İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tuncay Alemdaroğlu Başvurusu (B. No: 2012/827)

1. Başvurucu, üçüncü bir kişi tarafından uğramış olduğu silahlı

Başvuru No2012/827Tarih15 Ekim 2014Okuma17 dk · 3.325 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Tuncay Alemdaroğlu Başvurusu

Karar tarihi
15 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2012/827
R.G. Tarih-Sayı
17/12/2014-29208
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.325 kelime·17 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, üçüncü bir kişi tarafından uğramış olduğu silahlı

saldırı sonucu sağ ayak ve dizinde devamlı hareket kısıtlılığı oluştuğunu,

7/7/2004 tarihinde meydana gelen olay ile ilgili yürütülen adli sürecin makul

sürede sonlanmayarak, davanın zamanaşımına uğradığını, etkin bir yargılamanın

yapılmamasından dolayı saldırıyı yapanın cezasız kaldığını, bu nedenle yaşam

hakkı ile adil yargılanma hakkına bağlı olarak Anayasa’nın 17.,

36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 29/11/2012 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 18/3/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 26/6/2013 tarihinde

yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 29/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığının görüşü, başvurucuya 1/8/2013

tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu karşı görüşünü 5/8/2013 tarihinde

sunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1999–2004 tarihleri arasında Ankara ili Yenimahalle

ilçesinde Belediye Başkanı olarak görev yapmıştır. Bu görevi sırasında, Ö.F.Ç.

isimli şahsa ait oto pazarı, ruhsatsız olması ve kamu arazisinde bulunması gibi

yasal gerekçelerle Belediye Encümen kararıyla sürekli olarak kapatılmıştır.

9. Başvurucu, Belediye Başkanlığı görevi sona erdikten sonra 7/7/2004 tarihinde Ö.F.Ç.’nin

silahlı saldırısına uğramıştır. Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 20/8/2004 tarihli raporuna göre başvurucu, hayati tehlike

geçirmeyecek ve 15 gün mutad iştigaline engel teşkil

edecek şekilde yaralanmıştır. Adli Tıp Kurumunun 23/6/2006

tarihli raporunda ise, başvurucunun sağ ayak ve dizinde oluşan fonksiyonel

kısıtlılığın devamlı uzuv zaafı niteliğinde bulunduğu belirlenmiştir.

10. Bu olay nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

2004/66774 sayılı hazırlık dosyası üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda, 20/8/2004 tarih ve 2004/17459 sayılı iddianame ile adı

geçenin “ruhsatsız silah taşımak”

ve “kasten yaralamak” suçlarından

cezalandırılması istemiyle Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

11. Anılan Mahkemece suçun hukuki niteliği dikkate alınmak suretiyle

24/1/2006 tarih ve E.2004/895, K.2006/10 sayılı karar

ile görevsizlik kararı verilerek, dosya Ankara Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

12. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/10//2006 tarih ve E.2006/29,

K.2006/349 sayılı kararıyla, Ö.F.Ç.’ye isnat olunan

suçlar sabit görülerek “ruhsatsız silah

taşımak suçundan 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 440

TL adli para cezası ile; kasten yaralama suçundan ise

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1. maddesi gereğince 4 yıl 2 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına” karar verilmiştir.

13. Söz konusu kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay

3. Ceza Dairesinin 10/11/2010 tarih ve E.2008/16798,

K.2010/17182 sayılı ilamında, “5252 sayılı

Kanun’un 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların

bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle

karşılaştırılması suretiyle saptanması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın

denetime imkan verecek ve ayrıntılı şekilde kararda gösterilerek hüküm

kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, sanık hakkında 6136 sayılı Kanuna

muhalefet suçundan verilen kararlarla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri

bırakılıp bırakılmayacağının değerlendirilmesinin lüzumu, TCK’nın 53.

maddesinde belirtilen hak yoksunlukları süresinin karar yerinde belirtilmesi

gerektiğinin gözetilmemesi, uygulamaya göre de sanığa atılı yaralama eyleminin

mağdurun kamu görevinden dolayı ve silahla işlenmiş olması karşısında temel

cezanın asgari hadden tayini nedenlerinin hüküm yerinde belirtilmemesi”

şeklinde gerekçelerle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

14. Bozma kararına uyan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2011

tarih ve E.2011/21, K.2011/158 sayılı kararıyla, Ö.F.Ç.’nin

“ruhsatsız silah taşımak suçundan 10 ay

hapis ve 366 TL adli para cezası ile; kasten yaralama

suçundan ise 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına” karar

verilmiştir.

15. Bu kararın da Ö.F.Ç. tarafından temyiz edilmesi üzerine,

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 19/10/2011 tarih ve

E.2011/8185, K.2011/14511 sayılı kararıyla, ruhsatsız

silah taşımak suçundan kurulan hükmün onanmasına, kasten yaralama suçundan ise “sanık hakkında yüklenen suçtan dolayı, suç tarihinde

yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile suç tarihinden sonra

1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili bütün

hükümleri 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesine uygun olarak kararın gerekçe

bölümünde eyleme uygulanıp elde edilecek sonuçların birbiriyle

karşılaştırılması suretiyle lehe olan yasanın belirlenmesi gerekirken, denetime

olanak vermeyecek şekilde 5237 sayılı TCK’nın lehe olduğundan bahisle yazılı

şekilde hüküm kurulduğu” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.

16. Bozma kararına uyularak devam olunan yargılama sonucunda, anılan

Mahkemenin 24/1/2012 tarihli duruşmasında, kamu

davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.

17. Bu karara karşı başvurucunun 27/1/2012

tarihli dilekçesiyle yaptığı temyiz başvurusu, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin

8/10/2012 tarih ve E.2012/27297,K.2012/33268 sayılı kararıyla reddedilerek,

yerel Mahkemenin kararı onanmış ve aynı tarihte kesinleşen bu karar,

başvurucuya 26/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, 29/11/2012 tarihli dilekçesi

ile süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

19. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücudunun acı veren veya sağlığının

ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

…

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

e) Silâhla,

İşlenmesi hâlinde, şikayet

aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

20. 5237 sayılı Kanun’un “Neticesi

sebebiyle ağırlaşmış yaralama” kenar başlıklı 87. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli

zayıflamasına,

…

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir

kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hâllerde üç yıldan,

üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az olamaz.”

21. 15/7/1953 tarih ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer

Aletler Hakkında Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla

bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında

bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adli para cezasına

hükmolunur.”

22. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin

birinci fıkrasının (4) numaralı bendi şöyledir:

“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

….

(4) Beş seneden

ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis muvakkat sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır

cezayı nakdiyi müstelzim cürümlerde beş sene,

…

geçmesiyle ortadan kalkar.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 15/10/2014 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda, başvurucunun 29/11/2012 tarih ve 2012/827 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, üçüncü bir kişi tarafından uğramış olduğu silahlı

saldırı sonucu sağ ayak ve dizinde devamlı hareket kısıtlılığı oluştuğunu,

olayın meydana geldiği 7/7/2004 tarihinden itibaren gerçekleşen adli sürecin

makul sürede sonlandırılmadığı için davanın zamanaşımına uğradığını, böylece

saldırıyı yapanın cezasız kaldığını, bu nedenle yaşam hakkı ve adil yargılanma

hakkına bağlı olarak Anayasa’nın 17., 36. ve 141.

maddelerinin ihlal edildiğini iddia ederek, 50.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucu, kendisini yaralayan kişi hakkında yürütülen ceza

yargılamasının makul sürede bitirilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

bu konuda benimsediği ilkelere değinilmiş, AİHM’nin, Sözleşme’nin 3. maddesinin

usuli gereği olarak sorumlular aleyhine yürütülen

soruşturmanın uzunluğundan bahisle yine Sözleşme’nin 6/1. maddesinin ihlal

edildiği yönündeki şikâyetleri, 3. madde kapsamında incelediği ve 6/1. maddeye

dayalı şikâyetleri ayrıca ele almadığı ifade edilmiştir.

27. Başvurucu, adil yargılama hakkının ceza davalarında sadece

sanıklara ait bir hak olarak görülmesi ve bu hakkın mağdurlardan esirgenmesinin

adalet ilkesiyle bağdaşmayacağını belirterek, Bakanlık görüşüne katılmamıştır.

28. Başvurucu, adil yargılanma hakkına dayanarak, üçüncü şahıs

aleyhine yürütülen davanın makul süreyi aştığını ileri sürmüş ise de, etkili

soruşturma, makul hızlılık içinde yürütülmesi gerekliliği kriterini

de karşıladığından ve kişinin vücut bütünlüğünün ihlali halinde devletin etkili

soruşturma yapma sorumluluğu kapsamında bu kriterin de ele alınması

gerektiğinden, anılan şikâyet ile ilgili adil yargılanma hakkı açısından ayrıca

bir değerlendirme yapılmamıştır.

b. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

29. Başvurunun incelenmesi neticesinde, vücut bütünlüğünün ihlaline

ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

30. Başvurucu, üçüncü kişi tarafından uğramış olduğu silahlı saldırı

sonucu yaralanması nedeniyle açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmayarak,

davanın zamanaşımına uğradığını, bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu somut olayda, başvurucunun

maruz kaldığı silahlı saldırı sonucunda ölmeyip hayatta kalması ve hayati

tehlike geçirecek şekilde yaralanmamış olması göz önüne alındığında, yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin, Anayasa’nın 17. ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesinin (AİHS/Sözleşme) 3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi

gerektiği, başvurucunun, daha öncesinde herhangi bir saldırı tehdidi ile karşı

karşıya kalmadığı ve olay günü beklenmedik bir şekilde saldırıya uğradığı,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, işkence ve kötü muamele

iddialarına ilişkin soruşturmaların, etkili başvuru hakkının amaçları

çerçevesinde, zamanaşımına uğramamasının büyük önem taşıdığı, başvurucunun kişi

dokunulmazlığı hakkının usuli yükümlülük bakımından

ihlal edildiği yönündeki şikâyetinin değerlendirilmesi konusunda takdirin

Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

32. Başvurucu, iddialarının AİHS’nin 3. maddesi kapsamında

incelenmesi gerektiği yönündeki Bakanlık görüşüne katılmadığını, bu yönden bir

talebinin de olmadığını, incelemenin adil yargılanma hakkı çerçevesinde

yapılması gerektiğini belirtmiştir.

33. Başvurucu, olay günü ani olarak gelişen üçüncü kişinin silahlı

saldırısı sonucu yaralanmıştır. Başvurucunun maruz kaldığı silahlı saldırı

sonucunda can kaybının yaşanmamış ve hayati tehlike geçirecek şekilde

yaralanmamış olması göz önüne alındığında, yaşam hakkının ihlal edildiğine

ilişkin şikâyetin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve AİHS’nin 3.

maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca somut olayda devletin

maddi yükümlülüğünün ihlali ile ilgili bir şikâyetin söz konusu olmaması ve

böyle bir durumun da saptanmaması nedeniyle incelemenin, devletin pozitif

sorumluluğuna bağlı olarak usul yükümlülüğü bakımından yapılması gerekir.

a. Genel

İlkeler

34. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz.”

35. Sözleşme’nin 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya muamelelere tabi tutulamaz.”

36. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında, devletin,

pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer

bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (B.

No: 2013/293, 17/7/2014, § 105; B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 51).

37. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin özel kişilerin

eylemlerini de içerdiğini belirtmiştir. Devlet, kamu görevlilerinde olduğu gibi

özel kişiler tarafından gerçekleşebilecek kötü muamelelere karşı da yeterli

korumayı ve yasal çerçeveyi sağlamakla yükümlüdür (bkz. Denis Vasilyev/Rusya, B. No: 32704/04, 17/12/2009,

§ 98; Yehovanın Şahitleri Gldani

Cemaatinin 97 Üyesi ve diğer 4 kişi/Gürcistan, B. No: 71156/01, 3/5/2007, § 96; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:

13134/87, 25/3/1993, § 26-28; A/Birleşik

Krallık, B. No: 100/1997/884/1096, 23/9/1998, § 22-24; X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80,

26/3/1985, § 27).

38. Devletin, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün

bir de usuli boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal

olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi

bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,

söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,

bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini

sağlamaktır (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 106;

ayrıca benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No: 38361/97, 13/6/2002,

§ 137; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, §

72).

39. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi ya da üçüncü kişi

tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde

bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın

yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını

sağlamaya elverişli olmalıdır. (B. No: 2012/1017, 18/9/2013,

§ 30). Şayet bu olanaklı olmazsa, bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hale gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili

dokunulmazlıktan yararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; ayrıca benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Corsacov/Moldova, B. No: 18944/02, 4/4/2006, §

68).

40. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün,

bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına

ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin, ölümcül ya da

yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına

imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bu tür olaylarda,

yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat

ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için

yeterli değildir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

55).

41. Yürütülen ceza

soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat

hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da

yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç

yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan,

burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin,

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70)

ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma

ödevi (bkz. yukarıda geçen Tanlı/Türkiye,

§ 111) yüklediği anlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

56).

42. Yürütülecek ceza

soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde

etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz

edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı

aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri

toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü muamele iddialarının gerektirdiği

soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir

ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve

soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve

temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (bkz. Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 103; Batı

ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96 - 57834/00, 3/6/2004, § 136).

Bu kapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu

olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri

almalıdırlar (bkz. Tanrıkulu/Türkiye

[BD], B. No: 23763/94, 8/7/1999, § 104; Gül/Türkiye, B. No: 22676/93, 14/12/2000,

§ 89).

43. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla, şartlar ne olursa olsun,

yetkililer resmi şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet

yapılmadığında bile kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler

olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhal

başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli

yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; ayrıca benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. yukarıda geçen Batı ve diğerleri/Türkiye, §§ 133, 134).

44. Soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun sadece hukuken

mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması

ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması

gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam

etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme

ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde ancak etkililiğinden söz

etmek mümkün olabilir. Vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda,

tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da

yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 26; benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. yukarıda geçen Aksoy/Türkiye, § 95; Ramirez Sanchez/Fransa, B. No:

59450/2000, 4/7/2006, §§ 157-160).

45. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan soruşturma

söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir. Bununla birlikte

belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen sebepler ya da

zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak, kötü

muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik

gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir hile ya da

kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için

yetkililer tarafından soruşturmanın azami bir hız ve özenle yürütülmesi ve

özellikle hayatı tehlikeye atan suçların cezasız bırakılmaması gerekir. (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Maıorano ve

diğerleri/İtalya, B. No: 28634/06, 15/12/2009, § 124; McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95, 4//5/2001, §§111, 114; Opuz/Türkiye, B. No: 33401/02,

9/6/2009, § 150; Öneryıldız/Türkiye, [BD], B. No: 48939/99,

31/11/2004, § 96).

46. Mahkemelerin, özellikle işkence ve kötü muamele niteliğindeki

bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tüm gayreti sarf

etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü muamele iddialarına ilişkin

bir ceza davası söz konusu olduğunda, yetkililer tarafından çabuklukla

verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel olarak kamunun güveninin

korunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir ve kanundışı eylemlere

karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (B.

No: 2013/293, 17/7/2014, § 116; ayrıca benzer AİHM

kararları için bkz. Hüseyin Esen/Türkiye,

B. No: 49048/99, 8/8/2006; Özgür

Kılıç/Türkiye, B. No: 42591/98, 24/9/2002).

47. AİHM, işkence veya kötü muameleyle suçlanılan

durumlarda “etkili başvuru”nun amaçları çerçevesinde,

cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının ve genel

af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir.

Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya

alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men edilmesinin önemine dikkat

çekmiştir (bkz. Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye,

B. No: 8354/04, 5/6/2012, § 34; ayrıca bkz. Birleşmiş Milletler İşkenceyi

Önleme Komitesi Nihai ve Tavsiye Kararları: Türkiye, 27/5/2003, CAT/C/CR/30/5).

b. Genel

ilkelerin Olaya Uygulanması

48. Başvurucu, fiziksel saldırıya maruz kalması üzerine yaralama

suçundan açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesinden dolayı soruşturmanın

etkili olmadığını belirtmiştir.

49. Başvurucu, 7/7/2004 tarihinde silahlı

saldırıya uğramıştır. Aynı gün Savcılıkça soruşturmaya başlanılmış ve 20/8/2004 tarihinde sanık hakkında kamu davası açılmıştır.

Mahkeme tarafından mahkumiyet yönündeki ilk hüküm 6/10/2006,

ikinci hüküm de 11/3/2011 tarihinde verilmiş olup, Yargıtayın

10/11/2010 ve 19/10/2011 tarihli bozma kararları sonucunda Mahkemenin 24/1/2012

tarihli kararı ile söz konusu davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar

verilmiştir. Bu karar, Yargıtay tarafından 8/10/2012

tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

50. Buna göre muhakeme usulü, iki dereceli yargılama sürecinde,

şikayetin yapıldığı tarihten 8 yıl 3 ay 1 gün sonra yani 8/10/2012

tarihinde zamanaşımı nedeniyle son bulmuştur. Yukarıda belirtilen ilkeler

çerçevesinde (§ 45, 46, 47) mahkemelerin fiziksel bütünlüğe yönelik

saldırılardan dolayı suçlanan kişilere ilişkin yargılamaları ivedilikle

sonlandırması ve dolayısıyla davanın zamanaşımına uğramasını önlemesi

gerekirken, somut olayda davanın zamanaşımına uğradığı görülmektedir. Böylece

ilk derece Mahkemesince aleyhe maddi kanıtların oluştuğu kabul edilerek

cezalandırılan sanık ile ilgili davanın sonuçta zamanaşımına uğradığı

görülmüştür. Dolayısıyla, derece Mahkemesi önündeki süreçte kayda değer bir

gecikmenin olduğu, bu gecikmenin makul bir nedene dayanmadığı, sanığın cezasız

kalmasına engel olacak ivedilikte hareket edilmediği ve cezai başvurunun

etkisiz olmasına sebebiyet verildiği belirlenmiştir.

51. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü Devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

V. 6216 SAYILI KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

52. Başvurucu, şikâyetinde ileri sürdüğü temel

hak ihlalinin tespiti ile 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

54. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul

boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, uğradığı manevi

zararının karşılanmasını talep etmiştir.

55. Başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkına

yönelik olay hakkında etkili ve caydırıcı bir

ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesi nedeniyle, yalnızca

ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında, somut

olayın özellikleri de dikkate alınarak, başvurucuya takdiren

net 21.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

56. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucu tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul yönünden İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerin ayrıca

incelenmesine gerek olmadığına,

D. Başvurucuya, uğradığı manevi zararın karşılığı olarak takdiren net 21.000 TL tazminat ödenmesine,

E. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye

gönderilmesine,

15/10/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Özcan ÖZBEY Başvurucu : Tuncay ALEMDAROĞLU Vekili : Av. Mustafa HALICI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/827, 15 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 49048/99, 8/8/2006; Özgür
  12. V. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
  13. A. Başvurucu tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin
  14. C. Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerin ayrıca
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/827
Tarih
15 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Tacettin Pahsa Başvurusu (B. No: 2014/7204)
  • Abdulkadir Aslandağ ve Salih Aslandağ Başvurusu (B. No: 2014/3011)
  • Haydar Kahraman Başvurusu (B. No: 2014/6787)
  • Fırat Dursun Başvurusu (B. No: 2014/2709)
  • Mehmet Sedat Özmen Başvurusu (B. No: 2013/1777)
  • Mehmet Sever Başvurusu (B. No: 2013/762)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.