İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Semiha Gür Başvurusu (B. No: 2013/8691)

1. Başvuru,

Başvuru No2013/8691Tarih6 Ocak 2016Okuma26 dk · 5.219 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Semiha Gür Başvurusu

Karar tarihi
6 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/8691
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.219 kelime·26 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru,

başvurucunun hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kardeşinin,

hastalanarak hayatını kaybettiği olayda gerekli tıbbi müdahalenin zamanında

yapılmaması ve olaya ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam

hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 28/11/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

29/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 13/10/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve soruşturma dosyasından

elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucunun kardeşi olan Güral GÜR (G.G.) Kartal H Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta iken tanık ifadelerine göre 20/4/2011

tarihinde gece saatlerinde karın bölgesindeki şiddetli ağrılar nedeniyle

rahatsızlanmıştır.

9. G.G.nin koğuş arkadaşları ifadelerinde, kendilerinin durumu

diafonla Ceza İnfaz Kurumu görevlilerine derhâl

bildirdiklerini, bunun üzerine G.G.nin görevli bir

memur tarafından revire götürüldüğünü, G.G.nin koğuşa

döndüğünde kendisine ağrı kesici ilaç verildiğini ve hastaneye sevkini

istemediğini söylediğini ancak ağrılarının devam ettiğini beyan etmişlerdir.

10.

Anılan gece Ceza İnfaz Kurumu revirinde görevli olduğu tespit edilen infaz

koruma memuru B.D., alınan ifadesinde, görevli olduğu akşam G.G.nin

kaldığı sağ F-8 koğuşundan şahsın rahatsızlandığına dair herhangi bir talep

gelmediğini, sonraki iki gün kendisinin izinli olduğunu ve G.G.nin

kendisinin izinli olduğu tarihte rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığını beyan

etmiştir.

11.

Soruşturma dosyasında bulunan Ceza İnfaz Kurumu revirine ait belgelerin

incelenmesinden de G.G.ye 20/4/2011 tarihinde herhangi bir tıbbi işlem

uygulandığına dair bilgi veya belge elde edilememiştir.

12.

Ağrılarının geçmemesi nedeniyle G.G., ertesi gün tekrar revire götürülmüştür.

Burada hükümlüyü muayene eden Ceza İnfaz Kurumu Aile Hekimi İ.B.K., “21.4.2011 tarihinde hastanın muayeneye geldiğini,

hastanın karın ağrısı şikayeti olduğunu, mide

kanamasını düşündüren hikaye (anamnez) ve fiziki

bulguya rastlanılmadığını, büyük abdestinde (gayta)

kanama, siyah dışkılama mevcut olmadığını, hastaya peptit

ulcus (ülser) teşhisi konduğunu, ulcuran

ampul yapıldığını ve hastanın başka bir sağlık probleminden bahsetmediğini”

beyan etmiştir. Ceza İnfaz Kurumu reviri protokol defterinde de kişiye “ulcuran ampul” uygulandığı yazılmıştır.

13.

22/4/2011 tarihinde de G.G.nin ağrılarının devam

etmesi üzerine Kurumda görevli doktor bulunmadığı için Ceza İnfaz Kurumu

idaresince 112 acil servisi aranmış ve acil servis doktoru tarafından G.G.nin muayenesi yapılmıştır. Yapılan muayene sonucunda

hastanın acil bir durumunun olmadığı ve gün içinde hastaneye sevkinin yapılması

gerektiği bildirilmiştir. Bu gelişmenin ardından Ceza İnfaz Kurumu idaresi

hastanın acil sevkini yaparak hastayı Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma

Hastanesine göndermiştir.

14.

Hastaneye kaldırılan G.G., aynı gün ameliyata alınmış; ameliyat sonrasında

tedavisine devam edilmiş ancak 10/6/2011 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

15.

Ölüm olayının ardından başvurucu özetle “kardeşi

G.G.'nin Cezaevinde rahatsızlandığını, ancak cezaevi

görevlilerinin rahatsızlığını dikkate almayarak gerekli tedaviyi

yapmadıklarını, kardeşinin ancak 3 gün sonra hastaneye kaldırıldığını ve burada

hayatını kaybettiğini, dolayısıyla kardeşinin ölümünden Cezaevi görevlilerinin

sorumlu olduğunu” belirterek ilgili kamu görevlilerinden şikâyetçi

olmuştur.

16.

Başvurucunun şikâyeti üzerine Pendik Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet

Başsavcılığı) tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan

müteveffanın koğuş arkadaşları ile infaz koruma memurlarının bazılarının ve

Ceza İnfaz Kurumu Aile Hekimi’nin ifadeleri şöyledir:

“Ç.S.; Ben 24 Ocak -

24 Nisan 2011 tarihleri arasında Kartal Cezaevi'nde hükümlü olarak kaldım.

Cezaevi sağ F-8 koğuşunda kaldım. Gürol Gür yaklaşık 20 gün sonra koğuşa geldi.

Benimle aynı ranzayı paylaşıyordu. Başlangıçta pek bir rahatsızlığı yoktu.

Ancak ben tahliye olmadan 10 gün öncesi civarı rahatsızlandı. Tam tarihini

hatırlamıyorum. Ancak koğuşta bulunduğumuz sırada akşam kendisi rahatsızlanarak

ranzaya uzandı. Midesiyle oynuyordu. Bize sanki midem delindi, parmağım içeri

giriyor, dedi. Biz de olur mu öyle şey diye kendine güldük. Ancak gece vaktinde

rahatsızlığı arttı. Diafonla konuyu gardiyanlara

haber verdik. Ancak gece vakti doktor olmadığını, sabah doktor geldiğinde

ilgileneceklerini söylediler. Durumunun kötü olduğunu söyledik. Bu defa sağlık

memuru olan birisi Gürol'u alarak revire götürdü. Ağrı kesici iğne yapılmış

geri getirdiler. Ertesi gün kendisini revire götürdüler. Yine getirdiler.

Tahminimce yine iğne yapmışlar. Ancak rahatsızlığı artıyordu, iyice fenalaştı.

Üçüncü gün akşam üzeri kendisini yarı baygın halde gardiyanlara teslim ettik.

Üçüncü gün akşamüzeri hastaneye kaldırılmış. Hastaneden dönmedi. Tahliye

olduktan sonra vefat ettiğini öğrendim.”

“Y.E.; Ben Kartal H tipi cezaevi Sağ F-8

koğuşunda hükümlü olarak kalmaktayım. ... Gürol Gür'ün bize söylediğine göre

kendisi İspanya'da ve bazı Avrupa Ülkelerinde hapis yatmış. Çok sigara ve nescafe tüketiyordu. Yemeği az yiyordu. Revirden ağrı

kesici hap almıştı. Onu kullanıyordu. Sabahları hava soğuk da olsa koğuş

havalandırmasında uzun süre yürüyüş yapıyordu. Tam tarihini hatırlayamıyorum.

Kendi midesinden rahatsızlandı. Çok ağrısı olduğu anlaşılıyordu. Diafona basarak revir görevlisini çağırdık. Revire gitti.

Kendisine ağrı kesici iğne yapılmış. Koğuşa döndüğünde kendisi ağrı kesici iğne

yapılmasını istediğini ve hastaneye şevkini istemediğini bize söyledi. Koğuşa

döndüğünde rahatsızlığı geçmemişti. Ertesi gün tekrar revire gönderdik. Kendisi

sevkini istemediğini söylüyordu. Nitekim ikinci defada yine ağrı kesici iğne

yapılmış ve ağrı kesici hap verilmiş. O hapları da koğuşta kullanıyordu. Ancak

ağrısı devam ettiği için sonraki sürede burnundan da bir miktar kan geldiği

için biz bunu da revir görevlilerine hatırlatarak üçüncü sefer revire sevkini

sağladık ve oradan hastaneye sevki sağlanmış, Revirde kendisine uygulanan

teşhis ve tedavi hususunu bilemiyorum. Ancak, kendisinin genel olarak hastaneye

sevk olarak isteksizliği vardı, "bana bir şey olmaz" diye söylüyordu.

Hastaneye sevkin racona çok uygun olmadığını söylüyordu. Hatta üçüncü kez

burnundan kan geldiğinde kendisinin hastaneye sevki için kendisiyle epeyce

konuşmuştuk. Mustafa isminde infaz koruma memurunu bilmiyorum. Ancak, bir infaz

koruma memuru her üç defada kendisini revire götürmüştü. Olay sırasında koğuş

mümessili Çetin isminde bir arkadaştı. Sonradan tahliye oldu.”

“D.S.; Ben Kartal H Tipi Cezaevi F-8 koğuşunda

hükümlü olarak kalmaktayım. Hastaneye kaldırmazdan evvel aynı koğuşta hükümlü

olarak bulunan Gürol Gür ile yaklaşık olarak 3 ay kadar aynı koğuşta kaldık.

Hastaneye kaldırılmazdan evvel 3 gün kadar önce aniden karnının sağ tarafından

bir ağrı hissettiğini söyledi. Diafonla cezaevi revirinin

görevlilerini haberdar ettik. Revire kaldırıldı. Revire kaldırıldığında

kendisine iğne yapılmış. Kendisi de hastaneye sevkini istememiş. Bunu kendisi

bana ifade etti. Ayrıca kendisine ağrı kesici haplar verilmiş. Koğuşta onu

içiyordu. Ancak ağrısı geçmedi. Ertesi gün tekrar revire kaldırıldı, yine iğne

yapılmış. Koğuşa döndü. Ancak, rahatsızlığı devam ediyordu. Biz bu defa revir

görevlilerine rahatsızlığının fazla olduğunu izah ettik. Üçüncü kez revire

kaldırılışında hastaneye sevki yapıldı. Ondan sonra kendisini görmedim. Benim

bildiğim kadarıyla rahatsızlığını bildirdiğimizde kendisini revire aldılar.

Ancak, orada ne gibi bir teşhis ve tedavi uygulandığını bilemiyorum. Gördüğüm

kadarıyla kendisine ağrı kesici iğne yapılıyordu, sabahları kendisi kalktığında

havalandırma boşluğunda yürüyüş yapıyordu. Ancak sabahları sigara ve çay, kahve

içiyordu.”

“B.D.; Ben Kartal H Tipi Cezaevinde İnfaz

Koruma memuruyum. Cezaevi revirinde görevliyim. Ben 20/04/2011 akşamı

görevliydim. Ancak Gürol Gür’ün kaldığı sağ F-8 Koğuşundan şahsın

rahatsızlandığına dair görevli olduğum akşam herhangi bir talep gelmedi. Ben 21

ve 22/04/2011 tarihlerinde izinliydim. Şahıs benim izinli olduğum tarihte

rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmış.”

“Ş.A.; Ben Kartal Cezaevinde infaz koruma

memuru olarak görev yaparım. Cezaevinde revir görevlisi olarak görev yapıyorum

... Ben 20 ve 21/04/2011 tarihinde izinliydim. 22.04.2011 tarihinde sabah saat

08:00'de işe başladım, öğle saatlerine doğru nöbetçi memur arkadaşlar sağ F-8 koğuşunda

Gürol Gür'ün rahatsızlandığını haber verdiler, koğuşa gittim baktım. Neyi

olduğunu sordum. Karnının ağrıdığını söyledi. Asıl revir görevlisi M.Ç.'ye haber verdim. M.Ç. Hastaya baktı ve revire getirdi.

O saatte cezaevinde görevli doktor olmadığı için 112 acil servisi çağırdık. 112

doktoru revirde Gürol Gür'ün muayene etti. Tansiyonu ölçüldü. Çok acil

olmadığını, uygun saatte hastaneye sevkinin uygun olduğunu söyledi. 112 servisi

çok acil gördükleri mahkumları doğrudan hastaneye kaldırıyorlar. Gürol Gür'ün

durumunu çok acil görmedikleri için kendileri götürmediler. Baş memurumuz

hastaneye götürülmesinin uygun olacağını söyledi. Mehmet bey de müdür beyle

görüşerek jandarma vasıtasıyla şahsın Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi’ne

sevkini sağladık. Gittiğimde orada yatışını sağlamışlar. 1 aya yakın tedavi

gördü. Tedavi sırasında hastanede ölmüş.”

“M.Ç.; Ben Kartal

Cezaevinde İnfaz koruma memuru olarak görev yapmaktayım. Cezaevinde revir

sorumlusu görevini ifa etmekteyim, cezaevi sağ blokundan sorumluyum. Belirtilen

20-21-22/04/2011 tarihlerinde gündüz saatlerinde görevliydim. Olayı hatırladım.

20.04.2011 tarihinde gündüzünde şahsın herhangi bir rahatsızlığı yoktu. Ertesi

gün göreve geldiğimde bloktaki görevli infaz koruma memurları sağ F-8 koğuşundan

Gürol Gür'ün koğuşunda rahatsızlandığını haber verdiler. Ben de giderek şahsı

koğuşundan alarak revire götürdüm. Öğlen saatleri idi. O saat itibariyle

cezaevinde görevli doktor olan İsmail Barış Kızılkaya revirde Gürol Gür’ü

muayene etti. Şahsın çok ağır bir durumu yoktu. Midesinin delindiğini de ifade

etmedi. Doktor bey kendisine ağrı kesici iğne yaptı ve rahatsızlığı devam

ederse yeniden bakmak üzere kendisini koğuşuna gönderdi. Revirle f-8 koğuşu

arası 50-60 metre kadar vardır. Gürol Gür yürüyerek koğuşuna döndü. Normal

konuşuyordu. Ben görevi bıraktığım akşam saat 17:00'ye kadar başka bir şikayeti gelmedi. Akşamki gelişmelerden haberim olmadı. 22.04.2011

tarihinde yine öğlen saatlerinde blokta görevli diğer memur arkadaşlar Gürol

Gür'ün yeniden rahatsızlandığını haber verdiler. Cezaevine doktorlar en yakın

sağlık ocağından gelerek ikişer saat gidip sağlık ocağına döndüklerinden o

esnada cezaevimizde görevli doktor bulunmadığı için ben 112 acil servisi

telefonla aradım. Acil servis doktoru cezaevi revirinde Gürol Gür'ün muayene

etti. Acil bir durumunun olmadığını, gün içinde hastaneye sevkinin yapılması

gerektiğini söyledi. Ancak ben müdahale ederek ve jandarma görevlilerine haber

vererek jandarmayla kendisini Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi'nin acil kısmına

sevkini sağladım. Hastaneye gittiğimde yatışını yapmışlar. Orada 1 aya yakın

tedavi gördü. Sonradan vefat etmiş.”

“İ.B.K.; “Ben Aile Sağlığı Merkezinde aile

hekimi olarak görev yapmaktayım. Kartal Cezaevi bizim bölgemizde bulunduğu için

merkezde bulunan 5 doktor haftada birer gün 2 saat cezaevine giderek orada

görev yapıyoruz. 21.04.2011 tarihinde cezaevinde görevliydim. Cezaevi revir

görevlileri öğleden sonra koğuşunda mide şikayeti

bulunan mahkumu getirdiler. Adının Gürol Gür olduğu anlaşılan hükümlüyü muayene

ettim. Hikayesini dinledim. Hikayesinde mide kanamasını düşündüren, ağzından

kan gelme, büyük abdestinde siyah dışkılama bildirmedi. Muayenemde mide

kanamasını düşündüren fiziki bulguya da rastlamadım. Mide ülseri teşhisi

koyarak Ulcuran Ampul yaptım. Başka sağlık problemi

bildirmedi. Daha sonra hastaneye sevk etmek üzere koğuşuna gönderdim. Ertesi

gün görevli değildim. Şahıs tekrar rahatsızlanmış. 112 acil yardım ve ambulans

ekibini çağırmışlar. gelen sağlık görevlisi de mide

kanaması düşünmemiş, gün içerisinde sevkini uygun görmüş. Aynı gün jandarmayla

hastaneye sevki sağlanmış. Gürol Gür'ün tedavisi yönünden herhangi bir ihmalim

veya kusurlu davranışım bulunmamaktadır. Normal olarak kendisine tedavi

prosedürünü uyguladım. Bir doktor hiç bir zaman

hastasına bir şeyin yok diye geri göndermez. Sağlıkta hiçbir zaman böyle bir

garanti verilemez.”

17.

Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumundan G.G.nin ölümüyle ilgili olayda Ceza İnfaz Kurumu doktoru ve

personelinin kusurlu olup olmadığının tespiti amacıyla bir rapor hazırlanmasını

istemiştir. Anılan raporun hazırlanabilmesi için soruşturma dosyası, tedavi

evrakları, otopsi raporu ve Ceza İnfaz Kurumu revir defterinin ilgili

kısımlarının bir sureti Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir.

18.

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu 27/6/2012 tarihli raporunda, müteveffanın

ölümünde Ceza İnfaz Kurumu doktoruna ve personeline atfı kabil herhangi bir

kusur bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Anılan raporun ilgili kısmı şöyledir;

“...22.04.2011 tarihinde

cezaevi koğuşunda rahatsızlanması üzerine Lutfi Kırdar Kartal Eğitim

Hastanesine götürüldüğü, genel durumu kötü, bilinç konfü

olduğu, hasta da gecikmiş ulcus perforasyonu

ön tanısı ile acil operasyon düşünüldüğü, eksploratif

laparatomi yapıldığı, acil yoğun bakım ünitesine

alındığı, burada tedavisi devam ederken 10.6.2011 tarihide öldüğü, bildirilen

hastalığı dikkate alınmadığı için cezaevinde bekletildiği ve tedavisinin

geciktiği iddiası bulunan Servet oğlu 1958 doğumlu Gürol GÜR hakkında

düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde kayıtlı bilgi ve bulgular dikkate

alındığında;

...

21.4.2011 tarihli ve

2299 sayılı Cezaevi Reviri protokol defterinde; kişiye Ulcuran

Ampul yapıldığı şeklinde yazılı olduğu, 22.04.2011 günü hastaneye sevki sonrası

şikayeti şuur bulanıklığı ve karın ağrısı olduğu, resüsitasyon

odasında entübe olarak konsültasyonu istenen hastanın

TA 60/40 Nb: 130 olduğu, batın muayenesinin değerlendirilemediği, çekilen batın

BT’sinde serbest hava görülmesi üzerine hasta acil

operasyona alındığı, yapılan eksplorasyonda batında

yaygın enfekte mai mevcut olduğu, barsaklar

üzerine yaygın psodomebran ve pre

pilorik alanda yaklaşık 0.8.cm lik

perfore alan görüldüğü, gerekli operasyonun yapıldığı, ameliyat sonrası uygun

tedaviye rağmen 10.06.2011 tarihinde öldüğü dikkate alındığında; kişinin ölümünün

mide perforasyonuna bağlı peritonit ve gelişen

komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu,

Şikayetleri nedeniyle

sağlık personeli tarafından muayenesinin yapıldığı, şikayetine yönelik uygun

tedavisine başlanıldığı, 21.4.2011 günü cezaevinde yapılan muayenesinde batında

perforasyonu düşündürecek bulgu tespit edilmediği de

dikkate alındığında; kişinin ölümünde cezaevi hekimine ve personeline atfı

kabil kusur bulunmadığı oy birliğiyle mütalaa olunur...”

19.

Cumhuriyet Başsavcılığı 31/8/2012 tarihli ve K.2012/5935 sayılı kararıyla

şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararın

gerekçesi şöyledir:

“...İfadeleri alınan

şüpheliler suçlamayı reddederek Gürol Gür'ün tedavisi yönünden gerekli işlemi

yaptıklarını, konuyla ilgili herhangi bir ihmallerinin bulunmadığına dair

savunma yaptıkları, tanık olarak dinlenen koğuşta mahkum olarak bulunan bir

kısım hükümlülerin iddiaları doğrulamadıkları, kesin ölüm sebebi ve ölüm olayı

ile ilgili cezaevi doktoru ve personelinin kusurlu olup olmadığına dair tüm

tedavi evrakları ile birlikte soruşturma dosyası gönderilerek Adli Tıp Kurumu

1. İhtisas Kurulu'ndan rapor istendiği, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun

istenen hususlara dair özenle ve çok ayrıntılı olarak hazırladığı 15 sayfadan

oluşan 27/06/2012 tarihli raporunda ölüm sebebinin mide ferforasyonuna

bağlı peritonit ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği ile ölenin

şikayeti nedeniyle sağlık personeli tarafından gerekli muayenesinin yapıldığı,

şikayetine yönelik uygun tedavisine başlandığı, 21/04/2011 günü cezaevinde

yapılan muayenesinde batında ferforasyonu

düşündürecek bulgu tespit edilmediği, kişinin ölümünde cezaevi hekimi ve

personeline atfı kabil kusur bulunmadığına oy birliği ile mütalaa olunduğunun

bildirildiği, buna göre şüpheliler hakkında atılı suç unsurları manevi unsur

yani kusurluluk unsuru yönünden teşekkül etmediği, dolayısı ile şüpheliler

hakkında bu cihetle kovuşturma imkanı bulunmadığından tüm şüpheliler hakkında

atılı suçtan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına... karar verildi.”

20.

Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin

9/7/2013 tarihli ve 2013/844 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

21.

Bu karar başvurucuya 1/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup 27/11/2013

tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunmadığı anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

1. Ulusal Hukuk

22.

13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanun’un “Hapis cezalarının

infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili

hükümleri şöyledir:

“(1) Hapis cezalarının infaz

rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:

a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli

bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve

disiplin çerçevesinde tutulurlar.

b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin

düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu

kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan

maddî ve manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan

diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.

c) Cezanın infazında hükümlünün

iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün

kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere

cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik

ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.

…

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam

hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu

tedbirin alınması zorunludur.

…”

23. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

“ (1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı

için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir.

Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet

veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.”

24. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

muayene ve tedavisi” kenar başlıklı 78. maddesi (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün

acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel

veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme

kartına işlenir ve dosyasında saklanır.”

25.

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması”

başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları

ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim

üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde

eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının

yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen

reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

26.

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

2. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Avrupa Cezaevi Kuralları

hakkında (2206) 2 numaralı tavsiye kararının “Cezaevi

sağlık sisteminin organizasyonu” başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“40. 1 Cezaevindeki sağlık hizmetleri genel toplumsal sağlık

sistemiyle yakın ilişki içinde örgütlenmelidir.

40. 2 Cezaevlerindeki sağlık sistemi ulusal

sağlık sistemiyle entegre edilmeli ve uyum içinde olmalıdır.

40. 3 Mahpuslar yasal durumları nedeniyle

ayrımcılığa tabi tutulmaksızın ülkedeki sağlık hizmetlerinden yararlanma

imkanına sahip olmalıdır.

40. 4 Cezaevindeki sağlık hizmetleri

mahpusların karşılaşabilecekleri fiziksel ya da ruhsal hastalıkların teşhis ve

tedavisine yeterli düzeyde olmalıdır.

40. 5 Bu amaçla genel

sağlık sisteminde mevcut olan gerekli tüm tıbbi, cerrahi ve psikiyatrik

olanaklara ulaşma imkanı mahpuslara sağlanmalıdır.”

28. Anılan tavsiye kararının “Tıbbi

ve sağlık hizmetleri personeli” başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“41. 1 Her cezaevinde en az bir uzman doktorun bulunduğu bir

revir bulunmalıdır.

41. 2 Düzenlemeler acil durumlarda uzman bir

doktorun gecikmeksizin müdahalesine olanak tanıyacak şekilde yapılmalıdır.

41. 3 Tam gün çalışan bir doktorun bulunmadığı

yerlerde yarım zamanlı çalışan bir doktor mahpusları düzenli olarak ziyaret etmelidir.

41. 4 Her cezaevinde tıbbi müdahale konusunda

eğitilmiş personel bulunmalıdır.

41. 5 Her mahpusa uzman diş hekimlerinin ve

göz doktorlarının sağlayacağı hizmetlerden yararlanma olanağı tanınmalıdır.”

29. Anılan tavsiye kararının “Sağlık

hizmeti tesisleri” başlıklı 46. maddesi şöyledir:

“46. 1 Özel tedaviye ihtiyacı olan hasta mahpuslar cezaevinde bu

tedavinin gerçekleştirilemediği hallerde bu amaca özgülenmiş kurumlara ya da

sivil hastanelere nakledilmelidir.

46. 2 Cezaevinin kendi sağlık tesislerinin bulunduğu

hallerde bu tesisler tedavi için gelen mahpuslara uygun bakım ve hizmeti sunmaya

yeterli personel ve ekipmanla donatılmış olmalıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30.

Mahkemenin 6/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31.

Başvurucu; Kartal H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan

kardeşinin 20/4/2011 tarihinde rahatsızlandığını, Ceza İnfaz Kurumu idaresince

gerekli tedavinin ve hastaneye sevkinin zamanında sağlanamaması nedeniyle

hayatını kaybettiğini, ölüm olayında ihmali olduğunu düşündüğü ilgili kamu

görevlileri hakkında şikâyetçi olması üzerine başlatılan soruşturmada

tanıkların tamamının ifadelerinin değerlendirilmeyip sadece Ceza İnfaz Kurumu

görevlilerinin istediği tanıkların ifadelerinin dikkate alındığını, kardeşi ile

aynı koğuşta bulunan K.C.nin ifadesinin soruşturma

dosyasından yok edildiğini ve böylelikle kardeşinin ölümünde ihmali

bulunanların cezasız kaldığını belirterek Anayasa’nın 17., 36. ve 40.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

ilgili kamu görevlileri hakkında kamu davası açılması talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

32.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Somut olayda başvurucu, her ne kadar Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerinde

güvence altına alınan haklarının da ihlal edildiğini ileri sürse de

başvurucunun bu yöndeki iddialarının özünün yaşam hakkı kapsamında kaldığı

değerlendirilmektedir. Bu nedenle başvurucunun şikâyetleri Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenecektir.

33.

Bakanlığın görüş yazısında; kabul edilebilirlik incelemesi ile ilgili olarak

yaşam hakkı kapsamında “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda

mutlaka cezai işlem başlatmayı gerektirmediği, yaşam hakkına yönelik ihlal

iddialarının kasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili

hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği, somut olayda Ceza

İnfaz Kurumu sağlık çalışanlarının devlet memuru olmaları nedeniyle ölenin

sağlık durumunun kötüleşmesinde bir tıbbi ihmali olmadığının tespitine yönelik idari

dava açılması gerektiği ancak başvurucunun bu konuda idare mahkemeleri nezdinde

devlet aleyhine herhangi bir tazminat başvurusunda bulunmadığı ifade

edilmiştir.

34.

Bakanlığın kabul edilebilirlik konusundaki anılan görüşüne karşı başvurucu,

soruşturma dosyasındaki uygulamalar ve kararlar nedeniyle adalete olan

güveninin sarsıldığı için tazminat davası açmakta fayda görmediğini ifade

etmiştir.

35.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin

(1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin

taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından

ihlal edildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı

tanınmıştır.

36.

Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi

ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

37.

Yaşam hakkına yönelik yapılacak bir incelemede öncelikle başvurucunun, başvuru

ehliyeti ve ihlal iddiasının incelenmesinde menfaatinin bulunup bulunmadığı

denetlenmelidir. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip

oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm

olayı nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda

başvurucu, başvuru konusu olayda ölen kişinin kardeşi olup başvuru konusu olaya

ilişkin yürütülen ceza soruşturmasına etkin bir şekilde katılmış ve soruşturma

sürecini takip etmiştir. Bu nedenle gerçekleşen ölüm olayı ile ilgili yürütülen

soruşturmanın, Anayasa’nın 17. maddesindeki yaşam hakkının ihlali niteliğinde

olduğunun tespitinde başvurucunun meşru menfaati olacağı anlaşıldığından

başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

38.

Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle

sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu

konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin negatif bir

yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve

hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

39.

Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif

yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17.

maddesi; devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş

yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği

gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu

yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği

her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

40.

Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük; yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya

çıkması için yetkililerce belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın

bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların

varlığı kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler

çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız

olduklarının tespiti gerekmektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

41.

Devlet -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine

getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik

gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.

No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

42.

Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını ve sağlıklarını koruma

konusundaki pozitif yükümlülük, bu kişilerin tıbbi tedavilerine özen

gösterilmeyi ve yaşamı üzerinde oluşabilecek olası tehditleri engellemeyi de

içerir. Uygun bir tıbbi tedavinin sağlanması konusundaki eksiklikler yaşam

hakkını koruma yükümlülüğüne aykırılık teşkil edebilir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. İlhan/Türkiye,

B. No: 22277/93, 27/7/2000, § 87; Huylu/Türkiye,

B. No. 52955/99, 16/11/2006, §§ 57, 58).

43.

Ceza İnfaz Kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlülerin yaşamının korunması

konusundaki pozitif yükümlülük; Ceza İnfaz Kurumlarında görevli sağlık

personelinin sorumlulukları altında bulunan kişilerin ölüm sebeplerinin tespit

edilmesine imkân sağlayacak etkin ve tarafsız bir adli sistem kurulmasını,

ihtilaf konusu olayların kamuoyu denetimine açılmasını ve gerektiğinde sağlık

çalışanlarının hesap vermesini sağlamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Gülay Çetin/Türkiye, B. No:

44084/10, 5/3/2013, § 86)

44.

Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de

usule ilişkin yönü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu

usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının

esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine

bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre

yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal

sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda ceza davası açılmasını

mutlaka gerektirmez. Bu ilke, tıbbi

ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları için de geçerlidir. Bu

durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının

açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59; Nail

Artuç, § 37).

45. Bununla birlikte ihmal suretiyle

meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarında devlet görevlilerinin ya da

kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali

olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların

kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle

oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı

durumlarda, insanların yaşamını veya

vücut bütünlüğünü tehlikeye atan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada

bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması, Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlaline neden olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 60). Bu yaklaşım, yetkili kişi ve

kurumların kamu ya da özel sağlık kuruluşlarına başvuran bir hastanın sağlık

durumunun ciddiyetini bilmesine ya da bilmesinin gerekmesine rağmen meydana

gelebilecek riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almayarak

yahut hastanın tanı ve tedavisine ilişkin değerlendirme hatasını aşacak şekilde

mesleki ödevlerine aykırı davranarak bir kimsenin hayatına veya vücut

bütünlüğüne zarar vermesi hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde de

geçerlidir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye, B. No: 13423/09,

9/4/2013; Asiye Genç/Türkiye, B.

No: 24109/07, 27/1/2015).

46.

Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından, Kartal H Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda hükümlü olarak bulunan kardeşinin gerekli tedavisinin yapılmaması ve

zamanında hastaneye sevkinin sağlanamaması nedeniyle hayatını kaybettiği, buna

rağmen ölüm olayında ihmali olan kamu görevlilerinin cezasız kaldığı ileri

sürülmektedir.

47.

5275 sayılı Kanun’da tutuklu ve hükümlülerin hastalık hâlinde muayene ve

tedavilerinin nasıl yapılacağı hususu ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Kanun’un 71. ve 78. maddeleri uyarınca hükümlü veya tutukluların acil veya

olağan muayene ve tedavisi ilk önce ceza infaz kurumunun revirinde kurumun

hekimi tarafından yapılır. Muayene ve tedavinin kurumda mümkün olmaması hâlinde

hükümlü ve tutuklulara devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm

koğuşlarında tedavi imkânı sağlanır.

48.

Somut olayda müteveffa 20/4/2011 tarihinde gece saatlerinde rahatsızlanmış;

infaz koruma görevlileri durumdan haberdar edilmiş ve tanık ifadelerine göre

başvurucuya ağrı kesici ilaçlarla tedavi uygulanmıştır. Ağrılarının ertesi gün

de devam etmesi üzerine müteveffa, kurumda nöbetçi olarak görevli bulunan

doktor tarafından muayene edilmiş ve kendisine peptid ulcus (ülser) teşhisi konularak

tedavi uygulanmıştır. Ancak müteveffanın ağrılarının geçmemesi üzerine bir

sonraki gün, kurumda görevli doktor bulunmadığı için Ceza İnfaz Kurumu

idaresince 112 acil servisi aranmış ve acil servis doktoru tarafından

müteveffanın muayenesi yapılmıştır. Yapılan muayene sonucunda hastanın acil bir

durumunun olmadığı ve gün içinde hastaneye sevkinin yapılması gerektiği

bildirilmiştir. Bu gelişmenin ardından Ceza İnfaz Kurumu idaresince sevk işlemi

yapılarak hasta, Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine

gönderilmiştir.

49.

Ölüm olayının ardından başvurucunun, kardeşine uygun tedavinin uygulanmaması ve

kardeşinin hastaneye geç sevk edilmesi nedeniyle hayatını kaybettiği iddiasıyla

ilgili kamu görevlileri hakkında şikâyetçi olması üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından derhâl olaya ilişkin soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturma kapsamında müteveffanın koğuş arkadaşlarının, Ceza İnfaz Kurumu

görevlilerinin ve Ceza İnfaz Kurumunda müteveffayı muayene eden doktorun

ifadeleri alınmış, Ceza İnfaz Kurumu reviri ve hastane kayıtları toplanmış,

müteveffanın cesedi üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemi uygulanmış,

nihayetinde müteveffanın ölümünde Ceza İnfaz Kurumu doktoru ve personelinin

kusurlu olup olmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumundan bir rapor

hazırlaması istenmiştir.

50.

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından tanık ifadeleri, Ceza İnfaz Kurumu

reviri defteri, hastane kayıtları ve otopsi raporunda yer alan bilgi ve

bulgular dikkate alınarak hazırlanan raporda, kişinin ölümünün mide perforasyonuna

(delinme) bağlı peritonit (karın

zarı yangısı) ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu,

müteveffanın Ceza İnfaz Kurumunda yapılan muayenesinde karın bölgesinde delinme

olduğunu düşündürecek bir bulgunun tespit edilemediği ve müteveffanın

şikâyetleri doğrultusunda uygun tedaviye başlandığı belirtilerek müteveffanın

ölümünde Ceza İnfaz Kurumu doktoruna ve personeline atfı kabil herhangi bir

kusur bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

51.

Diğer taraftan başvurucu; somut olayda kardeşinin rahatsızlandığı ilk gece kim

tarafından, nereye götürüldüğüne ve kendisine nasıl bir tedavi uygulandığına

dair konuların yeterince aydınlatılmadığını ileri sürse de soruşturma

kapsamında alınan on beş sayfalık ayrıntılı Adli Tıp Kurumu bilirkişi raporunda

olayın gelişiminin bir bütün olarak değerlendirildiği ve müteveffanın

şikâyetleri doğrultusunda Ceza İnfaz Kurumunda gerçekleştirilen tedavi

sürecinde karın bölgesinde delinme olduğunu düşündürecek bir bulguya

rastlanmadığının belirtildiği dikkate alındığında başvurucunun söz konusu

iddiasının somut olay açısından nedensel bir değer

taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.

52.

Somut olayda, G.G.nin

ölüm olayı ile ilgili olarak başvurucunun kullanabileceği birden fazla hukuki

yol bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucu, yaşanan olay hakkında bir ceza

soruşturması başlatılmasını ve kusurlu olan personel hakkında kamu davası

açılmasını yetkili Cumhuriyet Başsavcılığından talep edebileceği gibi yaşanan

olayda kusuru bulunan kişi veya kurumların hukuki sorumluluğuna ilişkin

tazminat davası da açabilir. Başvurucu, olayda ihmali olduğunu ileri

sürdüğü kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması

açılması talebinde bulunmuş olmakla birlikte Ceza İnfaz Kurumunun veya ilgili

kamu görevlilerinin sorumluluklarına ilişkin herhangi bir hukuki tazminat

yoluna başvurmamıştır. Bu

durumda sorulması gereken soru, somut olayın koşulları çerçevesinde yaşam hakkı

kapsamında devletin sahip olduğu “etkili bir hukuk sistemi kurma” yönündeki pozitif

yükümlülüğün, anılan

hukuki çarelerden herhangi biri ile yerine getirilip getirilemeyeceğidir (Benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Anna Todorova/Bulgaristan,

B. No: 23302/03, 24/5/2011, § 74; Nurettin

Demir ve Çiçek Demir/Türkiye, B. No: 34885/06, 13/11/2012, § 71).

53.

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından müteveffanın ölümünde Ceza İnfaz

Kurumu doktoru ve personelinin kusurlu olup olmadığının tespiti amacıyla

hazırlanan rapor ile bireysel başvuru formu ve eklerinde sunulan bilgi ve belgeler

ışığında mevcut başvurunun koşulları

incelendiğinde, müteveffanın hayatını kaybettiği olayın tıbbi

değerlendirme hatasını aşan kasti bir tutumdan ya da hastaneye sevki

konusundaki ciddi bir ihmalden kaynaklandığını gösteren herhangi bir bulgu

olmadığı ve olayın meydana geldiği koşulların herhangi bir şüphe uyandırmadığı

anlaşılmaktadır. Başvurucu da söz konusu olayın ilgili kamu görevlileri

tarafından kasti şekilde gerçekleştirildiği yönünde bir iddia ileri

sürmemiştir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında başvuru konusu olayın yukarıda

belirtilen istisnalar (bkz. § 44)

kapsamında bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 17.

maddesi bağlamında devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülük, somut olayda mağdura adli ya da idari

yargı mercileri önünde açabileceği bir tazminat ya da tam yargı davası yolunun

sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

54.

Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan

zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku

alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka

aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için

ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir

sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca ceza hukuku alanında taksire dayalı

sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen kasten veya taksirle

başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha

fazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki

sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı

ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir

ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği

anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi

hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk

alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi

edilmesi olduğu dikkate alındığında -özellikle somut başvuruya konu ihlal

iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından- hukuki tazmin yolunun daha yüksek

başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu

anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır,

B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

55. Başvurucu, Türk hukuk sisteminde mevcut bir

hukuk yolu olan ve hem ilgili personelin veya idarenin mesuliyetini

saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesini sağlayabilecek olan

hukuk mahkemelerinde tazminat davası ya da idari yargıda tam yargı davası açma

imkânını kullanmamıştır. Ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve

ihmallere karşı da ilgili kişi veya kurumlar aleyhine adli ya da idari yargı

önünde açılacak davalar ile uğranılan zararların tazmini mümkündür. Bu nedenle

müteveffanın hastalığına ilişkin teşhis, tedavi ve hastaneye sevk işlemleri

sırasında ihlale neden olduğu ileri sürülen eylemler açısından kanunda

öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru

yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

56.

Açıklanan nedenlerle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

6/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Bülent ALTINSOY

Başvurucu

:

Semiha

GÜR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8691, 6 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 23302/03, 24/5/2011, § 74; Nurettin
  12. Dursun
  13. Gür
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8691
Tarih
6 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Reşit Dülek Başvurusu (B. No: 2013/7617)
  • Kaya Şen Başvurusu (B. No: 2013/7194)
  • Osman Altuntaş Başvurusu (B. No: 2013/3289)
  • İsmet Aydın ve Haydar Aydın Başvurusu (B. No: 2013/2739)
  • Hulisi Balcı Başvurusu (B. No: 2013/9479)
  • Çetin Öztorun Başvurusu (B. No: 2013/8822)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.