İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Seydağa Tekin Başvurusu (B. No: 2015/3968)

1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik

Başvuru No2015/3968Tarih21 Şubat 2019Okuma17 dk · 3.457 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Seydağa Tekin Başvurusu

Karar tarihi
21 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/3968
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.457 kelime·17 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik

tazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, terör olayları neticesinde köyünün boşaltılması

nedeniyle 1994 yılında yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını iddia

etmiş ve 20/9/2005 tarihinde 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında

zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon

30/5/2008 tarihli kararıyla bilgi ve belge eksikliğinden talebin reddine karar

vermiştir.

9. Başvurucu, Komisyon kararın iptali istemiyle dava açmıştır.

Malatya İdare Mahkemesi 26/2/2010 tarihli kararıyla özetle, davalı idarenin

kendisine sunulan bilgi ve belgeleri dikkate alarak yeniden keşif ve bilirkişi

incelemesi ile elde edilecek bilgiye göre karar vermesi gerektiği gerekçesiyle

işlemi iptal etmiştir.

10. İptal kararı üzerine anılan Komisyon tarafından yeniden

yapılan inceme ve değerlendirme sonucu başvurucuya 8.353,30 TL ödenmesine karar

verilmiştir. Başvurucu bu tutarı kabul etmeyerek uyuşmazlık tutanağı imzalamış

ve yeniden iptal davası açmıştır.

11. Elazığ 2. İdare Mahkemesi 30/4/2013

tarihli kararı ile özetle başvurucunun ağaç zararlarının giderilmediği

gerekçesiyle Komisyon kararını iptal etmiştir. Kararda diğer zarar unsurları

yönünden hesaplamanın doğru olduğu, ayrıca 5233 sayılı Kanun'a göre manevi

tazminata hükmedilemeyeceği de belirtilmiştir.

12. Başvurucu, iptal kararını temyiz etmiştir. Temyiz

dilekçesinde özellikle mahkemenin hayvan zararları, birim fiyatlara ilişkin

değerlendirmeleri ve mülke uzak kalınan süre ile manevi tazminata ilişkin

değerlendirmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Karar, Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından onanmıştır.

13. Karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından

reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddine ilişkin karar 10/2/2015

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 3/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Diğer taraftan anılan iptal kararı üzerine Komisyon

tarafından yeniden hesaplama yapılmıştır. 6/8/2013 tarihli ve kararla;

başvurucuya ahşap taş duvarlı ev için 3.074 TL, ahır ahşap, taş duvarlı ahır

için 4.658 TL, kıraç arazi için 12.647,63 TL, karışık meyve ağaçları için

14.773,50 TL ve ceviz ağaçları için 63.000 TL olmak üzere toplam olarak

98.153,13 TL ödenmesine karar verilmiştir.

16. Komisyon kararının akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi

gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği

başvurucunun vekiline gönderilmiştir. “Yukarıda

nakti olarak belirtilen zararımın/zararlarımın

karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak

uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim”

beyanını içeren sulhname 3/1/2014 tarihinde başvurucu

vekili tarafından imzalanmıştır.

17. Komisyon tarafından belirlenen ve sulhname

imzalanarak kabul edilen tutar başvurucunun vekiline ait banka hesabına

28/4/2014 tarihinde yatırılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).

19. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın

karşılanmasına ilişkin sulhname"

kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon,

doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci

maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,

engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye

göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate

alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca,

bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının

örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi

veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı

yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu

belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili

temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,

bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından

imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”

20. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın

karşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından

sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla

konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”

21. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararın

karşılanmasına ilişkin sulhname"

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

"Komisyon, doğrudan doğruya veya

bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 16 ncı maddeye göre belirlenen zararı, 21 inci maddeye

göre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerindeki nakdî ödeme

tutarını, 20 nci maddeye göre ifa tarzı ile 23 üncü

ve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan

zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara

göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği (EK-E)

davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi

veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı

yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu

belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı

kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. "

22. Aynı Yönetmeliğin "Zararın

karşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

"Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından

sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla

konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.

Bakanlık, ellibin

Yeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ile

yapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkin

olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden

değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.

(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)

Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücu

istemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır.

23. Aynı Yönetmeliğin"Nakdî ödemenin şekli ve tutarı" kenar başlıklı 27. maddesi

şöyledir:

"Sulhname

tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından

imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname

tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler

hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“1. İdari

dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

25. 2577 sayılı Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu

konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış

gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,

dava süresi içinde dava açılabilir.”

26. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"5233 sayılı Yasa, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine

gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması

amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile

devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm

yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak

yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları

Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.

...

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari

bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun

sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine

yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal

risk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden

ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir

yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle

sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda

değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya

eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle

mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda

idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin

kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve

terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan

kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir.

Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine

ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen

uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek

Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer

verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını

daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm

içermemektedir."

27. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve

E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına

dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna

başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece

maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle

giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen

nitelikte bir yasadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -

Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'Tazminat

Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu

doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için

tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.

Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana

gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca

karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat

taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve

kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak

manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması

gerekmektedir.”

28. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'un

amaçlarından birinin özetle terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla

karşılanması olduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde ise

sulhun davayı sona erdirici işlem olduğu, sulhname

imzalanmasının dava açılmasını engellediği belirtilmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvuruya benzer

şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle

uğranılan zararın tazminine ilişkin sulhname

imzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zararla

manevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayan

bir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08,

28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının

taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği, dolayısıyla yerel boyuttaki bu

uzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itiraza

son verdiği gerekçesiylebaşvuruları kabul edilemez

bulmuştur.

30. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözüm

beyanlarının (sulhnamelerin) manevi tazminattan söz

etmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların(sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeye

ilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvuru

sahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsil

edildiğini, bu hâlde başvuranların hem 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarının

manevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını hem de bu anlaşmaların

sonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerini

belirtmiştir. AİHM, söz konusu düzenleme başvuranların prosedürle ilgili her

türlü iddiadan feragat etmelerini gerektirdiğinden bu anlaşmanın, söz konusu

ödemeyle ilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniyle

başvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).

31. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besicilikten

elde edilen gelirlerin tazminatının Komisyonlarca yanlış değerlendirilmesine

ilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesi konusunda

yukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete uygulanabilir olduğu

kanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerin

imzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri /Türkiye, § 78).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 21/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Maddi Zararların Eksik

Tazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu

başvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, hayvancılık gelir

kayıplarının karşılanmadığını, mülkünden mahrum kaldığı sürenin yedi yıl olarak

kabul edildiğini, oysa bu sürenin dokuz yıl olduğunu belirterek eksik tazmin

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

34. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafından

tespit edilen maddi zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak tazminat

miktarı belirlenmiş ve sulh teklifi başvurucu vekili tarafından kabul edilerek

yine başvurucu adına sulhname imzalanmıştır.

Belirlenen tutar başvurucu vekiline ait banka hesabına yatırılmıştır (bkz. §§

15-17).

35. 5233 sayılı Kanun’un gerek genel gerekçesinden gerekse

içerdiği düzenlemelerden terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla

karşılanmasının amaçlandığı, bu çerçevede ilgili hukuk kısmında yer verilen

düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere sulhname

düzenlenerek uyuşmazlıkların bir an evvel bitirilmesine özel önem atfedildiği

anlaşılmaktadır.

36. 5233 sayılı Kanun'dan kaynaklanan uyuşmazlıklara bakan idare

mahkemeleri ve Danıştay Onbeşinci Dairesi, Kanun'u bu

amacını esas alarak yorumlamış ve sulhname

imzalanmasıyla davacıların uğradıkları zararların tazmin edilmek suretiyle

uyuşmazlığın ortadan kalktığı, dolayısıyla sulhname

imzalanmasının ardından uyuşmazlığın artık yargıya taşınmasının mümkün olmadığı

sonucuna varmışlardır.

37. İdare mahkemelerinin ve Danıştayın,

sulhname dışı bırakılan bakiye zarar sebebiyle açılan

davaların sulhname imzalanmış olması nedeniyle

reddedilmesi yönündeki bu yaklaşımı bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine taşınmış ve Mahkeme, -sulhname konusu

paranın ödenmediği iddiasının bulunması durumu hariç- makul bir tazminata

hükmedilmesini temin eden sulhnameyle birlikte

başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkacağı sonucuna varmıştır. Anayasa

Mahkemesi, bu durumlarda mağdur sıfatının ortadan kalkmış olması gerekçesiyle

başvuruların kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar vermiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§

29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58; Salih Alkan, B. No:

2013/4747, 31/3/2016). Bir başka ifadeyle idare mahkemeleri ve Danıştayın anılan yorumunda mülkiyet hakkı yönünden bir

sorun görülmemiştir.

38. Somut olayda da Anayasa Mahkemesinin anılan içtihatlarından

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Şöyle ki; eksik hesaplandığı

iddia edilen zararın miktarı üzerinde başvurucunun idareyle anlaşma sağlamış ve

sulhnameyi imzalamış olması sebebiyle maddi mağduriyetinin

giderildiği anlaşılmaktadır. Komisyonun İdare Mahkemesi kararını dikkate alarak

yeniden yaptığı değerlendirme sonucu belirlenen ve başvurucunun zararlarının

tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağı tümüyle davalı idareden tahsil

edildiğinden mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden

mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir.Belirtmek

gerekir ki başvurucu, Komisyonun sulhname teklifini

avukatı aracılığıyla kabul etmiş ve sulhname

başvurucu adına avukatı tarafından imzalanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun

maddi tazminat iddialarını sona erdiren sulhnamenin

bu hukuki sonucundan habersiz olduğu da düşünülemez. Öte yandan başvurucu,

Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendilerine

ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.

39. Diğer taraftan manevi tazminat 5233 sayılı Kanun'da

öngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açık

olup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevi

tazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.

40. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklanan

mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucunun mağdurluk statüsünü

kaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Manevi Tazminata Hükmedilmemesine İlişkin

Şikâyet Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu, manevi zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

b. Değerlendirme

42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi

tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel

başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda

başvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat

ödenmesi ile giderilmesine ilişkin olarak 5233 sayılı Kanun’da hüküm

bulunmamakla birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların

anılan talep hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022,

13/4/2016, §§ 51-76).

43. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda (bkz. § 27) da

belirtildiği üzere maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte

manevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir

kanun olduğunu ve 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde idarenin işlem

veya eyleminden dolayı hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme

imkânı tanındığını, bu nedenle 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel

hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazmin edilebileceğini belirtmiştir (Abbas Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, §

81).

44. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun

manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre

açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.

Başka bir anlatımla, kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun

kapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.

45. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıkları

davaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getiriş

biçimleri özel önem taşır. Manevi tazminat talebinin yukarıda belirtilen

içtihada uygun şekilde, yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'un

ilgili maddelerinde belirtilen usullere mi yoksa 5233 sayılı Kanun'a mı

dayandırıldığının ortaya konulması gerekir.

46. Somut olayda başvurucu, Komisyon kararının sulhname dışı bırakılan zarar kalemlerine ilişkin kısmının

iptali istemiyle açtığı davada Komisyon tarafından manevi tazminat da ödenmesi

gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarınca kurulan ve

faaliyette bulunan Komisyonun manevi tazminata hükmetmesi beklenemez.

Dolayısıyla başvurucunun Komisyona başvurunun ardından açtığı davasını 5233

sayılı Kanun'a dayandırdığı ve genel hükümlere göre tam yargı davası açmadığı

anlaşıldığından manevi tazminat isteminin anılan gerekçeyle reddedilmesinde

mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu sonucuna

varılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin aynı

iddialarla ve söz konusu hususlarda derece mahkemelerinin gerekçelerinin

bulunmadığı iddiasıyla adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini de ileri

sürmüştür. Başvurucu, ayrıca 5233 sayılı Kanun kapsamında başvurulan idari

süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

49. Somut olayda sulhname imzalanarak

maddi tazminata ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin yukarıda

mülkiyet hakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuç

gözetildiğinde usul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı

şikâyetlerin tekrar incelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu

nedenle başvurucunun bu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri sürdüğü

benzer mahiyetteki şikâyetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.

50. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

şikâyet sulhname imzalanmasından bağımsız olduğundan

ve başvurucunun temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabilecek nitelikte

olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden inceleme yapılmıştır.

51. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve

6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların

Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

52. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafından

incelenmesi öngörülmüştür.

53. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018,§§

27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı

yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

54. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)

55. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Manevi tazminata hükmedilmemesine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Seydağa TEKİN

Vekili

:

Av. Meral

HANBAYAT YEŞİL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/3968, 21 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. Makul Sürede
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. M. Emin KUZ
  16. Seferinoğlu
  17. Yamlı
  18. Hanbayat Yeşil
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/3968
Tarih
21 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Ahmet Talha Hayat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2006)
  • Besi Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7382)
  • Feyzullah Gültekin Başvurusu (B. No: 2014/13069)
  • Multi Yirmibeş Emlak Geliştirme Yatırım İnşaat ve Ticaret A.ş. ile Multi Otuzbeş Emlak Geliştirme Yatırım İnşaat ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/15094)
  • Ömer Sümer Başvurusu (B. No: 2014/14336)
  • Fatih Tayfar Başvurusu (B. No: 2016/13036)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.