İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Senay Melik Başvurusu (B. No: 2015/3470)

1. Başvuru, güvenlik güçleri içerisinde örgütlendiği ileri

Başvuru No2015/3470Tarih10 Ekim 2019Okuma31 dk · 6.205 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Senay Melik Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/3470
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.205 kelime·31 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçleri içerisinde örgütlendiği ileri

sürülen bir yapı tarafından gerçekleştirilen öldürme olayı hakkında etkili bir

ceza soruşturması yürütülmemesi ve yaşamın bu yapıya karşı korunamaması

nedenleriyle yaşam hakkının; olay nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun

kapsamında yapılan müracaat sonrasında idari yargıda açılan davanın makul

sürede sonuçlandırılmaması ve kararların gerekçesiz olması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının; diğer ihmal olaylarına oranla bu tarz olaylarda daha düşük

tazminata hükmedilmesi nedeniyle de ayrımcılık yasağının edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava ve ceza

soruşturması dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 2/6/1994 tarihinde uğradığı bir silahlı saldırı

sonucu yaşamını yitiren Ab.M. adlı kişinin eşidir.

Aynı saldırıda Ab.M.nin şoförü Me.A.

da yaşamını yitirmiştir. Başvurucu; bireysel başvuru formunda, olayın meydana

geldiği tarihte Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Şanlıurfa İl Başkanlığı

görevini yürütmekte olan eşinin devlet içinde örgütlendiği ileri sürülen

Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele (JİTEM) adlı bir yapı tarafından

öldürüldüğünü belirtmiştir.

A. Olay Hakkındaki Ceza

Soruşturması Süreci

9. Şanlıurfa'da 2/6/1994 tarihinde M. Apartmanı'nın önünde kavga

olduğunun polise bildirilmesi üzerine O.D., G.M.U. ve M.A. adlı polis memurları

olay yerine gitmiştir. Olay yerine giden polis memurları, M. Apartmanı'nın

önünde silahlı bir çatışmanın yaşanmış olduğunu görmüştür. Polis memurlarınca

hazırlanan 2/6/1996 tarihli Olay Yeri Görgü

ve Tespit Tutanağı'nda

özetle olay yerine gidildiğinde M. Apartmanı'nın bahçesinin giriş kapısının

önünde bulunan 63 .. 006 plakalı araçta mermi delikleri olduğunun görüldüğü, bu

aracın ön tarafında Me.A. adlı şahsın, apartmanın

zemin katındaki kalorifer dairesinin giriş kapısının önünde ise Ab.M. adlı şahsın yaralı olarak bulunduğu, yaralı olan bu

kişilerin ayrı ayrı araçlara bindirilerek hastaneye sevk edildiği ifade

edilmiştir. Tutanakta apartmanın bahçe kapısı ile kalorifer dairesinin giriş

kapısı önünde diğer bazı delillerin yanı sıra birçok boş mermi kovanının

bulunduğu belirtilmiştir. Tutanakta ayrıca kalorifer dairesinin yanında Ab.M.ye

ait olduğu değerlendirilen siyah bir çanta içinde bir adet tabancanın bulunduğu

belirtilmiştir. Son olarak olayı 06 .. 246 plakalı B. marka beyaz bir araçta

bulunan kişilerin gerçekleştirdiği ve bu kişilerin olay yerinden kaçtığı ifade

edilmiştir.

10. Saldırıda yaralanan Ab.M. ve Me.A. kaldırıldıkları hastanede aynı gün yaşamlarını

yitirmiştir.

11. Olay hakkında Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan

soruşturma kapsamında 2/6/1994 tarihinde olay yeri incelemesi ile klasik otopsi

işlemleri gerçekleştirilmiştir.

12. Olay yeri incelemesi sırasında bulunan 7.62x39 mm çap ve

tipindeki on dört mermi kovanı ile 9x19 mm çap ve tipindeki yirmi yedi mermi

kovanı Bölge Kriminal Polis Laboratuvarına

gönderilmiştir. Olay yerinde bulunan bu mermi kovalarının hangi silahtan

atıldığı tespit edilememiştir. Bunun üzerine söz konusu mermi kovanları "Silahı Tespit Edilemeyen Olaylar Arşivi"nde muhafaza altına

alınmıştır. Mermi kovanlarına ilişkin 5/6/1994 tarihli uzmanlık raporunda söz

konusu mermi kovanlarının atılmış olduğu silahların tespit edilmesi hâlinde

durumun ek uzmanlık raporu ile bildirileceği ifade edilmiştir.

13. Ayrıca soruşturma kapsamında bazı kişilerin ifadeleri

alınmıştır. Cumhuriyet savcısı, olay tarihinde bina görevlisi olan R.Y.nin ifadesini 2/6/1994 tarihinde almıştır. R.Y.

ifadesinde özetle olayı gerçekleştiren kişileri görmediğini, olaydan önce

şüpheli şahıs ya da şahıslara da rastlamadığını belirtmiştir. Cumhuriyet

savcısı, yaralı olarak hastaneye kaldırılan kişilere tıbbi müdahalede bulunan

doktorların da ifadelerini almıştır. Doktorlar, ifadelerinde yaralı olarak

hastaneye getirilen Ab.M. ve Me.A.nın

olayla ilgili olarak kendilerine bir şey söylemediğini, bu kişilerin zaten

hastaneye getirilmelerinden kısa bir süre sonra hayatlarını kaybettiğini ifade

etmişlerdir.

14. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, olayı soruşturma görev ve

yetkisinin Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığında

olduğunu belirterek 30/6/1994 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir. Bu karar

sonrasında olay hakkındaki soruşturmayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi

Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/4218 sayılı dosya üzerinden yürütmeye başlamıştır.

15. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı

11/7/1994 tarihinde olayın fail ya da faillerinin zamanaşımı süresi dolana

kadar daimî aramaya tabi tutulmasına karar vermiştir.

16. Bu tarihten sonra kolluk görevlilerince düzenlenen, olayın

fail ya da faillerinin tespit edilemediğine ilişkin tutanaklar Diyarbakır

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

17. Başvurucu 13/8/1999 tarihinde vekili aracılığıyla dosyanın

bir suretini Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığından

talep etmiştir. Bu talep üzerine 16/8/1999 tarihinde soruşturma evrakının bir

kısmının onaylı sureti başvurucu vekiline verilmiştir.

18. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı

18/5/2004 tarihinde daimî arama kararı vermiştir. Diyarbakır Devlet Güvenlik

Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı olayın fail ya da faillerinin zamanaşımı

süresi doluncaya araştırılmasını ve bu konu hakkında üç ayda bir, düzenli

olarak Başsavcılığa bilgi verilmesini ilgili kolluk makamlarından talep

etmiştir. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı bu

kararında zamanaşımı tarihi olarak 3/6/2014 tarihini göstermiştir.

19. Daimî arama kararı uyarınca kolluk görevlilerince

düzenlenen, olayın fail ya da faillerinin tespit edilemediğine ilişkin

tutanaklar Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

20. Saldırıda ölen Ab.M.nin kardeşi

Ö.F.M., ağabeyinin çok yakın arkadaşı olan E.K.nın

olayla ilgili olarak ifadesinin alınması için 28/7/2009 tarihinde Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe sunmuştur. Bunun üzerine 7/6/2010

tarihinde tanık sıfatıyla E.K.nın ifadesi alınmıştır.

E.K. ifadesinde özetle 1993 yılında HADEP Şanlıurfa il başkanlığı görevini

yürüttüğünü, aynı Parti teşkilatında olmalarından dolayı Ab.M.yi

tanıdığını, Ab.M. öldürüldüğünde kendisinin ceza

infaz kurumunda olduğunu, söz konusu dönemlerde Parti faaliyetlerini

bırakmadıkları takdirde öldürülecekleri yönünde birçok tehdit aldıklarını ifade

etmiştir.

21. Saldırıda ölen Ab.M.nin kardeşi

Ö.F.M., 10/8/2010 tarihli bir dilekçe ile Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına

müracaat etmiş ve ağabeyinin ölümüne neden olan olayın yaşandığı tarihte

Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve Şanlıurfa Valiliği görevlerinde bulunan

kişilerin söz konusu olayda sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürmüştür. Ö.F.M.,

ağabeyinin ölümünde bu kişilerin sorumluluğunun bulunduğu iddiasını 3/8/2010

tarihinde bir televizyon programında açıklamalarda bulunan A.K.ya

dayandırmıştır. Ö.F.M., emekli Korgeneral A.K.nın

anılan programda 1993-1997 yıllları arasındaki faili

meçhullerin bir devlet politikası olduğunu belirttiğini ifade etmiştir.

22. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, Ö.F.M.nin

dilekçesi üzerine yeni bir soruşturma dosyası açmış ancak 29/9/2010 tarihinde

görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ise kendisine gönderilen bu

soruşturma dosyasının olay hakkındaki 1994/4218 sayılı soruşturma dosyası ile

birleştirilmesine 8/11/2010 tarihinde karar vermiştir.

23. Başvurucu 3/4/2013 tarihinde vekili aracılığıyla soruşturma

dosyasının bir suretini almıştır.

24. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yerinde bulunan

mermi kovanlarının incelenmesi için Diyarbakır Kriminal

Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne müzekkere yazmıştır. Bunun üzerine Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce hazırlanan

8/4/2013 tarihli ekspertiz raporunda özetle olay yerinde bulunan 7.62x39 mm çap

ve tipindeki on dört mermi kovanı ile 9x19 mm çap ve tipindeki yirmi yedi mermi

kovanının "Silahı Tespit Edilemeyen

Olaylar Arşivi"nde

kayıtlı mermi kovanları ile karşılaştırıldığı ancak soruşturma konusu olay ile

arşivdeki olaylar arasında bir irtibat kurulamadığı belirtilmiştir.

25. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 21/2/2014 tarihli ve 6526

sayılı Kanun uyarınca 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu'nun 10. maddesi gereği kurulan mahkemeler ile Cumhuriyet

başsavcılıklarının görevlerine son verildiği gerekçesiyle 10/3/2014 tarihinde

yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir.

26. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı 20/10/2014 tarihinde

Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazarak olay hakkında herhangi bir

bilgi ve belgenin tespit edilip edilmediğini sormuştur. Bunun üzerine Şanlıurfa

İl Emniyet Müdürlüğü 13/11/2014 tarihli bir yazı ile Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığına olay hakkında bilgi vermiştir. Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü bu

yazıda Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının

18/5/2004 tarihli daimî arama kararını ilgi göstererek olayın fail ya da

faillerinin araştırıldığını, bu husus ile ilgili olarak üç ayda bir Diyarbakır

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verildiğini ancak

faillerin yakalanamaması üzerine zamanaşımı süresi olan 3/6/2014 tarihinde

aramalara son verildiğini belirtmiştir.

27. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 28/11/2014 tarihli

talimatı doğrultusunda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

14/1/2015 tarihinde A.K. adlı emekli korgeneralin ifadesi alınmıştır. A.K.,

katıldığı bir televizyon programında terörle mücadele ile ilgili genel

değerlendirmeler yaptığını, değerlendirmelerinin özel bir olaya dair

olmadığını, kendisinin denizci olması nedeniyle herhangi bir terörle mücadele

harekatına katılmadığını belirtmiştir.

28. Başvurucunun vekili 3/2/2015 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaat ederek soruşturmanın hangi aşamada olduğunu sormuştur.

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın derdest olduğunu başvurucu

vekiline bildirmiştir.

29. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, somut olayda zamanaşımı

süresinin yirmi yıl olduğu ve bu sürenin dolduğu gerekçesiyle 20/7/2015

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

B. İdari Yargı Süreci

30. Başvurucu, eşinin ölümü nedeniyle uğramış olduğu maddi ve

manevi zararların tazmini istemiyle 5233 sayılı Kanun uyarınca Şanlıurfa

Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına (Zarar Tespit Komisyonu) müracaat

etmiştir. Bu müracaatta başvurucunun iki çocuğu da maddi ve manevi zararlarının

tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu bu dilekçede özetle eşinin

kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin silahlı saldırısı sonucunda

öldürüldüğünü, olayın yaşandığı dönemin ülke genelinde terörün en yoğun

yaşandığı, birçok sivil vatandaşın kimliği belirsiz kişilerce öldürüldüğü bir

dönem olduğunu belirtmiş ve toplam 180.000 TL maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

31. Zarar Tespit Komisyonu 23/11/2005 tarihli ve 2005/139 sayılı

karar ile başvurucuya ve iki çocuğuna toplam 14.560 TL ödenmesine karar

vermiştir.

32. Söz konusu meblağı kabul etmeyen başvurucu 20.000 TL maddi,

30.000 TL manevi olmak üzere toplam 50.000 TL tazminatın tarafına ödenmesine

karar verilmesi istemiyle Şanlıurfa Valiliğine karşı Gaziantep İdare

Mahkemesinde 14/2/2006 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde,

eşinin kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin silahlı saldırısı sonucunda

öldürüldüğünü yinelemiş ve olay nedeniyle ciddi derecede maddi ve manevi zarara

uğradığını ifade etmiştir. Başvurucu; dava dilekçesinde, Zarar Tespit Komisyonu

kararının iptalini istemiş ve tazminat hukukunun genel ilkeleri doğrultusunda

hesaplanacak olan maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi talebinde

bulunmuştur. Ayrıca maddi tazminat miktarının belirlenmesinde somut olayın

koşullarının dikkate alınmayarak sabit bir tazminata hükmedilmesinin

hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu dava dilekçesinde son

olarak somut olayda manevi zararlarının da karşılanması gerektiğini ifade

etmiştir.

33. Gaziantep İdare Mahkemesi 20/11/2006 tarihinde davanın yetki

yönünden reddine ve dosyanın yetkili Şanlıurfa İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar vermiştir.

34. Bunun üzerine yargılamaya devam eden Şanlıurfa İdare

Mahkemesi 28/9/2007 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin

ilgili kısımları şöyledir:

"(...)

(...)

davacı vekili tarafından 5233 sayılı Yasa kapsamında eşinin kimliği belirsiz

kişiler tarafından öldürülmesi dolayısıyla uğradığı ileri sürülen maddi ve

manevi zararın tazmini istemiyle yaptığı başvuru üzerine davalı idarece gerekli

tahkikatların yapılarak davacının eşinin terör mağduru olduğunun tespit

edildiği ve anılan Yasa ve ilgili Yönetmeliğin yukarıda metnine yer verilen

hükümleri doğrultusunda (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile

çarpımı sonucunda bulunan miktarın ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında

ödeme yapılmasına karar verildiği anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka

aykırılık bulunmamıştır.

Davacının, 5233 sayılı Yasa ile sabit bir

tazminat miktarı belirlenmesinin hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu

iddiasına gelince; davacı tarafından eşinin terör örgütü mağduru olduğundan

bahisle yapılan başvuru, 233 sayılı Yasa kapsamında yapılmış olup, davalı idare

tarafından yasa ile öngörülen miktarın ödenmesine karar verilmiş olup, davalı

idare tarafından yasa ile öngörülen hesaplama şeklinin dışına çıkılması mümkün

olmadığından davacının bu hususa ilişkin iddiası yerinde görülmemiştir."

35. Başvurucu genel olarak dava dilekçesinde belirttiği

hususları yineleyerek temyiz yoluna başvurmuştur.

36. Danıştay Onbeşinci Dairesi

17/6/2014 tarihinde ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.

37. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 17/12/2014

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

38. Bu karar 13/2/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

39. Başvurucu 25/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

40. İlgili hukuk için bkz. Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu (B.

No: 2014/15732, 24/1/2018, §§ 32-69); Aziz

Biter ve diğerleri (B. No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 21-33); 5233

sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., 12., 13.,geçici 1., geçici 4.

maddeleri; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1.

maddesinin (2) numaralı fıkrası, 12. ve 13. maddeleri.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 10/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu; eşinin faili meçhul bir cinayetle öldürüldüğünü,

bu olayın JİTEM adlı bir örgüt tarafından yapılmış olabileceğini ancak etkili

bir ceza soruşturması yürütülmediği için olayın aydınlatılamadığını

belirtmiştir. Devletin kendi yetki alanındaki kişilerin güvenliğini sağlama ve

can güvenliğini koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle eşinin yaşam

hakkının ihlal edildiğini, JİTEM denilen örgütün faaliyetlerinin devlet

tarafından engellenmediğini, bu sebeple devletin ihmal ve kusurundan kaynaklı

olarak eşinin yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu eşinin

kürt kökenli bir vatandaş olması nedeniyle bu tarz

bir eyleme maruz kaldığını, yine olayın bu sebeple etkili bir şekilde

soruşturulmadığını, ceza soruşturmasının hâlen bir sonuca bağlanmamış olduğunu

ileri sürmüştür. Başvurucu bu iddialarla yaşam hakkının, adil yargılanma

hakkının, makul sürede yargılanma hakkının, etkili başvuru hakkının ve

ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, eşinin JİTEM

adlı bir örgüt tarafından öldürüldüğüne ilişkin önemli veriler olmasına rağmen

olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği için olayın

aydınlatılmadığı ve JİTEM denilen örgütün faaliyetlerinin devlet tarafından

engellenememesi nedeniyle yaşam hakkının korunamadığı iddiaları ile ilgilidir.

Başvurucu, bireysel başvuru formunda ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ise de soruşturma makamları önünde bu iddiasını dile getirdiğine

ilişkin bir bilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine ibraz etmemiştir. Başvurucunun

adil yargılanma hakkı ile etkili başvuru hakkı kapsamında ileri sürdüğü

hususların ise yaşam hakkının usul yönüyle ilgili olduğu kanaatine varılmıştır.

Bu nedenle başvurucunun bu başlık altındaki tüm iddialarının Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

44. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

45. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

46. Başvuru konusu olayda, ölüm olayının faillerinin tespit

edilebilmesi için yetkili merciler tarafından yürütülmüş bir ceza soruşturması

süreci bulunmaktadır. Diğer yandan başvurucu, eşinin öldürülmesi nedeniyle

maddi ve manevi zarara uğradığı iddiasıyla önce Zarar Tespit Komisyonuna,

taleplerinin kabul edilmemesinin ardından ise İdare Mahkemesine başvurmuştur.

47. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda

devletin etkili bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünü ve yaşamı koruma

yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başka bir anlatımla mevcut

başvuru, olayın aydınlatılarak faillerinin cezai yaptırımlarla hesap

vermelerinin sağlanamadığına ve yaşam hakkının korunması için gerekli adımların

atılmadığına ilişkindir.

48. Bu durum dikkate alındığında somut olayda başvurucunun temel

olarak iki ayrı şikâyetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu şikâyetlerden

birincisi olayın faillerinin bulunması için yeterince araştırma yapılmadığı,

ikincisi ise kişinin yaşamının JİTEM adlı örgüte karşı korunamadığı hususu ile ilgilidir.

Başvurucu, başvuru formunda JİTEM denilen örgütün faaliyetlerinin devlet

tarafından engellenememesi nedeniyle yaşam hakkının korunamadığını açıkça

belirtmiştir.

49. Bu iki şikâyetin niteliği itibarıyla birbirinden farklı

olduğu açıktır. Bu farklılık, yaşam hakkı kapsamında tüketilmesi gereken uygun

başvuru yolunun hangisi olduğu konusuyla da yakından ilgilidir. Bu sebeple

mevcut başvurunun yaşam hakkı kapsamında iki farklı başlık altında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Etkili Ceza Soruşturması Yürütülmesi

Yükümlülüğü Yönünden

50. Başvurucu, eşinin JİTEM tarafından öldürülmüş olabileceğini

ancak etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği için olayın

aydınlatılamadığını ileri sürmüştür.

51. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları

tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut

olayda başvurucu, ölen kişinin eşidir. Bu nedenle mevcut başvuruda başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

52. Bununla birlikte başvurunun başvuru yollarının tüketilmesi

ve bu kuralla iç içe girmiş otuz günlük başvuru süresi kuralı bakımından da

ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.

53. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

55. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

56. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanun

maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel

başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının

doğal sonucudur (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

57. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

58. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun

şikâyetleri açısından başvurucuya makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir

çözüm sağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkili başvuru yollarıdır.

Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir

bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut başvurunun

koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde

birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama

şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele

alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların kendisinden başvuru

yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip

getirmediklerinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §

28).

59. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti yapıldığında

yeterli giderimi sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolunun bulunmaması

hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün olmayacaktır (Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017,

§ 121). Böyle bir durumda başvurucuların ihlali öğrendikleri tarihten itibaren

otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmaları gerekmektedir.

60. Başvurucuların şikâyetleri konusunda çözüm sağlayabilecek

etkili bir başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda

bulunmak, dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme

yükümlülüğü bulunan başvurucular, en kısa sürede yetkili makamlara

başvurmalıdırlar. Zira zaman geçtikçe delillerin kaybolma veya bozulma ihtimali

artmakta, gerçeklerin ortaya çıkması zorlaşmaktadır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, §

84).

61. Öte yandan şikâyeti yetkili makamlara iletmenin imkânsız

veya önemli ölçüde güç olduğu durumlar -ki bu durumların neler olduğu her

başvuruda olay ve olgular ile başvurucunun tutumu nazara alınarak ayrıca

değerlendirilmelidir-mevcutsa başvurucuların özen yükümlülüğünün ancak bahse

konu durumların sona ermesinden itibaren başlayacağı kabul edilmelidir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 85).

62. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup

olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa

da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu

makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile

getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,

17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

63. Diğer taraftan başvurucunun yetkili makamlara müracaat

etmesine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa,

başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl

almışsa başvurucudan soruşturmanın sonucunu beklemesini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucu, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde

anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir

(Yasin Ağca, § 121). Böyle bir

durumda başvurucu, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardığı veya

varması gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucunun etkili bir soruşturma yürütülmediğinin

ne zaman farkına varması gerektiği her davanın şartlarına bağlı olarak

değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 87).

64. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvurucudan başvuru yollarını tüketmeden

bireysel başvuruda bulunması da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi

soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucu, durumun farkına

vardığı veya varması gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 88).

65. Son olarak ifade etmek gerekir ki soruşturmanın

etkisizliğinin fark edildiği veya fark edilmesi gerektiği andan itibaren süresi

içinde bireysel başvuru yapılmayıp zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlinde

soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortaya

çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsızlaştıracaktır. Böylesi bir durumda

Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup

uymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapacağı

değerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecek ve şartları gerçekleştiğinde

sadece ihlali tespit edip tazminata hükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep

ve koşulları ile sorumluların tespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma

yapılması ve gerektiği takdirde sorumluların caydırıcı bir ceza ile

cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya karar verilebilmesinin benzer yaşam

hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı rolün büyüklüğü tartışılmazdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 89).

66. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelere göre somut

olayda yaşanan elim hadiseyle ilgili olarak resen bir ceza soruşturması

başlatılmış, bu kapsamda olay yeri incelemesi ile otopsi işlemleri

gerçekleştirilmiş, olay yerinde bulunan mermi kovanlarına ilişkin uzmanlık

raporu hazırlanmış ve olayla ilgili bilgi sahibi olabilecek bazı kişilerin

ifadeleri alınmıştır. Bununla birlikte başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve

belgelere göre soruşturma makamlarınca gerçekleştirilen bu ilk işlemlerden

sonra ölen kişinin kardeşi Ö.F.M.nin Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 28/7/2009 tarihli dilekçeye kadar olayın

aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangi bir soruşturma işlemi

yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk

görevlilerince belli aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâle gelen tutanaklar

soruşturma evrakı arasına alınmıştır.

67. Bununla birlikte ölen kişinin kardeşi Ö.F.M.nin

girişimleriyle 28/7/2009 tarihinden sonra soruşturma kapsamında bazı kişilerin

ifadeleri alınmıştır. Ö.F.M.nin girişimlerinden sonra

ayrıca olay yerinde bulunan mermi kovanları ile ilgili olarak 8/4/2013

tarihinde Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı

Müdürlüğünce bir ekspertiz raporu hazırlanmıştır. Bu kapsamda son olarak

14/1/2015 tarihinde A.K. adlı emekli korgeneralin ifadesi alınmış, akabinde ise

zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu ve bu sürenin dolduğu gerekçesiyle

20/7/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

68. Bu durumda 2009 yılından sonra soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı herhangi bir tedbirin alınıp alınmadığı ve soruşturmada ilerleme

sağlanacağına dair umut verici gelişmelerin ve gerçekçi varsayımların bulunup

bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerekir.

69. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde bu dönemde soruşturma

kapsamında temel olarak 7/6/2010 tarihinde tanık sıfatıyla E.K.nın

ifadesinin alındığı (bkz. § 20), olay yerinde bulunan mermi kovanlarının hangi

silahtan atıldığının tespitine yönelik olarak 8/4/2013 tarihinde bir uzmanlık

raporu hazırlandığı (bkz. § 24) ve son olarak 14/1/2015 tarihinde A.K. adlı

emekli korgeneralin ifadesinin alındığı (bkz. § 27) görülmüştür.

70. Somut olayda, soruşturma kapsamında 2009 yılından sonra

yapılan bu araştırmaların ölüm olayını çevreleyen koşulların ve faillerin

tespitine imkân verecek nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Zira;

- Soruşturma makamları, E.K.nın

7/6/2010 tarihli ifadesinden sonra kapsamlı bir araştırma içine girmemiştir.

- Olay yerinde bulunan mermi kovanlarının hangi silahtan

atıldığının tespitine yönelik olarak 5/6/1994 tarihinde bir uzmanlık raporu

hazırlanmıştır. Anılan raporda, olay yerinde bulunan mermi kovanlarının hangi

silahtan atıldığının tespit edilemediği ve bu mermi kovanlarının Silahı Tespit Edilemeyen Olaylar Arşivinde

muhafaza altına alındığı belirtilmiştir (bkz. § 12). Olay yerinde bulunan mermi

kovanlarının arşiv kaydına alınarak alıkonulması, arşivde kayıtlı kovanlar ile

incelenen kovanlar arasında irtibat bulunmadığına ancak inceleme tarihinden

sonra arşive kaydedilecek kovan ve silahlarla da karşılaştırma yapılacağına

işaret etmektedir. Nitekim 5/6/1994 tarihli uzmanlık raporunda, mermi

kovanlarının atılmış olduğu silahların tespit edilmesi hâlinde durumun ek

uzmanlık raporu ile bildirileceği ifade edilmiştir (bkz. § 12). Bu sebeple

Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğününün 8/4/2013 tarihli uzmanlık raporunun yeni bir

araştırma ve soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici bir gelişme

olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

- Soruşturma kapsamında 4/1/2015 tarihinde ifadesi alınan emekli

korgeneralin ise somut olaya ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığı (bkz. §

27) anlaşılmaktadır. Bu kişinin katıldığı bir televizyon programında terörle

mücadeleye ilişkin genel değerlendirmeler yaptığı, denizci olan bu kişinin

somut olaya ilişkin bir bilgisinin bulunmadığı en başından beri açıktır.

Dolayısıyla bu kişinin ifadesinin alınması da soruşturmada ilerleme

sağlanacağına dair umut verici bir gelişme olarak nitelendirilemez.

71. Somut olayda, daimî arama kararı uyarınca yapılan araştırmalara

3/6/2014 tarihinden itibaren son verildiğini de belirtmek gerekir. Şanlıurfa İl

Emniyet Müdürlüğü tarafından Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen

13/11/2014 tarihli yazıda olayın fail ya da faillerin yakalanamaması üzerine

zamanaşımı süresi olan 3/6/2014 tarihinden itibaren aramalara son verildiği

belirtilmiştir (bkz. § 26).

72. Başvurucunun bu süreçte soruşturma dosyasının bir nüshasının

tarafına verilmesi talebi dışında soruşturma makamlarından herhangi bir talepte

bulunmadığını ayrıca vurgulamak gerekir.

73. Tüm bunlar dikkate alındığında 25/2/2015 tarihinde yapılan

başvurunun -yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda- süresinde yapılmış bir

başvuru olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiştir.

74. Olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği için

olayın faillerinin bulunamadığı yönündeki şikâyet açısından 5233 sayılı Kanun

kapsamında öngörülen tazminat yolunun makul bir başarı ve çözüm yolu

sunabilecek etkili başvuru yolu olduğu söylenemeyeceğinden somut olayda anılan

tazminat yolunun sonucunun beklenmesinin bireysel başvuru süresi üzerinde

herhangi bir etkisinin bulunmadığı ayrıca vurgulanmalıdır (5233 sayılı Kanun'da

öngörülen tazminat yolunun kasıtlı öldürme olaylarının faillerinin tespiti

açısından etkili bir yol olmadığı hususundaki ayrıntılı değerlendirmeler için

bkz. Özeyir Kocakaya, B.

No: 2014/1457, 14/11/2018).

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Yaşamı Koruma

Yükümlülüğü Yönünden

76. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alan

Anayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerek

devlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerin

ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne

alacağı ilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka

aykırı olarak öldürmememe yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü

tehlikeye karşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif

yükümlülüğün maddi boyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili

soruşturma yükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu) (Aziz Biter ve diğerleri, § 58).

77. Bir bireysel başvuruda yaşam hakkının uygulanabilir

olabilmesi, başka deyişle başvurunun Anayasa Mahkemesince yaşam hakkı

kapsamında incelenebilmesi için devletin değinilen bu yükümlülüklerinden en az

birinin ihlal edildiğinin ileri sürülmesi gerekmektedir. Bu iddialar öldürmeme

yükümlülüğünde hukuka aykırı veya keyfî öldürülmeye, yaşamı koruma

yükümlülüğünde gerekli yasal düzenlemeler ile bu yasaların uygulanmasını

sağlayacak etkili bir mekanizma oluşturulması gerektiği hâlde oluşturulmamasına

ve/veya somut olayda olduğu gibi yaşamı korumak için yeterli düzeyde önleyici

idari tedbirler alınması gerektiği hâlde alınmamasına, usul yükümlülüğünde ise

etkili bir soruşturma yapılması gerekirken yapılmamasına ilişkin olabilecektir.

Görüldüğü üzere yaşam hakkının ihlal edildiği yolundaki bir iddia devletin

somut olayda yapmaması gerekenleri yaptığı, yapmasını gerekenleri ise yapmadığı

şeklinde ileri sürülmektedir. Bu itibarla bir bireysel başvurunun yaşam hakkı

kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının yaşam hakkının koruma

alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür eden eylemsizlikleri ile

bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir. Başka bir anlatımla yaşam

hakkı kapsamında yapılacak bir incelemenin ancak yetkili makamların kusura dayalı

sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusu olabileceği ifade

edilmelidir. Bir ölümden kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu

olunduğunun ileri sürülmesi hâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan

gerekçelerle yaşam hakkından incelenebilmesi mümkün değildir (Aziz Biter ve diğerleri, § 59).

78. Somut olayda başvurucu, JİTEM denilen örgütün

faaliyetlerinin devlet tarafından engellenememesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal

edildiğini, eşinin yaşamının devletin ihmal ve kusurundan kaynaklı olarak

korunamadığını ileri sürmüştür. Başka bir anlatımla başvurucu somut olayda

devletin kusura dayalı sorumluluğunun bulunduğunu iddia etmiştir.

79. Bu durumda başvurucunun bireysel başvuru yapmadan önce

tükettiği tazminat yolunun (5233 sayılı Kanun uyarınca kurulan mekanizma)

yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini en azından özü itibarıyla tespit

edebilme potansiyeline sahip olup olmadığının başvuru yollarının tüketilmesi

kuralı bakımından incelenmesi gerekmektedir.

80. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

81. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

82. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

83. Diğer taraftan tüketilmesi gereken başvuru yolları,

başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir

çözüm sağlayabilecek nitelikte olmalıdır (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).

84. Anayasa Mahkemesi açısından idari makamlar ve derece

mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve

yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın mağdur olduğu artık ileri

sürülemeyecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 83).

85. Mağduriyetin giderilmesi, özellikle ihlal edildiği ileri

sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın

ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip etmediğine bağlıdır.

Başvurucuya sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz

konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde

bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi sonucunda

verilebilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

§ 84).

86. Somut olayda devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında yaşamı

korumak için makul ölçüler çerçevesinde idari tedbirler alınması gerekliliği

ileri sürülmüştür. Başvurucu, bu bağlamda devletin yaşamı korumak için yapması

gerekenleri yapmadığını iddia etmiştir.

87. 5233 sayılı Kanun'un öngördüğü tazminat yolunda doğrudan

kusursuz sorumluluğa ilişkin bir değerlendirme yapılmakta, bu sorumluluk

bağlamında terör ve terörle mücadele kapsamında meydana gelen bazı maddi

zararların giderilmesi amacı güdülmektedir. Başka bir anlatımla bu başvuru

yolunda sadece belirli koşullarda gerçekleşen -terör eylemi veya terörle

mücadele kapsamındaki eylemle arasında bir nedensellik bağı kurulabilen-

birtakım maddi zararlara ilişkin bir çözüm yolu sunulmaktadır. Dolayısıyla söz

konusu başvuru yolu, bu konudaki yerleşik içtihada göre belirli bir konuya

özgülenmiş somut başvuruda ileri sürüldüğü gibi idarenin yapması gerekenleri

yapmadığı iddiasının (kusur sorumluluğu) değerlendirilmediği bir tazminat

yoludur (Aziz Biter ve diğerleri,

§ 74).

88. Somut olayda başvurucu, kendi insiyatifiyle

bu yola başvurmuş; maddi ve manevi zararlarının giderimi için bu konudaki genel

hükümlere göre yetkili makamlara başvurmayı ve bunun üzerine tam yargı davası

açmayı ise tercih etmemiştir. Aynı zamanda genel hükümlere göre

başvurulabilecek tam yargı davası yolunun somut olayın kendine özgü koşullarına

göre şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek nitelikte

olmadığını da iddia etmemiştir.

89. Bu durumda başvurucu her ne kadar devletin korumaya ilişkin

pozitif yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek yaşam hakkı kapsamında bir

başvuru yapmış ise de Anayasa Mahkemesinden önce başvurulan tazminat yolunun,

ihlali en azından özü itibarıyla tespit edilebilecek nitelikte bir başvuru yolu

olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, başvurucunun söz konusu şikâyetleri

açısından gerekli başvuru yolunu tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

91. Başvurucu; dava, temyiz ve karar düzeltme aşamalarındaki

taleplerinin derece mahkemelerince dikkate alınmadığını, 5233 sayılı Kanun

kapsamında açılan davalarda Danıştayın onama mercii

gibi hareket ettiğini belirterek etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu, manevi tazminat taleplerinin tazminat hukukun genel

prensipleri çerçevesinde kabulüne karar verilmesi gerekirken 5233 sayılı

Kanun'un dar bir çerçevede yorumlanması nedeniyle reddedildiğini, kendisine

sadece cüzi bir miktar maddi tazminat önerildiğini, bu durumun yasal hükümlere

tamamen aykırı olduğunu belirtmiştir.

b. Değerlendirme

92. Yukarıda da belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun bu başlık altındaki ihlal

iddialarının gerekçeli karar kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

93. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir (Muhittin Kaya ve

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Limitet Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 25).

94. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma

olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hem

tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesi

hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz

hâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar

açık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir

Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §

67).

95. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın

ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu

tür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul

edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda üst dereceli mahkeme

tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir

(Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya Ltd. Şti,

§ 48).

96. 5233 sayılı Kanun'un öngördüğü tazminat yolunda belirli

koşullarda gerçekleşen -terör eylemi veya terörle mücadele kapsamındaki eylemle

arasında bir nedensellik bağı kurulabilen- maddi zararlara ilişkin bir çözüm

yolu sunulmaktadır (Aziz Biter ve diğerleri,

§ 74).

97. 5233 sayılı Kanun, manevi zararların karşılanmasını

öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre açılacak tam yargı davasında manevi

tazminat istenmesini de engellememektedir. Bir başka ifadeyle kişiler manevi

tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun kapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan

bağımsız olarak tazminat hukukunun genel prensiplerine göre açacakları

davalarda dile getirebilirler.

98. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıkları

davaların niteliği ve tazminata ilişkin taleplerini dile getiriliş biçimleri

özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilen usullere göre

mi yoksa 5233 sayılı Kanun'a göre mi açıldığı son derece önemlidir.

99. Somut olayda başvurucu, Zarar Tespit Komisyonuna

başvurusunda 5233 sayılı Kanun'a dayanmış; bu Kanun gereği maddi ve manevi

zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu akabinde idari

yargıda açtığı davada da taleplerini genel olarak 5233 sayılı Kanun'a

dayandırmıştır. Başvurucu, derece mahkemelerine sunduğu dilekçelerde davanın

2577 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine göre açıldığı yönünde açık bir beyanda

bulunmamıştır.

100. Başvurucunun sunduğu dilekçeleri dikkate alan Şanlıurfa

İdare Mahkemesi, maddi zararın 5233 sayılı Kanun'da ve ilgili yönetmelikte

öngörülen hesaplama yöntemine göre belirlendiğini belirterek dava konusu işlemde

bu yönden bir hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir. Şanlıurfa İdare

Mahkemesi akabinde başvurucunun manevi tazminat talebine ilişkin şikâyetini

incelemiş ve başvurucu tarafından yapılan başvurunun 5233 sayılı Kanun

kapsamında yapılmış bir başvuru olduğuna vurgu yaparak idarenin bu Kanun'da

öngörülen hesaplama şeklinin dışına çıkmasının mümkün olmadığını ifade

etmiştir. Şanlıurfa İdare Mahkemesi bu gerekçelerle davanın reddine karar

vermiştir. Karar, hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin

denetiminden geçerek kesinleşmiştir.

101. Somut olayda başvurucunun Zarar Tespit Komisyonuna

müracaatının ardından açtığı davasını 5233 sayılı Kanun'a dayandırdığı ve genel

hükümlere göre tam yargı davası açmadığı anlaşıldığından söz konusu davanın

anılan gerekçeyle reddedilmesinde gerekçeli karar hakkı yönünden bir ihlal

olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

102. Başvurucu ayrıca maddi zararının daha yüksek olduğunu iddia

etmiş ise de bu iddialarına ilişkin değerlendirmede bulunan derece mahkemesinin

kararlarında keyfî bir değerlendirmede bulunduğunu söylemeyi mümkün kılan bir

durum belirlenememiştir.

103. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

104. Başvurucu; açtığı tazminat davasının on yıl kadar bir süre

devam ettiğini belirterek etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

105. Bu başlık altında ileri sürülen iddianın makul sürede

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

106. 6216 sayılı Kanun'un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

107. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu

Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu

ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin

bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

108. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 35, 36).

109. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

110. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Ayrımcılık Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

111. Başvurucu, idarenin ihmalinden kaynaklı diğer bazı

olaylarda oldukça yüksek miktarda tazminata hükmedilmesine rağmen kendi

bölgelerinde yaşanan olaylarda daha düşük miktarda tazminata hükmedildiğini

belirterek ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

112. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ikincil nitelikte bir kanun yolu olup bu yola

başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.

113. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

114. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun

temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda

sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

16/4/2013, § 32).

115. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucunun ayrımcılık yasağının

ihlal edildiği yönündeki bir iddiayı derece mahkemeleri önünde ileri sürdüğüne

ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Anılan ihlal iddialarının derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmeksizin bireysel başvuruya konu yapıldığı

anlaşılmıştır.

116. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine

ilişkin iddianın süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Halil İbrahim DURSUN Başvurucu : Senay MELİK Vekili : Av. Fethi GÜMÜŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/3470, 10 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olay Hakkındaki Ceza
  7. B. İdari Yargı Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Yaşam Hakkının İhlal
  11. B. Adil Yargılanma
  12. C. Ayrımcılık Yasağının
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/3470
Tarih
10 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Nashaat Alalloush Başvurusu (B. No: 2019/9386)
  • Hüseyin Terzi Başvurusu (B. No: 2016/4401)
  • Nezir Depren Başvurusu (B. No: 2015/6547)
  • Adem Kanat ve Fatma Kanat Başvurusu (B. No: 2015/16838)
  • Samanyolu Haber Yayıncılık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/3978)
  • T.s. Başvurusu (B. No: 2019/14737)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.