İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selim Berna Altay Başvurusu (B. No: 2013/8397)

1. Başvurucu, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma ve

Başvuru No2013/8397Tarih16 Ekim 2014Okuma15 dk · 2.922 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Selim Berna Altay Başvurusu

Karar tarihi
16 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/8397
R.G. Tarih-Sayı
10/1/2015-29232
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.922 kelime·15 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma ve

suç delilini yok etme suçlarından yargılandığı davada; delillerin eksik ve

hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verilmesi, tanık dinletme

taleplerinin kabul edilmemesi ve mahkeme kararının gerekçesiz olması

nedenleriyle Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 18/11/2013 tarihinde İstanbul 2. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 25/7/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun İstanbul Cumhuriyet Savcısı (CMK 250. Madde

İle Yetkili) olarak görev yaptığı sırada “zincirleme

şekilde görevi kötüye kullanma” suçunu işlediği konusunda yeterli

şüpheye ulaşan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay nezdinde yargılanmak

üzere son soruşturma açılması talebiyle aynı yer 3. Ağır Ceza Mahkemesine

hitaben 22/7/2008 tarih ve E.2008/7252 sayılı iddianame düzenlemiştir.

6. İddianamede, başvurucunun, yürüttüğü soruşturmanın

şüphelilerini korumak maksadıyla delilleri Adalet Bakanlığından gizlediği ve

kasıtlı olarak soruşturmanın gereklerine aykırı davrandığı iddia edilmiştir.

7. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2009 tarih ve

E.2009/62, K.2009/111 sayılı kararıyla, başvurucunun “zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma ve suç delilini yok etme” suçlarından

Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yargılanmak üzere son soruşturmanın açılmasına

karar verilmiştir.

8. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 13/7/2009 tarih ve E.2009/33,

K.2009/32 sayılı görevsizlik kararıyla, başvurucunun

“zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma ve suç delilini yok etme”

suçlarından yargılanması için dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine

gönderilmesine karar vermiştir.

9. Başvurucu, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, 16/5/2012 tarih

ve E.2010/1, K.2012/4 sayılı kararıyla, zincirleme şekilde “görevi kötüye kullanma” suçundan 3.740 TL

adli para cezası ile mahkûm edilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“…Sanık Selim Berna Altay'ın [Başvurucu] yukarıda sayılan eylemleri kendi içerisinde topluca

değerlendirildiğinde zaman içerisinde görevi yönünden üzerine düşen

yükümlülükleri yerine getirmediği, burada İstanbul'da özel yetkili olarak görev

yapan, kıdemli bir Cumhuriyet Savcısının çok rahatlıkla bilmesi ve tespit

etmesi gereken hususları işlemsiz bıraktığı, HSYK'na

gönderilmesi gereken telefon görüşmelerini ayrı beklettiği, Adalet

Müfettişlerinin gelmesinden sonra apar topar Adalet Bakanlığına gönderdiği, bir

kısım tapeleri imha ettirerek delillerin ulaşılmasına

engel olduğu, böylece zincirleme şekilde görevini kötüye kullandığı

anlaşılmıştır.

Sanığın

[Başvurucu] bu davranışları görevi kötüye kullanma bilinciyle

yaptığı, haklarında cezai soruşturma yapılabilecek olan bir kısım kişiler

hakkında tefrik kararlarıyla ana soruşturmalardan bu kişilerin ilgisini keserek

ve daha sonra kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlar vererek bu kişilerin

cezai kovuşturmadan kurtulmalarını sağladığı, olayın müştekisi konumunda

kimsenin bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara

itiraz edilemediği, yine H. H. K’nın suç örgütü

liderlerinden olan A. Ö ile yaptığı telefon görüşmelerini imha etmek ve Adalet

Bakanlığına göndermemek suretiyle bu Savcının olası bir disiplin soruşturması

ve cezasından kurtulmasını sağlayarak bu Savcıya yarar sağladığı, Ankara'da

meydana gelen silahla yaralama dosyasının sanık E. Y’ye düşürülmesi, sanıkların

suçunu hafifletecek şekilde doktor raporu aldırılmaya çalışılması, tutuklu olan

sanıkların tahliyeleri için nöbetçi mahkeme ve hakimlerin ayarlanmaya

çalışılması, N. K'nın ve O. T. A’nın, A’dan açıkça

para istemeleri hususlarının telefon görüşmelerinde yer almasına rağmen bu

yönden gerekli işlemleri CMK kapsamında derhal yerine getirmesi gerekirken bu

görevleri yerine getirmediği, yine yürüttüğü soruşturmada dinlenen telefonlar

ile yoğun görüşmeleri bulunan tanıklar hakkında dinleme kararı aldırması gerekirken bunu yapmadığı, böylece bu kimilerin de muhtemel ceza soruşturma ve kovuşturmalarından

kurtulmalarına yol açtığı, dosyamız sanıkları ile ilgili suçların CMK.nun 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan olmaması

nedeniyle tapelerin delil olarak kullanılamadığı,

buna bağlı olarak sanık E.Y ve N. S hakkında tüm suçlamalardan ve diğer

sanıkların bir kısım suçları hakkında beraat kararı verilmesine yol açtığı

saptanmıştır. Bu durumda sanığın bu kişiler lehine de durum oluşturarak

kendilerine yarar sağladığı, ayrıca ceza soruşturmalarında ilgili kişiler ve

kamu hukukunun mağduriyetine neden olan işlemler yaptığı ortaya çıkmıştır. Bu

nedenle sanığın bu şekildeki bütün davranışlarının bir bütün olarak zincirleme

görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilmesi gerektiği, suç delilini yok

etme şeklindeki davranışlarının da zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma

suçu içinde hükme bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır…”

10. Başvurucunun temyizi üzerine anılan Mahkeme kararı,

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 9/7/2013 tarih ve E.2012/5-1339, K.2013/347

sayılı ilamıyla "... sanığın görevinin

gereklerine aykırı davranışları sonucunda, İstanbul C. Başsavcılığının

2006/2215 sayılı ve Ankara C. Başsavcılığının 2007/63887 sayılı soruşturma

dosyalarına konu suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin kanuni haklarını elde

etmeleri engellenmiş, hukuka uygun deliller ile değerlendirme yapılması

suretiyle adalet ve hakkaniyete uygun kararlar verilmesi imkanının önüne

geçilmiş olduğundan bireysel hakların ihlal edildiği ve kişi mağduriyetinin

gerçekleştiği..." gerekçeleriyle onanmış ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

11. Başvurucu onama kararından 1/11/2013 tarihinde haberdar

olduğunu belirtmektedir.

12. Başvuru, 18/11/2013 tarihinde süresi içerisinde

yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43.

ve 257. maddeleri, 17/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 177. ve 178. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

14. Mahkemenin 16/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 18/11/2013 tarih ve 2013/8397 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

15. Başvurucu, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin E.2010/1 sayılı

dosyasında, delillerin eksik ve hatalı değerlendirildiğini, şüpheliler arasındaki

telefon dinleme kayıtlarının dosyada mevcut olduğunu, dinlemeye fiilen

başlamadan önceki kayıtların dosyada bulunmamasının doğal olduğunu, savunma

delillerinin gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, tanık dinletme taleplerinin

kabul edilmediğini, teknik konularda bilirkişi incelemesine başvurulmadığını,

savunma tarafının delillerinin hangi nedenle reddedildiğine ve diğer delillerin

neden üstün tutulduğuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün gerekçe içermediğini, bu

nedenlerle adil yargılanmadığını belirterek Anayasa’nın 36. ve 141.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, tedbiren

infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Yargılamanın

Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

16. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

17. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

18. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

19. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26).

20. Başvurucu, soruşturmasını yürüttüğü şüpheliler arasındaki

telefon dinleme kayıtlarının dosyada mevcut olduğunu, dinlemeye fiilen

başlamadan önceki kayıtların dosyada bulunmamasının doğal olduğunu, mahkemece

delillerin eksik toplanması (bilirkişi incelemesi yaptırılmaması) ve hatalı

değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verilmek suretiyle anayasal

haklarının ihlal edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvurucunun

iddialarının özü, derece mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada

isabet edemediğine ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkindir.

21. Yargılamayı ilk derece mahkemesi sıfatıyla yerine getiren

Yargıtay 5. Ceza Dairesi; sanığın savunmasına, tanık beyanlarına, HTS

raporlarına, iletişimin tespiti tutanaklarına ve belge delillerine (gerekçeli karar, s. 21) dayanarak söz

konusu kararı vermiştir. Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları,

dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da

yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır (gerekçeli

karar, s. 21-29).

22. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin ve Yargıtayın kararında bariz takdir

hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

23. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

24. Başvurucu, savunma tarafının delillerinin hangi nedenle

reddedildiğine ve diğer delillerin neden üstün tutulduğuna ilişkin mahkûmiyet

hükmünün gerekçe içermediğini iddia etmiştir.

25. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

26. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

27. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

28. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri,

dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin

değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,

uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir

yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu

gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve

makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının

ihlalinden söz edilemez (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23)

29. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden,

hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, §

24).

30. Bununla birlikte derece mahkemelerinin, taraflarca ileri

sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkil

eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer

taraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları

verilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri

gerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçe

gösterilmesine gerek bulunmamaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

içtihatları da bu yöndedir (Van de Hurk/Hollanda, B. No: 16034/90, 19/4/1994, §

61).

31. Başvuru konusu olayda, ilk derece mahkemesi kararlarının

gerekçesi somut olayla da bağlantı kurularak açıklanmış, temyiz mercii

tarafından da ilk derece mahkemesinin kararı hukuka aykırı bulunmayarak, temyiz

talepleri gerekçeleri ile reddedilmiştir (§§ 9 ve 10). Dolayısıyla derece

mahkemelerinin kararlarında yer verilen gerekçenin yetersiz veya keyfi olduğu

söylenemez.

32. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar

çerçevesinde bir temel hak ihlalinin olmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tanık Dinletme Hakkının İhlali İddiası

33. Başvurucu, ilk derece mahkemesi tarafından, özel yetkili

mahkeme uygulamaları ile ilgili olarak anlatımda bulunmak üzere, o dönemde

görevli teknik personel ile yetkili Cumhuriyet Başsavcısı ve Vekillerinin tanıklıklarına

ilişkin talebinin değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla

kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık

olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.

…

3. Bir suç

ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

…

d) İddia

tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia

tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin

sağlanmasını istemek;”

35. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde iddia makamının

sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını

sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi,

mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış

eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir iddianın dayanaklarıyla ileri

sürülmüş olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

36. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri

sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla

birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma

ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi

başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

37. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Silahların eşitliği ilkesi

davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 32). Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü AİHS’in 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek AİHS’in

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

38. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan ve “suç isnadı altındaki

kişiler”e

ilişkin olan “suçlamayla ilgili

bilgilendirilme”, “savunma için

yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”, “bizzat, müdafii vasıtasıyla

veya adli yardımla savunma”, “tanık

dinletme ve tanık sorgulama” ile “çevirmenden

ücretsiz yararlanma” hakları, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında

koruma altına alınmış daha genel nitelikteki “hakkaniyete

uygun yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Sakhnovskiy/Rusya

[BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010, § 94; Asadbeyli ve

Diğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05 14729/05

16519/06, 11/12/2012, §§ 130-132).

39. Bu nedenle AİHS’in 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki özel güvencelerin, 6. maddenin (1)

numaralı fıkrasında yer alan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ışığında değerlendirilmesi

gerekir. Diğer taraftan 6. maddenin (3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde

düzenlenen güvenceler arasında da bağ bulunmakta olup bunlardan her biri

yorumlanırken diğerleri dikkate alınmalıdır (Bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No:

25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54.).

40. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için “silahların eşitliği”

ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri

ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması

şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere

ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının yargılamanın bütünü

ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

41. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme

veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün

kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir

duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasız

olmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın

soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı

bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın

hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde

kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine

dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık

tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde

alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (B. No:

2013/99, 20/3/2014, § 46).

42. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddia

tanıklarıyla “aynı koşullar altında”

davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altına

alınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin bir

gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığının

değerlendirmesi, kural olarak, derece mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir.

AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d)

bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini

gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların

eşitliği ilkesi”ne

uygun olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır.

Dolayısıyla, bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi

yeterli olmayıp, ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli

olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak

suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir (B. No: 2013/99,

20/3/2014, § 47).

43. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup

olmadığının değerlendirilmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisi

dâhilindedir. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet

etmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin niçin önemli

olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için niçin gerekli olduğunu açıklamak

suretiyle tanık dinletme talebini desteklemelidir (B. No: 2013/99, 20/3/2014, §

54). Diğer yandan, 5271 sayılı Kanun’un 178. maddesine göre, mahkeme başkanı

veya hâkim, sanığın (başvurucunun) gösterdiği tanık veya uzman kişinin

çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık o kişileri mahkemeye

getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.

44. Mahkemeler, somut davadaki maddi gerçeğin ortaya

çıkmasına yardımcı olmayacağını değerlendirdiği savunma tanıklarının dinlenmesi

talebini reddedebilir (Huseyn ve diğerleri/Azerbaycan, B. No: 35485/05, 45553/05, 35680/05 ve 36085/05,

26/7/2011, § 196).

45. Derece Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Yargıtay 5. Ceza

Dairesi, mahkûmiyet kararı verirken olayla ilgili doğrudan bilgi sahibi olan

tanıkların beyanlarına ve yukarıda bahsi geçen delillere dayanmıştır (gerekçeli karar, s. 26-29). Başvurucu,

savunmasına itibar edilmemesi halinde dilekçesinde belirttiği tanıkların

dinlenmelerini talep etmiştir. Söz konusu yargılamada mahkeme, davaya ilişkin olarak

delilleri değerlendirerek, gösterilen tanıkların davayla ilgisini taktir etmiş,

taleple ilgili olarak açık bir karar vermemiş, bu tanıkları dinlemeyerek talebi

örtülü olarak reddetmiştir. Bu örtülü ret kararına rağmen başvurucu gösterdiği

tanıkları mahkemede de hazır etmemiştir.

46. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun

ayrıca tanıkların dinlenmesinin niçin önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya

çıkması için niçin gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme

talebinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının,

sanık savunmalarına, diğer tanık beyanlarına ve maddi delillere dayanılarak

verildiği de gözetildiğinde, yargılamanın bir bütün olarak adil olmadığına

ilişkin bir bulguya da rastlanmamıştır.

47. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun yargılandığı davada

tanık dinletme talebinin kabul edilmediği yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle, başvurunun “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 16/10/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Selim Berna ALTAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8397, 16 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8397
Tarih
16 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Abdullah Sabri Kocaman Başvurusu (B. No: 2013/4030)
  • Serkan Madsar Başvurusu (B. No: 2012/751)
  • Halim Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/1401)
  • İlyas Ayırkan Başvurusu (B. No: 2013/9714)
  • Oğuz Tatış ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4186)
  • Sefer Kurnaz Başvurusu (B. No: 2012/819)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.