İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2016/3389 Tarih:

Serhat Ölğen Başvurusu (B. No: 2016/3389)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SERHAT

ÖLĞEN BAŞVURUSU

(Başvuru

Numarası: 2016/3389)

Karar

Tarihi: 20/11/2019

R.G.

Tarih ve Sayı: 25/12/2019-30989

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

Başkan : Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler : Engin

YILDIRIM

Celal

Mümtaz AKINCI

Rıdvan

GÜLEÇ

Recai

AKYEL

Raportör : Sinan

ARMAĞAN

Başvurucu : Serhat

ÖLĞEN

Vekili : Av.

Mehdi ÖZDEMİR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gerekmediği hâlde kolluğun silahlı güç kullanımı sonucu

yaralanma meydana gelmesi ve olaya ilişkin etkili ceza soruşturması

yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1996 doğumludur ve Diyarbakır'ın Bağlar ilçesinde

yaşamaktadır.

9. 13/9/2015 günü Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi Emek Caddesi'nde

üzerilerinde el yapımı patlayıcı, molotofkokteyli ve uzun namlulu silah taşıyan

50-60 kişilik bir grup çöp konteynırlarını yakıp trafiği kapatmak ve sloganlar

atmak suretiyle eylem yapmıştır. Söz konusu eyleme kolluk güçleri müdahale

etmiş ve bu sırada gaz fişeği de kullanmışlardır.

10. Eylemci grubun ara sokaklara dağılması üzerine bu alanlarda da

polis müdahalesi devam etmiştir. Zırhlı araçla olaya müdahale eden kolluk

güçleri başvurucuyu yerde başı yaralı şekilde bulmuştur. Bulunduğu yerden

alınarak zırhlı araca getirilen başvurucu, adli işlemler için Emniyet

Müdürlüğüne götürülmüştür.

A. Başvurucuya Göre Olayın Gelişimi

11. Başvurucu, PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü

adına eylem ve faaliyetlerde bulunma suçlarından şüpheli sıfatıyla 15/9/2015

tarihinde Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde (TEM) ifade vermiştir.

Eyleme katıldığını reddeden başvurucu olay günü işyerinden evine geldiğini

fakat bir yaşındaki kızına yiyecek almak amacıyla saat 20.00 sıralarında

markete gittiğini, alışveriş yapıp evine döndüğü sırada yüzü kapalı, 8-10

yaşlarında bir çocuk gördüğünü ve olaylara karışmaması için kendisini

uyardığını, uyarısı üzerine çocuğun oradan ayrıldığını beyan etmiştir.

Başvurucu; evinin olduğu sokağa girdiği sırada zırhlı bir aracın biber gazıyla

etrafa müdahale ettiğini, evinin önüne geldiği sırada polislerin iki üç defa

attığı gaz fişeğinin sesini işittiğini, dördüncünün atış sesini duyduktan sonra

sağ kulağının arka kısmında bir acı hissettiğini ve yere düştüğünü

bildirmiştir. Yerde yatmakta iken kolluğun yanına geldiğini, üst araması

yaptıktan sonra sürükleyip darbetmek suretiyle kendisini zırhlı aracın yanına

getirdiklerini, daha sonra da araca bindirip Bağlar ilçesindeki eski Polis

Okuluna götürdüklerini söylemiştir.

12. Devam eden kanamasına, yaklaşık bir buçuk saat sonra bulunduğu

emniyet binasına gelen 112 Acil Servis görevlilerinin ilk defa müdahale

ettiğini ve kanamasının durdurulduğunu söyleyen başvurucu; tıbbi müdahaleden

sonra bir saat daha bekletildiğini ve yaralanmasına sebep olan polis ekipleri

tarafından emniyet binasından çıkarılarak Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesine

götürüldüğünü, bu Hastanenin de kendisini Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma

Hastanesine sevk ettiğini beyan etmiştir. Başvurucu; burada tedavisinin

yapıldığını ve bir müddet gözlem odasına alındığını, daha sonra saat 03.00

sıralarında taburcu olduğunu ifade etmiştir.

13. Gösterilere katılmadığının olayın gerçekleştiği sokaktaki

işyerlerinin kameralarından ve MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu)

görüntülerinden anlaşılacağını belirten başvurucu, alışveriş yaptığı marketin

kamera görüntülerinin incelemesini talep etmiş; ayrıca yaralanmasına sebep olan

ve yakalandığı sırada kendisini darbeden polislerden şikâyetçi olmuştur.

B. Kolluk Güçleri Tarafından Düzenlenen Tutanağa Göre Olayın

Gelişimi

14. 13/9/2015 tarihinde başvurucunun imzasını taşıyan ve dört polis

memuru tarafından düzenlenen tutanak, başvurucunun yakalanışını ve sonrasını

ele almaktadır. Tutanakta; PKK/KCK terör örgütü lehine sloganlar atan, yüzleri

maskeli, el yapımı patlayıcı, molotofkokteyli ve uzun namlulu silah taşıyan

grubun gösteri yaptığı anonsu üzerine ekip hâlinde olay yerine gidildiği,

gösterici gruba müdahale edildiği, müdahale sırasında gaz kullanıldığı, bu

sırada grubun polis ekibine patlayıcılarla ve ateşli silahla karşılık verdiği,

ara sokaklara dağılan grubun eylemlerine devam etmesi üzerine zırhlı araçla bu

bölgelere de gidildiği, Emek Caddesi ile 430. Sokak'ın kesiştiği noktada yerde

yatan bir şahıs görüldüğü belirtilmektedir.

15. Tutanağı düzenleyen polislere göre yerde yatan kişi gösterici

grupta yer almaktadır. Yaralı şahsın bulunduğu bölgenin güvenlik açısından

sorunlu olması sebebiyle bu kişi polisler tarafından kontrollü bir şekilde

zırhlı araca alınmış ve TEM'e götürülmüştür. Buraya çağrılan 112 Acil Servis

tarafından yarasına müdahale edilmiştir. Yaralı şahsın kimliği tespit edilmiş

ve yasa dışı gösteriye katıldığının anlaşılması üzerine hakkında adli işlemlere

başlanmış, bu kapsamda şüpheli olarak sahip olduğu haklar kendisine

hatırlatılmış ve adli rapor aldırılmak üzere hastaneye götürülmüştür.

Götürüldüğü hastaneden sağ kulağındaki bir problem nedeniyle Eğitim ve

Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Gerekli muayeneler yapılıp taburcu

edilene kadar polisler bu kişiye refakat etmiştir.

C. Başvurucu Tarafından Sunulan Sağlık Raporları

16. Başvurucu, olayla ilgili olarak hakkında düzenlenen üç sağlık

raporunu başvuru dosyasına sunmuştur. 13/9/2015 günü saat 22.30'da Selahaddin

Eyyubi Devlet Hastanesinde görevli doktor tarafından düzenlenen raporda "Sol

kulak arkasında yaklaşık 3x2 cm cilt cilt altı kesisi mevcut

hastada denge kaybı düz yürüyememe bulantı duymada kayıp şikayetleri mevcut

çekilen BBT temporal BT sinde belirgin patolji gözlenmedi BTM ile

giderilemez. Şu an hayati riski yoktur. Geçici durumu bildirir hekim raporudur.

Kati raporun adli tabiplik ya da KBB uzmanı tarafından verilmesi uygundur. EAH

sevk edildi." tespitlerine yer verilmiştir.

17. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından

14/9/2015 günü saat 21.50'de düzenlenen raporda ise aşağıdaki hususlar

belirtilmiştir:

"Darp

nedeniyle acil servisinde bulunan hasta mastoid kemik üzerinde 3x2 cm

suture kesi mevcut. Hayati tehlike yok. BTM ile giderilebilir. Durumu bildirir

geçici hekim raporudur."

18. Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinin 15/9/2015 tarihli (saat

17.47) raporunda ise başvurucuda yeni darp ve cebir izi bulunmadığı

belirtilmiştir.

D. Başvurucunun Aleyhinde Yürütülen Adli Soruşturma Süreci

19. Başvurucunun yakalanması sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığı (Savcılık) tarafından adli soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma

kapsamında olaya müdahale eden 2...2 sicil numaralı polis memuru tanık olarak

ifade vermiştir. Bu kişi ifadesinde; gösteri yapan grubun içinde mavi kot

pantolon, mavi ayakkabı ve mavi tişört giyen yaklaşık 18-20 yaşlarında ve 1.70

cm boylarında bir şahsın bulunduğunu, kendilerine ısrarla taş attığını fakat

elinde patlayıcı ve silah olduğunu görmediğini, bu kişinin Emek Caddesi ile

430. Sokak'ın kesiştiği yerde yatan kişi olduğunu, bu kişinin yanına gittiklerinde

başının sağ yanından yaralandığını gördüklerini beyan etmiştir. Yaptıkları

basit tıbbi müdahale sonrasında hayati tehlikesinin olmadığını anladıklarını

belirten polis memuru, olay yerinin güvenli olmaması ve silahlı saldırıların

devam etmesi nedeniyle şahsı araçlarına bindirerek Emniyet Müdürlüğüne

götürdüklerini söylemiştir.

20. Başvurucunun alışveriş yapmak amacıyla gittiğini belirttiği

marketin kamera kayıtları iki polis memuru tarafından 15/9/2015 tarihinde

incelenmiştir. Düzenlenen tutanağa göre 13/9/2015 günü 20.00-22.00 saatleri

arasında başvurucunun markete gittiği tespit edilememiştir.

21. 16/9/2015 tarihinde Savcılık, silahlı terör örgütüne üye olmamakla

birlikte örgüt adına suç işleme suçundan tutuklanması talebiyle başvurucuyu

Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu isnat edilen

suçlamaları reddetmiş ise de 16/9/2015 tarihinde tutuklanmıştır.

22. Savcılık 2/10/2015 tarihli iddianamesiyle silahlı terör örgütüne

üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, kara ulaşım araçlarını kaçırma

veya alıkoyma ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından cezalandırılması

istemiyle başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.

23. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde 3/12/2015 tarihinde yapılan

ilk duruşmada başvurucunun savunması alınmış ve tanık olarak 2...2 sicil

numaralı polis memuru dinlenmiştir. Yargılama ilk celsede bitirilerek tüm

suçlardan başvurucunun beraatine ve tahliyesine karar verilmiştir. Mahkemenin

gerekçeli kararının ilgili kısımları şu şekildedir:

''(...)

Savunması alınan

sanık Serhat ÖLĞEN atılı suçlamaları inkar ederek evinin 709. Sokakta olduğu ve

709. Sokağa girerken kafasına gaz fişeği isabet ettiğini, fakat eyleme

katılmadığını beyan etmiştir. İddianamede ismi geçen tanık [2...2] sicil

numaralıpolis memurunu 03/12/2015 tarihli celsede alınan beyanında, eylemci

grup içinde bulunan şahsın mavi ayakabı, mavi pantolon ve mavi tişört giydiği,

dosyamız sanığınıneylemci ile benzer elbiseler ve ayakkabı nedeni ile aynı

şahıs olduğu yönünde kanaat edindikleri, ancak eylemci grup içindeki şahsın

yüzünü görmediğini, elbiseleri tamamen aynı olduğu için ve eylem yerinin

yakınında yaralı olduğu için bu sonuca vardığı yönünde beyanda bulunmuştur.

Mahkememizce

görüntüler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde 'Tarafıma tevdii edilen

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/340 Esas sayılı dava dosyasında

bulunan '4176 446-RE C 255 00' seri numaralı, üzerinde '13.09.2015 - [A...1]

Kamera Görüntüleri' ibaresi bulunan bir adet DVD’nin içerisinde bulunan kamera

görüntülerinin incelemesinde; Kamera görüntülerinin 13.09.2015 günü saat 20:00

ile 22:00 arasındaki zamana ait olduğu, dosya kapsamında teşhise yönelik

fotoğrafları bulunan sanık Serhat ÖLGEN’in bahse konu kamera görüntülerinde

bulunmadığı anlaşıldı.' şeklinde rapor tanzim edilmiştir. Dosya kapsamında

sanığın olay yerinde olduğuna ilişkin her hangi bir görüntü kaydı yoktur. Sanık

aleyhine sadece kollukta beyanı alınan ve yukarıda ifade edilen 273802 sicil

nolu polis memurunun ifadesi bulunmaktadır. Her ne kadar [2...2] sicil numaralı

polis memuru 13/09/2015 tarihinde kolluk ifadesinde sanık aleyhinde beyanda

bulunmuşsa da mahkemede alınan beyanında sanığın yüzünü görmediğini beyan

ederek şüphenin kuvvetinin azalmasına sebep olmuştur. Kaldı ki mahkememizce

bilgisayar üzerinden şehir haritasına bakıldığında sanığın ikamet olarak

belirttiği 709. Sokak ile 430 nolu sokağın yakın olduğu arada öğretmenler

caddesinin olduğu görülmüştür. Sadece şüphe üzerine sanık aleyhine hüküm kurmak

evrensel hukuk ilkelerine aykırı olduğu gibi Anayasa 38/4 ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi 6/2 maddesi ile düzenlenenmasumiyet (suçsuzluk) karinesine

de aykırılık teşkil eder.Bu karine uyarınca suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiği, suçlu kabul edilebilmesi için kişinin

kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin yasal delillerle

ispatlanması, yani şüphenin yasal delillerlebertaraf edilmesi gerektiğinden,

eğer mahkeme, sanığın eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediği konusunda

vicdani kanaate varamıyorsa ve eylemi sanığın gerçekleştirmiş bulunduğunu yasal

delillere dayanarak vicdani kanaati ile söyleyemiyorsa, sanığın o fiili

gerçekleştirmediğinin kabulü şarttır. Bu ilkeye ceza yargılamasında şüpheden

sanık yararlanır (Latince; in dubio pro reo ) ilkesi denilir.

(...)

Yapılan yargılama

ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı müsnet

suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, hukuka

uygun, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, sanığın CMK

223-2e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi vicdani kanaati ile aşağıdaki

hüküm fıkrası kurulmuştur.''

24. Başvurucu hakkında verilen beraat kararı temyiz edilmediğinden

11/12/2015 tarihinde kesinleşmiştir.

E. Başvurucunun Şikâyetine İlişkin Olarak Yürütülen

Soruşturma Süreci

25. Başvurucunun yaralanmasına ilişkin şikâyeti aleyhindeki

soruşturmayla birlikte yürütülmüştür. Savcılık başvurucunun şikâyeti konusunda

herhangi bir soruşturma işlemi yapmaksızın 2/10/2015 tarihinde ek kovuşturmaya

yer olmadığına karar vermiştir. Verilen karar şu şekildedir:

"PKK/KCK terör örgütü

güdümünde yayın yapan internet sitelerinde öz savunma yapılması, halkın

ayaklanarak kendi sistemini örmesi, öz yönetim ilanının demokratikleşmede

önemli bir adım olduğu, hiçbir tereddüt göstermeden direniş göstermesi,

Diyarbakır'da hayatın duracağı, tüm kentlerin sokağa dökülmesi ve benzeri

çağrılar doğrultusunda Diyarbakır il genelinde birçok yasadışı eylemlerin

meydana geldiği, 13.09.2015 tarihinde 20:50 sıralarında Bağlar ilçesi Emek Cad.

üzerinde 50-60 kişilik yüzleri maskeli ellerinde eyp, molotof kokteyli ve uzun

namlulu silah olan grubun ateş yakarak çöp konteynırlarını yola çekerek yolu

trafiğe kapattıklarının tespit edildiği ve gruba müdahale edildiği esnada söz

konusu grup içerisinde yer alarak emniyet görevlilerine taşlı saldırıda

bulunduğu anlaşılan müşteki Serhat ÖLĞEN'in atılan gaz fişeği sonucunda

yaralandığının ve Serhat'ın görevli polis memurlarından şikayetçi olduğunun

anlaşıldığı olayla ilgili yürütülün soruşturma sonucunda görevli polis

memurlarının müdahalelerinin olaylarla orantılı olduğu, görevlerinin

gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanmadıkları, böylece üzerlerine atılı

suçun yasal unsurlarının oluşmadığı tüm

dosya kapsamından anlaşılmakla;

Görevli polis

memurları hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına...[karar verildi.]"

26. Başvurucu vekili 21/10/2015 tarihli dilekçesiyle söz konusu karara

itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde; yasa dışı gösteride başvurucunun yer

almadığı, evinin önünde polisin attığı gaz fişeğiyle yaralandığı, sonrasında

darbedilip yerde sürüklenerek zırhlı araca konulduğu, hastane yerine Emniyet

Müdürlüğüne götürüldüğü, yarası kanar vaziyette bekletildiği, Acil Servisin bir

saat sonra çağrıldığı, gelen sağlık ekibinin kanamayı durdurduğu fakat bulantı,

duyma ve denge kaybı şikâyetlerine rağmen hastaneye sevkinin uzun süre

yapılmadığı belirtilmiştir. Bu durumun sevk edildiği hastane raporlarından

açıkça anlaşılacağını belirten başvurucu vekili, dilekçesinde ayrıca olayın

gerçekleştiği yerdeki MOBESE kayıtları ve sokakta bulunan -isimleri belirttiği-

işyerlerinin güvenlik kameraları izlendiği takdirde başvurucunun olaya

karışmadığının ve yaralanmasının sebebi olan polis müdahalesinin görüleceğini

iddia etmiştir. Başvurucu vekili; başvurucunun yerde sürüklenip darbedilmesi

konusunda Adli Tıptan rapor alınması gerektiğini fakat zaten tutuklanıp ceza

infaz kurumuna girdiği sırada doktor tarafından yapılan muayenede bu olguların

tespit edildiğini, bu raporun gerektiğinde ceza infaz kurumu idaresinden

istenebileceğini, ayrıca ambulansın geç çağrıldığının arama kayıtlarından

anlaşılabileceğini ileri sürmüştür. Başvurucu vekili, yerde yatmaktayken

başvurucunun polisler tarafından darbedilmesinin Savcılık kararında yer

almadığını belirtmiş; ayrıca hedef gözetilmek suretiyle başvurucunun gaz fişeğiyle

yaralanmasına sebep olan polis memurları hakkında verilen kararın

kaldırılmasını talep etmiştir.

27. Başvurucu vekilinin yaptığı itiraz Diyarbakır 2. Sulh Ceza

Hâkimliğinin (Hâkimlik) 24/12/2015 tarihli kararıyla kesin olarak

reddedilmiştir. Verilen karar başvurucu vekiline 12/1/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

28. Başvurucu 11/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Bir

suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar

başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1)

Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini

veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar

vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2)

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın

yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin

lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve

şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence

yasağı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse

işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi

tutulamaz."

31. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak

yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi

Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç

kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya

da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası

olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla

mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin -mağdurların davranışlarından

bağımsız olarak- işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden

men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD],

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

33. AİHM, bir kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya

daha genel anlamda kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya kaldığında -örneğin

tutuklandığı sırada- kişinin davranışları kesinlikle gerektirmediği hâlde

kişiye karşı fiziksel güç kullanımının insan onurunu zedelediğini ve kural

olarak Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın ihlalini

teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Bouyid/Belçika [BD], B. No:

23380/09,28/9/2015, § 88; Ribitsch/Avusturya, B. No: 18896/91,

4/12/1995, § 38; Mete ve diğerleri/Türkiye, B. No: 294/08, 4/10/2011, §

106).

34. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunun söylenebilmesi için eylemin asgari ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD],

B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96,

21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, §

53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana

gelip gelmediğinin tespiti de (Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması

gereken diğer faktördür.

35. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir

ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde

soruşturulması yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya,

§ 131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in

içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın

bağımsız, tarafsız ve kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların

titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan,

B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No:

44093/98, 26/10/2004, § 55).

36. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü sadece esasa

ilişkin olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin

yükümlülükler, Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp

etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis

veya diğer kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele

yasağının ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve

mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet

görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve

diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 102; Labita/İtalya,

§§ 131-136).

37. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu; kendisinin katılmadığı bir eyleme polisin müdahale

etmesi ve gaz fişeği atması sonucu başından yaralandığını, sonrasında kolluk

tarafından darbedildiğini, buna rağmen yaralı hâlde emniyet binasında

bekletilerek tedavisinin ve hastaneye sevkinin bilerek geciktirildiğini

belirtmiştir. Başvurucu; gösteriye katılmadığı mahkeme kararıyla ortaya

çıkmasına rağmen kolluğun hiçbir göstericinin bulunmadığı bir alanda yakın

mesafeden hedef gözeterek attığı gaz fişeğiyle yaralanması olayına ilişkin

olarak Savcılığın hiçbir araştırma yapmadan bir gün içinde kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verdiğini, yaptığı itirazın inceleme yapılmaksızın

reddedildiğini, böylece sorumluların cezasız bırakıldığını ifade etmiştir.

Başvurucu, belirttiği hususlar nedeniyle etkili soruşturma yapma yükümlülüğüne

aykırı davranılarak kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü

fıkrasında; kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı

düzenlenmiştir. Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun korunması

amaçlanmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, §

80).

42. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen

işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye

tabi tutulma yasağı mutlak bir nitelik taşımakta olup bu kapsamda öncelikle kamusal

yetkiyle güç kullanan görevlilerin kişilerin beden ve ruh bütünlüğüne hiçbir

şekilde zarar vermemelerini gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

43. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete, söz konusu

kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya

muameleye -bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile- maruz

bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Dolayısıyla

yetkililerce bilinen ya da bilinmesi gereken bir kötü muamelenin

gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirlerin alınmaması durumunda devletin

sorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

44. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Bu bağlamda yasağın maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya da

insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama

sorumluluğunu (negatif yükümlülük) içermemektedir. Ayrıca bireylerin bu tür muameleye

maruz kalmasını engelleyecek etkili önleyici mekanizmaların kurulması yönünde

pozitif bir yükümlülük de içermektedir.

45. İşkence ve kötü muamele yasağının usul boyutu ise bu yasağın ihlal

edildiğine yönelik tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran

iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir

soruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük) içermektedir.

46. Somut olayda başvurucu, gösteriye müdahale eden kolluğun atmış

olduğu gaz fişeği nedeniyle başından yaralandığını ileri sürmüştür.

Başvurucunun gaz fişeğiyle yaralandığı iddiası, soruşturmayı yürüten Savcılık

tarafından da kabul edilmiş fakat müdahalenin orantılı olduğu söylenmiştir.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, müdahalenin orantılılığı konusunda

bir izah bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin orantılılık koşulunun söz konusu

olay bağlamında gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmesi için dosyada

yeterli veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla gaz fişeğiyle yaralanma olgusuna

ilişkin olarak yapılacak inceleme başvuru dosyasının muhteviyatı nedeniyle kötü

muamele yasağının usul boyutuyla sınırlı kalacaktır.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

47. Bunun dışında başvurucu, kolluk tarafından yerde sürüklenip

darbedildiğini ve sağlık sorunlarına bilerek geç müdahale edildiğini iddia

etmiştir. Savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda

başvurucunun iddialarına yönelik bir değerlendirme bulunmamaktadır. Başvurucu

vekili bu eksikliği belirterek Hâkimliğe itiraz etmiş ise de itiraz

reddedilmiştir.

48. 112 Acil Servis sağlık görevlileri tarafından müdahalede

bulunulduktan sonrabaşvurucunun iki farklı hastaneye sevk edildiği

görülmektedir. Başvurucu, bu hastanelerden aldığı üç sağlık raporunu başvuru

dosyasına sunmuştur. Söz konusu raporlarda başın yan kısmındaki yaralanma

dışında darp ve cebir izinden bahsedilmediği ve olay öyküsünde böyle bir

iddiadan söz edilmediği görülmektedir. Başvurucu, tutuklandıktan sonra ceza

infaz kurumunda yapılan doktor muayenesinde yara izlerinin olduğunu iddia etmiş

ise de bu raporu Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Kovuşturmaya yer olmadığına

ilişkin kararı itiraz üzerine inceleyen Hâkimlik başvurucunun bu iddialarından

haberdar ise de bireysel başvuru dosyasında başvurucunun iddialarını

destekleyen bir belge bulunmamaktadır. Yine başvurucunun başındaki yaraya geç

müdahale edildiği ve hastaneye sevkinin geciktirildiği iddiası konusunda

negatif yükümlülükler bağlamında değerlendirme yapmaya yeter bir delil dosyada

yer almamaktadır. Şu hâlde başvurucunun sürüklenip darbedildiği ve tedavisinin

bilerek geç yapıldığı iddiaları kapsamında sınırlı bilgi ve belgelerle hakkın

maddi boyutu açısından değerlendirme yapmak mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla

bu şikâyetlerin de kötü muamele yasağının usul boyutu yönüyle ele alınması

gerekir.

a. Genel İlkeler

49. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 110).

50. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın

17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.

maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili bir resmî

soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün

olmazsa anılan madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek

ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak

kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün

olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

51. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türü,

bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespit edilmelidir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar

yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini

gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

52. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve

sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

53. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli bir

şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı, bu kapsamda

diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi

incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

54. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir.

Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir

(Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, §§ 68, 69)

55. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların

etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilave olarak her olayda, mağdurların meşru menfaatlerini

korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 115).

56. Yetkililer resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir.

Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren

yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu

bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, kamu denetimine tabi olarak özenli,

süratli, bağımsız biçimde yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir

(Tahir Canan, § 25).

57. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü

muamele iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için

soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden

bağımsız olmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal

bağlantının olmamasını değil aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

58. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 127). Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak

tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve mağdur

açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438,

9/9/2015, § 105).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Başvurucunun Gaz Fişeğiyle Yaralanmasına İlişkin

İddialar Yönünden

59. Somut olayda başvurucu, yakalanması sonrası getirildiği Emniyet

Müdürlüğünde PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ifade vermiş ve

bu ifade sırasında gaz fişeğiyle yaralanması dolayısıyla sorumlu polis

memurlarından şikâyetçi olmuştur. Soruşturma dosyasının içeriğinden

başvurucunun bu ifadesi dışında olay nedeniyle ayrıca bir şikâyette bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Savcılık, başvurucunun şikâyetini şüpheli sıfatıyla aleyhinde

yürüttüğü soruşturmada ele alıp değerlendirmiş fakat müşteki olarak ayrıntılı

şekilde beyanlarına başvurmamıştır.

60. Savcılık, yürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun alışveriş

yaptığını iddia ettiği marketin güvenlik kamerası görüntülerini incelemiş;

başvurucunun sağlık raporlarını temin etmiş ve yine eyleme müdahale edip

başvurucuyu yaralı hâlde yakalayan polis memurunun ifadesine başvurmuştur.

Belirtilenler dışında soruşturma dosyasında başvurucunun şikâyeti hakkında

değerlendirme yapmaya değer bir delilin varlığına rastlanmamıştır.

61. Başvurucu soruşturma kapsamında alınan ifadesinde eyleme

karışmadığını, evine gitmekteyken gaz fişeğiyle yaralandığını söylemiştir.

Soruşturma dosyasının içeriğine rağmen Savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararında öncelikle başvurucunun eylemci grup içinde yer aldığını ve

kolluğa taşlı saldırıda bulunduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca verdiği kararda,

başvurucunun kafasında meydana gelen yaralanmanın kolluğun attığı gaz fişeğiyle

oluştuğunu kabul etmiş fakat kollukça yapılan müdahalenin olayla orantılı

olduğunu söylemiştir.

62. Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı öz itibarıyla

başvurucunun eylemci grup içinde yer aldığına ve müdahalenin olayın gelişimine

göre orantılı olduğuna dayanmaktadır. Savcılık tarafından orantılılık

değerlendirmesinin hangi ölçütlere göre yapıldığı anlaşılamamaktadır.

63. Belirtilenler ışığında öncelikle başvurucunun kolluğun attığı gaz

fişeğiyle yaralandığının kamu makamları tarafından kabul edildiği ortaya

konmalıdır. O hâlde Savcılığın bu kabul sonrasında yapacağı soruşturma, olayın

gerçekleştiği koşulların belirlenmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu

kapsamda soruşturma makamlarından olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye

çalışması, soruşturmayı sonlandırmak için temelden yoksun sonuçlara dayanmaması

beklenir.

64. Yapılacak soruşturmada başvurucunun hangi şartlar altında ne

şekilde yaralandığının açığa çıkarılması için birtakım delillerin toplanmasının

zaruri olduğu açıktır. Bunun için öncelikle başvurucunun yaralanmasına neden

olan gaz fişeğini atan kolluk görevlisinin tespit edilmesi, atışın hangi

mesafeden hangi açıyla yapıldığının, başvurucunun özellikle hedef alınıp

alınmadığının ve atış saikinin belirlenmesi gerekir. Bu nedenle başvurucuyu

yaralı hâlde yakalayıp zırhlı araca götüren kolluk görevlilerinin gerektiği

takdirde şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınması, ayrıca olay yerindeki

işyerlerinin güvenlik kamerası görüntülerinin ve MOBESE kayıtlarının tespiti,

zaruret hâlinde keşif yapılması, varsa olay yerinde bulunan kişilerin tanık

olarak dinlenmesi olayın delillendirmesinde önem arz etmektedir. Savcılık

tarafından yapılan soruşturmada, belirtilenler doğrultusunda herhangi bir işlem

yapılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda soruşturmanın etkili olması

için soruşturma makamlarının kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekliliğinin sağlandığı söylenemez.

65. Savcılık; fail veya faillerin tespitine ilişkin herhangi bir

çalışma yürütmeden, olayın hangi şartlar altında ne şekilde gerçekleştiğini

titizlikle araştırmadan, dosya üzerinden orantılılık incelemesi yaparak

kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Soruşturmanın etkililiği konusunda

bu bölümde yer verilen değerlendirmeler bir bütün hâlinde ele alındığında

gerçekleşme koşulları tam olarak açıklığa kavuşturulamamış olan başvuru konusu

olayda, kapsamlı bir inceleme ve araştırma gerçekleştirilmemesi nedeniyle

etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

66. Somut olayda gaz fişeğiyle maruz kalınan eylemden

dolayı Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü

muamele yasağının usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

ii. Gaz Fişeğiyle Yaralanma Sonrasındaki İddialar Yönünden

67. Başvurucu; gaz fişeğiyle yaralanmasından sonra yerdeyken yanına

gelen kolluğun kendisini sürüleyerek darbettiğini, yarası kanar hâlde

götürüldüğü Emniyet Müdürlüğünde ambulansın bilerek geç çağrıldığını ve

hastaneye sevkinin geciktirildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun söz konusu

iddiaların, ilk defa şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde dile getirdiği

görülmektedir. O hâlde bu ifadeyle birlikte

soruşturma makamlarının ilk kez bu aşamada belirtilen iddialardan haberdar

olduğunu kabul etmek gerekir. Savcılık 2/10/2015 tarihli kararında başvurucunun

bu şikâyetleri konusunda herhangi bir değerlendirme yapmamış, bu eksiklik

bildirilerek yapılan itiraz ise Hâkimlik tarafından reddedilmiştir.

68. Somut olayda yerde sürüklendiği ve darbedildiği iddiasında bulunan

başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesinin alınmadığı görülmektedir.

Başvurucunun Emniyet Müdürlüğünden alınarak götürüldüğü hastanelerde hakkında

birden fazla sağlık raporu düzenlendiği görülmektedir (bkz. §§ 16-18). Bununla

birlikte başka bir sağlık raporunun var olup olmadığı konusunda başvuru

dosyasında bir bilgi yer almamaktadır. Sunulan raporlarda muayene nedeni darp

ve cebir olarak belirtilmiş ise de gaz fişeğiyle yaralama dışında farklı bir

bulgudan veya fiziksel olarak görülmeyen fakat dile getirilen bir şikâyetten

bahsedilmemektedir. Buna rağmen başvurucu, tutuklanmasından sonra sevk edildiği

ceza infaz kurumunda doktor tarafından muayene edildiğini ve düzenlenen raporda

darbedildiğinin belirlendiğini iddia etmektedir. Dolayısıyla soruşturma

sürecinde soruşturmanın seyrine etki edecek nitelikte delillerin varlığından

bahsedilmesine rağmen soruşturma makamları tarafından hareketsiz kalınarak

bunların toplanmadığı görülmektedir.

69. Yukarıda belirtildiği üzere olay yeri yakınındaki bazı

işyerlerinde güvenlik kamerası olduğu, ayrıca sokak civarında MOBESE bulunduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucunun iddiaları kapsamında bu kameraların kayıtları

getirilerek incelenmemiş, iddiaların doğruluğu araştırılmamıştır. Ayrıca

başvurucuyu olay yerinde yakalayan kolluk görevlilerinden sadece biri

başvurucunun aleyhinde yürütülen soruşturma özelinde tanık olarak dinlenmiş

fakat diğerleri ne tanık ne sanık olarak ifade vermiştir. Bu durumda

başvurucunun makul ve savunulabilir iddiaları bağlamında etkili ve yeterli bir

soruşturma yapıldığından söz edilemez.

70. Öte yandan başvurucunun kanamakta olan yarasına bilerek geç

müdahale edildiği ve tıbbi müdahale gerekmesine rağmen hastaneye sevkinin

kasıtlı şekilde geciktirildiği yönündeki iddialarının ele alınıp

değerlendirmesi gereklidir.

71. Hastane raporlarından başvurucunun sağ kulağının arkasında 3x2 cm

büyüklüğünde kesi oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu nitelikteki yaraya ilk önce Acil

Servis ekibi Emniyet Müdürlüğünde müdahale etmiş ve kanamanın durması

sağlanmıştır. Başvurucunun iddiasına göre Acil Servis ambulansı kendisinin

Emniyet Müdürlüğüne getirilmesinden bir saat sonra çağrılmış, bu süre zarfında

nezarethanede yarası kanar vaziyette bekletilmiştir. Başvurucu, istendiği

takdirde 112 Acil Servisin çağrılma zamanının arama kayıtlarıyla ortaya

çıkarılabileceğini belirtmektedir.

72. Başvurucunun 112 Acil Servis ekibinin müdahalesinden sonra da

bulantı, denge ve duyma kaybı gibi sağlık şikâyetleri devam etmiştir (bkz. §

55). Hatta rapora göre başvurucu, Eğitim Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir.

Başvurucunun sağlık hizmetlerinin geciktirilmesine ilişkin şikâyetinde ortaya

koyduğu iddiasının kamu görevlilerinin bilerek hareketsiz kaldığı ve bu

vesilesiyle duyulan acının şiddetinin artması olduğu anlaşılmaktadır.

73. Anayasa'nın 17. maddesine göre devlet pozitif yükümlülükler

kapsamında ancak belirli bir ağırlığa ulaşan eylemler nedeniyle etkili

soruşturma yapmalıdır. Her türlü menfi hareket ve eylemin kötü muamele

oluşturduğu kabul edilemeyeceği gibi maruz kalınan her eylem hakkında

soruşturma yapılması kamu makamlarından beklenemez. Ayrıca etkili bir

soruşturmanın başlatılabilmesi için öncelikle kötü muamele iddialarının uygun

delillerle desteklenmesi gerekir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit

etmek için her türlü makul şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu

nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi

ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların

tespiti hâlinde etkili bir soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden

bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28). Somut olayda gaz

fişeğiyle yaralandığı konusunda tereddüt bulunmayan başvurucunun yarası kanar

vaziyette bekletildiği ve yine fiziksel şikâyetleri devam etmesine rağmen

hastaneye sevkinin geciktirildiği şeklindeki iddialarının beklenen zaman

süresi, yaranın ve fiziksel rahatsızlıkların mahiyeti nedeniyle soruşturma

yapmayı gerektiren belli bir ağırlığa ulaştığını kabul etmek gerekir.

74. Başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporunun varlığı ve yarası

kanar şekilde nezarette bekletildiği iddiasının Emniyet Müdürlüğü içindeki

kamera görüntüleri ve 112 Acil Servisin ne zaman arandığının telefon

kayıtlarıyla tespit edilebilmesi imkânı karşısında makul seviyede

savunulabilir, sonuç itibarıyla soruşturma yapmaya değer nitelikte olduğu

söylenebilecektir. Buna rağmen 112 Acil Servisin ne zaman arandığına ilişkin

telefon kayıtları tespit edilmemiş, Emniyet Müdürlüğündeki kamera görüntüleri

incelenmemiş, ayrıca tanık olabilecek kişiler dinlenmemiştir. Bunlar dışında

ambulansta bulunan sağlık görevlilerinin müdahalesinden sonra devam eden

rahatsızlıkları konusunda başvurucunun hastaneye sevk edilmesinin gerekliliği

ortadayken neden sevkin gerçekleştirilmediği konusunda herhangi bir araştırma

yapılmamıştır. Hâlbuki ilk müdahaleyi yapan 112 Acil Servis ekibinin bu konuda

tanık olarak dinlenmesi, yine hastanede başvurucuyu muayene eden doktorların

beyanlarına başvurulması, ayrıca gecikmeye bilerek sebep olunduğu tespit

edildiği takdirde bunun ne gibi tıbbi ve fiziki sonuçlar doğurduğu konusunda

bilirkişi raporu alınması etkili soruşturma için önem arz etmektedir.

Dolayısıyla Savcılığın soruşturmada gerekli delilleri toplayarak bunun

sonucunda bir yargısal değerlendirme yoluna gitme hususunda özensiz davrandığı

anlaşıldığından başvuru konusu olayda etkin soruşturma yapma yükümlülüğüne

uygun hareket edildiği söylenemeyecektir.

75. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

76. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ile

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

78. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875,

7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

79. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği

vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural

olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak

üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet

Doğan, §§ 57, 58).

80. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla

yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında

düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın

yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması

hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira

ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği

hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden

Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken

işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

81. Başvuruda, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kötü muamele

yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin yargısal bir karara varmak için gerekli

olan deliller toplanmadan Savcılıkça verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına

dair karardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

82. Bu durumda kötü muamele yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden etkin bir adli soruşturma yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun şekilde belirtilen

deliller toplanıp incelemeler yapıldıktan sonra yeniden karar vermekten

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Başvuruda, kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal

edildiği sonucuna varılarak yeniden etkin bir adli soruşturma yürütülmesi

amacıyla kararın bir örneğinin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesinin yeterli bir giderim oluşturduğu değerlendirildiğinden

manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının sadece usul boyutu yönünden İNCELENMESİNE

Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağı ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına (Verilen karar 2015/30938 numaralı soruşturma

dosyasıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun manevi tazminat talebinin REDDİNE,

F. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/11/2019

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GÖRÜŞÜ

1. Yasadışı bir gösteriye katıldığı belirtilen

başvurucunun kafasında kolluğun attığı gaz fişeği nedeniyle yaralanma meydana

gelmiş ve Mahkememiz oybirliğiyle gaz fişeğiyle maruz kalınan eylemden dolayı

başvurucunun Anayasanın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağının usul yönünden ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

2. Başvuru konusu somut olaylar bağlamında kollukça

yapılan müdahalenin orantılı olmadığı düşüncesiyle yukarıda belirtilen Anayasa

maddesinin maddi boyutu yönünden de ihlal kararı verilmesi kanaatine

vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmadım.

Üye

Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/3389, 20 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası