İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selim Öztürk Başvurusu (B. No: 2017/4834)

1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluk

Başvuru No2017/4834Tarih8 Mayıs 2019Okuma30 dk · 5.978 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Selim Öztürk Başvurusu

Karar tarihi
8 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2017/4834
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.978 kelime·30 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, tutukluluğun

makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız

olmayan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması ve soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

yetkisi olmayan soruşturma mercileri tarafından verilen kararlar uyarınca

konutta ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özel

hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının, elkoyma

işlemi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihine kadar

birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere

dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine

devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü

(FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir

yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın

Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51; Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

8. Başvurucu, en son Danıştay tetkik hâkimi olarak görev

yapmıştır.

9. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016

tarihli yazılı talimatıyla "Türkiye

genelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek

suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi

üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu"

gerekçesiyle başvurucunun gözaltına alınmasına, konutu, aracı ve işyerinde

arama yapılmasına karar verilmiştir.

10. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 18/7/2016

tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya

içindeki belgeleri incelemelerinin ve belgelerden örnek almalarının

kısıtlanmasına karar verilmesini Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep

etmiştir. Hâkimlik 19/7/2016 tarihinde dosya içeriğini incelenmesinin veya

belgelerden örnek alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

11. Ankara Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucunun

konutunda, aracında ve işyerinde 18/7/2016 tarihinde arama yapılmış ve suç

delili olabileceği değerlendirilen bazı dijital materyaller ile başvurucuya ait

iki silaha el konmuş; aynı gün başvurucu gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Savcılık, ifade alma

işleminden önce başvurucuya isnat edilen suçu anlatmıştır. Başvurucu ifadesinde

özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığını, bu örgüte para yardımında

bulunmadığını, Asya Finans Grubuna bağlı yerlere para yatırmadığını, yargı

imamları olduğu iddia edilen A.C., O.K. ve A.A.yı tanımadığını, hâkim olarak görev yaptığı süre

boyunca eğitim ya da gezme amacıyla hiçbir yurt dışı gezisine katılmadığını ifade

etmiştir. Başvurucu ayrıca darbe teşebbüsü sırasında bir arkadaşı ile

Ankara'nın Balgat Mahallesi'nde bir arkadaşı ile bir mekânda oturduklarını,

darbeye ilişkin olarak kendisine herhangi bir kimse tarafından görev

verilmesinin ya da teklif edilmesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Son

olarak başvurucu, hakkında yapılan soruşturmanın ilgili mevzuatta öngörülen

usullere aykırı bir şekilde yürütüldüğünü savunmuştur.

13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuyu 21/7/2016

tarihinde tutuklanması istemiyle Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

Tutuklama talep yazısında "[başvurucunun

da aralarında olduğu bir kısım] şüphelilerin

üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla; şüphelilerin

üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada

yazılı cezanın üst haddi" gerekçesine dayanılarak tutuklama

talebinde bulunulmuştur.

14. Başvurucunun sorgusu Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinde aynı

gün yapılmıştır. Savcılığın talep yazısı ve kısıtlama kararı kapsamı dışında

kalan belgeler, sorgu işlemi öncesinde Ankara

6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçun anlatıldığı da belirtilmiştir. Sorgu işlemi

sırasında başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve

Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu,

sorgu sırasındaki ifadesinde genel olarak herhangi bir örgütün üyesi olmadığı

ve suçlamaları kesinlikle kabul etmediği yönünde beyanlarda bulunmuştur.

15. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği 21/7/2016 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ...Selim Öztürk, ...'inüzerlerine atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren Hakimler

ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından haklarında alınan karar içerikleri,

dosyada mevcut bilgi, belge ve araştırma tutanakları, arama ve el koyma

tutanakları ile tüm dosya kapsamındaki somut delillere göre soruşturmanın henüz

tamamlanmadığı, şüphelilerin üzerlerine atılı suçun temadi eder nitelikte

suçlardan olduğu, şüpheliler hakkında delillerin henüz toplanamadığı,

şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin mevcut olduğu,

açıklanan nedenlerle adli kontrol uygulamasının da yetersiz kalacağı,

şüphelilerin üzerlerine atılı suçun CMK [Ceza Muhakemesi

Kanunu] 100/2-11 maddesi hükmündeki

suçlardan olması da değerlendirilerek CMK’nun 100.

maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS [Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi] 5. maddesindeki tutuklama

şartları kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında

şüphelilerin CMK.nun 101 maddeleri uyarınca ayrı ayrı

tutuklanmalarına... [karar verildi.]"

16. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Ankara 7. Sulh

Ceza Hâkimliği 15/8/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar

vermiştir.

17. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 8/11/2016 tarihinde, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun da aralarında bulunduğu

çok sayıda şüphelinin tutukluluk durumunu incelemiş ve tutukluluğun devamına karar vermiştir.

18. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş; Ankara 3. Sulh Ceza

Hâkimliğince 23/12/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

19. Başvurucu, itirazın reddine dair kararı 23/12/2016 tarihinde

öğrendiğini bildirmiştir.

20. Başvurucu 18/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 29/1/2018 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası

açılmıştır. İddianamede başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair temel

olarak başvurucunun ByLock programını kullanmış olması ve bir kısım

beyanda adının örgüt üyesi olarak geçmesi hususlarına dayanıldığı

görülmektedir.

22. Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 5/2/2018 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama,

Mahkemenin E.2018/97 sayılı dosyası üzerinden ve başvurucu tutuklu hâldeyken

sürdürülmüştür.

23. Yapılan yargılama sonucunda Ankara 27. Ağır Ceza

Mahkemesinin 24/7/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Mahkeme hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

da karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...sanığın 2002 yılında Gazi

Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdiği, 2004 yılında Ankara idari yargı hakim

adayı olarak çalışmaya başladığı, tanık R.M.'un

beyanında geçtiği üzere sanığın idari yargı hakim adaylığı döneminde Ankara

Hukuk Fakültesi mezunu örgüt üyelerinin kaldığı örgüt evinde ikamet ettiği,

2006 yılında stajını tamamlayarak Van İdare Mahkemesi üyesi olarak atandığı,

tanık R.Ü. beyanlarında özetle, sanığın 2011 yılında Batman İlinde hakim M.T., c.savcı[sı] M.G. ile birlikte sohbet gurubu oluşturduğunu,

dönemsel olarak düzenlenen bu toplantıları organize ve idare eden kişinin sanık

Selim Öztürk olduğunu, toplantılarda Selim Öztürk'ün sohbet adı altındaki

konuşmalarını dinlediklerini, her ay maaşının %10.luk bir kısmını himmet adı

altında sanık Selim Öztürk'e verdiğini, sanığın daha sonra bu paraları

Diyarbakır ilinde bulunan tanımadığı başka bir örgüt üyesine aktardığını

söylediği, sohbet adı altında düzenlenen toplantılarda terör örgütü lideri Fetulah Gülen'e ait kitapların okunarak konuşmalarının

bulunduğu CD.lerin izlenildiği, bu şekilde örgütsel

bağlılığın canlı tutulmaya çalışıldığı, Mahkememizce dinlenilen 'Defne' kod

isimli gizli tanık beyanında özetle, sanığın 2011 yılında örgütsel saik ile

Ankara ilinde düzenlenen toplantıya katıldığını, bu toplantıda görev yeri olan Batmanilinde bulunan ve terör örgütü FETÖ/PDY. ile irtibatlı hakim-savcılar ve aileleri ile ilgili

konularda kendisine görev verildiğini söylediği, gizli tanığın bu anlatımların

tanık R.Ü.'ın beyanları ile uyumlu bulunduğu, Ankara C.Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde

sanığın 73686 USER İD.numarası ile adına kayıtlı

bulunan [TELEFON] numaralı GSM hattı ile Bylock

isimli programı kullandığının tespit edildiği,

...

-Netice olarak zaman içerisine yayılan süreçte

sanığın gösterdiği ısrar, süreklilik, çeşitlilik ve eylemsel yoğunluk birlikte

değerlendirildiğinde, Fetulahçı Terör Örgütü-FETÖ/PDY.nin hiyerarşik yapısı içerisine giren, Bylock isimli kriptolu haberleşme programını cep telefonuna

yükleyerek değişik zamanlarda çok kere kullanan, hakim-savcı adayı olduğu

dönemde kendisi gibi örgüt üyesi hakim-savcı adayları [ile] birlikte kalan, Batman ilinde görevli örgüt üyesi

hakim-savcılar arasında oluşturulan gruba liderlik eden, onlara sohbet adı

altında ders veren, bu şekilde örgütsel bağlılığı canlı tutmaya çalışan,

grubunda bulunan hakim-savcılardan himmet adı altında para toplayan, daha sonra

topladığı bu paraları örgütün finans kaynaklarına aktaran sanığın bizzat terör

örgütü üyesi olarak kabul edilmesi gerektiği, sanık ile örgüt arasındaki

organik bağın bu şekilde kurulduğu,

...

-Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi

olmak suçunun yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere sübut bulduğu

anlaşılmakla..."

24. Hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

25. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39) kararı.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 8/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu, kendisine ait birtakım eşyaya hukuka aykırı

olarak el konulduğunu belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının bu kapsamında incelenmesi gerekir.

29. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

31. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi

zorunludur (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

32. Anayasa Mahkemesi, elkoyma

tedbirinin hukuka aykırı olmasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu

olduğunu kabul etmiştir (Nuray Işık,

B. No: 2014/7561, 28/9/2016, §§ 58-69). Somut olayda başvurucunun bu kapsamdaki

şikâyeti bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut

değildir.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve

Savcılar Kanunu ile 5271 sayılı Kanun'da yer alan hukuki düzenlemelere açıkça

aykırılık taşıyan arama kararlarına dayanılarak konutunda ve işyerinde arama

yapıldığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının bu kapsamında incelenmesi gerekir.

36. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma

tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda

yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§21-46).

37. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturma

kapsamında başvurucunun aracında, konutunda ve işyerinde arama yapıldığı

görülmektedir (bkz. § 11). Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin

bir soruşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla

gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

38. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.

39. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, özel hayata

saygı ve konut dokunulmazlığı haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık

olması nedeniyle açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu; somut olayda kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama

nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya neden olabilecek hiçbir maddi olgunun

kararda gösterilmediğini, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklama

kararında ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığını belirterek masumiyet

karinesi ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş

ve tazminat talebinde bulunmuştur.

42. Başvurucu ayrıca soruşturma tarihi itibarıyla hâkimlik

sıfatının devam ettiğini, bu nedenle ilgili mevzuatta belirtilen özel

soruşturma usulüne uyularak hakkındaki soruşturmanın yürütülmesi gerektiğini

ancak hakkında öngörülen özel soruşturma usulüne aykırı davranılarak, genel

hükümlere göre soruşturma yürütüldüğünü, olayda kendisi yönünden ağır ceza

mahkemesinin görev alanına giren bir suçun ve suçüstü hâlinin mevcut olmadığını

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

43. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

44. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

45. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

47. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

48. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

49. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 99-104)

kararı.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

50.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

51. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

52. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da -hâkimlerle

ilgili olarak- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet

edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia

etmektedir.

53. 2802 sayılı Kanun'a göre suçun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli

kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü Kanun'un 94.

maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık

soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde

durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur.". Benzer yöndeki diğer bir düzenleme de

5271 sayılı Kanun'un161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun

302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı

maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı

işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.

01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü

saklıdır." şeklindeki hükümdür. 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca ağır ceza mahkemesinin görevi

ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

54. Başvurucuya isnat edilen, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma

suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan)

suçlardan olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır (Adem Türkel, §§ 28-34, 54).

55. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (Adem Türkel §§ 36-39; aynı doğrultudaki

kararlar için bkz. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,

K.2007/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;

6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

56. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza

Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin

kararında anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen

suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin görevsizlik

kararının kaldırılmasına karar vermiştir (Adem

Türkel, § 36; aynı doğrultudaki kararlar için diğerleri arasından

bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996,

K.2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı

kararları).

57. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No:

2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde

görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla işledikleri ileri sürülen FETÖ/PDY

üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin

olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen

hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler tarafından ileri sürülen "hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve

tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de

bulunmadığı" yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar

bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan

silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini

feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere

kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer

ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet

savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

halinin mevcut olduğu" değerlendirmesinde bulunmuş ve bu

husustaki temyiz itirazlarını kabul etmemiştir.

58. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması

birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma

mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve

keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi

gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı

olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu durumda

başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasının

olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün

görülmemiştir.

59. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna

aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

61. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen

silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir

(bkz. § 15).

62. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağlamak için kullandığı ifade

edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu ve örgüt üyesi olduğu yönünde bir kısım tanık

beyanının bulunduğu belirtilmiştir (bkz.§ 21).

63. Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74).

64. Öte yandan iddianamede ve mahkûmiyet kararında, FETÖ/PDY

üyesi olmakla suçlanan R.M. ve R.Ü. ile gizli tanık Defne'nin tanık olarak

verdiği ifadelerinde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir. Bu

itibarla da başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda, FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan

bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75).

65. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

66.Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

67. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,

§ 78).

68. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 272; Selçuk Özdemir, § 79).

69. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk

hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup

(bkz. §§ Adem Türkel, 28-34) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (Adem Türkel, § 25; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

70. Somut olayda Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına,

kaçma şüphesinin varlığına ve delillerin toplanmamış olmasına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 15).

71. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 6. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

72. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

73. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve

niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme) dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

74. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

75. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında

Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

77. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve 19.

maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme

Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

78. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın dosya üzerinden yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

79. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§§ 16, 17).

80. Anayasa Mahkemesi Erdal

Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 217-251) kararında;

bu şikayete ilişkin olarak yaptığı inceleme

kapsamında, başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâlâ hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmamış olması hususunu nazara alarak tutukluluk incelemelerinin on sekiz

ayı aşan bir süreyle hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının

olağanüstü hâl döneminde dahi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği

sonucuna varmıştır.

81. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması

ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir

ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve

serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş, bu durumda yalnızca kişinin

uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti

ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna

varmıştır.

82. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır (Salih

Sönmez, §§ 162-177).

83. Somut olayda başvurucu 21/7/2016 tarihinde tutuklanmış ve

tutuklandıktan sonra ilk kez kovuşturma aşamasında 9/5/2018 tarihinde yapılan

duruşmada mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme

fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkmadığı süre 1 yıl

9 ay 18 gündür. Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum söz konusu değildir.

84. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

85. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon

gerekçelerle tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğa itirazlarında

ileri sürdüğü gerekçeler irdelenmeden itirazlarının formül gerekçelerle

reddedildiğini belirterek masumiyet karinesi ile kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

86. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§§ 16, 17).

87. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

88. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 24/7/2018 tarihinde

mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

89. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutuklamaya Karşı

İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

90. Başvurucu, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarını

veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

91. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

92. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

93. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

94.Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle

suçlamalara ilişkin temel bilgi ve belgelere erişemediğini, tutukluluğa etkili

bir şekilde itiraz edemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

95. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

96. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

97. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

98. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§169-174.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

99. Başvuru formunda soruşturma dosyasını incelemeye izin

verilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın

savcılık ya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir

açıklamada bulunulmamıştır.

100. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Mahkemece iddianamenin kabul edildiği 5/2/2018 tarihi (bkz. § 22)

itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

101. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamanın

başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olması hususuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu

suçlamaların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi

sırasında başvurucuya açıklandığı görülmektedir (bkz. § 12).

102. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/7/2016

tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat

edilen suçlamaya ilişkin açıklamalara yer verildiği görülmektedir (bkz. § 13).

Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya isnat

edilen suçların anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında

suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu anlaşılmaktadır (bkz. §

14). Ayrıca başvurucunun ve müdafiinin tutukluluğa

itiraz dilekçesinde usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda

bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu

öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu açıktır.

103. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgiler başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

105. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle yapıldığı

belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci fıkrası)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak

kullanılamamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

8/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör : Ömer MENCİK Başvurucu : Selim ÖZTÜRK Vekili : Av. Güntaç DEĞER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/4834, 8 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Mülkiyet Hakkının
  9. B. Özel Hayata Saygı ve
  10. C. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Gökcan
  13. Hakyemez
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/4834
Tarih
8 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Karar Şükrü Can Başvurusu (B. No: 2016/76356)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/8098
  • K.s. Başvurusu (B. No: 2015/14566)
  • Rizgin Birlik Başvurusu (B. No: 2015/19320)
  • Nurcan Güleç Başvurusu (B. No: 2016/5392)
  • Musa Şahin Başvurusu (B. No: 2014/12780)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.