İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Süleyman Akkaya Başvurusu (B. No: 2015/8095)

1. Başvuru, askerde kan alma işlemi sonrasında gelişen rahatsızlık

Başvuru No2015/8095Tarih17 Nisan 2019Okuma15 dk · 3.029 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Süleyman Akkaya Başvurusu

Karar tarihi
17 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2015/8095
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.029 kelime·15 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerde kan alma işlemi sonrasında gelişen rahatsızlık

dolayısıyla askerliğe elverişsiz hâle gelme nedeniyle kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkının; mahkeme heyetinde hâkim sınıfından olmayan üyelerin

yer alması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

6. Başvurucu acemi eğitimini tamamlamak üzere 26/5/2010

tarihinde Manisa/Kırkağaç'taki birliğine katılmıştır. Burada komando

olabileceklerin tespiti için 07/6/2010-11/6/2010 tarihleri arasında muayene

işlemi yapılmış, bu kapsamda sağ kolundan kan alınan başvurucunun kol ve elinde

şişlik, ağrı ve ciltte renk değişimi şikâyetleri ortaya çıkmıştır.

7. Başvurucu 9/6/2010 tarihinde artrit, 23/6/2010 ve 11/7/2010

tarihlerinde trombofilebit,

14/7/2010 tarihinde nörit

ve 20/7/2010 tarihinde sağ elde kızarıklık

teşhisi ile İzmir Asker Hastanesine sevk edilerek muayene ve tetkikleri

yapılmıştır.

8. Başvurucu 15/8/2010 tarihinde Tunceli/Çemişgezek/Akçapınar'daki birliğine katılması sonrasında

rahatsızlığını beyan etmesi üzerine Elazığ Asker Hastanesine sevk edilmiş, sağ üst ekstremitede kronik

venöz trombozu

teşhisi konulmuş ve başvurucuya toplamda üç ay hava değişimi verilmiştir.

Başvurucunun rahatsızlığının devam etmesi üzerine bu kez sağ el refleks sempatik distrofi

teşhisi ile Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi tarafından

24/2/2011 tarihinden itibaren bir buçuk ay süreli üç ayrı hava değişimi

verilmiştir.

9. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) tarafından sağ el refleks sempatik distrofi

sendromu tanısı ile düzenlenen 20/9/2011 tarihli sağlık raporunda

başvurucunun askerliğe elverişli olmadığı belirtilmiş ve 28/10/2011 tarihinde terhis

edilmiştir.

10. Başvurucu, kan alımı ve sonrasındaki hatalı tıbbi işlemler

nedeniyle sağ kolunu kullanamaz hâle geldiği iddiasıyla maddi ve manevi

zararlarının tazmini talebiyle Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava

açmıştır. Mahkeme 29/6/2012 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümünde idari

yargının görevli olduğu gerekçesiyle yargı yolu bakımından görevsizlik kararı

vermiştir.

11. Başvurucu, olaydan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini

talebiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Başvurucu

dilekçesinde; askere alınmadan önce yapılan sağlık kontrolünde askerlik yapmaya

elverişli olduğunun tespit edildiğini, kolundan kan alındıktan sonra

rahatsızlandığını, doktorların bu durumu kan alımı sırasında enfeksiyon kapmış

olmasına bağladıklarını, hastanede kapsamlı bir tedavi uygulanmadığını

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca rahatsızlığın kendi bünyesinden

kaynaklanmadığını, tıbbi hata veya askeri eğitim sırasındaki zorlanma nedeniyle

meydana geldiğini, her iki hâlde de idarenin tazmin sorumluluğunun bulunduğunu

ifade etmiştir.

12. AYİM İkinci Dairesince başvurucunun tüm tetkik ve tedavi

belgeleri getirtildikten sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar

verilmiştir. Daire bu kapsamda;

- Başvurucunun askerliğe elverişsiz hâle gelmesine sebep olan algonörodistrofi (Sağ El Reflex Sempatik Distrofi

Sendromu) (RSD) rahatsızlığın başvurucuda mevcut bünyesel bir durum

ve hastalıktan mı yoksa başka bir sebepten mi kaynaklandığı, bünyesel değilse

rahatsızlığın oluşumunda kan alımı esnasında yapılan enjeksiyonun ve askerlik

hizmetinin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı, başvurucunun kan alımı

esnasında enfeksiyon kaptığı iddiasının doğru olup olmadığı,

- Rahatsızlık bünyesel bir durum ve hastalıktan kaynaklanmış ise

bu durumun tetiklenmesinde, ortaya çıkmasında veya artmasında kan alımı

esnasında yapılan enjeksiyonun ve askerlik hizmetinin sebep ve tesirinin

bulunup bulunmadığı,

- Rahatsızlığın başvurucu askere alındığında mevcut olup

olmadığı, askere alındığında mevcut ise bu durumun askere alma esnasında tespit

edilip edilemeyeceği,

- Hizmet kusurunun hizmetin kurulmasındaki ve işleyişindeki

eksiklik, aksaklık veya bozuklukları ifade ettiği dikkate alınarak, başvurucunun

rahatsızlığıyla ilgili olarak birliğinde ve birlik revirinde yapılan işlemler

ile sevk edildiği askerî hastanelerde teşhis ve tedavilerde hata, eksiklik,

ihmal, kusur ve gecikme bulunup bulunmadığı, rahatsızlığın daha önce tespit

edilmesi durumunda hastalığın gelişiminin önlenip önlenemeyeceği veya

sonuçlarının başvurucu yönünden daha az bir hasarla atlatılıp atlatılamayacağı

hususlarının belirlenmesine yönelik olarak Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı ile Fiziksel

Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalında görevli öğretim üyelerinden oluşan

bilirkişi kurulundan rapor istemiştir.

13. 11/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda;

- Hastanın öyküsünde daha önce de sağ el 3. parmağında yara

çıktığının bildirildiği, sağ el bileği seviyesinde 4x4 cm'lik

hiperemi

saptandığı ancak bunun iğne giriş yeri ile ilişkisinden bahsedilmediği,

- Kan alma sırasında hastaların mikrop kaparak tromboflebit

olmalarının tıp disiplini içerisinde yer alan genel önlemler ve basit hijyen

kurallarına dikkat edildiğinde beklenen bir durum olmadığı, kurallara dikkat

edilmediğinde tek bir hastada değil yanlış uygulamanın yapıldığı hastaların

çoğunda enfeksiyon ile karşılaşılmasının beklendiği ancak kişisel

hassasiyetlere bağlı olarak (kanın hiperkoagülasyon eğilimi, buerger

hastalığı, sigara içiciliği vb. nedenler) steril koşullarda iğne girişine bağlı

tromboflebit rahatsızlığının çok nadiren de olsa

görülebilecek bir durum olduğu, dosya bilgilerine göre hastanın günde yarım

paket sigara kullandığı, başlangıçtaki tanı sterilite

kurallarına uymamaktan kaynaklanan tromboflebit olsa

bile uygun tedavi ile düzelebilecek bir durum olduğu, ayrıca hastanın 12/7/2010

tarihinde yapılan kontrol muayenesinde tromboflebit

bulgularının devam etmediği ve herhangi bir sorun olmadığının kaydedildiği, bu

tarihlerde yapılan kan tetkiklerinde RF ve ASO değerlerinin normalin üst

sınırında bulunduğu ancak aktif enfeksiyon bulgusunun olmadığı,

- Hastanın 4/2/2011 tarihli muayenesinde sağ el bileği ve avuç

içinde kaşıntılı eritem ve kontakt dermatit tanıları ile devamlı cilt

lezyonu olduğunun kaydedildiği, sağ el RSD rahatsızlığının sıklıkla kırıklar,

ezilme gibi ciddi bir travmadan sonra travmanın şiddetinden de bağımsız

mekanizma ile ortaya çıkan bir hastalık olduğu, kan alma işlemi sonrasında

beklenen bir komplikasyon olmadığı, enfeksiyon kaynaklı olmayan tromboflebitlerin de doku yanıtı ile ilgili bir durum olup

sıklıkla uygulamanın yapılışı ile ilişkilendirilmediği,

- Sonuç olarak, kronik tromboflebitin

bünyenin özelliklerinden kaynaklanan nedenlerle görülebildiği, başlatan

nedenlerin çok çeşitli olabildiği, hastada kan almayla venöz

tromboflebit gelişiminin hiperkoagulasyona

da bağlı olabileceği, bu süreçte tanı ve tedavinin uygun şekilde yapıldığı ve

hastanın venöz trombozunun

düzeldiği, RSD bünye özelliklerinin, hatta kişinin ruhsal durumunun bile

etkisinin olduğu seyri iyi bilinen, pek çok başlatıcı nedene bağlı olabilen,

tedavinin çok iyi bilinmediği bir hastalık grubu olduğu, hastanın önceki tromboflebitinin RSD'ye yol

açtığına dair bir kanıt olmadığı, bu nedenlerle hastanın mağduriyetinin

başlangıçta yapılan tetkikten kaynaklanmadığı, süreçte uygun tedavilerin

yapıldığı, sorunun bünye özelliklerinden kaynaklandığı belirtilmiştir.

14. Başvurucu tebliğ edilen bilirkişi raporuna karşı beyanlarını

sunmuştur. Bu kapsamda, raporda muğlak ve çelişkili ifadelerin yer aldığını,

şikâyetlerinin başlangıcı olan ve venöz trombozuna yol açan hatalı kan alma işleminin RSD'yi tetiklediğini, bünyesel yatkınlığı olsa bile kendi

kusuru olmaksızın askerî hizmet sırasında yapılan müdahale sonrasında gelişen

bir sekel ile malul olması nedeniyle idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi

gereğince tazmin sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmiştir.

15. AYİM 19/11/2014 tarihli kararıyla davanın reddine

hükmetmiştir. Karar gerekçesinde; bilirkişi raporuna atıfla rahatsızlığın

başvurucuda mevcut olan bünyesel durum ve hastalıktan kaynaklandığı, hastalığın

ortaya çıkmasında ve tetiklenmesinde askerlik görevinin özellikle de kan

alımının sebep ve tesirinin, başvurucuya uygulanan teşhis ve tedavilerde hata

ya da gecikmenin bulunmadığı, dolayısıyla idarenin meydana gelen zararı

tazminle sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir.

16. Karara muhalif kalan Daire üyesinin görüşü ise şöyledir:

"... Bu durumda her ne kadar davacının

askerliğe elverişsiz hale gelmesine sebep olan refleks sempatik distrofi rahatsızlığı ile davacıdan kan alımı dolayısıyla

askerlik hizmeti arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmamakla birlikte, bu

rahatsızlığı davacının komando muayeneleri sebebiyle kan alımı sonucunda oluşan

trombofilebit rahatsızlığının tetiklediği, bu sebeple

oluşan zararla askerlik hizmeti arasında uygun illiyet bağının bulunduğu,

dolayısıyla oluşan zararın davacının bünyesel yatkınlığı da dikkate alınarak

kusursuz sorumluluk kuramı gereğince davalı idare tarafından karşılanması

gerektiği kanaatinde olduğumdan ..."

17. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 25/3/2015 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

18. Nihai karar 14/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 14/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu'nun "İdari davalar ve

yargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı 21. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"20 nci

maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem

ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile

hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından

açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi

halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır..."

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes özel ve aile hayatına, konutuna

ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; Karakoca/Türkiye (k.k.),

B. No: 46156/11, 21/5/2013).

23. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik

gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).

24. AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması

planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara

önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak

zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz

konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda,

ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir

(Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010).

25. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi

için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında

ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin

ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,

B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya

sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında

olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §

119, Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; hukukçu üyelerin itirazlarına rağmen bir başkan

ve hukukçu olmayan iki kurmay üyeden oluşan salt çoğunluğun kararıyla davasının

reddedildiğini, bu nedenle mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığını ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiası, adil yargılanma hakkı

kapsamında bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı yönünden

incelenmiştir.

29. AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir

mahkeme olmadığı iddiaları, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesince bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir

(Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 29; S.Ç., B. No:

2012/1061, 21/11/2013, § 26; Salih Karakoç,

2013/2954, 19/12/2013, § 49). Somut başvuru açısından farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; sağlıklı ve askerlik yapmaya elverişli olarak

birliğine katıldığını, kan alma işlemiyle başlayan süreç sonunda kolunu

kullanamaz hâle geldiğini, bu durumun tıbbi hatadan ya da askerliğin zor bir

görev olmasından kaynaklandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

iddia ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.

2. Değerlendirme

31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, ..., maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

32. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

35. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

36. Anılan kararlar doğrultusunda başvurucunun tıbbi ihmale

dayalı şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmesi

gerekmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

38. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

39. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

40. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§ 51).

41. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

42. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri

yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve

özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da

Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece

mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı

sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde

sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,

§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:

2014/18266, 25/1/2018, § 32).

43. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015

§ 44).

44. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

45. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,

devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

46. AYİM, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaları da

dikkate alarak meydana gelen rahatsızlığın sebeplerini ortaya koymak amacıyla

çok yönlü bir araştırma yapmıştır. Bu kapsamda başvurucuya ait tıbbi kayıt ve

belgeleri temin ederek ve detaylı sorular yönelterek konunun uzmanlarından

oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırmıştır.

47. Kurul; hastalığın sebeplerine ve tedavi sürecine yönelik

aşamalı ve ayrıntılı bir inceleme sonunda tromboflebit

gelişimini başlatan nedenlerin çok çeşitli olabildiği, rahatsızlığın uygun tedavi

ile düzeldiği, nitekim başvurucunun venöz trombozunun düzeldiği, ayrıca kan tetkiklerinde enfeksiyon

bulgusuna rastlanmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Raporda RSD

hastalığının kırık ve ezilme gibi ciddi travma sonrası, travmanın şiddetinden

de bağımsız mekanizma ile ortaya çıkan bir hastalık olduğu, bünye

özelliklerinin hatta kişinin ruhsal durumunun bile hastalık üzerinde etkisinin

olduğu, pek çok başlatıcı nedene bağlı olabilen, tedavisinin çok iyi

bilinmediği bir hastalık grubu olduğu belirtilerek başvurucuda görülen tromboflebitin RSD'ye yol

açtığına dair bir kanıt olmadığı tespit edilmiştir. Kurul sonuç olarak hastanın

mağduriyetinin başlangıçta yapılan tetkikten kaynaklanmadığı, süreçte uygun

tedavilerin yapıldığı, sigara kullanımı, yara, kaşıntı ve cilt lezyonu

şeklindeki hasta öyküsü de dikkate alındığında sorunun bünye özelliklerinden

kaynaklandığı yönünde görüş bildirmiştir.

48. AYİM bilirkişi raporunda belirtilen tıbbi kanaat

doğrultusunda yaptığı değerlendirmede, hastalığın ortaya çıkmasında ve

tetiklenmesinde askerlik görevinin özellikle de kan alımının sebep ve tesirinin

bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

49. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbi

ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınan

uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek

başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı

görülmektedir.

50. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen

başvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara

başvurabildiği ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusu

davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasını

inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdar

edildiği anlaşılmaktadır.

51. Sonuç olarak başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında

alınan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla

ilgili ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için

esaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin

gerektirdiği özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay

bakımından kamu makamlarının, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinden

söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

52. Başvurucu olayda, idarenin kusursuz sorumluluğunu da ileri

sürmüştür. Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında inceleme yapılabilmesi için

devlete ait bir yükümlülüğün yerine getirilmediğinin ileri sürülmesi gerekir.

Bir başka deyişle devlete, işlem ve eylemlerinden veyahut eylemsizliğinden

dolayı bir kusur atfedilmesi zorunludur. Bu nedenle başvurucunun yükümlülükler

bağlamında dile getirdiği iddiaları Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında

incelenmiş, kusur şartının aranmadığı sorumluluk türü olan kusursuz sorumluluk

iddiası ise anılan madde yönünden incelenmemiştir.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör : Engin GÜNDÜZ Başvurucu : Süleyman AKKAYA Vekili : Av. Mustafa Sait AKSU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/8095, 17 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adil Yargılanma
  11. B. Kişinin Maddi ve
  12. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/8095
Tarih
17 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Rudolf Zaharia ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/10220)
  • Yasemin Demir Başvurusu (B. No: 2015/19519)
  • Ali Bilkay Başvurusu (B. No: 2016/244)
  • Aksal Mimarlık Mühendislik Turizm İnşaat Sanayi Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/15985)
  • Dijvar Nesri İsmail Başvurusu (B. No: 2016/14663)
  • Egeplast Ege Plastik Ticaret ve Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/10725)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.