İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şenol Bülbül Başvurusu (B. No: 2013/5390)

1. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Karşıyaka 2. İş

Başvuru No2013/5390Tarih30 Haziran 2014Okuma19 dk · 3.767 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şenol Bülbül Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/5390
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.767 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Karşıyaka 2. İş

Mahkemesinde açtığı alacak ve tazminat davasının reddedildiğini, yargılamanın

makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, anayasal haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, ihlalin tespitini ve yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/7/2013 tarihinde İzmir 11. İş Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 28/10/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

İkinci Bölümün 22/11/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet

Bakanlığı, 22/1/2014 tarihli yazı ile yargılamanın makul sürede sonuçlandığını

ve diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu bildirmiş,

başvurucu vekili 6/2/2014 tarihli dilekçesinde, Adalet Bakanlığı görüşüne katılmadığını

belirterek başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 1/7/1997 tarihinde Çukurova A.Ş.’de işçi olarak çalışmaya başlamıştır.

8. Anılan şirket 26/11/2001 tarihinde başka bir şirket

tarafından devralınarak Ege Çelik Endüstri San. Tic. A.Ş. unvanı altında

faaliyetine devam etmiştir.

9. 25/12/2002 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiş,

26/12/2002 tarihinde asıl işverene bağlı olarak taşeron şirkette çalışmaya

başlamış, 26/1/2003 tarihinde tekrar asıl işveren nezdinde işe başlamıştır.

10. Başvurucunun iş akdi işveren tarafından 21/4/2009

tarihinde feshedilmiştir.

11. Başvurucu, 15/5/2009 tarihinde Karşıyaka 1. İş

Mahkemesinde Ege Çelik Endüstri San. ve Tic. A.Ş. aleyhine işe iade istemiyle

dava açmıştır.

12. Mahkemece, 10/8/2010 tarih ve E.2009/262, K.2010/532

sayılı kararla; “iş sözleşmesi feshedilen

işçilerin tamamına yakınının toplu iş sözleşmesi fark alacakları için işveren

aleyhine dava açan kişiler olduğu, davalının kısa çalışma ödeneği başvurusunda

ücretsiz izin uygulamasında aleyhine dava açan işçiler ile açmayan işçiler

arasında dolaylı ayrımcılık yaptığı, iş sözleşmesinin feshinde de, aynı

işçileri işten çıkararak aynı uygulamaya gittiği ve ücretsiz izni kabul edip

etmediği beklenmeden iş sözleşmesinin feshedildiği, feshin geçerli nedene

dayanmadığı” gerekçesiyle feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe

iadesine karar verilmiştir.

13. Temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 1/11/2010

tarih ve E.2010/40152, K.2010/31168 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

14. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde

Ege Çelik Endüstri San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açtığı alacak davasında; “işe girdiği 1/7/1997 tarihinde itibaren kesintisiz

çalıştığını, Türk Metal-İş Sendikasına aidat ödemek suretiyle Toplu İş

Sözleşmesi (TİS) hükümlerinden yararlandığını, 2002 yılında davalının görev

yeri değişikliği yaptığını, bunu kabul etmediği için iş akdinin işçi tarafından

feshedilmiş gibi gösterilerek taşeron kayıtları üzerinden kısa bir süre

çalışmış olarak gösterildiğini, daha sonra tekrar davalı şirket kayıtlarına

geçirildiğini, bu süre içerisinde gerçekte başvurucunun çıkışı olmadığını,

sendika üyeliğinde de herhangi bir kesintinin bulunmadığını, davalı işverenin

bu muvazaalı işlemi, işten çıkarma tehdit ve baskısı altında

gerçekleştirdiğini, muvazaalı işlem sonrası işverenin asgari ücret ödemeye

başladığını ve TİS'in orantısal zamlarını asgari

ücrete uyguladığını ileri sürerek, muvazaalı giriş çıkış işleminin yapıldığı

2002 yılından bu yana eksik ödenen ücret, fazla çalışma, ikramiye, gece

çalışma, izin ücreti ve kıdem tazminat farkı yönünden 30.000,00 TL'nin faiziyle

davalıdan tahsilini” talep etmiştir.

15. Mahkemece, 17/12/2010 tarih ve E.2009/320, K.2010/792

sayılı kararla, “davacının, irade fesadına

yönelik herhangi bir iddiasının bulunmadığı, Borçlar Kanunu'nun 31. maddesi

irade fesadı halinde bir yıllık bir süre öngörmüş olup davacının bu süreyi

geçirdikten sonra işten atılma baskı ve tehdit iddialarına dayanarak talepte

bulunmasının Kanun’a aykırılık teşkil ettiği, muvazaa hükümlerinin de

uygulanamayacağı, ayrıca söz konusu işlem 2002 yılında gerçekleşmiş olup, dava

tarihine kadar öngörülen yeni ücretler bakımından davacının herhangi bir

itirazı kayıt ileri sürmediği, bu süre zarfında birkaç TİS'in

imzalandığı, bu hususun TİS hükümlerinde dahi düzenlenmediği, dolayısıyla TİS’te olması gereken düzen ilkesi gereği davacının önceye

dayanan iddialarından vazgeçtiği ve kurulan yeni iş şartlarını kabul ettiği,

TİS hükümlerine dayalı fark alacaklarını talep etmesinin hukuken mümkün

olmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

16. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin

8/5/2013 tarih ve E.2011/9648, K.2013/13849 sayılı kararıyla hüküm onanmıştır.

17. Karar, 12/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, 10/7/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

20. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

21. 30/1/1950 tarih ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan

kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında

istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri

arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan

hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş

mahkemeleri kurulur.”

22. 5521 sayılı Kanun’un 7.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü

uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve

taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam

olunarak esas hakkında hüküm verilir.”

23. 5521 sayılı Kanun’un 15.

maddesi şöyledir:

I. “Bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk

Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

24. 22/4/1926 tarih ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 31. maddesi şöyledir:

“Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan

akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek

hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin

bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata

veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan

eder.

Hile ve haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir

akde icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 30/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 10/7/2013 tarih ve 2013/5390 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, 1/7/1997 tarihinde işe başladığını, 25/12/2002

tarihinde işveren tarafından iş akdinin feshedileceği iddiasıyla iradesi fesada

uğratılarak bazı belgelerin imzalatıldığını, 25/12/2002 tarihinde çıkışı

yapılarak 26/12/2002 tarihinde asıl işverene bağlı taşeron şirkette yeniden işe

girişinin sağlandığını, 26/1/2003 tarihinde tekrar asıl işverenin işçisi olarak

çalışmaya başlatıldığını, bu arada taşeron şirkette çalışmış gibi

gösterildiğini, bu tarihten itibaren düşük ücretle çalışmaya devam ettiğini,

21/4/2009 tarihinde iş akdinin feshedildiğini, Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde

açtığı alacak davasının reddedildiğini, yargılamanın 4 yıl sonra

sonuçlandığını, makul sürenin aşıldığını, TİS’ten

yararlandığı halde ücretlerinin düşürüldüğünü, TİS ile kazanılan hakların bireysel

iş sözleşmesiyle ortadan kaldırılamayacağını, benzer davalarda Yargıtayın davaların kabulüne karar vermesine rağmen,

sonradan görüş değiştirdiğini, bu davalar sona erdiğinde de Yargıtayın

yine eski görüşü doğrultusunda kararlar vermeye başladığını, işe iade kararı

ile ayrımcılık yapıldığının kesinleşmesine rağmen alacak davasının

reddedildiğini, yargılama sırasında ek bilirkişi incelemesi talebine rağmen bu

talebin kabul edilmediğini ve gerçek zararın kesin olarak belirlenemediğini

belirterek, çalışma hakkı, TİS yapma hakkı, sendikaya üye olma hakkı, mülkiyet

ve adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş,

ihlalin tespitini ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

27. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,

Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde açtığı alacak davasının reddedilmesinin çalışma

hakkı, TİS yapma hakkı, mülkiyet ve adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesini

ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun

ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun anılan iddiaları yargılama sonucunda

verilen kararın adil olmadığına yönelik olup, bu iddialar adil yargılanma

hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun makul

sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

ile sendikaya üye olma hakkının ihlali iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

28. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

29. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

30. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

31. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun

esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz.

Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve

bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri

ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

32. Somut olayda başvurucu,

25/12/2002 tarihinde işveren tarafından iş akdinin feshedileceği iddiasıyla

iradesi fesada uğratılarak bazı belgelerin imzalatıldığını, 25/12/2002

tarihinde çıkışı yapılarak 26/12/2002 tarihinde asıl işverene bağlı taşeron

şirkette yeniden işe girişinin sağlandığını, 26/1/2003 tarihinde tekrar asıl

işverenin işçisi olarak çalışmaya başlatıldığını, bu arada taşeron şirkette

çalışmış gibi gösterildiğini, bu tarihten itibaren düşük ücretle çalışmaya

devam ettiğini, 21/4/2009 tarihinde iş akdinin feshedildiğini, Karşıyaka 2. İş

Mahkemesinde açtığı alacak davasının reddedildiğini, TİS’ten

yararlandığı halde ücretlerinin düşürüldüğünü, TİS ile kazanılan hakların

bireysel iş sözleşmesiyle ortadan kaldırılamayacağını, yargılama sırasında ek

bilirkişi incelemesi talebine rağmen bu talebin kabul edilmediğini ve gerçek

zararın kesin olarak belirlenemediğini belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Başvurucunun iş akdi ilk

olarak 25/12/2002 tarihinde feshedilerek bu tarihten sonra asıl işverene bağlı

olarak taşeron şirkette çalışmaya başlamıştır. 26/1/2003 tarihinde ise tekrar

asıl işverene bağlı olarak çalışmaya devam etmiştir. İş akdi 21/4/2009

tarihinde işveren tarafından feshedilmesi üzerine, başvurucu işe iade davası

açmıştır. Bu dava devam ederken 2002 yılından itibaren eksik ödenen tüm ücretlerin

tahsili talebini içeren alacak davası açmıştır.

34. Başvurucunun 1/11/2010

tarihinde kesinleşen ilamla işe iadesine karar verilmiştir. Başvuruya konu olan

alacak davasında ise Mahkemece, tarafların delilleri toplanmış, TİS belgeleri

incelenmiş, bilirkişi raporu alınmış ve başvurucunun irade fesadı iddiasının

bulunmadığı, Borçlar Kanunu'nun 31. maddesine göre irade fesadı halinde 1 yıl

içinde talepte bulunulması gerektiği, başvurucunun iddialarının 2002 yılında

gerçekleştiği, bu tarihten itibaren dava tarihi olan 1/6/2009 tarihine kadar

yeni ücretler bakımından itirazi kayıt ileri

sürmediği, bu süre içinde yeni TİS'in imzalandığı, bu

TİS'te başvurucunun iddialarının belirtilmediği,

dolayısıyla başvurucunun önceye dayalı iddialarından vazgeçtiği ve yeni

düzenlenen iş şartlarını kabul ettiği, TİS hükümlerine dayalı fark alacaklarını

talep etmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince hüküm onanarak kesinleşmiştir.

35. Başvurucu her ne kadar

bilirkişi raporuna itiraz ederek ek rapor alınmasını talep etmişse de davanın

ret gerekçesi dikkate alındığında, bilirkişiden ek rapor alınmasını gerektiren

bir husus bulunmadığı belirlenmiştir.

36. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

37. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

38. Başvurucu ayrıca, benzer

davalarda Yargıtayın davaların kabulüne karar

vermesine rağmen, sonradan görüş değiştirdiğini ve davanın ret ile

sonuçlandığını, bu davalar sona erdiğinde de Yargıtayın

yine eski görüşü doğrultusunda kararlar vermeye başladığını, işe iade kararı

ile ayrımcılık yapıldığının kesinleşmesine rağmen alacak davasının

reddedildiğini belirterek, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun anılan ihlal iddiası da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

kapsamında değerlendirilmiştir.

39. Aynı hukuki metne ilişkin

olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat

farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği

gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri

ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma

hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45).

40. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Sendikal Hakkın İhlali İddiası

41. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

42. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

43. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu

yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

44. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

45. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları

önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline

ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz

(B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).

46. Bireysel

başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan

yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B. No:

2012/946, 26/3/2013, § 20).

47. Başvuru konusu olayda, başvurucu,

Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle sendikaya

üye olma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Başvurucu tarafından

Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde açılan dava sonunda 17/12/2010 tarihinde davanın

reddine karar verilmiştir. Başvurucu, 20/1/2011 tarihinde kararı temyiz etmiş

olup, temyiz talebinde, sendikaya üye olma hakkı veya örgütlenme hakkının ihlal

edildiğine dair hiçbir iddiada bulunmadığı gibi, bu yönden bozma kararı

verilmesini de talep etmemiştir. Dolayısıyla başvurucu, ihale neden olduğunu

ileri sürdüğü iddiaya ilişkin olarak olağan kanun yollarına başvurmadığı için

yargısal yollar tüketilmemiştir.

49. Açıklanan nedenlerle, hukuk

sisteminde düzenlenen başvuru yolları usulüne uygun olarak tüketilmeden

sendikal hakkın ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası

50. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

51. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Karşıyaka 2. İş

Mahkemesinde açtığı alacak ve tazminat davasının makul sürede tamamlanmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun üç defa

mazeret bildirmesi nedeniyle yaklaşık 8 ay duruşmaların ertelendiğini, bu

sürenin değerlendirilmesi gerektiğini bildirmiştir.

53. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

54. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

55. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

56. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

57. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

58. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

59. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

60. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

61. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

62. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda, işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi amacıyla açılan

dava bulunmakta olup, bu sorunun çözümüne yönelik olarak 5521 ve 6100 sayılı

Kanunlarda yer verilen usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku bulunmamaktadır.

63. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

1/6/2009 tarihidir.

64. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

65. Sürenin bitiş tarihi ise, yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

66. İş mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Kanun’un 1.

maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle işveren veya işveren vekili

arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından

doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına

alınmıştır.

67. Bu şekilde kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde

sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B. No: 2013/4701, 23/1/2013, § 47).

68. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdine dayalı olarak açılan alacak ve tazminat davasında

derhal bir yargı kararı verilmesinde, çalışanın önemli bir kişisel yararı

bulunmaktadır. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda

yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir.

69. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul

sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesiyle 5521 sayılı Kanun’un 7. maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe

girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve

iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü

getirilmiştir. Dolayısıyla işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi

amacıyla açılan davalarda takip edilmesi gereken yargılama usulü, 6100 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü

olmuştur.

70. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.

maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda

uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa

bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).

71. Anayasa Mahkemesinin, derece mahkemelerinin yargılama

sürelerine riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve

uyguladıklarını denetleme görevi bulunmamakta olup Mahkeme, davaların “makul süre” içerisinde tamamlanıp

tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününü ele alarak,

bu sürenin Anayasa’nın 36. maddesine uygun olup olmadığıyla sınırlı bir

inceleme yapmaktadır.

72. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucu 1/6/2009 tarihinde, 2002 yılından itibaren eksik ödenen tüm işçilik

alacaklarının ve kıdem tazminatı farkının ödenmesini talep etmiştir.

73. Mahkemece tensip zaptı ile başvurucunun belirttiği

hususlar araştırılmış, ikinci duruşmada, taraflara delillerini bildirmeleri

için süre verilmiştir. Mahkemece TİS ve başvurucunun sendika üyelik fişleri

toplanmış, 9/2/2010 tarihli duruşmada bilirkişi raporu alınmasına ve bilirkişi

ücretinin başvurucudan tahsiline karar verilmiştir.

74. Başvurucu vekili 1/4/2010 tarihli duruşmaya mazeret

bildirerek katılmamış, Mahkemece başvurucunun mazereti kabul edilerek,

bilirkişi ücretinin başvurucu tarafından yatırıldığı belirlenerek dosyanın

bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir.

75. Başvurucu vekili, 3/6/2010 tarihli duruşmaya da mazeret

bildirmiş, ancak anılan duruşmada bilirkişi raporunun beklenmesine karar

verildiği için başvurucunun kusuru nedeniyle duruşmanın uzamadığı

anlaşılmıştır.

76. Başvurucu vekilinin 22/10/2010 tarihli duruşmaya da

mazeret bildirdiği, anılan duruşmada bilirkişi raporunun okunduğu, davalı

vekilinin talebi üzerine raporu inceleyip beyanda bulunması için davalı tarafa

süre verildiği belirlenmiştir

77. 17/12/2010 tarihli duruşmaya başvurucu vekilinin yine

mazeret bildirerek katılmadığı, Mahkemece, mazeretin belgelendirilmemesi

nedeniyle reddine karar verildiği, davalı vekilinin talebi üzerine yargılamaya

devam edilerek aynı duruşmada davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

78. Yargılama süresince sekiz duruşma yapıldığı ve yaklaşık

iki ay aralıklarla duruşmaların gerçekleştiği, başvurucu vekilinin bazı

duruşmalara mazeret bildirerek katılmadığı belirlenmiştir.

79. Duruşmada hazır bulunmayan başvurucu vekiline gerekçeli

kararın 17/1/2011 tarihinde tebliğ edildiği ve başvurucu vekilinin temyizi

üzerine 20/2/2011 tarihinde dosyanın Yargıtaya

gönderildiği anlaşılmıştır.

80. Karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 8/5/2013 tarihli

kararıyla onanmış, karar düzeltme yolu kapalı olan hüküm aynı tarihte

kesinleşmiştir.

81. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

bir niteliğe sahip olmadığını gösterdiği, davaya bütün olarak bakıldığında, ilk

açılış tarihi olan 1/6/2009 tarihinden itibaren hükmün kesinleştiği 8/5/2013

tarihine kadar 3 yıl 11 ay 7 gün yargılamanın devam ettiği anlaşılmıştır.

82. Başvurunun konusu olan tazminat ve alacak davasında

yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, davanın

niteliği gereği bilirkişi incelemesini gerektirdiği, iki dereceli yargılama

yapıldığı ve başvurucu vekilinin yargılama sürecindeki tutum ve davranışları

dikkate alındığında 3 yıl 11 ay 7 gün süren yargılama sürecinin makul olduğu

sonucuna varılmıştır.

83. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun

1. Yargılamanın

sonucunun adil olmadığı iddiası yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Sendikal hakkın ihlali iddiası yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu

üzerine bırakılmasına,

30/6/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Şenol BÜLBÜL Vekili : Av. Serkan CENGİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5390, 30 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. I. “Bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Başvurunun
  17. C. Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5390
Tarih
30 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Tevfik Öner Başvurusu (B. No: 2014/1003)
  • Hasan Karakaş Başvurusu (B. No: 2013/8698)
  • Sencer Başat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7800)
  • Ahmet Alkan Başvurusu (B. No: 2013/8172)
  • Burhan İsmailoğlu Başvurusu (B. No: 2012/349)
  • Hasip Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/4681)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.