)
  • İhsan Nuri Akpınar Başvurusu (B. No: 2017/35358)
  • R.d. Başvurusu (B. No: 2016/28560)
  • Tarık Kavak Başvurusu (B. No: 2016/22177)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.