İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selçuk Kozağaçlı Başvurusu (B. No: 2014/10715)

1. Başvuru, basın açıklaması dolayısıyla yapılan yargılamada

Başvuru No2014/10715Tarih10 Ocak 2018Okuma20 dk · 3.991 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Selçuk Kozağaçlı Başvurusu

Karar tarihi
10 Ocak 2018
Başvuru Numarası
2014/10715
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.991 kelime·20 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, basın açıklaması dolayısıyla yapılan yargılamada

kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Avukat olan başvurucu olay tarihinde Çağdaş Hukukçular

Derneğinin (ÇHD) başkanıdır. Çağdaş Hukukçular Derneği; 1974 yılında kurulmuş,

12 Eylül 1980 Darbesi ile kapatılmış ve 1991 yılında tekrar kurulmuştur.

22/11/2016 tarihinde ise 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile tekrar

kapatılmıştır.

10. Söz konusu derneğe hukuk fakültesi mezunları ve tüzel

kişiler ile hukuk fakültesi dördüncü sınıf öğrencileri üye olabilmekteydiler.

Kapatılmadan önce genel merkezi Ankara'da olan ve bazı illerde de şubeleri

bulunan ÇHD'nin Dernek Tüzüğü'nün 2. maddesinde

derneğin amacı "Hukukun, insanlığın binlerce yıllık tarihsel kazanımlar

ışığında geliştirilmesi, insanın özgürleşmesi ve demokratiklik temeline dayalı,

toplum bilinci ile güvence altına alınmış bir hukuk sisteminin kurulması, başta

yaşam hakkı olmak üzere temel haklara ve insanlık onuruna yönelik her türlü

saldırının önlenmesi için çalışma yapmak" şeklinde belirtilmiştir.

11. Başvurucu 18/12/2009 tarihinde, adı geçen Dernek'in başkanı sıfatıyla Ankara'da Hâkimler ve Savcılar

Yüksek Kurulu (HSYK) binası önünde "19 Aralık Hayata Dönüş

Operasyonlarının Sorumluları Hesap Versin" konulu bir basın açıklaması

düzenlemiştir. Basın açıklamasının yapıldığı tarihte HSYK Üyesi olan Ali Suat

Ertosun'un Ceza ve Tevkifevleri (CTE) genel müdürü

olarak görev yaptığı dönemde kamuoyunda "Hayata

Dönüş Operasyonu" olarak bilinen operasyonlar yapılmıştır. Ali

Suat Ertosun adli yargıda hâkimlik, adalet müfettişliği ve başmüfettişlik

yaptıktan sonra CTE genel müdürü, HSYK ve Yargıtay üyeliği görevlerinde

bulunmuştur. Basın açıklamasında Ali Suat Ertosun'un operasyonlar sırasında

hayatını kaybeden birçok insanın ölümünden sorumlu olduğu ve yargılanması

gerektiği belirtilerek şu ifadelere yer verilmiştir:

"19 Aralık hapishane katliamını izleyen 9.

sonbahardayız. ...ölüme sebebiyet verenler hesap vermediler. Neden? Çünkü

hesabı sözde soracaklarla hesabı verecekler aynılaşmıştı. Askerler,

disiplinleri ve askeri başarıları göz önünde bulundurularak terfi alırlar. ...

Peki bir gün hakimler nasıl terfi eder? Verdikleri daha hızlı, daha adil

hükümlerle elde edecekleri hukuksal liyakat aranır herhalde, ama hakimleri,

insan öldürmeyi bildiği, sevdiği, toplu kırım yönettikleri için yüksek mahkeme

üyeliğine seçerseniz işin çivisi çıkmış demektir. Terfi ile yetinmeyip üstün

hizmet madalyası verirseniz işlettikleri cinayetlere doğrudan ortak olursunuz.

Burada da duramayıp, seni Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na üye yaptım,

bundan sonra sadece senin gibileri terfi ettir, hakim

yap derseniz artık gelecekte işlenecek suçları organize ediyorsunuz demektir.

Bunların hepsi yapıldı. Katliamın Ceza ve Tevkifevleri

Genel Müdürü, Hakim Ali Suat Ertosun'a madalyayı

takanlar, o koltuğa oturanlar, hukuksal liyakati bizce şüpheli hakimliği değil,

hapishane katliamında soyunduğu kanlı rolü esas almışlardır. ...Uzun ve

değiştirilemez genel müdürlüğü sırasında eskittiği Adalet Bakanları şimdi

nerede? Ertosun'u yüksek mahkemeye seçtiren irade Adalet Bakanlığı yerine

Başbakan Yardımcılığı yürütmektedir. Dönemin HSYK üyeleri şimdi Yargıtay'da

Daire Başkanı, dönemin daire başkanları şimdi Yargıtay Başkanıdır. Madalyayı

veren hala Cumhurbaşkanıdır. Adalet istiyoruz ama kimden. Aday gösterildiği

HSYK seçiminde en yüksek oyu ona vererek Ertosun'u mesleki geleceklerini

belirleyen kurula gönderen yüzlerce yüksek mahkeme üyesinden mi istesek

adaleti? Yoksa karanlık yeteneklerini kendilerine karşı kullanmaya başladığını

hissettikleri ana kadar sırtını sıvazlamış hükümetlerden mi? Adalet Bakanlığı

yaptığı dönemde bizzat onun kurduğu düzeni sürdürmekten geri durmadığı için

ödüllendirilenler Meclis Başkanı oldu, belki de adaleti parlamentodan

istemeliyiz. Hiçbirisinin bize adaleti vermeyeceği ortadadır. Adaleti istemeli

ve mücadele ederek inşa etmeliyiz. Fosfor bombaları ile yakılan genç

kadınların, işkence ile öldürülenlerin, kurşunlananların hesabını yeterince

etkili sormadığımızı için F Tip Tecrit bugün hala öldürüyor, sakat bırakıyor ve

işkence ediyor. ...halka karşı işlenen suçlarda zamanaşımı işlemez. Ali Suat

Ertosun için en doğru terfi sanık sandalyesidir. Onu şahsında hapishane

katliamı mahkum edilmedikçe yargı ve siyasal iktidar bu suçun ortağı kalacaktır....30 yıl önce gerçekleşmiş Diyarbakır Cezaevi

vahşetini bugün televizyon dizilerinden nemli gözlerle öğrenenlere

haykırıyoruz. Sadece 9 yıl önce ülkenin her yerinde aynı anda yürütülen bu

vahşeti öğrenmek, bilmek, kınamak için televizyon dizisi çekilmesini

beklemeyin. Sorumluların cezalandırılması için mücadele edin, yaralarımız ancak

o zaman sarılacaktır. 19 Aralık hapishane katliamını unutmadık,

unutturmayacağız. Ali Suat Ertosun ve katliamın tüm sorumluları yargı önünde

hesap vermelidir".

12. Basın açıklamasında kullanılan ifadeler nedeniyle Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan

kamu davası açmıştır. İddianamede, basın açıklamasının 19/12/2000 tarihinde

gerçekleşen "Hayata Dönüş Operasyonu"na ve

Ali Suat Ertosun'a tepki olarak yapıldığı tespit edilmiştir. Yine iddianamede,

aşağıda yer verilen sözlerin eleştiri sınırlarını aşan, aşağılayıcı ve

küçültücü değer yargısı içerdiği belirtilmiştir.

"...hakimleri, insan öldürmeyi bildiği, sevdiği, toplu

kırım yönettikleri için yüksek mahkeme üyeliği'ne

seçerseniz işin çivisi çıkmış demektir. Terfi ile yetinmeyip üstün hizmet

madalyası verirseniz işlettikleri cinayetlere doğrudan ortak olursunuz,

...Katliamın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, Hakim Ali Suat Ertosun'a madalyayı takanlar, o koltuğa

oturanlar, hukuksal liyakati bizce şüpheli hakimliği değil, Hapishane

katliamında soyunduğu kanlı rolü esas almışlardır..., ...Ali Suat Ertosun için

en doğru terfi sanık sandalyesidir. Onu şahsında hapishane katliamı mahkum edilmedikçe yargı ve siyasal iktidar bu suçun ortağı

kalacaktır..., ...Ali Suat Ertosun ve katliamın tüm sorumluları yargı önünde

hesap vermelidir...".

13. Kamu davası Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesinde (Mahkeme)

görülmüştür. Mahkeme 17/2/2011 tarihli kararı ile suçun unsurlarının

oluşmadığını belirterek başvurucunun beraatine karar

vermiştir. Mahkeme gerekçesinde; başvurucunun eleştiri konusu yapılan, onlarca

insanın hayatını kaybettiğioperasyonda CTE genel

müdürü görevini ifa eden Ali Suat Ertosun'u eleştirirken kullandığı sözleri

sert, incitici ve sarsıcı bulmamak olanaklı değilse de insan haklarına saygılı,

çoğulcu ve demokratik bir toplumda bu düşüncelere tahammül gösterilmesi

gerekeceği ve bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğu belirtilmiştir.

14. Temyiz üzerine Yargıtay 24/12/2013 tarihinde söz konusu

kararı oyçokluğuyla bozmuştur. Yargıtay bozma gerekçesinde; verilen beraat

kararının yerinde görülmediğinin belirtilmesinin akabinde hükümden sonra

yürürlüğe giren 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin

Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın

Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un

geçici 1-b madde ve fıkrası uyarınca, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce

ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenen suçlar bakımından "kovuşturmanın

ertelenmesi" kurumunun getirilmesi karşısında başvurucunun hukuki

durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunlululuk

bulunduğu ifade edilmiştir.

15. Bozma üzerine ilk derece mahkemesi 26/3/2014 tarihinde,

isnat olunan hakaret suçunun yukarıda anılan 6352 sayılı Kanun'un "Dava ve cezaların ertelenmesi" kenar

başlıklı 1. maddesindeki zaman sürecinde işlendiğini, şekil ve öngörülen ceza

süresi itibarıyla da bu Kanun kapsamı içinde kaldığının anlaşıldığını

belirterek kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir.

16. Başvurucu kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin karara itiraz

etmiş, Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi 13/5/2014 tarihinde itirazı kesin

olarak reddetmiştir. Nihai karar başvurucuya 26/5/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 25/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) 31/12/2011 tarihine

kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama

yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da

üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan

dolayı; ...

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,...

karar

verilir.

(2) Hakkında ... kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin,

erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra

kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, ... düşme kararı verilir. Bu

süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu

suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen

... kovuşturmaya devam olunur."

B. Uluslararası Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kamuya mal olmuş

kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde 10.

maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan "başkalarının... haklarının korunması" ifadesine

müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği iki kararda

-Von Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08

ve 60641/08, 7/2/2012 ve Axel Springer AG/Almanya, B.

No: 39954/08, 7/2/2012- ifade

hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri

sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar: İfade özgürlüğüne konu

açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109);ilgili

kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin

niteliği, haber veya makalenin konusu (Von

Hannover/Almanya (2), § 110; Von

Hannover/Almanya, B. No:59320/00, 24/09/2004, §§ 63-66; kamu

tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir

karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005); ilgili kişinin daha önceki

davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111); yayının

içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin

elde edilme koşulları ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan

yaptırımın niteliği (Axel Springer AG/Almanya, §

95).

20. İfade özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve itibarlarının

korunmasının çatışmasında eğer şöhreti söz konusu olan kişi kamu görevlisi ise

dengeleme sırasında bu kişinin üstlendiği kamu görevi gözönüne

alınmalıdır. Bununla birlikte kamu görevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi

her türlü söylemlerini yakın denetime açtıkları da söylenemez. Kamu

görevlilerinin görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güvenine

sahip olmaları gerekir ki bu da ancak onları asılsız suçlamalara karşı

korumakla sağlanabilir (Lesnik/Slovakya, B. No: 35640/97, 11/6/2003, §

53; Raichinov/Bulgaristan, B. No: 47579/99, 20/4/2006,

§ 48).

21. AİHM'e göre kamu görevlilerinin

görevlerini yerine getirirken performanslarını etkilemeye ve kamuoyunun bu

kişilere olan güvenine zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı ve hakaret içerikli

saldırılara karşı korunmaları zorunludur (Busuioc/Moldova, B. No: 61513/00, 21/12/2004, § 64). Bununla

birlikte AİHM, kendilerine idari yetkiler verilmiş kamu görevlilerine de

kamusal konum doktrininin uygulanmasını uygun görmüş; belirli yetkileri

kullanan kamu görevlilerinin kendilerinin sözleri ve eylemlerine getirilen

eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğini belirtmiştir (Steur/Hollanda, B. No: 39657/98, 28/10/2003, §

40).

22. Ayrıca ifade özgürlüğüne ilişkin başvurularda, yaptırıma

maruz kalma endişesinin kişiler üzerinde caydırıcı bir etkisi (chilling effect) vardır

ve sonunda kişinin isnat edilen suçlardan aklanma ihtimali bulunsa bile kişinin

bu etki altında ileride düşünce açıklamalarından imtina etme riski

bulunmaktadır (Lombardo ve diğerleri/Malta, B. No: 7333/06,

24/4/2007, § 61).

23. AİHM, başvurucunun "kelle" ifadesini kullanmak

suretiyle Atatürk'ün hatırasına hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında para

cezasına hükmedildiği ve cezanın infazının 6352 sayılı Kanun hükümlerine göre

ertelendiği bir başvuruda cezanın infazı ertelenmiş olsa bile başvurucunun ceza

tehdidi altında olması nedeniyle uygulanan tedbirin izlenen amaçla orantısız bir

yaptırım teşkil ettiği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle AİHM, başvurucunun

hakaret gerekçesiyle mahkûm edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli

olmadığına karar vermiştir (Özçelebi/Türkiye, B. No: 34823/05, 23/6/2015, §

51).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 10/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu; yapmış olduğu basın açıklaması nedeniyle hakkında

kamu görevlisine hakaret etmekten dava açıldığını, yargılama sonunda beraat

ettiğini ancak Yargıtay tarafından kararın bozulması üzerine bozmaya konu

cezadan daha ağır mahiyette kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiğini ve bu

suretle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen

bireyin şeref ve itibarının korunması hakkı ile 26. maddesinde düzenlenen ifade

özgürlüğü arasında demokratik toplumun gerekleri dikkate alınarak adil bir

denge kurulması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca, Anayasa

Mahkemesi ve AİHM içtihatlarından örnekler verilmiş; hedef alınan kişinin

tanınmışlık düzeyi, kovuşturmanın ertelenmesi kararının cezai bir sonucu

olmadığı gibi hususların zikredilen kararlarda yer alan ilkelerle birlikte gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

27. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya

fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder(Tahir

Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği

iddiası dışında basın açıklamasını aynı zamanda avukat sıfatıyla yapması

nedeniyle 19/03/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na göre soruşturma

ve kovuşturma izni alınmadan yargılama yapılması ve bozma kararından sonra ilk

derece mahkemesi tarafından yokluğunda ve beyanları alınmadan beraat kararına

göre daha ağır mahiyette olan kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesinin

adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun

iddialarının özü, basın açıklamasındaki ifadeleri nedeniyle cezalandırılmasına

ilişkindir. Bu nedenle söz konusu iddiaları ifade özgürlüğü kapsamında

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

30. Başvurucu, yaptığı basın açıklamasında kamu görevlisine

hakaret ettiği iddiasıyla yargılanmış; hakkındaki dava bir hükme bağlanmayarak

ertelenmiş ve başvurucu üç yıl denetim altına alınmıştır.

31. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, yayımladığı

kitaplar nedeniyle hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesiyle

yayınevi sahibi başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine müdahale edildiği

sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, kovuşturmanın ertelenmesi kararı ile

yayınevi sahibi üzerinde kovuşturma tehdidinin devam ettiğini tespit etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, yaptırıma maruz kalma endişesinin kişiler üzerinde kesintiye

uğratıcı bir etkisinin bulunduğuna işaret etmişve

sonunda kişinin isnat edilen suçlardan aklanma ihtimali bulunsa bile kişinin bu

etki altında ilerde düşüncelerini açıklamaktan veya basın faaliyetlerini

yapmaktan imtina etme riski bulunduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesi içtihadına göre, henüz mahkûm edilmemiş olsa bile ertelenen

kovuşturmanın gelecekte yeniden başlayabilme olasılığının başvurucularda stres

ve cezalandırma endişesini devam ettireceği kanaatine varılarak başvurucuların

ifade ve basın özgürlüklerine müdahalede bulunulduğu kabul edilmiştir (Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461,

12/11/2014, §§ 69-79; Ali Gürbüz ve Hasan

Bayar, B. No: 2013/568, 24/6/2015, §§ 46-49; sonraki bir karar için

bkz. İrfan Sancı, B. No:

2014/20168, 26/10/2017, §§ 43, 44). 32. Mevcut başvurudaki koşullar ile

zikredilen Anayasa Mahkemesi içtihatlarına konu başvurulardaki koşullar

arasında esaslı bir farklılık bulunmamaktadır. O hâlde zikredilen Anayasa

Mahkemesi içtihadında konulan ilkeler gözetildiğinde mevcut başvuruda,

başvurucu hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen

avukat olan başvurucunun o dönemde önemli bir sivil toplum kuruluşunun başkanı

olduğu, bu tür konuşma ve basın açıklamalarını sıklıkla yaptığı ve bu nedenle

ilerde de kovuşturmaya maruz kalma riskinin bulunduğunun dikkate alınması

gerekir. Bu sebeplerle başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı

verilerek üç yıl denetim altına alınmasının başvurucunun ifade özgürlüğüne

yönelik bir müdahale olduğunun kabul edilmesi gerekir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

33. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler,

... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin

... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

34. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme,

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir

veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

35. 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin “kanunla

sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

36. Başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin

kararın "başkalarının şöhret veya haklarının korunması"na

yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

37. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade

özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu ve toplumun

ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini

oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Ergün Poyraz [GK], B: No: 2013/8503,

27/10/2015, §§ 33, 34; Bekir Coşkun [GK] B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 34-36; Kemal Kılıçdaroğlu,

B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 50-52).

38. Yine Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade

özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü;

siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her

türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün

Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,

15/2/2017, § 40; Kemal Kılıçdaroğlu,

§ 52). Bu itibarla basın açıklaması yapmak suretiyle kamu görevlilerine ve

idari kurullara yöneltilen ifadeler de ifade özgürlüğünün korumasındadır.

39. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğü,

başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla sınırlanabilir. Bununla

birlikte sınırlamanın ifade özgürlüğünün ihlaline yol açmaması için "demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun" ve "ölçülü"

olması gerekir (Bekir Coşkun, §§

51- 53, 54; Mehmet Ali Aydın, 68,

70-72; Tansel Çölaşan, B. No:

2014/6128, 7/7/2015, §§ 51, 54, 55; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 50-51). Diğer taraftan devlet,

bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Kemal Kılıçdaroğlu,

§ 54).

40. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,

kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri

işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve

bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman

vurgulamıştır(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58 ve Kemal

Kılıçdaroğlu, § 61; kamusal yetki kullanan

görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet

başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete

hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

41. Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, başvurucunun

cezalandırılmasına ilişkin derece mahkemelerinin kararlarında başvurucunun

ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında adil

bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir. Bu, soyut bir

değerlendirme olmayıp Anayasa Mahkemesi başvurucunun kullandığı ifadelerin

türünün kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik

kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile

getirildiğinin, kime yöneldiğinin ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan

ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının gerektiği gibi

değerlendirilip değerlendirilmediğine bakar. Bunun için Anayasa Mahkemesi,

başvurucu tarafından yapılan düşünce açıklamalarının tamamının söylendiği

bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilip

değerlendirilmediğini, başvuru konusu olan müdahalenin “gözetilen meşru amaçla

orantılı” olup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal makamlar

tarafından ortaya konan gerekçelerin “uygun ve yeterli” görünüp görünmediğini

inceleyecektir (Nilgün Halloran,

§ 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2), §

56; İlhan Cihaner

(2), § 39; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 56-58).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

42. Anayasa Mahkemesi eldeki davada, başvurucunun ifade

özgürlüğü ile mağdurun şeref ve itibarının korunması arasında adil birdengenin kurulup kurulmadığı ve müdahalenin demokratik

toplumda gerekli olup olmadığını incelerken başvurucunun ve hedef alınan

kişinin toplumsal rol ve statüleri, yürüttükleri görevleri, tanınmışlık

dereceleri ilebaşvurucunun ifadelerinin içeriği,

söylenme şekli, bağlamı, kamusal tartışmalara sunduğu katkı gibi hususlarla

birlikte mahkemelerin gerekçelerini de dikkate alacaktır.

43. Başvurucunun toplumsal rolü ve statüsüne bakıldığında

kendisi avukat olup olay tarihinde, hukukçulardan oluşan belli bir kesimi

temsil eden, Tüzük'ünde belirtilen amaçları

doğrultusunda faaliyet yürüten ÇHD'nin de başkanıdır.

Başvurucu hem avukat kimliğiyle hem de dernek başkanı olarak kamuoyunun

gündemini meşgul eden davalarla ilgili olarak sıklıkla gündemde yer alan bir

kişidir.

44. Başvurucunun basın açıklamasındaki ifadeleriyle eleştirdiği

ve "Hayata Dönüş Operasyonu" nedeniyle yargılanması gerektiğini

vurguladığı kişi ise olayların geçtiği zaman diliminde ve Türkiye kamuoyunda

oldukça tanınan yüksek bir bürokrattır ve bu nedenle tanınmış bir kişidir. Yine

HSYK’nın idari bir kurul olduğu da gözönünde bulundurulmalıdır. Dolayısıyla başvurucu yönünden

kabul edilebilir eleştiri sınırları daha geniş olup Türk yargı sistemi içinde

kullandığı yetkiler bakımından son derece önemli olan HSYK üyeliği görevi

nedeniyle eleştirilere sıradan kişilere göre daha fazla katlanmalıdır.

45. Başvurucunun ifadelerinin söylenme şekline bakıldığında ise

ifadelerin bir basın açıklamasıyla 19/12/2000 tarihinde güvenlik görevlilerince

Ankara'da gerçekleştirilen ve kamuoyunda "Hayata Dönüş Operasyonu"

olarak bilinen operasyonların 9. yıl dönümünde HSYK'nın

bulunduğu bina önünde yapıldığı görülmektedir.

46. Basın açıklamasında, “Hayata Dönüş Operasyonu"sırasında

hayatını kaybeden kişiler nedeniyle o dönem CTE genel müdürü olarak görev yapan

Ali Suat Ertosun'un yaşanan mağduriyetlerden önemli ölçüde sorumlu olduğu ileri

sürülmektedir. Açıklamada, Ali Suat Ertosun'un ceza infaz kurumlarında yaşanan

olaylardaki sorumluluğuna rağmen Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile

ödüllendirilmesi ve sonrasında da HSYK üyesi seçilmesi eleştirel bir bakış

açısıyla anlatılmaktadır. Söz konusu operasyonları kamuoyunun gündeminde

tutmaya yönelik olduğu anlaşılan basın açıklamasında dile getirilen iddialar

ile bu operasyonların yapıldığı dönemdeki olaylar ve basın açıklamasının

yapıldığı yer ve tarihbütüncül olarak

değerlendirildiğinde kullanılan sözlerin kamuoyunu ilgilendiren bir konuda

yapılan tartışmanın bir parçası olduğu kabul edilmelidir.

47. Yine başvurucunun kullandığı ifadeler, yıl dönümü olan ve

basın açıklaması ile gündemde tutulmak istenen konu ile bağlantılı olup

başvurucunun kullandığı ifadelerin hedef alınan kişinin şahsından ziyade kamu

görevlisi olarak yürüttüğü göreve ve konuma yöneltilen görüşler olarak

değerlendirilmelidir.

48. Oda, sendika, vakıf veya dernek gibi sivil toplum

kuruluşlarının politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları

doğrultusunda kamuoyunun ilgisini çeken ve yürüttükleri görevleri nedeniyle

tanınmış kamu görevlilerinin sözlerini ve davranışlarını takip etmeleri, onlar

hakkında fikir oluşturarak üyelerini ve kamuoyunu bilgilendirmeye hatta

yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmazdır. Rahatsız edici

de olsa siyasilere ve tanınmış kişilere ilişkin yapılan bilgilendirme ve

eleştirilerin cezalandırılması “caydırıcı etki” doğurarak toplumdaki ve

kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma

korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (Ergün Poyraz (2), § 79). Bu nedenle somut

olayda, bir sivil toplum kuruluşu olan ÇHD'nin

amaçları kapsamında ve söz konusu derneğin başkanı sıfatıyla basın açıklaması

yapan başvurucunun o dönemde HSYK üyesi olan Ali Suat Ertosun'un ve

operasyonlara katkısı olduğunu iddia ettiği diğer yöneticilerin sorumluluğundan

da bahsederek "Hayata Dönüş Operasyonu"nu

eleştirdiği açıklamalarda sert ve rahatsız edici ifadelere yer verdiği

görülmekle birlikte sarf edilen sözlerin hedef alınan kişinin kamu görevi de

dikkate alındığında kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşmadığının ve ifade

özgürlüğü kapsamında kaldığının kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle başvurucu

hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi bilgilendirme ve eleştiri

ortamına da zarar verebilecek ve kişiler üzerinde ceza tehdidi nedeniyle

caydırıcı etki doğurabilecektir (bkz. §§ 22, 23).

49. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin

anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusu

olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz. Buna

karşın somut olayda, yukarıdaki hususlar dikkate alındığında ilk derece

mahkemesinin Yargıtayın bozma kararı üzerine verdiği

kararındaki gerekçeleri başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için

uygun ve yeterli sayılamaz. Bu nedenle verilen kararda, başvurucunun ifade

özgürlüğü ile mağdurun şeref ve itibarına saygı hakları arasında adil bir denge

kurulduğu söylenemez.

50. Başvurucu, yaptığı basın açıklaması nedeniyle kamu

görevlisine hakaret suçundan kovuşturmaya tabi tutulmuş ve beraat etmiştir.

Daha sonra kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine kovuşturmanın

ertelenmesi kararı verilmiş olsa bile Yargıtayın

beraat kararını yerinde görmeyerek ilk derece mahkemesinin kararını esastan

bozduğu dikkate alındığında başvurucunun kovuşturmaya tabi tutulma ve yeniden

cezalandırılma riskinin denetim süresi boyunca devam etmiş olması nedeniyle

başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin ulaşılmak istenen amaçlara

uygun olmadığı ve dolayısıyla da demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü

olmadığı kanaatine varılmıştır.

51. Bu nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde

güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

53. Başvurucu, yeniden yargılama ile 5.000 TL maddi ve 50.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

54. Başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

55. İfade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara (Kapatılan) 9. Sulh Ceza

Mahkemesinin E.2014/201 ve K.201/362 sayılı dosyasının devredildiği mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

56. İfade özgürlüğünün ihlal edilmesi nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

6.750 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

57. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun

uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet

bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması

nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde

güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade

özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere Ankara (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemesine (E.2014/201 ve

K.201/362) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 6.750 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/1/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Yücel ARSLAN Başvurucu : Selçuk KOZAĞAÇLI Vekili : Av. Hüseyin ASLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/10715, 10 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 26. maddesinde
  15. C. Kararın bir örneğinin ifade
  16. D. Başvurucuya net 6.750 TL manevi
  17. E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/10715
Tarih
10 Ocak 2018

İlgili Kararlar

  • Arif Altın Başvurusu (B. No: 2014/2170)
  • Oğulcan Büyükkalkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17226)
  • Muhammet Kaya Başvurusu (B. No: 2014/3110)
  • Kayalar Tekstil Brode San. Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/15911)
  • Özün Kanbay Başvurusu (B. No: 2014/5584)
  • Arif Parlak Başvurusu (B. No: 2014/11655)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.