İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tayyip Akbudak Başvurusu (B. No: 2018/5558)

1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucunun üyesi olduğu

Başvuru No2018/5558Tarih11 Eylül 2019Okuma31 dk · 6.162 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Tayyip Akbudak Başvurusu

Karar tarihi
11 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2018/5558
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.162 kelime·31 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucunun üyesi olduğu

sendikanın çağrısı üzerine iki gün göreve gelmemesi nedeniyle aylıktan kesme

cezası ile cezalandırılmasının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/1/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Arka Plan Bilgisi

8. 2015 yılının Temmuz ayında, Kamu

Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu

(DİSK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler

Birliğinin (TTB) de aralarında bulunduğu bazı sendika, meslek örgütü, vakıf ve

platformların desteği ile Barış Bloku

(Blok) adı altında bir topluluk kurulmuştur. Adı geçen Blok tarafından bu

tarihten itibaren çeşitli miting, protesto ve yürüyüşler düzenlenmiştir.

9. Ekim ayına gelindiğinde bahsi geçen Blok tarafından gerekli

bildirimler yapılarak 10/10/2015 Cumartesi günü

12.00-16.00 saatleri arasında Ankara'da "barış,

emek ve demokrasi" konulu bir toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye'nin o dönem Suriye'deki savaşa

müdahil olma olasılığına karşı çıkan Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) mensubu bazı milletvekilleri de toplantı ve

gösteri yürüyüşüne katılmak suretiyle destek olmuştur. Plana göre göstericiler

Ankara Tren Garı'nda toplanacak ve Talatpaşa Bulvarı,

Opera Meydanı ile Atatürk Bulvarı'nı takiben Sıhhıye

Meydanı'na yürüyecektir.

10. Toplantı günü Ankara Tren Garı önünde kalabalığın toplanmaya

başladığı sırada saat 10.04 sıralarında peş peşe bombalı iki patlama meydana

gelmiş ve yaşanan bu olay nedeniyle 100 kişi hayatını kaybetmiş, 391 kişi de

yaralanmıştır.

11. O dönem basında yer alan haberlere bakıldığında PKK terör

örgütünün 2015 Milletvekili Genel Seçimi'nin

yapılacağı 1 Kasım’a kadar sürecek bir tek

taraflı çatışmasızlık süreci ilanına hazırlandığı ve bunu canlı

bomba saldırılarının yapıldığı 10 Ekim mitinginden bir gün sonrasına denk düşen

11 Ekim 2015 Pazar günü duyuracağı belirtilmişti.

12. Bombalı saldırılara ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı 27/6/2016 tarihli iddianameyle 36 şüpheli hakkında Ankara 4. Ağır

Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açmıştır. İddianamede, 14

şüphelinin meydana gelen ölüm ve yaralanmalar nedeniyle anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme, kasten öldürme (nitelikli hâl) ve teşebbüs aşamasında

kalmış kasten öldürme (nitelikli hâl) suçlarından cezalandırılması istenmiş; bu

14 dört kişinin içinde yer aldığı bazı şüpheliler ile diğer 22 şüphelinin ise

resmî belgede sahtecilik, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma,

10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler

Hakkında Kanun'a muhalefet ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından biri

veya birkaçı ile cezalandırılması talep edilmiştir.

13. İddianamenin kabulü üzerine yapılan yargılama sonunda Ceza Mahkemesi

3/8/2018 tarihinde; yakalanmayan sanıklar yönünden ayırma, ölen bir sanık

yönünden ise düşme kararı vermiştir. Ceza Mahkemesi ayrıca diğer suçlarla

ilgili kurduğu hükümler dışında 9 sanığın ölen kişiler yönünden 100 kez

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla, olay esnasında yaralananlar yönünden

ise 391 kez 27 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetmiştir. Ceza davası

istinaf aşamasında derdesttir.

B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler

14. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

15. Yukarıda zikredilen Türkiye tarihinin en kanlı bombalı

saldırısının yaşanmasından sonra ülkede üç gün ulusal yas ilan edilmiştir.

Sonraki süreçte patlamalarda Hükûmetin sorumluluğu bulunduğunu ileri süren

gruplar birçok kentte saldırıları ve Hükûmeti protesto etmişlerdir.

16. Terör saldırısı üzerine KESK, DİSK, TMMOB ve TTB yetkili

kurulları saldırıyı takip eden üç gün yas ilan edilmesine ve 12-13/10/2015

tarihlerinde grev yapılmasına karar vermiştir. KESK tarafından yapılan

açıklamada bombalı saldırılar sonucunda bir katliam gerçekleştirildiği, onlarca

üyelerinin yaşamını yitirdiği ifade edilmiş; yaşamını yitiren arkadaşlarını

anmak, cenazelerini kaldırmak, faşist katliamı lanetlemek ve sorumluların açığa

çıkarılmasını talep etmek için tüm ülke çapında grev yapılmasına karar

verildiği belirtilmiştir.

17. Siirt Devlet Hastanesinde veri hazırlama ve kontrol

işletmeni olarak çalışan başvurucu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri

Sendikası (SES) Siirt şube üyesidir. Başvurucu, üyesi olduğu Sendikanın bağlı

olduğu KESK'in kararı doğrultusunda kararda

belirtilen tarihlerde iki gün görevine gelmemiştir. İdare, iki gün mazeretsiz

olarak göreve gelmediği gerekçesiyle başvurucuya 1/30 aylıktan kesme cezası

vermiştir.

18. Başvurucu 3/3/2016 tarihinde, disiplin cezasının iptali ve

yapılan kesintinin yasal faiziyle iadesi talebiyle Siirt İdare Mahkemesine

(İdare Mahkemesi) dava açmıştır. İdare Mahkemesi 21/12/2016 tarihinde dava

konusu işlemin iptaline ve kesinti yapılan tutarın iadesine karar vermiştir.

19. İptal kararının gerekçesinde; Anayasa'nın 51. ve 90.

maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) 11.

maddesine, devlet memurlarının Anayasa'da ve özel kanunda belirtilen hükümler

uyarınca sendikalar ile üst kuruluşlar kurabilecekleri ve bunlara üye

olabileceklerine ilişkin 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu'nun 22. maddesine yer verilmiştir. Kararda; Anayasa, uluslararası

sözleşme ve kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun üyesi

olduğu Sendikanın bağlı olduğu konfederasyonun aldığı karar uyarınca gerçekleşen

göreve gelmeme eyleminin sendikal faaliyet kapsamında bir fiil olarak kabulü

gerekeceği belirtilmiştir.

20. İdare, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Gaziantep

Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) 8/2/2018 tarihinde istinaf

başvurusunun kabulüne ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.

21. Bölge İdare Mahkemesi ret kararında öncelikle; Anayasa'nın

51. maddesine, AİHS'in 11. maddesine, 657 sayılı

Kanun'un 22. ve 26. maddelerine yer verdikten sonra 25/6/2001 tarihli ve 4688

sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 1. maddesinde

yer alan kanunun amacının kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal, mesleki

hak ve menfaatlerinin korunması, geliştirilmesi için oluşturdukları

sendika ve konfederasyonlara ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğuna

dikkat çekmiştir. Mahkeme 4688 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (f)

bendinde yer alan sendikanın kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal,

mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel

kişiliğe sahip kuruluşları ifade edeceği tanımına vurgu yapmıştır.

22. Bölge İdare Mahkemesi sendikal hakların kullanılmasına

ilişkin olarak kamu görevlilerinin ekonomik, sosyal, mesleki hak ve

menfaatlerinin, bu kapsamda özlük ve parasal haklarının, çalışma koşullarının

korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi, bu konulara dikkat çekilmesinin ve

kamuoyu oluşturulmasının sağlanması amacıyla ve başka seçeneklerinin

bulunmaması durumunda üyesi bulundukları sendikaların aldıkları kararlar doğrultusunda

iş bırakma eylemlerine katılmaları nedeniyle disiplin cezaları ile

cezalandırılmalarının demokratik bir toplumda gerekli olamayacağını

belirtmiştir.

23. Bölge İdare Mahkemesi kararında; Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) Karaçay/Türkiye (B.

No: 6615/03, 27/3/2007), Urcan ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 23018/04,...,

17/7/2008), Dilek ve diğerleri/Türkiye (Türkçe

çevirisinde Satılmış ve diğerleri/Türkiye şeklinde

isimlendirilmiştir.) (B. No: 74611/01,..., 17/7/2007)

kararları ile AİHS ve 87 No.lu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi'nin

3. maddesine atıfta bulunarak bir değerlendirme yapmıştır. Bölge İdare

Mahkemesi atıf yaptığı Anayasa ve AİHS maddelerindeki hakkın sınırlandırılma

nedenlerinden olan başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amacı ile AİHM kararlarında iş bırakma

eylemlerinin amaçlarının başvurucuların

mesleki hak ve menfaatleriyle ilgili olduğunun altını çizmiştir.

24. Bölge İdare Mahkemesi; mevzuat hükümleri ile atıf yaptığı

AİHM kararlarının ve uluslararası düzenlemelerin incelenmesinden devlet

memurlarının sendika ve üst kuruluşları kurma, bunlara üye olma hakkının

bulunduğunu, sendika tarafından sendikanın kuruluş amaçları doğrultusunda

yapılan eylemlere katılmanın da bu hakkın doğal bir uzantısı olduğunu belirtmiştir.

Bununla birlikte Bölge İdare Mahkemesi, kamu görevlilerinin ekonomik, sosyal,

mesleki hak ve menfaatlerinin iyileştirilmesi amacını taşımayan eylemlerin

sendikal hak kapsamında değerlendirilmesinin olanaklı olmadığını belirtmiş;

sendikal hakların kullanımının da sınırsız olmadığını, başkalarının hak ve

özgürlüklerinin kullanımı amacıyla sınırlandırılabileceğini ifade etmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi ayrıca kamu görevlisi olan bir kişinin hangi eylemlerin

sendikal faaliyet kapsamında olduğunu değerlendirecek yeterlilik ve kapasitede

olduğunun da kabulü gerektiğini vurgulamıştır.

25. Bölge İdare Mahkemesi, başvuru konusu olayda başvurucunun

görevine gelmeme nedeninin terör saldırısında aralarında Sendika üyelerinin de

bulunduğu hayatını kaybedenleri anmak ve saldırıyı lanetlemek olduğunu tespit

etmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, söz konusu iş bırakma eyleminin kamu

görevlilerinin ekonomik, sosyal, mesleki hak ve menfaatlerinin, bu kapsamda

özlük ve parasal haklarının, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi,

geliştirilmesi amacını taşımadığını, dolayısıyla görevleri ve meslekleri ile

herhangi bir şekilde ilgisi olmadığını ifade etmiştir. Bölge İdare Mahkemesine

göre başvurucu sade vatandaş olarak mesai saatleri dışında katılabileceği bir

eyleme mesai içinde katılarak ve görevine iki gün boyunca gelmeyerek

vatandaşların kamu hizmetinden faydalanmalarını engellemiştir.

26. Davanın reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararı,

başvurucunun üyesi olduğu Sendikanın vekiline 27/12/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

27. Başvurucu 16/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. 657 sayılı Kanun’un “Toplu

eylem ve hareketlerde bulunma yasağı” kenar başlıklı 26. maddesi, “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak

fiil ve haller” kenar başlıklı 125. Maddesi, 4688 sayılı Kanun'un

"Amaç" kenar başlıklı

1. maddesi, "Sendika ve

konfederasyonların yetki ve faaliyetleri" kenar başlıklı 19. maddesi,

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 22/5/2013 tarihli ve E.2009/63

ve K.2013/1998 sayılı kararı (Ahmet

Parmaksız, B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 25-29).

B. Uluslararası Hukuk

29. 17/6/1948 tarihli ve 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve

Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin ILO Sözleşmesi’nin 2., 3. ve 8.

maddeleri; 7/6/1978 tarihli ve 151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının

Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemine İlişkin ILO

Sözleşmesi’nin 3., 6. ve 9. maddeleri; 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler

(BM) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8.

maddesi, 16/12/1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşmesi'nin 22. maddesi, Avrupa Konseyi'nin 18/10/1961 tarihli ve ETS No. 35

sayılı Avrupa Sosyal Şartı’nın (ASŞ) 5. ve 6. maddeleri, ILO'nun Örgütlenme

Özgürlüğü Komitesi Yönetim Kurulunun Karar ve İlkeleri (bkz. Ahmet Parmaksız, §§ 30-39; Türkiye,

Avrupa Sosyal Şartı ile 3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal

Şartını onaylamış ancak her iki Şart’ın da örgütlenme

ve toplu pazarlık haklarına ilişkin 5. ve 6. maddelerine çekince koymuştur).

30. AİHM'in kamu görevlilerinin iş

bırakma eylemlerine yaklaşımı şu şekildedir:

i. AİHM, Karaçay/Türkiye

kararında; AİHS'in 11. maddesinin birinci

paragrafının herkesin bir sendikaya üye olma ve çıkarlarını koruma hakkını

güvence altına aldığını ve devlet memurlarının doğrudan bu haktan mahrum

bırakılmaması gerektiğini belirtmiştir. AİHM, ayrıca ordu, emniyet ve bazı

sektörlerde görev yapan devlet memurlarının, sendikal haklarına kısıtlamalar

getirilmesinin mümkün olduğunu, ancak bu kısıtlamaların resmi görevlerinin

yerine getirilmesinde gerekli olmasının şart olduğunu ifade etmiştir

(Karaçay/Türkiye, § 22) . Bu karara konu olayda devlet memurlarının maaşlarına yapılan düşük zammı

protesto etmek amacıyla üyesi olduğu KESK’in

düzenlediği iş yavaşlatma ve bırakma eylemine katılması nedeniyle başvurana

uyarma disiplin cezası verilmiştir (Karaçay/Türkiye, § 37).

ii. AİHM'in Urcan/Türkiye kararında; EĞİTİM-SEN kamuda

çalışan eğitimcilerin koşullarının iyileştirilmesi amacıyla 1 Aralık

2000 tarihinde düzenlenecek bir günlük ulusal grevden yetkilileri haberdar

etmiş ve başvuranlar gösteriye katılıp iş yerlerine gitmemişlerdir. AİHM,

başvuranların EĞİTİM-SEN sendikasının, çalışma koşullarının iyileştirilmesine

dikkat çekmek amacıyla düzenlediği bir günlük greve katıldıkları için sonradan

para cezasına çevrilen mahkumiyet cezasına çarptırıldıklarını ve geçici olarak

kamu hizmetinden uzaklaştırıldıklarına dikkat çekerek şikayet konusu

yaptırımların yasal yoldan bu tür bir greve katılmak isteyen sendika üyelerini

ve diğer kişileri caydırmak amacını güttüğünü tespit etmiş ve başvuranlara

uygulanan yaptırımların demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna

varmıştır (Urcan/Türkiye, §§ 30-36)

iii. AİHM Kaya ve

Seyhan/Türkiye kararında; EĞİTİM-SEN üyesi öğretmenlere KESK'in

çağrısına uyarak, parlamentoda tartışılmakta

olan kamu yönetimi kanun tasarısını protesto etmek üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme

katılmaları nedeniyle bir gün göreve gelmedikleri için uyarma cezası

verilmesinin, her ne kadar bu ceza çok küçük olsa da, sendika üyelerinin

çıkarlarını korumak için meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan

vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı ve müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca

karşılık gelmediği ve bu nedenle demokratik bir toplumda gerekli olmadığı

sonucuna varmıştır (Kaya ve Seyhan/Türkiye, B. No: 30946/04,15/09/2009, §§

30-31).

iv. AİHM Dilek ve

diğerleri/Türkiye kararında, KESK, kamu

sektöründe çalışan personele ilişkin kanunun Meclis gündemine taşınması

nedeniyle 2 Mart 1998 tarihinde ulusal düzeyde bir eylem yapma

kararı almıştır. 7:00-15:00 saatleri arası ile 15:00-23:00 saatleri arası

çalışan başvuranlardan iki grup, çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla iş

yavaşlatma eylemi çerçevesinde üç saat süreyle görev yerlerini terk

etmişlerdir. Bu eylem sırasında araçlar gişelerden para ödemeden geçmiştir.

İdare eylem nedeniyle uğradığı zararı tazmin için başvuranlara dava açmış ve

aleyhlerine hukuk mahkemesinde tazminata hükmedilmiştir. Bu durumda AİHS’nin

11. maddesinin hangi koşullarda grev hakkı tanıdığı ve bu madde çerçevesinde bu

hakkın tanımının ne olacağı hususlarına değinmeden AİHM, başvuranların işlerini

üç saat süreyle yavaşlatmalarının, sendikal hakların kullanımı bağlamında toplu

eylem olarak değerlendirilebileceğine kanaat getirmiş ve alınan tedbirin

örgütlenme özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir (Dilek ve

diğerleri/Türkiye, § 57).

Anılan karara göre, AİHS’nin 11. maddesinin 1.

paragrafı; sendika üyelerine çıkarlarını koruyabilmek amacıyla seslerini

duyurmalarına imkan tanımaktadır. AİHS’in

11. maddesinde yer alan “çıkarlarını korumak için” ifadeleri önemlidir ve AİHS,

sendikanın yapacağı toplu eylem yoluyla, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını

savunma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Sendika üyeleri tarafından

gerçekleştirilecek olan bu eyleme Sözleşmeci Devletler tarafından izin

verilmeli, eylemin gelişimi ve devamı sağlanmalıdır. O halde sendikanın,

üyelerinin mesleki çıkarlarının korumak amacıyla müdahil olma imkanı bulunmalı ve üyeler, çıkarlarının korunması yolunda

sendikalarının seslerini duyurması hakkına sahip olabilmelidir (Dilek ve

diğerleri/Türkiye, §§ 65,67).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu, üyesi olduğu Sendikanın kararı uyarınca sendikal

faaliyetleri kapsamında iş bırakma eylemine katılması dolayısıyla disiplin

cezasıyla cezalandırılması nedeniyle sendikal faaliyette bulunma ve örgütlenme

ile ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. Başvurucu; insanlığa karşı işlenmiş bir suç karşısında

demokratik tepkisini gösterme ihtiyacı hissettiği için Sendika kararına uyarak

göreve gelmeme eylemine katıldığını, eyleminin sendikal faaliyet kapsamında

mazeret olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu; kendisinin

üye olduğu Sendikanın dokuz üyesinin de saldırıda ölenler arasında olduğunu,

yapılacağı yetkili otoriteler tarafından önceden bilinen bir mitinge gelenlerin

saldırının hedefi olduğunu, devletin yaşam hakkını koruma yükümlüğünü yerine

getirmemesi nedeniyle Sendika kararı uyarınca iş bıraktığını ifade etmiştir.

34. AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına ve ILO Sözleşmesi'ne

de atıf yapan başvurucu, sendikal faaliyet kapsamında iş bırakmasının mazeret

kabul edilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Başvurucu 10 Ekim saldırısına tepki

göstermenin, ölenlerin yasını tutmanın, izinli bir mitinge gerçekleşen

saldırıyı önlemek üzere gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını sorgulamanın ve

tedbir almayanların yargılanmasını sağlamak amacıyla tepki göstermenin ifade

özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, Bölge İdare Mahkemesinin

eylemin sendikal faaliyet kapsamında olmadığı ve mesai saatleri dışında da

yapılabileceği değerlendirmesinin yerinde olmadığını ifade etmiştir.

35. Başvurucu, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin diğer

dairelerinin aynı eyleme ilişkin olarak iş bırakmayı mazeret kabul ettiklerini

ileri sürmüş ve bazı karar örneklerine dayanmıştır. Başvurucuya göre başvuruya

konu Daire kararı Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin diğer dairelerinin

kararları ile AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırıdır. Etkili bir

hukuki korumadan yaralanamadığını iddia eden başvurucu bu nedenle hak arama

hürriyeti ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde; Anayasa ve AİHS'in

ilgili maddeleri ile ulusal mevzuat hükümlerine yer verildikten sonra

Türkiye'nin taraf olduğu ve sendika hakkı ile ilgili düzenlemeler içeren 87 ve

151 No.lu ILO Sözleşmelerinin ilgili hükümleri hatırlatılmış ve bu hükümlerde

kamu çalışanlarının örgütlenme özgürlüğünü sınırsız ve denetimsiz bir biçimde

düzenlemediği belirtilerek aksine kamu makamları ile kamu çalışanları arasında,

kamu hizmetinin etkin işleyişini aksatmayacak şekilde ayarlamalar yapılarak

sendikal faaliyetlere imkân tanınmasını ve önceden belirlenmiş bir disiplin

dâhilinde hareket edilmesinin öngörüldüğü değerlendirmesi yapılmıştır.

37. Görüşte, Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarına da yer

verilmiş ve kamu görevlilerinin ekonomik, sosyal, mesleki hak ve menfaatlerinin

iyileştirilmesi amacını taşıyan eylemlerin AİHS'in

11. maddesi kapsamında korunması gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte

görüşte, sendika kararı bulunsa dahi yukarıdaki amaçları gerçekleştirmeye

yönelik olmayan eylemlerin AİHS'in 11. maddesi

kapsamında korunması gereken haklardan olmadığının açık olduğu ifade

edilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca kamu görevlisi olan bir kişinin hangi

eylemlerin sendikal faaliyet kapsamında olduğunu değerlendirebilecek yeterlik

ve kapasitede olduğunun da kabulü gerektiğinin altı çizilmiş ve iki gün işe gitmeme fiilinin başvurucunun

elinde olmadan yaptığı bir fiil veya mazeret

olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

38. Görüş yazısında, AİHS’in 11.

maddesinin 2. fıkrasında da maddenin ilk fıkrasında düzenlenen özgürlüğün kamu

görevlileri yönünden sınırlandırılabileceğinin açıkça belirtildiğine dikkat

çekilerek kamuda özellikle belli görevlerde bulunan kişilerin politik

faaliyetlerinin kısıtlanmasının da bu sınırlama kapsamında olduğu

belirtilmiştir. Görüşte kamu görevlisinin kamu hizmeti sunarken tarafsızlığını

korumasının, daha da önemlisi kamunun vatandaşlar nezdinde sahip olduğu

tarafsızlık görüntüsünün bozulmamasının bu sınırlamanın başlıca amacını teşkil

ettiği ifade edilmiş; AİHS'in 11. maddesi anlamında

korunan sendikal bir hak söz konusu olduğu durumlarda bile sendikal hakların

sınırının kamu görevlileri açısından daha dar yorumlandığı belirtilmiştir.

Bakanlık görüşünde, AİHM'nin benzeri konularda Türkiye hakkında verdiği ihlal

kararlarının özelliği ve gerekçeleri dikkate alındığında da uyuşmazlık konusu

olayın daha farklı özellik taşıdığının kabul edilmesi gerektiğine dikkat

çekilmiştir.

39. Bakanlık görüşünde; somut olayda hiçbir şekilde çalışma veya

işyeri koşullarını ilgilendirmeyen, sadece politik amaçlarla düzenlenen bir

etkinliğe katılmak için iki gün işe gitmediği sabit olan ve bu hususun kendisi

tarafından da kabul edildiği anlaşılan kamu görevlisi olan başvurucunun

görevine gelmeyerek çalıştığı hastanede sunulan kamu hizmetini hastaların daha

hızlı ve etkin alma haklarının engellenmesine sebebiyet verdiği belirtilmiştir.

Buna göre görüş yazısında, anılan eylemin karşılığı olarak yasada öngörülen

disiplin cezasının verilmesinin uluslararası sözleşmeler kapsamında ölçülülük

ilkesini ihlal etmeyip kişilerin örgütlenme özgürlüğünün esasını

etkilemeyeceğinin düşünüldüğü ifade edilmiştir.

40. Bakanlık görüşünde ek olarak bir kamu görevlisinin sendikal

hak kapsamında değerlendirilemeyecek bir ideolojik ve siyasi nitelikli eylemde

sendika üyesi sıfatı ile yer almasının hizmet dışında devlet memurunun itibar

ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranış olarak da

değerlendirilebilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.

41. Başvurucu karşı beyanında; öncelikle Bakanlık görüşlerini

kabul etmediğini, bombalı saldırıda SES üyesi 9 kişinin yaralandığını, diğer

üyelerinin ölüm tehlikesi atlattıklarını belirterek hayatını kaybedenlere ve

yaralananlara ilişkin bir liste sunmuştur. Listeye göre aralarında bir sağlık

öğrencisi ve bir sendika avukatının da bulunduğu KESK üyesi 24 kişinin hayatını

kaybettiğini belirten başvurucu; kendisinin katliama tepkisini gösteren

herhangi bir vatandaş olmadığını, Sendika kararı doğrultusunda saldırıda

arkadaşlarını kaybeden ve onların yasını tutmak üzere Ankara'da izinli bir

mitinge katılan biri olduğunu ifade etmiştir.

42. Başvurucu, 10 Ekim mitinginin sendikal bir eylem olduğunu, gerek KESK'in gerekse SES'in tüzükleri çerçevesinde düzenlendiğinin sabit

olduğunu belirtmiş; mülkiye müfettişlerince hazırlanan ve ceza soruşturmasında

ortaya çıkan bilgilere göre devletin sorumlu birimlerinin ağır hizmet kusuru

sonucu katliamın gerçekleştiğini ifade etmiştir. Bakanlıkların ne saldırı

öncesi ne de sonrasında acil hizmetlerin verilmesi sırasında sendikal haklarını

kullanan vatandaşların yaşam hakkını güvenceye almadığını öne sürmüştür.

Başvurucu, TTB tarafından hazırlanan iki raporda başvurucuya ceza veren Sağlık

Bakanlığının ağır hizmet kusuruna ilişkin verilerin yer aldığını belirterek

Sağlık Bakanlığının sağlık hizmetlerinin yetersizliğine dair kusurunun gündem

yapılmasından hoşnut olmadığını ifade etmiştir.

43. Bakanlık görüşünde uyuşmazlık

konusu olayın daha farklı özellikler taşıdığına ilişkin ifadelerin

açık bir değerlendirme içermediğine dikkat çeken başvurucu, Cumhuriyet

tarihinin en kanlı katliamının gerçekleştirildiğini ve ulusal yas ilan

edildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, katliamın hedefinde olan diğer sendika

üyelerinin de tepkilerini dile getirdiğini, katliamı protesto edenlerin siyasi

iktidara yönelik eleştirilerinin miting sırasında korunmalarına engel olduğunu

ve eylemin sendikal eylem olup olmadığı yönünde tartışmalara yol açtığını ileri

sürmüştür. Başvurucu; idarenin kamusal hizmetin aksatıldığına dair bir iddiası

olmadığı gibi kendisinin üyesi olduğu Sendika ve meslek örgütlerinin bugüne

kadar birden fazla iş bırakma eylemi gerçekleştirdiklerini, yaşam ve sağlık

hakkını korumaya yönelik bu eylemler sırasında yaşamsal hizmet veren birimlerde

hiçbir zaman hizmetin aksamasına neden olmadıklarını belirtmiştir.

44. Başvurucu, ILO'nun Birinci Dünya Savaşı sonrasında evrensel

ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temelinde inşa edilebileceği

inancından hareketle kurulduğuna vurgu yaparak iş bırakma eyleminin sendikal

hak kapsamında olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu aynı konuda Gaziantep Bölge

İdare Mahkemesinin 19 adet kararı ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin bir

adet kararını sunmuş ve kararlarda davacılara aynı gerekçelerle verilen farklı

disiplin cezalarının kesin olarak iptaline karar verildiğini belirtmiştir. Son

olarak başvurucu, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri ile mahkemelerin

değişen yapısının ve idarelerin mahkemelerden bir onay mekanizması olarak

işlemeleri beklentisinin disiplin cezalarının onaylanmasında etkili olduğunu

düşündüklerini ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

45. Anayasa’nın yapılacak değerlendirmede uygulanacak “Dernek kurma hürriyeti” kenar başlıklı 33.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve

dernekte üye kalmaya zorlanamaz.

Dernek kurma hürriyeti ancak, milli güvenlik,

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile

başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.

Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

...

Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve

kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet

memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir.

Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da

uygulanır."

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

47. Anayasa Mahkemesi önündeki öncelikli mesele, başvurucunun

üyesi olduğu Sendika tarafından alınan karara dayanarak iki gün süreyle iş

bırakması üzerine aylıktan kesme disiplin cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin

iddialarının sendika hakkı kapsamında incelenip incelenemeyeceğidir.

48. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Ahmet Parmaksız başvurusuna ilişkin kararda; sendikaların

üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ile menfaatlerini

korumak, geliştirmek için yapılan faaliyetleri kapsamında yer almayan ve siyasi

otorite karşısında bir baskı grubu olarak yürüttükleri faaliyetler kapsamında

aldıkları kararlar uyarınca sendika üyelerinin iş bırakma eylemine katılmasını

bireylerin sendikanın çekirdek faaliyet alanında kalmayan eylemleri olarak değerlendirmiş

ve bu eylemler nedeniyle yapılan müdahaleleri Anayasa'nın sendika hakkına

ilişkin 51. maddesi kapsamında değil örgütlenme özgürlüğünü teminat altına alan

33. maddesi kapsamında incelemiştir (Ahmet

Parmaksız, §§ 47-63).

49. İncelenen başvuruya konu olay tarihinde, başvurucunun üyesi

olduğu SES ve onun bağlı olduğu KESK ile DİSK, TMMOB ve TTB tarafından

10/10/2015 tarihinde gerçekleştirilmek istenen "Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi" temalı mitinge yapılan

bombalı saldırı sonucu çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanması ile sonuçlanan

bir katliam gerçekleştirilmiştir. Adı geçen sivil toplum kuruluşları yaşamını

yitiren onlarca arkadaşlarını anmak, cenazelerini kaldırmak, söz konusu saldırıyı

lanetlemek ve sorumluların açığa çıkarılmasını talep etmek amacı ile iki gün iş

bırakma kararı almıştır (bkz. § 16). Ayrıca anılan konfederasyonlar ve

birlikler tarafından üç gün yas ilan edilmesine de karar verilmiştir.

50. Dolayısıyla 10 Ekim mitingi Türkiye'nin Suriye politikasına

karşı eleştirilerin ifade edileceği bir toplantı ve gösteri yürüyüşü

niteliğindeydi (bkz. §§ 9, 10). Aynı zamanda PKK terör örgütünün yukarıda yer

verilen duyurusu, saldırının yapıldığı miting öncesi ve sonrası yaşananlar ve

somut olayın konusu olan 12-13 Ekim mitinginin düzenlenme gerekçesine

bakıldığında başvurucunun iş bırakmak suretiyle katıldığı eylem, Hükûmetin dış

politikasına yönelik eleştirilerin dile getirileceği mitinge yapılan saldırılarda

Hükûmetin gerekli önlemi almadığı savına ve sorumluların yargılanması talebine

dayanmaktadır.

51. Tüm bunlar dikkate alındığında sivil toplum örgütlerinin işe

gitmemek biçimindeki eylem kararında siyasi bir amacın ağırlıkta olduğu,

verilmek istenen mesajın temelinde Hükûmete dönük eleştiriler bulunduğu

kanaatine ulaşılmıştır.Diğer

bir ifadeyle iş bırakmak biçiminde bir protestoya katılması başvurucunun

ekonomik ve mesleki çıkarları ile değil genel bir baskı grubunun bir parçası

olmasıyla ilgilidir.

52. Sonuç olarak başvurucu, üyesi olduğu Sendikanın iş bırakma

çağrısı üzerine mazeretsiz işe gitmemesi nedeniyle disiplin cezasıyla

cezalandırılmıştır. Yukarıda anılan Ahmet

Parmaksız kararında varılan sonuçtan farklı bir değerlendirme yapmak

için bir neden bulunmadığı anlaşıldığından (bkz. § 48) başvurucunun

iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan

örgütlenme özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

54. Başvurucunun üyesi olduğu Sendika tarafından ülke çapında

yapılan iş bırakma eylemine katılması nedeniyle cezalandırılması ile

başvurucunun örgütlenme özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapıldığı kabul edilmelidir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

55. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 33. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...

demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

56. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

57. 657 sayılı Kanun’un 26. ve 125. maddelerinin kanunilik

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

58. Somut olayda ceza uygulanmasının amacı kamu hizmetlerinin

sürekliliğinin sağlanması, diğer bir ifadeyle kamu hizmetlerinin aksamasının

önlenmesidir. Bu amaç da geniş anlamda kamu düzeninin korunması meşru amacı

kapsamında yer alır. Dolayısıyla başvurucunun aylıktan kesme disiplin cezasıyla

cezalandırılmasına ilişkin kararın Anayasa'nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında

yer alan sebeplerden kamu düzeninin

korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a) Demokratik

Toplumda Örgütlenme Özgürlüğünün Önemi

59. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini korumak

için kendilerini temsil eden kolektif bir oluşum meydana getirerek bir araya

gelme özgürlüğünü ifade etmektedir. Örgütlenme

kavramının Anayasa çerçevesinde özerk bir anlamı vardır ve bireylerin devamlı

olarak ve eş güdüm içinde yürüttükleri faaliyetlerin hukukumuzda örgütlenme

olarak tanınmaması Anayasa hükümleri kapsamında örgütlenme özgürlüğünün zorunlu

olarak gündeme gelmeyeceği anlamına gelmez (Tayfun

Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 31).

60. Örgütlenme özgürlüğü bireylere topluluk hâlinde siyasal,

kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar.

Örgütlenme özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade

özgürlüğü; düşünceyi korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün

yanı sıra bu düşünceler çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma

hakkını da kapsamaktadır (dernek hakkı yönünden bkz. Hint Aseel Hayvanları Koruma ve Geliştirme

Derneği ve Hikmet Neğuç, B. No: 2014/4711,

22/2/2017, § 41).

61. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak

amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bir

bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt,

devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara

sahiptir (sendika hakkı ile ilgili bkz. Tayfun

Cengiz, § 31).

62. Sendikalar, dernekler ve vakıflar örgütlenme özgürlüğünün

daha özel şekilleridir. Bununla birlikte bunların faaliyetleri içinde yer

almayan veya bunlarla dolaylı bağlantısı bulunan ve belli sayıda kişinin

sürekli şekilde bir araya gelerek aynı amaca yönelik toplu ifade açıklamaları

ya da eylemleri de Anayasa'nın 33. maddesi çerçevesinde ve örgütlenme özgürlüğü

kapsamında ele alınmalıdır.

63. Örgütlenme özgürlüğü, sınırlanabilir bir haktır ve

Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Örgütlenme özgürlüğüne ilişkin Anayasa’nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında

sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik

sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple örgütlenme

özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa'nın 13. maddesinde

yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa'nın 33. ve 51. maddeleri kapsamında

yapılması gerekmektedir (sendika hakkına ilişkin bkz. Tayfun Cengiz, § 38;Mehmet Yüzgeç, B. No: 2014/2282, 2/2/2017, § 30).

64. Anayasa kapsamında örgütlenme özgürlüğünden yararlanan tüzel

kişilikler veya gruplar demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak

görüldüğünden bu özgürlüğe getirilecek sınırlandırmaların demokratik toplum

düzenin gereklerine uygun olup olmadığı sıkı denetim altındadır. Anayasa'nın

33. maddesi temel olarak dernek hakkının ve genel olarak örgütlenme

özgürlüğünün kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine

karşı korunmayı amaçlamaktadır (Ahmet

Parmaksız, § 75).

(b) Müdahalenin

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

65. Anayasa Mahkemesi demokratik

toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini

daha önce pek çok kez açıklamıştır (sendikalarla ilgili Tayfun Cengiz, §§ 31, 32; Kristal-İş Sendikası [GK], B. No:

2014/12166, 2/7/2015, §§ 53, 70, 74; Birleşik

Metal İşçileri Sendikası, B. No: 2015/14862, 9/5/2018, §§42, 43; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri

[GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 73; derneklerle ilgili Hint Aseel Hayvanları

Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç,

§ 45). Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun kabul

edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması

gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile

bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde

temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13.

maddesinde "demokratik toplum düzeninin

gereklerine aykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçiminde iki ayrı

kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup

aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir

Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali

Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2018/69,

K.2018/47, 3/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).

66. Örgütlenme üzerindeki sınırlamanın kamu düzeninin korunması

gibi demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması

amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan

tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için

amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek

en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya

yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır

olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı

söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; sendika hakkı bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 73; Tayfun Cengiz, § 56; Adalet Mehtap Buluryer,

B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; grev hakkı bağlamında bkz. Kristal-İş Sendikası, § 70; ifade

özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir Coşkun,

§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,

7/7/2015, § 51).

67. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin örgütler

kurmak ve bunlara üye olmak suretiyle örgütlü bir şekilde fikirlerini ifade

etme hakları ile Anayasa'nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru

amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir.

Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı

vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları

içinde bir denge kurmaktır (sendika hakkı yönünden bkz. Tayfun Cengiz, § 37; Kristal-İş Sendikası, § 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 74; Birleşik Metal İşçileri Sendikası,

§44).

68. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya -müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise- diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan

organların örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlere müdahale ederken bu

özgürlüğün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması

gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların

varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (sendika hakkı

bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri

Sendikası ve diğerleri, § 74; bazı farklılıklarla birlikte toplantı

hakkı bağlamında Dilan Ögüz

Canan §§ 33, 56; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun, §§ 44, 47; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50). Anayasa Mahkemesi bu özgürlüğün

kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan ve korunması gereken bir

menfaatin ortaya konulmasında başvurucunun eylem türünü, amacını ve niteliğini,

bunun kamu düzenine etkisini ve topluma yüklediği külfeti dikkate alacaktır.

69. Buna göre örgütlenme özgürlüğüne yapılan bir müdahale,

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez (Birleşik Metal İşçileri Sendikası, §43; Kristal-İş Sendikası, § 70; Tayfun Cengiz, § 51). O hâlde örgütlenme

özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin

sürekliliği için zorunlu olup olmadığına, bu bağlamda toplumsal bir ihtiyaç

baskısını karşılayıp karşılamadığına ve sınırlamanın izlenen amaçlarla

orantılılığına bakmak gerekecektir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

70. Anayasa Mahkemesi önündeki mesele, başvurucunun üyesi olduğu

Sendika tarafından alınan karara dayanarak iki gün iş bırakması üzerine

aylıktan kesme disiplin cezasıyla cezalandırılması suretiyle örgütlenme

özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olup olmadığıdır.

71. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Ahmet Parmaksız kararında disiplin cezası verilmesinin

sebebini teşkil eden işe gitmeme şeklindeki eylemin amacı ve bu eyleme katılan

sendika üyelerinin sendikal çıkarları ile başvurucuya yönelik disiplin cezası

sendikal hakların niteliğiyle birlikte ele alınmış ve örgütlenme hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımlarına aşağıda yer

verilmiştir:

"82. Ülkemizde kamu görevlilerinin grev

hakkı bulunmamakla birlikte üyesi oldukları sendikaların, üyelerinin mesleki

çıkarlarıyla ilgili kararları doğrultusunda iş bırakma şeklindeki eylem türüne

başvurabilmekte ve yaptırımla karşılaşabilmektedir. Belirtmek gerekir ki iş

bırakma eylemleri karşısında idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak

hareket etmesini sağlayacak mevzuat düzenlemeleri bulunmamaktadır.

83. Bununla birlikte yargı kararlarında

Anayasa'nın 51. maddesi kapsamında kalan ve sendikaların üyelerinin çalışma

ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek

için yapılan faaliyetler kapsamında ve kamu gücünü zorlamak amacıyla durumun

kesinlikle gerektirdiği hâllerde işe gidilmemesi hâlinde kişinin mazeret iznini

kullandığı kabul edilmektedir (Tayfun Cengiz, §§ 59, 61). Nitekim Anayasa

Mahkemesi kamu görevlilerinin çıkarları kapsamında kalan özlük ve parasal

hakları, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi gibi

konulara dikkat çekilmesi ve kamuoyu oluşturulması amacıyla sendikaların

aldıkları kararlar uyarınca iş bırakma eylemlerine katılan kişilere disiplin

cezası verilmesini sendika hakkına müdahale olarak kabul etmiştir (bkz. § 49).

84. Sendikaların somut olayda aldığı başvuru

konusu eylemin dayanağı olan kararlar ise Türkiye sınırları dışındaki bir

savaşa Türkiye'nin müdahil olup olmaması ve devletin uluslararası

politikalarıyla ilgilidir. Sendikaların eylem çağrısından üç gün önce bir

siyasi parti olan HDP, iktidar partisinin politikalarını eleştirmiş ve halkı

direnişe çağırmıştır (bkz. § 10). Anayasa Mahkemesine göre Kobani

olaylarına bağlı çağrıların siyasi amacının öne çıktığı açıktır. Buna göre,

sendikaların aldıkları kararların da siyasi otorite karşısında sendikaların bir

baskı grubu olarak yürüttüğü ve siyasi yönü ağır basan faaliyet alanında olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

85. Anayasa'nın 128. maddesinde; devletin,

kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare

esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği

asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği

belirtilmiştir. Kamu hizmeti ise geniş tanımıyla devlet ya da diğer kamu tüzel

kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında ortak

ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş sürekli

ve düzenli etkinliklerdir (AYM, E.2013/88, K.2014/101, 4/6/2014). Bu kapsamda

devlet kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak için kamu hizmetlerini yürüten

görevlilerin haklı bir mazerete dayanmayacak şekilde görevlerine ara

vermelerini engellemeye yönelik tedbirler öngörebilir (Mustafa Hamarat [GK], B.

No: 2015/19496, 17/1/2019, § 57).

86. Öte yandan başvurucu, bir kamu

görevlisidir ve normal vatandaşlardan farklı olarak birtakım yükümlülüklere ve

yasaklara tabidir. Kişinin kamu görevlisi olması, kendisine sağladığı birtakım

ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı,

diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir.

Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle bazı ayrıcalıklardan

yararlanmanın yanında bu statünün gerektirdiği külfetlere de katlanmayı kabul

etmiş sayılmakta ve kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve

sınırlamaları zorunlu kılmaktadır (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, §

38; Mustafa Hamarat,§ 60).

87. Bu kapsamda başvurucunun üstlenmiş olduğu

kamu hizmetini kesintisiz olarak yerine getirme ödevi vardır. Bu ödev ise kamu

hizmetlerinin sürekliliği ilkesinin doğal bir sonucudur. Bir kamu görevlisi

kanunun öngördüğü hâller ve mücbir sebep dışında işini bırakamaz. Diğer bir

ifadeyle kamu görevlisinin işinin başında bulunma ödevi vardır. Dolayısıyla

kamu görevlisinin kanunların izin verdiği ve öngördüğü koşullar dışında işi

bırakması, bu ödeve aykırılık teşkil eder (Mustafa Hamarat, § 61).

88. Açıklanan nedenlerle sendika üyelerinin

mesleki çıkarlarıyla doğrudan ilgili olmayan amaçlarla iş bırakma biçimindeki

bir eyleme müdahale ederken devletin sahip olduğu takdir marjının daha geniş

olacağı kabul edilmelidir. Bir kamu görevlisinin üstlendiği kamu hizmetini

kesintisiz olarak görme ve işinin başında bulunma yükümlülüklerini sağlamak

adına anayasal güvencelere dayalı düzenlemeler yapılabilir. Nitekim ilgili

kanunlarda yer alan hükümlerin başvurucunun davranışlarını düzenlemek

bakımından yeterince açık olmadığı da ileri sürülmemiştir. Bir öğretmen ve kamu

görevlisi olan başvurucunun ifade özgürlüğü veya toplantı ve gösteri özgürlüğü

de dâhil tüm haklarını kullanırken -bahsi geçen yükümlülükleri nedeniyle-

anılan kanunların öngördüğü koşullara titizlikle riayet etmesi gerektiği

açıktır.

89. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında

Anayasa Mahkemesi tarafından şu sonuçlara ulaşılmıştır. İlk olarak sendikalar

Anayasa ve kanunlara aykırı olmayan herhangi bir amacı gerçekleştirmek için

faaliyet yapabilirler. İkinci olarak başvuruya konu eylem, sendika üyelerinin

ekonomik ve sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır

basan bir amaca sahiptir. Üçüncü olarak kamu görevlilerinin iş bırakmak veya

işe gitmemek şeklindeki eylemleri devlet idaresinin işleyişini ve toplum

hayatını önemli ölçüde etkiler. Bu sebeple de ancak çok dar alanda

desteklenebilecek bir eylem türüdür. Son olarak sendika üyelerinin ekonomik ve

sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır basan bir

amaçla işe gitmemek şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet

idaresinin ve toplumun katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine

ulaşılmıştır.

90. Bu sebeplerle kamu otoritelerinin sahip

olduğu takdir payı da gözetildiğinde başvuru konusu olayda kamu hizmetlerinin

sürekliliğinin sağlanması amacı bakımından başvurucunun örgütlenme özgürlüğüne

yapılan müdahalenin onun siyasal hayata katılımını engelleyici veya önemli

ölçüde zorlaştırarak etkisini ortadan kaldıracak mahiyette olmadığı kanaatine

varılmıştır. Başvurucuya iki gün iş bırakma eylemi nedeniyle disiplin cezası

verilmesi şeklindeki müdahalenin demokratik toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyaca karşılık geldiği kabul edilmelidir.

91. Somut olayda başvurucuya yüklenen külfeti

dengeleyici mekanizmaların bulunduğu da görülmektedir. Buna göre somut olayda

sendikaların demokratik hayatın yaşamsal bir unsuru olarak kamuoyuna ve kamusal

yetki kullanan kişilere seslerini duyurmak ve taleplerini dile getirmek için

sayısız fırsatı bulunduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu sonucun ağırlaşmasında

daha farklı yöntemlerle kamuoyunun yönlendirilmesi ve devlet gücü kullanan kişi

ve kurumların etkilenmesi mümkün iken işe gitmeme biçiminde kamu hizmeti alan

kişileri doğrudan etkileyen ve ancak son derece istisnai durumlarda

başvurulabilecek bir yöntemi benimseyen sendikaların ve sendika kararları

doğrultusunda hareket eden başvurucunun payının büyük olduğu

değerlendirilmiştir.

92. Sonuç olarak yukarıda yapılan açıklamalar

da gözönüne alındığında mevcut başvuruda örgütlenme

özgürlüğüne yönelik müdahalenin başvurucunun örgütlenme özgürlüğünü aşırı

derecede sınırlamadığı ve kamu hizmetlerinin sürekliğini sağlamaya yönelik

meşru amaç karşısında başvurucuya alt sınırdan verilen aylıktan kesme cezasının

orantısız olmadığı kanaatine varılmıştır."

72. Somut olayda sendikalar canlı bomba saldırısının

yaşanmasında Hükûmetin sorumluluğuna dikkat çekmek ve sorumluların ivedi bir

şekilde tespit edilmesi için yetkilileri zorlamak amacıyla işe gitmemek

şeklinde bir eylem kararı almıştır. Nitekim başvurucu da insanlığa karşı

işlenmiş bir suç karşısında demokratik tepkisini Sendika kararı çerçevesinde

göstermek amacıyla iş bırakma eylemine katıldığını ifade etmiştir. Anayasa

Mahkemesine göre siyasi otorite karşısında çok önemli birer baskı grubu olma

fonksiyonu olan sendikalar bahsi geçen amaçlara ulaşmak için kanunlar

dairesinde her tür eylemi yapabilirler. Ancak kabul etmek gerekir ki somut

olayın koşullarında sendikaların seçtikleri işe gitmemek şeklindeki eylem, üyelerinin

mesleki menfaatlerden ziyade sosyo-politik amaçların

gerçekleştirilmesine dönüktür. Bombalı saldırılarda bir kısım sendika

üyelerinin de hayatını kaybetmesi iş bırakma

şeklindeki bir eylem biçimini başvurucunun mesleki menfaatleriyle doğrudan

bağlantılı hâle getirmeyecektir.

73. Somut başvuruda da disiplin cezasının sebebini teşkil eden

eylem ülkenin iç siyasetine ilişkin sosyo-politik

unsurların ağırlıkta olduğu bir amaca (bkz. §16)yönelik

olup eylemin konusunun sendikaların çekirdek faaliyet alanında kalmadığı

görülmektedir. Eylemin bu amacı ile iki gün iş bırakma şeklindeki niteliği

(bkz. § 17) dikkate alındığında yapılan müdahalede devletin takdir marjının

daha geniş olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle sendika üyelerinin ekonomik ve

sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır basan bir

amaçla işe gitmemek şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet

idaresinin ve toplumun katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine

ulaşılmıştır.

74. Sonuç olarak, yukarıda yer verilen Ahmet Parmaksız kararında ulaşılan

sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından müdahalenin toplumsal

bir ihtiyaca karşılık geldiği ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğu

değerlendirilmiştir.

75. Açıklanan gerekçelerle disiplin cezası verilmesi şeklinde

yapılan müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğundan

Anayasa’nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme

özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Yücel ARSLAN

Başvurucu

:

Tayyip

AKBUDAK

Vekilleri

:

Av. Sevinç

HOCAOĞULLARI

:

Av. Öztürk

TÜRKDOĞAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/5558, 11 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Arka Plan Bilgisi
  7. B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  15. B. Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme
  16. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Gökcan
  18. Özgüldür
  19. Menteş
  20. Akbudak
  21. Hocaoğulları
  22. Türkdoğan
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/5558
Tarih
11 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Yasemin Kaymaklı Başvurusu (B. No: 2016/14898)
  • Mehmet Ergin Başvurusu (B. No: 2016/65787)
  • Fatma Feyha Karslı Başvurusu (B. No: 2015/14976)
  • Ali Efendi Peksak Başvurusu (B. No: 2017/37727)
  • Mehmet Yayik Başvurusu (B. No: 2015/10136)
  • Hülya Türkan Başvurusu (B. No: 2016/3135)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.