İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sultan Ulusoy Başvurusu (B. No: 2013/7912)

1. Başvuru, tutukluluğun yasal dayanağının olmadığı ve makul

Başvuru No2013/7912Tarih19 Kasım 2015Okuma17 dk · 3.462 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sultan Ulusoy Başvurusu

Karar tarihi
19 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/7912
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.462 kelime·17 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun yasal dayanağının olmadığı ve makul

olmayan bir süredir devam ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 28/10/2013 tarihinde İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği

görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 21/2/2014 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğünün birçok ilde eş zamanlı yürüttüğü yasa dışı MLKP (Marksist Leninist

Komünist Parti) örgütüne yönelik operasyon kapsamında 8/9/2006 tarihinde

gözaltına alınmış ve 12/9/2006 tarihinde tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17/5/2007 tarihinde 2006/1013

Soruşturma sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında anayasal düzeni silahlı

ayaklanma yoluyla değiştirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütünü yönetme, sahte

kimlik kullanma, patlayıcı madde bulundurma, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet etme

suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açmıştır.

9. İddianamenin kabul edilmesinden sonra İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2007/303 sayılı dosyasında yürütülen davanın ilk duruşması

26/10/2007 tarihinde yapılmıştır.

10. Başvurucu, yargılama süresince birçok kez tahliye talebinde

bulunmuş ancak bu tahliye talepleri benzer gerekçelerle reddedilmiştir.

11. Son olarak İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 2/9/2013 tarihli

kararıyla başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu

4/9/2013 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiş, İstanbul

11. Ağır Ceza Mahkemesi 24/9/2013 tarihli ve 2013/448 Değişik İş sayılı kararı

ile itirazın reddine karar vermiş ve bu karar 11/10/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir.

12. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2013 tarihli ve

E.2007/303, K.2013/192 sayılı kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye

olma ve resmî evrakta sahtecilik suçlarından 14 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası

ile cezalandırılmasına; hükmolunan ceza miktarı, tutuklulukta geçirdiği süre

dikkate alınarak tahliyesine karar vermiştir.

13. Bu karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir.

14. Başvurucu 28/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet

Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.

Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi

ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi

Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”

16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkemece iptaline karar verilen kanun, kanun hükmünde

kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü veya bunların belirli

madde veya hükümleri, iptal kararının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte

yürürlükten kalkar. Mahkeme gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazetede

yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir

yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.”

17. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun

10. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

“Türk Ceza

Kanununun

305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri

hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci

Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama

süresi iki kat olarak uygulanır.”

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“

Birinci

fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası

verilir.”

19. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

100. maddesi şöyledir:

“(1)

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

11.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,

312, 313, 314, 315)”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 19/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 28/10/2013 tarihli ve 2013/7912 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu; anayasal düzeni silahlı ayaklanma yoluyla

değiştirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütünü yönetme, sahte kimlik kullanma,

patlayıcı madde bulundurma ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet etme suçlamaları

nedeniyle 12/9/2006 tarihinden beri tutuklu olması, tutukluluğunun kanuni

süreyi aşması, formül gerekçelerle tutukluluğunun devamına karar verilmesinden

bahisle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş, tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

22. Başvurucunun iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı,

ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeninin de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Tutukluluğun Kanuni

Süreyi Aştığı İddiası

23. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarihli iptal kararıyla

birlikte tutukluluğunun kanuni dayanağının kalmadığını ileri sürmüştür.

24. Başvurucunun, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin

bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

25. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.”

26. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

27. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde temel hak ve

hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu

sınırlamaların; Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,

Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla

sınırlanabileceğine ilişkin kural ile uyumludur (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

28. Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların kanunda

belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari

organlara ve derece mahkemelerine aittir. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı

bireyi keyfî şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu

nedenle Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil

ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten

yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliği önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde

erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenmesi gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2//7/2013, § 45).

29. Tutuklamaya ilişkin hükümler 5271 sayılı Kanun’un 100. ve

devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre kişi ancak hakkında suç

işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir

tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (Murat

Narman, § 45).

30. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki

yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek

uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği

belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin

azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

31. Yargılandığı davada başvurucuya isnat edilen fiiller, 3713

sayılı Kanun'un 10. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olup aynı fıkrada, bu

fiiller bakımından 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

öngörülen tutuklama sürelerinin iki katı olarak uygulanacağı hükme

bağlanmıştır. Dolayısıyla başvurucuya isnat olunan fiiller bakımından

uygulanacak toplam tutukluluk süresinin uzatma süreleri dâhil azami on yıl

olabileceği anlaşılmaktadır (Veli Küçük,

B. No: 2013/6099, 16/7/2014, § 35).

32. 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrası, Anayasa

Mahkemesinin 4/7/2013 tarihli ve E.2012/100, K.2013/84 sayılı kararında,

“Ceza hukukunun, toplumun kültür

ve uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle

suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem

tercihinde bulunulması devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda hukuk

devletinde, ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucu

Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak

koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları

takdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları

gerektiği, hangi hal ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak

kabul edileceği gibi konularda takdir yetkisine sahip olduğu gibi ceza yargılamasına

ilişkin kurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve

yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında da Anayasa

kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine

sahiptir.

Ceza yargılamasına

ilişkin kuralları ve bu kapsamda suç türlerine göre tutukluluk sürelerini

belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunmakla birlikte, gerek

ulusal mevzuatta ve uygulamada gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ilk derece mahkemelerince sanığın

suçlu bulunarak mahkûm edilmesinden sonraki sürecin tutukluluk olarak

değerlendirilmediği de nazara alındığında, dava konusu kuralda düzenlenen azami

tutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadar

uzun olduğu, bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta bir ceza olarak

uygulanabilmesine imkân tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen

hukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğu…”

gerekçesiyle

iptal edilmiştir.

33. İptal kararının yürürlüğe gireceği gün sorununu da inceleyen

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 153. maddesi ile 6216 sayılı Kanun’un 66.

maddesinin (3) numaralı fıkrası hükümlerine göre söz konusu iptal kararının

derhâl uygulanmasını “kamu düzenini ihlal

edici nitelikte” görerek iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından bir yıl sonra yürürlüğe

girmesine karar vermiştir.

34. Somut olayda başvurucu, Anayasa Mahkemesinin anılan kararı

üzerine tutukluluk hâline son verilmesi istemiyle 18/7/2013 tarihinde İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucunun talebi İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin 2/9/2013 tarihli kararı ile “Tutuklu

sanıkların üzerlerine atılı suçların niteliği, mevcut delil durumu, arama ve

yakalama tutanakları, arama sırasında ele geçen belge içerikleri, vahim

nitelikteki silahlar ve patlayıcı maddeler, doküman ve bilgisayar inceleme

tutanakları, fiziki takip tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların

kuvvetli suç şüphesi altında bulunmaları, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde

sayılan katalog suçlardan olması, arama ve yakalamalar sırasında sanıkların bir

çoğunun sahte olduğu iddia olunan kimlik ve belgelerle yakalanmış olması

nedeniyle kaçacakları ve saklanacakları konusunda olgular bulunması, sanıkların

üzerine atılı suçun ağırlığına göre serbest kalmaları halinde kaçma şüphesinin

karine olarak kabul edilmesinde zorunluluk bulunması, tutuklamaya alternatif

koruma tedbirlerinin bu aşamada sanıklar açısından yetersiz kalacağı ve

Anayasa'nın 13. maddesinde ifade olunan "Ölçülülük" ilkesi uyarınca

sanıklar hakkında daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri

uygulanmasının yetersiz kalacağı ve CMK'nın 100.

maddesindeki şartlar devam etmesi dikkate alınarak” reddedilmiştir.

35. Başvurucu, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/9/2013

tarihli kararına itiraz etmiş ancak itiraz İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

24/9/2013 tarihli ve 2013/448 Değişik İş sayılı kararında “üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

gerektirdiği ceza miktarı, kuvvetli suç şüphesinin bulunması, mevcut delil

durumu ve tutuklulukta geçirdikleri süreler göz önüne alınarak mahkemesince

verilen tutukluluk hallerinin devamına dair kararda herhangi bir isabetsizlik

bulunmadığının anlaşıldığı” gerekçesiyle reddedilmiştir.

36. Anayasa Mahkemesinin birçok

içtihadında, tutukluluk süresinin hesaplanmasında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerektiği, yargılanmakta

olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilen bir kişinin hukuki

durumunun “bir suç isnadına bağlı olarak

tutuklu” olma

kapsamından çıktığı ve tutma nedeninin ilk derece mahkemesince verilen hükme

bağlı olarak tutma hâline dönüştüğü, bu bakımdan temyiz aşamasında geçen

sürelerin tutukluluk süresinin değerlendirmesinde göz önünde

bulundurulamayacağı belirtilmiştir (Hamit

Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41).

37. Somut olayda

başvurucu 8/9/2006 tarihinde gözaltına

alınması ile İlk Derece Mahkemesinin 5/11/2013 tarihli kararı üzerine hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi arasında yaklaşık 7 yıl 2 ay “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulmuştur. Her ne kadar 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin

beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından 4/7/2013 tarihinde iptal edilmişse

de iptal kararının derhâl uygulanmasının kamu düzenini ihlal edeceği

değerlendirilerek iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de

yayımlanmasından bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Başvurucunun Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu 28/10/2013 tarihi

itibarıyla söz konusu iptal hükmü yürürlüğe girmemiştir. Bu hâliyle başvurucunun tutuklu kaldığı süre 3713

sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasında

öngörülen on yıllık azami süreyi aşmamıştır (Veli

Küçük, § 41).

38. Açıklanan

nedenlerle tutukluluğun ilgili Kanun’da belirlenen azami süreyi aştığı yönündeki şikâyetler ile ilgili olarak Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasındaki “kanunilik” şartının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığı İddiası

39. Başvurucu

uzun bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürmüştür.

40. Başvurucunun uzun bir süredir tutuklu olduğuna ilişkin

bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

41. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma

ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine

getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

42. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini, soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

43. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmelidir. Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz.” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi, yargılama

süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını

gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın

19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(Murat Narman, § 61).

44. Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak,

öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu

yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından

incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve

olayların ortaya konması gerekir (Murat

Narman, § 62).

45. Tutuklama tedbirine; kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirilmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara ilişkin olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler; sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Murat

Narman, § 63).

46. Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının

varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk

hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat

Narman, §§ 63, 64).

47. Bir kişinin gerekçeden

tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve

tutukluluğunun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber

tutukluluğu meşru kılan gerekçeler

gösterilerek bir zanlı ya da sanığın

tutuklanmasının keyfî olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı

derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama

kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu

çerçevede değerlendirilmemelidir (Kemal

Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).

48. İtiraz veya temyiz merciinin itiraz veya temyiz incelemesine

konu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda buna

ilişkin kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli

karar hakkına aykırılık teşkil etmez (Kemal

Aktaş ve Selma Irmak, § 46).

49. Somut olayda başvurucu, Anayasa Mahkemesinin anılan kararı

üzerine tutukluluk hâline son verilmesi istemiyle 18/7/2013 tarihinde İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucunun talebi İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin 2/9/2013 tarihli kararında “Tutuklu

sanıkların üzerlerine atılı suçların niteliği, mevcut delil durumu, arama ve

yakalama tutanakları, arama sırasında ele geçen belge içerikleri, vahim

nitelikteki silahlar ve patlayıcı maddeler, doküman ve bilgisayar inceleme

tutanakları, fiziki takip tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların

kuvvetli suç şüphesi altında bulunmaları, atılı suçların CMK 100. maddesinin

3.fıkrasında sayılan katalog suçlardan olması, arama ve yakalamalar sırasında

sanıkların bir çoğunun sahte olduğu iddia olunan kimlik ve belgelerle

yakalanmış olması nedeniyle kaçacakları ve saklanacakları konusunda olgular

bulunması, sanıkların üzerine atılı suçun ağırlığına göre serbest kalmaları

halinde kaçma şüphesinin karine olarak kabul edilmesinde zorunluluk bulunması,

tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin bu aşamada sanıklar açısından

yetersiz kalacağı ve Anayasa'nın 13. maddesinde ifade olunan

"Ölçülülük" ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif koruma

önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı ve CMK'nın 100. maddesindeki şartlar devam etmesi dikkate

alınarak tahliye talebinde bulunan sanıklar müdafilerinin tahliye taleplerinin

reddi” gerekçesiyle reddedilmiştir.

50. Başvurucunun İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/9/2013

tarihli kararına itirazı, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/9/2013 tarihli

ve 2013/448 Değişik İş sayılı kararında “üzerlerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, gerektirdiği ceza miktarı, kuvvetli suç

şüphesinin bulunması, mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçirdikleri süreler

göz önüne alınarak mahkemesince verilen tutukluluk hallerinin devamına dair

kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

51. Başvurucunun tahliye talebi,

üzerine atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında sayılan suçlardan olması ve kaçma şüphesinin varlığı gerekçesiyle,

bu karara karşı yapılan itiraz da benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler; ancak kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı

zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların

tutukluluk süresince devam ediyor olması tutukluluğun devamının hukuka

uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşulu olmakla birlikte bu

durumun, devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konması

ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir (Murat Narman, § 70).

52. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun

daha önce yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancak kişinin tutuklu olarak

yargılanmakta olduğu davada mahkûmiyetine karar verilmiş ise mahkûmiyet tarihi

itibarıyla da tutukluluk hâli sona erer (Murat

Narman, §§ 66, 67). Somut olayda

başvurucunun tutukluluk süresi 8/9/2006

tarihinde gözaltına alınması ile İlk Derece Mahkemesinin 5/11/2013 tarihli

kararı üzerine hapis cezası ile cezalandırılması arasındaki 7 yıl 1ay 28 gündür.

53. Derece mahkemelerince verilen

tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri

incelendiğinde bu gerekçelerin tutukluluğun devamını haklı gösterecek içerikte

olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. 7 yılı aşan bir

tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu

söylenemez. Bu çerçevede başvurucunun İlk Derece Mahkemesi önündeki

yargılaması devam ederken tutuklu bulunduğu süre makul olarak

değerlendirilemez.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk süresinin uzun

olduğu yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

55. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

56. Başvurunun incelenmesi neticesinde Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

57. Başvurucu 30.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

58. Başvurucuya özgürlük ve

güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi

edilemeyecek ölçüdeki manevi zararının varlığı ve somut olayın özelliklerini

dikkate alarak net 9.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

60. Kararın bir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Tutukluluğun yasal

dayanağının olmadığı ve makul olmayan bir süredir devam ettiğine ilişkin

iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Kanun’da belirtilen azami

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2.

Tutukluluk süresinin makul olmadığına ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 9.000 TL

manevi tazminat ödenmesine ve tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin

Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmesine,

F. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört

ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

19/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör Yrd. : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Sultan ULUSOY Vekili : Av. Mehmet Ali KIRDÖK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7912, 19 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Tutukluluğun yasal
  16. B. 1. Kanun’da belirtilen azami
  17. C. Başvurucuya net 9.000 TL
  18. D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL
  19. E. Kararın bir örneğinin
  20. F. Ödemelerin, kararın
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7912
Tarih
19 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Ulaş Kaya ve Adnan Ataman Başvurusu (B. No: 2013/4128)
  • Hamza Küçük Başvurusu (B. No: 2013/7400)
  • Hakan Atmaca Başvurusu (B. No: 2013/7871)
  • Nurdan Sarı Başvurusu (B. No: 2013/1644)
  • Müslüm Turfan Başvurusu (B. No: 2013/2516)
  • Mehmet Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/512)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.