İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Edip Aran ve Hakkı Aran Başvurusu (B. No: 2017/34450)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sebebiyle gerçekleştiği iddia

Başvuru No2017/34450Tarih16 Eylül 2020Okuma18 dk · 3.690 kelime

KÜNYE

Birinci Bölüm Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Edip Aran Ve Hakkı Aran Başvurusu

Karar tarihi
16 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/34450
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.690 kelime·18 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sebebiyle gerçekleştiği iddia

edilen ölüm olayından kaynaklanan zararların karşılanmaması ve açılan davanın

uzun sürmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 15/9/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde

(Fakülte) gerçekleştirilen tıbbi işlem sonrasında vefat eden 1936 doğumlu

A.A.nın oğullarıdır.

A. A.A.nın

Ölümü

9. Başvurucuların babası olan A.A. karın ağrısı

şikâyetiyle Fakültenin Dahiliye Polikliniğine müracaat etmiştir. Yapılan tetkik

sonrasında A.A.nın hastanede yatarak tedavisine karar verilmesi üzerine

28/3/2007 tarihinde A.A. hastaneye yatırılmıştır. Yapılan incelemeler

sonrasında A.A.ya kolonoskopi işlemi yapılmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucuların iddiasına göre kolonoslopi işlemi

başvurucuların olmadığı bir zamanda ve yine rızaları olmaksızın yapılmıştır.

11. 2/4/2007 tarihinde yapılan kolonoskopi işleminin

ardından A.A.nın karnı şişmeye ve ağrımaya başlamış, iddiaya göre ilgili doktor

tarafından bunun sürekli karşılaşılan bir durum olduğu beyanı ile A.A.ya

müdahalede bulunulmamıştır.

12. Durumunun gittikçe kötüleşmesi üzerine A.A. genel

cerrahi uzmanı tarafından aynı gün içinde ancak kolonoskopi işleminden sekiz

saat sonra kontrol edilmiştir. İlgili doktor tarafından tutulan notta ''Hasta

hepatoloji kliniğinde görüldü. Kolonoskopi sonrası karın ağrısı gelişen hasta

(8 saatlik) değerlendirildi.'' şeklinde bir kayıt vardır. Yapılan tetkikler

sonrasında, kolonoskopi sırasında A.A.nın bağırsağında yırtılma meydana

geldiğinin anlaşılması üzerine acil olarak ameliyat yapılmışsa da yoğun bakıma

alınan A.A. ameliyattan bir süre sonra 5/4/2017 tarihinde vefat etmiştir.

B. Tam Yargı

Davası Süreci

13. Başvurucular idarenin hizmet kusuru bulunduğu

gerekçesiyle zararlarının karşılanması için 14/1/2008 tarihinde Dicle

Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) müracaatta bulunmuştur. Talebin reddi

üzerine başvurucular Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 5/3/2008

tarihinde her bir başvurucu için 20.000 TL olmak üzere toplam 40.000 TL manevi

zararın ödenmesi için tam yargı davası açmıştır.

14. Başvurucular dava dilekçelerinde özetle rızaları

alınmaksızın ve yokluklarında kolonoskopi işlemi yapıldığını, A.A.nın yoğun

karın ağrısı şikâyeti bulunmasına ve bu husus iletilmesine rağmen gerekli

müdahalenin usulüne uygun olarak zamanında yapılmadığını, sekiz saat sonra

genel cerrah tarafından yapılan müdahele sonrasında, kolonoskopi yapılırken bağırsağın

yırtıldığının anlaşıldığını, yapılan ameliyat sonrasında babalarının kalp ve

akciğer fonksiyonlarının durması nedenile öldüğünü, idare tarafındanbabalarına

usulüne uygun olarak müdahalede bulunulmadığını, tıbbi gereklere aykırı olarak

işlem yapıldığını, gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğini, kolonoskopide

bağırsak yırtılması öngörülebilen bir durum olmasına rağmen bu ihtimalin

hastanın takibi sırasında hiç değerlendirilmediğini, hastanın takibinin de

ihtimam ile yapılmadığını ileri sürmüşledir.

15. Mahkeme ölüm olayı ile ilgili olarak ilgili

kurumlardan tüm belgeleri topladıktan sonra ''davacıların murisi

[A.A.nın] karın ağrısı şikayetiyle yaptığı başvuru sonrası davalı idareye

bağlı tıp fakültesi hastanesinde adı geçene yapılan tıbbi müdahale ve

uygulamalarda herhangi bir kusur bulunup bulunmadığı hususunu'' Adli Tıp

Kurumuna(ATK) sormuştur.

16. ATK 1. İhtisas Kurulunun 3/8/2011 tarihli raporunda

yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğuna karar vermiştir. Raporun

ilgili kısımları şöyledir:

''..04.04.2007

tarihinde kolonoskopi sonrası rektum perforasyonu gelişen ve 05.04.2007

tarihinde öldüğü bildirilen 1936 doğumlu ...[A.A.] hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin

incelenmesinde;

1-[H. K.nın] 02.07.2007 tarihli

ifadesinde; 27.03.2007 tarihinde babasının karın ağrısı şikayeti ile hastaneye

yatırıldığını, gastroenteroloji bölümünde Dr.[K.] gözetiminde tedavi gördüğünü,

Dr.[K.] tarafından kendisi ve aile bireylerinin rızası olmadan kolonoskopi

yapıldığını, kolonoskopi sonrası babasının karnının şişmeye başladığını, doktora

söylediğini, doktorun bu durumun normal olduğunu ve geçeceğini söylediğini,

görevini gereği gibi yapmadığını, daha sonra babasının kötüleşmesi üzerine

kolonoskopiden sekiz saat sonra genel cerrahi tarafından acilen ameliyata

alındığını ve babasının öldüğünü,

2- Doç.Dr. [K.Y.nin] yazılı ifadesinde

28/3/2007 tarihinde karın ağrısı, kabızlık, kilo kaybı, şikayeti ile

başvurduüu, ileri tetkik ve tedavi amacıyla yatırıldığı, gastrit dışı mevcut

yakınmasını izah edecek bulgu saptanmadığı, kolonoskop, planlandığı,

premedikasyon sonrası ba[ğır]sak mukozasının rahat olmadığının

saptandığı, kalın ba[ğır]sak temiz olmadığından yeterligörüntülem[e]

sağlanamayacağından işleme son verildiği, kolonoskopi işlemi sırasında

herhangi bir zorlukla karşılaşılmadığı, rahat ve usulüne uygun işlem

uygulandığı, işlem sonrasında hastanın yatağına yatırıldığı, takip ve

tedavisinin yapıldığı, progresif olarak artan karın ağrısı ve batın

distansiyonu geliştiği, perforasyon şüphesi ile tetkiklerinin yapıldığı, acil

cerrahi için kliniğe sevk edildiği, 2000 yılından beri gastrokopi, kolonoskopi

ve karaciğer biyopsisis olmak üzere endoskopik girişim yaptığını bugüne kadar

herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadığını, yüzlerce kez aynı işlemi uyguladığını,

3.

[Fakültenin] endoskopi

kağıdında, splenik fleksuraya girildiği, sonrası kirli olduğundan

ilerlenemediği, rektumda yaygın mavimtrak varisler mevcut olduğu

4. [Ana Bilim Dalının] ...epikirizinde üç aydır karın

ağrısı ve halsizliği olan hastanın anemisi saptanması üzerine ileri tetkik

amaçlı yatırıldığı, batın ve pelvik USG'de.. normal büyüklükte, intrahepatik

safra yolları dilate, pankreas, dalak, her iki böbrek normal boyutta, endoskopi

yapıldığı, antral gastrit saptandığı, kolonoskop, yapıldığı, rektum

perforasyonu gelişen hastanın genel cerrahi kliniğine sevk edildiği,

5. [O]perasyon notunda rektum

perforasyonu, inguinal herni, tanıları ile Pr. Sütur, loop Sigmoidostomi ve

hernipgrafi operasyonu yapıldığı ,

6. [Ana Bilim dalının] ..epikrizinde, hepatoloji

kliniğinde kolonoskopi sonrası karın ağrısı ve şişlik gelişmesi üzerine genel

cerrahi kliniğince konsülte edildiği, GD iyi, şuur açık, koopere, DEF, RES (+),

ADBG'de diafragmatik hava, serbest hava (+) olduğu, parasentezde hava gelmesi

üzerin rektum perforasyonu tanısı ile yoğun bakıma ünitesine yatırıldığı, acil

operasyona alındığı, post-op takiplerinde hipotansif, solunum seslerinde azalma

olduğu, solunum deprasyonu geliştiği, resüsitasyona cevap vermemesi üzerine

5/4/2007 tarihinde ex olarak kabul edildiği,

Sonuç:

4/4/2007 tarihinde kolonoskopi sonrası

rektum perforasyonu gelişen ve 5/4/2007 tarihinde öldüğü bildirilen 1936

doğumlu ..[A.A.]

hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin incelenmesinde;

Kolonoskopi

endikasyonunun uygun olduğu, Kolonoskopi uygulaması sırasında rektumda

perforasyon gelişmesinin bir komplikasyon olduğu, Kolonoskopi sonrasında

kişinin takip edilmesi, sekiz saat sonrası akut batun gelişmesi üzerine yapılan

ameliyatın da tıp kurallarına uygun olduğu oybirliği ile mütalaa olunur. ''

17. Başvurucular anılan rapora şu hususları ileri sürerek

itiraz etmiştir:

- Operasyon sırasında rektumda perforasyon gelişmesinin

bir komplikasyon olduğu belirtilmiş olmasına rağmen bunun sebepleri

açıklanmamıştır. Başvuruculara göre söz konusu sebep doktorların hatalı ve

yanlış uygulamaları iken bu nedenlere dair açıklama yapılmamıştır.

- Operasyon sonrasında hastanın takibinin usulüne uygun

yapılıp yapılmadığı hususlarında izahat yoktur. Hastanın batınında gelişen

şişme ve diğer şikâyetlere zamanında müdahalede bulunulmadığı hâlde geç

müdahalenin etkileri raporda yeterince değerlendirilmemiştir. Başvurucular bu

kapsamda şu soruların raporda hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmadığını ileri

sürmüştür: a) Kolonoskopi sonrası hastada perforasyon gelişme ihtimali dikkate

alınarak gerekli film ve görüntüleme işlemleri yapılsaydı bile aynı sonuç doğar

mıydı? b) Kolonoskopi sonrası yatağına alındıktan sonra hastanın yakınma

şikâyetinin bildirildiği de dikkate alındığında hasta belli periyotlarla

muayene edilseydi yine aynı sonuç doğar mıydı? c) Perforasyon gelişen hastaya

zamanında müdahele edilseydi sonuç farklı olur muydu?

18. Bu gerekçelerle başvurucular yeniden bilirkişi

incelemesi yapılmasını talep etmiş ise de Mahkeme 21/12/2011 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

''...

Olayda davacıların murisi [A.A.nın]

karın ağrısı şikayetiyle yaptığı başvuru sonrası davalı idareye bağlı tıp

fakültesi hastanesinde adı geçene yapılan tıbbi müdahale ve uygulamalarda

herhangi bir kusur bulunup bulunmadığının ortaya konulabilmesi için dosya

üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve dava dosyası

bilirkişi incelemesi için Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumu 1.

İhtisas Kurulu tarafından yapılan inceleme sonucunda mahkememize sunulan

3.8.2011 tarihli raporda özetle; 5.4.2007 tarihinde ölen davacılar

murisinekolonoskopi endikasyonunun uygun yapıldığı, kolonoskopi uygulaması

sırasında rektumda perforasyon gelişmesinin bir komplikasyon olduğu,

kolonoskopi sonrasında kişinin takip edilmesi, sekiz saat sonra akut batın

gelişmesi üzerine yapılan ameliyatında tıp kurallarına aykırılık bulunmadığı

belirtilmiştir.

Bilirkişi raporu taraflara tebliğ

edilmiş olup bilirkişi raporuna davacılar tarafından yapılan itiraz yerinde

görülmemiştir.

Bu durumda; idarenin dava konusu ölüm

olayında hizmet kusurunun bulunmadığı, manevi tazminat ödenmesini gerektiren

şartların oluşmadığı anlaşıldığından davacıların tazmin talebinin kabulüne

olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın REDDİNE...[karar verilmiştir.]''

19. Başvurucular karar aleyhine yaptıkları temyiz

başvurularında, bireysel başvuruda ileri sürdükleri hususlara benzer şekilde

iddialarda bulunmuşlardır. Başvurucular, dilekçelerinde özetle, ATK raporunun

eksik ve yetersiz olduğunu, Mahkemenin bu rapora yapılan itirazları reddedip

eksik ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurduğunu, babalarına yapılan işlem

sonrasında bunun komplikasyon olduğu şeklinde basit bir gerekçeyle izah edilmeye

çalışıldığını, raporda bu komplikasyona neden olan hususların açıklanmadığını,

dava açma sebeplerinin tam olarak da buna ilişkin olduğunu, buna göre bu

komplikasyonun doğmasına engel olacak gerekli ve yeterli önlemlerin

alınmadığını, idarenin ajanlarının kendilerinden beklenen özen ve dikkati

göstermediğini, yakınlarına yapılan işlem için kendilerinden muvafakat

alınmadığını, kolonoskopi sonrasında hastanın yeterince takip edilmediğini,

hastaya en erken müdahalenin sekiz saat sonra yapıldığını ileri sürmüşlerdir.

20. Danıştay Onbeşinci Dairesi 29/9/2016 tarihinde hükmü

onamıştır. Karar düzeltme başvurusu da reddedilen başvurucular, kararın

kendilerine tebliğ edildiği 24/7/2017 tarihinden sonra 22/8/2017 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

21. İlgili hukuk için bkz. Ali Abidin Saruhanoğlu ve

diğerleri, B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§ 39-42 .

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

23. Başvurucular; öncelikle babalarına uygulanan

kolonoskopi öncesinde rızalarının alınmadığı, ayrıca yokluklarında işlemin

uygulandığından yakınmaktadır. Başvurucular, bundan sonraki tıbbi işlemlerin

tıp kurallarına uygun olmadığından, kolonoskopi sonrasında yeterli takibin

zamanında yapılmaması nedeniyle yakınların ölümüne sebebiyet verildiğinden

şikâyet etmektedir. Ayrıca zararların giderilmesi için açtıkları tazminat

davasında, alınan ATK raporu ölüm olayının nedenlerine ilişkin olarak yeterli

açıklama içermemesine rağmen Mahkemece hükme esas alınması, yapmış oldukları

itirazın gerekçesiz olarak reddedilmesi ve gerekli araştırma yapılmadan tam

yargı davasının reddedilmesi nedenleriyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının, davanın yaklaşık on yıl sürmesi nedeniyle de

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

24. Başvurucuların ihlalin tespiti ile tazminat

ödenmesine karar verilmesi talepleri bulunmaktadır.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama,..hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı

haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

26. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, ...

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Şikâyetlerin

Nitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

28. Başvurucuların iddiaları ile bunları ifade ediş

biçimlerinden temel olarak yakınlarına kolonoskopi sırasında uygulanan yanlış

müdahale sonucunda yakınlarının bağırsağında yırtılma meydana gelmesine rağmen

zamanında ve yeterince gerekli tıbbi tedavinin yapılmadığı iddialarının

araştırılmadığından, uyuşmazlığa konu temel sorunlarına dair açıklama içermeyen

ve ölümün basit bir komplikasyon sonucu olduğu gibi değerlendirme içeren

yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak tam yargı davasının reddedildiğinden,

ayrıca yargılamanın uzun sürdüğünden şikâyet ettikleri anlaşılmaktadır. Bu

sebeple başvurucuların tüm iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkının usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu

olayda müteveffa, başvurucuların babasıdır. Bu nedenle başvuruda, başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

31. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğine

ilişkin şikâyetleri devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini dikkate alarak

maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelemektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü, kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin, kasıtlı ve hukuka

aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevini (öldürmeme

yükümlülüğü) içerirken pozitif yükümlülük hem her türlü tehlikeye karşı

bireylerin yaşam hakkını korumayı (yaşamı koruma yükümlülüğü) hem de doğal

olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin

belirlenmesine ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân tanıyan

bir soruşturma yapmayı (etkili soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. Yaşam

hakkının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile yaşamı koruma yükümlülüğünü

kapsamakta iken yaşam hakkının usul boyutu, pozitif yükümlülüğün bir başka

unsuru olan etkili soruşturma yükümlülüğünden ibarettir (benzer değerlendirme

için bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58).

32. Devletin söz konusu pozitif yükümlülük kapsamında

-ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin-

sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli

tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapmak şeklindeki görevinin

(Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35) yanında söz konusu

yükümlülüğün usule ilişkin yönünde devletin olayın niteliğine bağlı olarak

cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebileceği, ölüm

olayının meydana gelmesinden sonra ortaya çıkan ve şüpheli ölüm olayını

aydınlığa kavuşturabilecek etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü

bulunmaktadır. (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Kasten sebebiyet

verilen ölüm olaylarından farklı olarak etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmeyeceğini kabul eden Anayasa Mahkemesine göre, aynı ilkelerin tıbbi

hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında da

uygulanabilecektir. Bununla birlikte bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylarda

yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği

anlamına da gelmemekte ancak ilke olarak tıbbi hatalara ilişkin şikâyetler

konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek

olan hukuk veya idari tazminat davası yolu olduğu bir kez daha

vurgulanmaktadır. (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78; Nail

Artuç, § 38).

33. Yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza

soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve

idari yargıda açılacak tazminat davalarında da makul derecede ivedilik ve özen

şartının yerine getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür

olaylara ilişkin olarak yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya

da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi

gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek

hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer

yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine

engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110 ; Filiz

Aka, § 33).

34. Bununla birlikte derece mahkemelerinin özen

yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir

sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin

Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

35. Tıp alanında, doktorların bu mesleğin icrası

sırasında gerek özel hukuktan gerekse de kamu hukukundan kaynaklanan birçok

ödev, yükümlülük ve sorumluluğunun bulunduğu muhakkaktır. Bu kapsamda, bazı

diğer meslek gruplarında olduğu gibi, devletin vermiş olduğu ruhsatla

görevlerini ifa eden doktorların en önemli sorumluluklarından birisi de özen

yükümlülüğüdür. Bu anlamda doktorların, hasta olduğu iddia ve beyanıyla ilgili

özel ve kamu sağlık kuruluşlarına başvuran kişilere karşı tıbbi müdahaleler

öncesinde hastalığın hikayesinin alınması, muayene edilerek hastalığının

teşhisinin yapılmaya çalışılması, bir hastalığın bulunduğu kanaatine veya

verilere ulaşılması hâlinde ise tıbbi tekniklerle muayene edilmesi gibi ödev ve

yükümlülükleri bulunmaktadır. Bunun yanında, aynı şekilde, bu süreç sonrasında

ameliyat ve benzeri faaliyetlerin icra edilmesi hâlinde ise yapılan bu tıbbi

müdahaleler sonrası oluşan veya oluşabilecek karmaşık ve/veya olumsuz

durumların takibi ve yönetiminden de doktorların sorumluluğunun bulunduğu

kuşkusuzdur.

36. Yapılan tıbbi müdahaleler sırasında sonuçları tıbbi

kuralve ilkelere göre öngörülemeyen ve arzu edilmeyen bu tür olumsuz ve/veya

karmaşık durumların ortaya çıkmasından bağımsız olarak, doktorların aynı

zamanda, özen yükümlülüğünün bir parçası olarak bu mahiyetteki yaşanması

muhtemel olan karmaşık ve/veya olumsuz durumlara karşı önleyici tedbirlerin

alınması ve bu tedbirler ile zamanında müdahalede bulunulması ödevleri de

bulunmaktadır. Bu kapsamda, tıbbi müdahalelerin icrası sırasında bu tür

olumsuz, arzu edilmeyen ve karmaşık sonuçların meydana gelmemesi için ya da bu

nitelikteki sonuçların ortaya çıkması hâlinde ise zararın bir bütün olarak

ortadan kaldırılması veya sınırlanması veya azaltılması için tedbirlerin

alınması bu sorumluluğun bir parçasının kabul etmek gerekir.

37. Bu açıklamalar sonrasında, somut başvuruda olduğu

gibi, Anayasa Mahkemesinin bu ve benzer iddiaların yer aldığı ve tıp hukuku

alanına giren hususlarda görevi, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği

seviyede derinlik ve özenle Mahkeme tarafından incelenip incelenmediğini

belirlemektir. Bu incelemenin yapılmasında ise Anayasa Mahkemesinin tam yargı

davasının sonucunun ne olması gerektiğine dair bir tespit içermediğini

özellikle ve önemle vurgulamak gerekir.

38. Başvurunun incelenmesi neticesinde Mahkeme öncelikle

kusur bulunup bulunmadığı hususunda ATK'dan rapor alınmasına karar vermiştir

(bkz. § 16). ATK raporunda ise başvurucuların baştan beri hastaya geç müdahale

edildiği ve yapılan bu müdahalenin tıp kurallarına uygun olmadığı iddiasına

ilişkin olarak bir değerlendirmenin ise yapılmadığı tespit edilmiştir. Genel cerrahi

uzmanının ilk gözlem notunda belirttiği üzere, söz konusu yırtılmaya bağlı

olarak A.A.nın durumunun kötüleştiğinin ancak sekiz saat sonra anlaşıldığı,

buna göre söz konusu yırtılmanın da ancak bu müdahale sonrası ortaya çıktığı

anlaşılmasına rağmen yapılan bu işlemin sonuçları üzerine, yukarıda yapılan

tespitlerde belirtildiği şekilde (§§ 35-37), ATK raporunda veya Mahkeme

kararında bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmüştür.

39. Başvurucuların bahse konu iddialarının tam yargı

davasındaki uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir unsur teşkil etmediğini

söylemek mümkün değildir. Bu açıdan A.A.nın durumunun kötüleşmeye başlamasından

ancak sekiz saat sonra bağırsakta yırtık olduğunun anlaşıldığı ve ameliyata

acil olarak alındığı fakat yoğun bakımda ameliyattan bir gün sonra öldüğü

gözetildiğinde, müdahale sonrasında ortaya çıkan olumsuz ve karmaşık sonuçlarla

ilgili olarak hastanın takip edilmesi, muhtemel risklerin öngörülebilirliği ve

mümkünse ortadan kaldırılabilirliği veya azaltılmasına ilişkin başvurucuların

söz konusu iddialarının Mahkeme tarafından araştırılmasından sonra ayrı ve açık

bir yanıt verilmek suretiyle etkili bir şekilde karşılanması gerektiği hâlde

söz konusu esaslı iddialar Mahkeme tarafında tartışılıp gerekçeli kararda

etkili bir şekilde karşılanmamıştır.

40. Başvurucuların yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle

haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarına bakıldığında 5/4/20007

tarihinde meydana gelen ölüm üzerine 14/1/2008 tarihinde Rektörlüğe yapılan

başvuru ve 5/3/2008 tarihinde açılan dava ile başlayan yargısal süreç ancak

13/6/2017 tarihinde karar düzeltme talebinin reddi kararı ile sona ermiştir.

41. Başvuruya konu olayda davalı sadece Rektörlük olup

dava dilekçesinde ileri sürülen iddialara göre davanın aşırı bir karmaşıklık

içermemesi ve baştan itibaren ileri sürülen iddiaların bütünlük arz ettiğinin

değerlendirilmesi karşısında 9 yıl 3 ay süren davanın süresinin makul olmadığı

kanaatine varılmıştır. Bu makul olmayan gecikme nedeniyle yetkili mercilerin

hukuk sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşama hakkı ihlallerinin önlenmesinde

oynaması gereken rolün zayıflatılmaması için Anayasa'nın 17. maddesi ile

öngörülen dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirdikleri

söylenemeyecektir.

42. Tüm bu değerlendirmeler sonrasında ortaya çıkan

durumun hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ilkesiyle açıkça

bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

4. 6216 sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

45. Başvurucular, ihlalin tespiti ve toplam 100.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018)kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

47. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

48. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kendisine böyle bir karar

ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

49. Mevcut başvuruda ölüm olayı hakkında açılan tam yargı

davasında başvurucuların esasa etkili itirazları bilirkişi raporunda ve mahkeme

kararında karşılanmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın

17. maddesi kapsamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Buna göre ihlalin adli makamlarının işlem ve eylemlerinden

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

50. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

51. Bunun yanında başvuruda makul sürede yargılama

yapılamadığının ve bu durumun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkının usul boyutunun ayrıca ihlaline sebebiyet vermesi nedeniyle

başvuruculara müştereken net 40.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

52. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Tespit edilen ihlal ile iddia edilen

maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından başvurucuların maddi tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

53. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2008/920) GÖNDERİLMESİNE,

D. 40.000 TL manevi tazminatın başvuruculara MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

E. 257,50 harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Hasan SARAÇ Başvurucular : 1. Edip ARAN : 2. Hakkı ARAN Başvurucular Vekili : Av. Resul AYDIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/34450, 16 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. A.A.nın
  10. B. Tam Yargı
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucuların İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. VI. Hüküm
  17. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  19. D. 40.000 TL manevi tazminatın başvuruculara MÜŞTEREKEN
  20. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/34450
Tarih
16 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Nurettin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2019/24969)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Murat Hoşcan Başvurusu (B. No: 2019/18183)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Burhan Ekinci ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/31927)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Mete Salih Aker Başvurusu (B. No: 2018/25953)
  • Cihan Alpyürük Başvurusu (B. No: 2017/37528)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Mehmet Günay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/30109)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.