İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2015/11494 Tarih:

Sinan Baran Başvurusu (B. No: 2015/11494)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

SİNAN BARAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/11494)

Karar Tarihi: 11/6/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, siyasetçiye yönelik eleştirilerden dolayı adli para

cezasına hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 1989 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir.

10. Kamuoyunda kürtaj konusunda yoğun tartışmalar yaşanan bir

dönemde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek (müşteki)

27/5/2012 tarihinde sosyal medya sitesi Twitter'daki

G.S. isimli bir kadın kullanıcıyla aralarında geçen tartışma sonucu "Sen çok mu kürtaj yaptırdın. Bu kadar bağırmanın

nedeni bu mu?" şeklinde G.S.ye doğrudan mesaj atmıştır.

11. G.S. kendi Twitter hesabından

müştekinin anılan mesajını herkes tarafından görülecek şekilde paylaşmıştır. Bu

paylaşım üzerine Twitter'da "EdepsizsinMelihGökçek"

ve "TerbiyesizsinMelihGökçek"

isimli konu başlıkları (hashtag)

açılmıştır.

12. Başvurucu, kendi Twitter

hesabından "Twitterdaki

#EdepsizsinMelihGökçek hastagine

bile tahammül edemeyip sansürlettiğin için #EdepsizsinMelihGökçek"

şeklinde paylaşım yapmıştır.

13. Müşteki bu paylaşımla kendisine hakaret edildiği

gerekçesiyle şikâyette bulunmuştur. Şikâyet sonucunda düzenenlenen

iddianameyle başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılması istenmiştir.

14. Yargılamayı yapan Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi 4/5/2015

tarihinde; başvurucunun www.twitter.com

isimli sosyal paylaşım sitesi hesabından "edepsizsin"

sözcüğünün yer aldığı mesajı yazmak suretiyle müştekiye hakaret ettiği

gerekçesiyle başvurucunun hakaret suçundan 1.500 TL para cezası ile

cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar

vermiştir.

15. Başvurucunun bu karara itirazı Ankara 2. Ağır Ceza

Mahkemesince 25/5/2015 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı 15/6/2015 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 10/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref

ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat

eden (...) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına

saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile

cezalandırılır...

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir

iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.”

2. Yargıtay Kararı

18. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin konuyla ilgili 16/5/2017

tarihli ve E.2015/29159, K.2017/5842 sayılı kararı şöyledir:

"...İnceleme konusu somut olayda; suça

sürüklenen çocuğun, twitter isimli sosyal paylaşım

sitesinde, EdepsizsinMelihGökçek adlı konu başlığı

altında iki adet yorumda bulunduğu ve bu şekilde katılana hakaret ettiği

iddiası ile dava açılıp, suçun maddi unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiştir...

Sonuç olarak, suça sürüklenen çocuğun

yorumlarının yazıldığı yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde, katılanın

onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri

niteliğindedir. Aksi düşünce, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde

genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle

bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla, hakaret suçunun

unsurlarının somut olayda oluşmadığından tebliğnamedeki

düşünceye iştirak edilmemiştir.

Eylemeve yükletilen suça yönelik, katılan İbrahim Melih Gökçek vekilinin temyiz

iddiaları yerinde görülmediğinden, tebliğnameye

aykırı olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükmün onanmasına,

16/05/2017tarihinde oy birliğiyle karar verildi."

B. Uluslararası Hukuk

19. İlgili uluslararası hukuk kaynaklarının derli toplu

verildiği bir karar için Koray Çalışkan

(B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-23) kararına bakılabilir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 11/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

21. Başvurucu; bir siyasetçiye yönelik eleştiri mahiyetindeki

paylaşımlarından dolayı mahkûm edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

22. Bakanlık görüşünde;

i. Anayasa Mahkemesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya ilişkin içtihatlarından hareketle

somut başvuruda değerlendirilmesi gereken hususun başvurucunun ifade özgürlüğü

ile müştekinin şeref ve itibar hakkı arasında adilbir

dengenin gözetilip gözetilmediği olduğunu,

ii. Bu değerlendirme

yapılırken genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı, hedef alınan kişinin

tanınmışlık seviyesi, açıklamanın konusu, ilgili kişinin olaydan önceki tutumu,

yayımın içeriği, şekli ve sonuçları ile somut olayın koşulları gibi hususların gözönünde bulundurulması gerektiğini,

iii. Somut başvuru

kapsamında başvurucunun sözlerinin o dönemde kamuoyunun ciddi manada ilgisini

çeken ve üzerinde birçok tartışma yaşanan bir olay kapsamında söylendiğini, bu

kapsamda paylaşımda kullanılan konu başlığının başvurucu tarafından açılıp

açılmadığı, konu başlığının kullanılış biçimi, hedeflenen gaye, olayın gelişimi

ve tarafların tutumunun da dikkate alınmasının yerinde olacağını,

iv. Ayrıca mevcut başvuruda

şikâyete konu yaptırım kararının orantılılık açısından da incelenmesi

gerektiğini ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

23. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve

kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak

açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi

olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

25. Başvurucunun bir siyasetçiye yönelik paylaşımları nedeniyle

1.500 TL para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu Mahkeme kararı ile başvurucunun

ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

26. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik

toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

27. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

28. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

29. Başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin

kararın başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir

parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

(a) Demokratik Toplum Düzeninin

Gerekleri Kavramı

30. Anayasa Mahkemesi demokratik

toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini

daha önce pek çok kez açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri

sınırlayan tedbir, toplumsal bir ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en

son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Derece mahkemelerinin

böyle bir ihtiyacın bulunup bulunmadığını değerlendirmede belirli bir takdir

yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin

denetimindedir.

(b) Ölçülülük

31. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir

sınırlamanın -demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte olmakla birlikte-

temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde

olup olmadığının da incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No:

2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun §§

53, 54; ölçülülük ilkesine ilişkin açıklamalar için ayrıca bkz. Tansel Çölaşan, §§ 54, 55;Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72).

(c) İfade Özgürlüğünün

Kapsamı

32. Diğer taraftan Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası,

ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade

özgürlüğü; siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat

açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503,

27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B.

No: 2014/6009, 15/2/2017, § 40).

(d)Temel Hak ve Özgürlüklerin Kullanımında Ödev ve

Sorumluluklar

33. Demokratik bir toplumda siyasetçileri eleştirme ve onlar

hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte Anayasa'nın 26. maddesi

tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Somut başvuruyla

bağlantılı olarak söylenecek olursa siyasetçilere yönelik eleştirilerin

kişilerin itibarlarına zarar verir boyuta ulaşmaması gerekir. Bu, kişilerin

sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve

sorumluluklara gönderme yapan "Temel

hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve

sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki Anayasa'nın 12.

maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Anayasa'nın 26. maddenin

ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün

kullanımına herkes için geçerli olan bazı görev

ve sorumluluklar getirmektedir (Örnek kararlar için bkz. Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B.

No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş

[GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67;Önder Balıkçı, § 43). Söz konusu sorumlulukların kapsamı,

başvurucunun koşullarına ve ifade özgürlüğünü kullandığı vasıtalara göre

değişir. Anayasa Mahkemesi, bir cezanın demokratik

bir toplumda gerekli olup olmadığını incelerken meselenin bu yönünü

görmezlikten gelmeyecektir.

(e) Başkalarının Şöhret veya Haklarının

Korunması

34. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü

kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının

şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel

kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574,

30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin

şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, § 44). Bununla beraber

elbette siyasetçilerin de şöhretlerini koruma hakları vardır.

35. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,

kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri

işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve

bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman

vurgulamıştır(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle

ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet

başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete

hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

(f)İfade Özgürlüğü ile

İtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasında Adil Denge

36. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında başvurucunun müdahale

edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun ifadeleri nedeniyle davacının müdahale

edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip

gözetilmediğini değerlendirmiştir. (Nilgün Halloran, § 27; İlhan

Cihaner (2), § 49). Bu, soyut bir

değerlendirme değildir. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için

başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma

kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının,

ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların

ünlülük derecelerinin ile ilgili kişilerin önceki davranışlarının ve kamuoyu

ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların

ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün

Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir

Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§

66-73). Bunun için başvurucu tarafından söylenen sözlerin, yapılan konuşmanın

tamamı ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde

değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52;

Önder Balıkçı, § 45).

37.Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli bir

takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin

denetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bir kısıtlamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı

hususuna karar vermede yetki sahibi olan iç hukuktaki son mercidir.

38. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken

derece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinin

takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi

açısından doğruluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olan

müdahalenin gözetilen meşru amaçla orantılı

olup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ortaya

konan gerekçelerin ilgili ve yeterli

görünüp görünmediğini tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahaleyi davanın

bütününe bakarak değerlendirecektir.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

39. Başvuru konusu olayda sade bir vatandaş olan başvurucu,

tanınmış bir siyasetçi olan müştekiye yönelik ifadeleri nedeniyle adli para

cezası ile cezalandırılmış ve hakkında HAGB kararı verilmiştir. Başvurucu,

cezalandırılmasına neden olan paylaşımında müştekinin açıklamalarına "Twitterdaki #EdepsizsinMelihGökçek hastagine bile tahammül edemeyip sansürlettiğin için #EdepsizsinMelihGökçek" şeklindeki

ifadelerle müştekinin paylaşımını eleştirmiştir.

40. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönünde

tutulması gereken ilk hususmüştekinin toplumsal

konumudur. Müşteki kamuoyu tarafından yakından tanınan ve takip edilen,

olayların yaşandığı tarihte Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olan bir

siyasetçidir.

41. Başvuru konusu olaydaki paylaşım kamuoyu tarafından tanınan

bir siyasetçiye yönelik olduğu için kabul edilebilir eleştiri sınırları,

sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında daha geniştir. Bu sebeple eldeki

başvuruya konu olayın taraflarından biri olan müştekinin kendisine yönelik

eleştirilere sıradan insanlara göre daha fazla hoşgörü göstermesi gerekir.

42. Öte yandan başvuruya konu olay, tarafların yaşamının diğer

bireylere kapalı ve mahrem alanına ilişkin değildir. Başvurucunun paylaşımı,

basında ve kamuoyundaKürtaj konusuyla ilgili devam

eden tartışmalarla ilgili olarak müştekinin paylaşımı üzerine yapılmıştır.

43. Başvuru konusu olayın şartları ve arka planı dikkate

alındığında başvurucu tarafından yapılan paylaşım ve paylaşımda kullanılan

ifadeler olgusal bir temele sahiptir. Şöyle ki anılan paylaşım kamuoyunda

kürtaj tartışmalarının süregeldiği bir dönemde ve müştekininG.S.

isimli bir kadın kullanıcıya yönelik

"Sen çok mu kürtaj yaptırdın. Bu kadar bağırmanın nedeni bu mu?"

şeklindeki doğrudan mesajının sosyal medyada yayılması üzerine yapılmıştır.

Başvurucu, paylaşımıyla müştekinin paylaşımına yönelik eleştirileri ifade

etmiştir. Nitekim Yargıtay da başvuru konusu olayı ilgilendiren bir kararında, "EdepsizsinMelihGökçek" adlı konu başlığı altında yapılan

bazı yorumları değerlendirmiş ve hakaret

suçunun oluşmadığına karar vermiştir (bkz. § 18).

44. Yukarıdaki tespitlere karşın ilk derece mahkemesi, başvurucu

tarafından yapılan paylaşımın yapıldığı koşullara ve paylaşımda yer verilen

diğer ifadelere temas etmeksizin başvurucunun paylaşımında geçen "edepsizsin" sözcüğünün hakaret

suçunu oluşturduğu sonucuna varmış ve başvurucuyu mahkûm etmiştir. İlk derece

mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelerde başvurucunun paylaşımı olayın

koşulları ve paylaşımın bütünlüğü gözetilmeksizin değerlendirme konusu

yapılmıştır. Bu sebeple ilk derece mahkemesinin başvurucunun mahkûmiyeti

bakımından ileri sürdüğü gerekçeler, başvurucunun ifade özgürlüğü hakkına

yapılan müdahale için ilgili ve yeterli bir gerekçelendirme sayılamaz.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

1. Genel İlkeler

47. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına

göre esas inceleme kapsamında, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve

varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 79.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde,

gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili

temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında “ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının

belirlenmesi”, diğer bir ifadeyle “ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedil[mesi]” de gerekir.

48. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir.

49. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Bkz. Şahin Alpay (2)

[GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 57).

50. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.

51. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir.

52. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesiyle işaret edilen yeniden yargılama kavramı, ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın

yenilenmesi kurumundan belli yönlerden farklılık taşımaktadır.

Kuşkusuz ki Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılamaya hükmettiği durumlarda da

derece mahkemesi kesin hükme bağlanmış bir uyuşmazlığı yeniden ele almaktadır.

Bu yönüyle ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi

müessesesi ile Anayasa Mahkemesince yeniden yargılamaya hükmedilmesi arasında bir

farklılık bulunmamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin

giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hallerde, ilgili

usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hallerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür.

53. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi, kararın

kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen

ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır. Bu

çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usuli bir

eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek

şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap

etmektedir. Buna karşılık ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da

(derece mahkemesince yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de)

derece mahkemesi kararının sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi

tarafından tespit edildiği hallerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi

bir işlem yapmadan doğrudan mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının

aksi yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir.

2. İlkelerin Olaya Uygulanması

54.Başvurucu; ihlalin tespiti ile birlikte yeniden yargılama

yapılmasını istemiştir.

55. Anayasa Mahkemesi başvurucunun, sosyal medya paylaşımları

nedeniyle mahkeme tarafından hakaret suçundan 1.500 TL para cezası ile

cezalandırılmasına ve HAGB'ye karar verilmesinin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun düşmediği ve bu nedenle

başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla

somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

56. Bu durumda ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

9. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2015/442, K.2015/527)GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Recep KAPLAN

Başvurucu

:

Sinan BARAN

Vekili

:

Av. Kenan MAÇOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/11494, 11 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası