İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/845)

1. Başvurucu, Emniyet Müdürlüğü

Başvuru No2013/845Tarih20 Kasım 2014Okuma24 dk · 4.755 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/845
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.755 kelime·24 dk okuma·18 bölüm

R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Emniyet Müdürlüğü

tarafından 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafikten men edilen

yakalamalı ve hacizli araçları, işlettiği otoparkta uzun yıllar muhafaza ettiği

ve kendisine ödeme yapılmadığı gerekçesiyle açtığı alacak davasında mahkemenin verdiği ret kararı nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet

hakları ile zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin

tespitiyle kendisine maddi ve manevi tazminat ödenmesi taleplerinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 29/1/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 31/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

25/4/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 24/6/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, işlettiği

otoparkta trafikten men edilen, yakalamalı ve hacizli araçlar ile kaza sonrası

araçların muhafazası için Samsun Emniyet Müdürlüğü ile 1997 yılında şifahi

olarak anlaşmıştır.

8. Başvurucu muhafaza ettiği

yaklaşık 400 araç için kendisine yıllar boyunca ödeme yapılmaması üzerine

2/7/2008 tarihinde Ankara Asliye 6. Ticaret Mahkemesinde İçişleri Bakanlığı

aleyhine alacak dava açmıştır.

9. Mahkemece bilirkişi raporu

istenmiş ve 8/6/2010 tarihli raporla 1997 yılından dava tarihine kadar muhafaza

edilen araçların otopark ücreti, motosikletler için ilk 15 gün 1 TL, sonraki

günler 0,5 TL, diğer araçlar için ilk 15 gün 15 TL, sonraki günler 2 TL

üzerinden toplam 534.196 TL olarak tespit edilmiştir. Bilirkişi incelemesinden

araçların bir kısmının kazalı-hasarlı ve bir kısmının yakalamalı hacizli

olduğu, bazılarının ise hurdaya çıkarıldığı anlaşılmıştır. Başvurucu bilirkişi

raporu sonrasında talebini 534.196 TL’ye ıslah etmiştir.

10. Mahkeme 16/11/2011 tarih,

E.2006/1983, K.2008/1780 sayılı kararıyla taraflar arasında yazılı bir sözleşme

olmadığını, ancak davalının el koyduğu araçları uzun yıllardan beri

başvurucunun muhafaza ettiği ve bir ödeme yapılmadığı hususunda tartışma

bulunmadığını, taraflar arsındaki akdin vedia akdi mahiyetinde olduğunu, 6762

sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun 22. maddesi gereği ücret koşulmamışsa veya

durumun özellikleri ücret alınmasını gerektirmiyorsa ücret istenemeyeceğini,

rapor ekinde sunulan araç trafik men tutanaklarında aracın yasal işlemler

sonlanıncaya kadar muhafaza edileceğinin belirtildiğini, davalı idarenin

mevzuatına göre başvurucunun alacağının aracın gerçek sahibine iadesinden veya

satışından sonra muaccel hale geldiğini, ekli haciz tutanaklarından da ücretin

araç üzerinden tahsil edildiğinin anlaşıldığını, tevdi edilen araçlar nedeniyle

başvurucunun iş hacmi arttığından böyle menfaat elde ettiğini belirtilerek

durumun özellikleri ücret alınmasını gerektirmediğinden davanın reddine karar

vermiştir.

11. Kararın temyizi üzerine

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 16/5/2012 tarihli, E.2011/10853, K.2012/12564 sayılı

kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

12. Başvurucunun karar düzeltme

talebi de aynı dairenin 15/11/2012 tarih ve E.2012/20282, K.2012/25628 sayılı

kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir.

13. Kesinleşen karar başvurucuya

7/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 29/1/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 29/06/1956 tarih ve 6762

sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli

bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır.”

15. 6762 sayılı mülga Kanun’un “Ücret isteme hakkı” başlıklı 22. maddesi

şöyledir:

“Tacir olan veya olmıyan bir

kimseye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir,

münasip bir ücret istiyebilir. Bundan başka, verdiği

avanslar veya yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize de hak

kazanır.”

16. 22/4/1926 tarih ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun “Vedia”

başlıklı 19. Babında yer alan 463. maddesi şöyledir:

“İda, bir akittir ki onunla müstevdi, müdi tarafından verilen

şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.

Ücret şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin

ücrete intizarını icabetmedikçe müstevdi

ücret istiyemez”.

17. 818 sayılı Kanun’un “Müdiin borçları” başlıklı 464. maddesi şöyledir:

“Müdi müstevdie

akdin icrasiyle zaruri irtibatı olan bütün masrafları

tediye etmekle mükelleftir.

Mudi, ida sebebiyle husule gelen zararın kendi kusuru olmaksızın

vukua geldiğini ispat etmedikçe, tazmin ile mükelleftir.”

18. 818 sayılı Kanun’un “Müstevdiin borçları” başlıklı 465. maddesi şöyledir:

“Müstevdi, müdiden

mezuniyet almadıkça vediayı kullanamaz.

Buna muhalif hareket ederse müdi'a

muhik bir tazminat vermeğe mecbur olur ve kazara husule gelen zararlardan dahi

mesuldür. Meğerki kullanmamış olsa dahi bu zararların vukua geleceğini ispat

ede.”

19. 818 sayılı Kanun’un “Ardiye sahibinin hakları” başlıklı 476.

maddesi şöyledir:

“Ardiye sahibi mukarrer veya mutat olan ardiye ücretini ve

muhafazanın sebebiyet vermediği bütün masraflarını (nakliye, gümrük, kayıt)

talep edebilir bu masraflar derhal tediye olunmak lazımdır.

Ardiye ücreti ise her üç ayda bir kere ve her halde eşyanın

tamamen veya kısmen istirdadında tediye olunur.

Eşya, yedinde bulunduğu veya eşyayı temsil eden her hangi bir senet vasıtasiyle

onda tasarruf etmek kudretini haiz olduğu müddetçe ardiye sahibinin, alacakları

mukabilinde ve eşya üzerinde hapis hakkı vardır.”

20. 818 sayılı Kanun’un “Hapis hakkı” başlıklı 482. maddesi

şöyledir:

“Otelci, Hancı ve umumi ahırlar ve garajlar idaresi

sahipleri nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya

garajlarına konulan eşya üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit

alacaklarını temin için, hapis hakkına maliktirler.”

21. 2918 sayılı Kanun’a 21/4/2005

tarih ve 5335 sayılı Kanunla eklenen ek 14. madde şöyledir:

“Buluntu olması nedeniyle veya bu Kanun hükümleri gereğince

trafikten men edilerek alıkonulan, ancak sahipleri tarafından altı ay içinde

teslim alınmayan veya aranmayan araçlar Hazinece satılarak, bedelleri emanet

hesabına alınır. Bu araçların maliklerinden adresi bilinenlere, satışından önce

tebligat yapılır.

Satıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde müracaat halinde

emanet hesabındaki bedeller, işlemler sırasında yapılan masraflar düşüldükten

sonra ilgililerine iade edilir. Beş yıl içinde herhangi bir müracaatın olmaması

halinde söz konusu bedeller Hazineye irat kaydedilir.”

22. 18.07.1997 tarih ve 23053

sayılı Mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan

Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin “Araçların

çekilmesi, kurtarılması ve götürülmesi ile çekilen, trafikten men edilen ve

muhafaza altına alınan araçların bırakılacağı otoparkların belirlenmesi ve bu işlemlere

dair masrafların tespiti” başlıklı 21/03/2012 tarih, 28240 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle değişik 122.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

Çekilen, trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan

veya bulunduğu yerden kaldırılan araçlar, Büyükşehirlerde Ulaşım Koordinasyon

Merkezlerince, diğer il ve ilçelerde ise il ve ilçe trafik komisyonları

tarafından yetkilendirilmiş bir park yerine, yetkilendirilmiş park yeri

bulunmaması halinde ise varsa trafik kuruluşlarının yoksa mülki idare

amirliklerince belirlenecek diğer kamu kurum veya kuruluşlarına ait park

yerlerine çekilir.

Kamu kurum veya kuruluşlarına ait araç park yerlerinde

alınması gereken tedbirler, park yerinin ait olduğu kurum veya kuruluş ile

koordine kurulmak suretiyle aracın çekilmesine veya muhafazasına karar veren

kuruluşça alınır.

Araçların çekilmesi, kurtarılması, götürülmesi ve muhafazası

işlemlerinin gerçek veya tüzel kişilerce yapılması hususunda ulaşım

koordinasyon merkezlerince ve trafik komisyonlarınca yetki verilebilmesi için

aşağıdaki şartlar aranır:

a) Otoparkın etrafının duvar veya tel örgü gibi fiziki

engellerle çevrili olması,

b) Otoparkın geceleri yeterince aydınlatılması,

c) Giriş ve çıkışları ile içerisi ve etrafının 24 saat

süreyle kamera sistemiyle izlenmesi ve kayıtların belirlenecek sürelerde

saklanması,

ç) Yeterli yangın söndürme tüpü veya sistemi

bulundurulması,

d) Sabit telefon hattının olması,

e) İş ve işlemlerin yürütülebileceği yeterli büyüklükte

kapalı alanın bulunması,

f) Otopark ve müştemilatının yangın, sel, deprem ve benzeri

afetlere karşı sigortalı olması,

g) Otoparkta güvenliği sağlamak amacıyla 24 saat süreyle

bekçi veya görevli bulundurulması,

…

Ulaşım koordinasyon merkezlerince ve trafik komisyonlarınca

il veya ilçenin özelliğine göre yukarıda belirtilen şartlara ek olarak başkaca

şartlarda belirlenebilir. Ayrıca, belirlenen otoparklara hangi bölgelerden

çekilen, trafikten men edilen veya muhafaza altına alınması gereken araçların

götürüleceği belirlenir ve o bölgedeki fiyat uygulamaları da dikkate alınarak

çekme, kurtarma ve götürme ücreti ile otopark ücretleri tespit edilerek karara

bağlanır.

…”

23. Karayolları Trafik

Yönetmeliği’nin “Araçların trafikten men

edilmesi veya muhafaza altına alınması ile sürücülerin araç sürmekten men

edilmesi” başlıklı 125. maddesinin 19/02/2014 tarih ve 28918 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle değişik 125.

maddesinin ilgili kısımlar şöyledir:

“2918 sayılı Kanun ve bu Yönetmelik hükümlerine aykırılığından

dolayı trafikten men edilen veya muhafaza altına alınması gereken araçlar ile

araç sürmekten men edilecek sürücülerle ilgili olarak aşağıda belirtilen usul

ve esaslar uygulanır:

a) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınması

gereken araçlar korunamayacak yerlere bırakılamaz.

b) Trafikten men edilecek veya muhafaza altına alınacak

aracın yerleşim yeri dışında bulunması halinde, aracın en yakın yerleşim

birimine götürülmesi sağlanarak men veya muhafaza işlemi burada

gerçekleştirilir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar

trafikten men edilecekleri yere kadar çekici/kurtarıcı marifetiyle, bunun

mümkün olmaması halinde karayolunda sürülerek götürülebilir. Karayolunda

sürülmeye elverişli olmayan araçların trafikten men edilecekleri veya muhafaza

altına alınacakları yere götürülmesi çekici/kurtarıcı araçları marifetiyle

yapılır. Bu işlemlere dair masraflar araç sahibi, işleteni veya sürücüsü

tarafından karşılanır.

c) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlar

bu hususta bir tutanak düzenlenmek suretiyle yetkilendirilmiş otoparka teslim

edilir.

…

e) 2918 sayılı Kanun ve bu Yönetmelikte belirtilen ihlalleri

dolayısıyla trafikten men edilen, ancak bu madde kapsamında geçici olarak

trafiğe çıkış izni verilebilmesi için gerekli şartları taşıyan araçlar ile

eksiklikleri denetim noktasında giderilen araçlar, trafikten men tutanağına

gerekli şerh düşülerek otoparka götürülmeksizin denetim mahallinde sahibine,

işletenine veya sürücüsüne teslim edilir.

f) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlar

hakkında yapılacak iş ve işlemler aşağıda belirtildiği şekilde

gerçekleştirilir:

1) 2918 sayılı Kanunun 20 ve 25 inci maddelerine istinaden

trafikten men edilen araçların, tescili yaptırılmadan veya geçici trafik

belgesi ve geçici tescil plakası alınmadan trafiğe çıkışına izin verilmez.

2) 2918 sayılı Kanunun 23 üncü

maddesi gereğince araç tescil belgesi ve/veya motorlu araç trafik belgesi araç

üzerinde bulunmayan ve tescil kayıtlarından gerekli bilgileri tespit edilemeyen

araçlar ile tescil plakası üzerinde ve uygun durumda bulunmayan araçlar

eksiklikleri giderilinceye kadar trafikten men edilir.

…

ğ) İlgili diğer kanunlar kapsamında trafikten

men edilen ya da tescil kayıtlarındaki şerhler veya kısıtlamalar nedeniyle

yakalanan araçlar, trafikten men veya yakalama işlemini talep eden kurum veya

kuruluş tarafından belirlenen yerlere, herhangi bir yer belirlenmemiş ise

yediemin otoparklara, bunların da bulunmaması halinde ise 122 nci maddede belirtilen park yerlerinde ilgililer tarafından

teslim alınıncaya kadar muhafaza altına alınır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 20/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/1/2013 tarih ve 2013/845

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, işlettiği

otoparkta 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafikten men edilen

yakalamalı ve hacizli araçların muhafazası için Emniyet Müdürlüğü ile yaptığı

anlaşma gereği uzun yıllar yüzlerce aracı muhafaza ettiği halde kendisine ödeme

yapılmaması üzerine açtığı davanın meşru beklentisinin bulunmasına rağmen

alacağın doğmadığı gerekçesiyle reddedilmesiyle devletin ne zaman isterse o

zaman ödeme yapacağı mantığının kabul edildiğini, araçların halen otoparkında

durmaya devam ettiğini, bu araçları muhafaza için kendisinin belli maliyetlere

katlanması gerektiğini, Mahkemenin aldığı bilirkişi raporunda alacak tespit

edildiği halde ek bilirkişi raporu alınmaksızın raporun aksine karar

verildiğini, kararın açıkça hatalı olduğunu, aynı konulu başka bir şahsın

davasında alacağın kabul edildiğini, onama kararının öz olarak gerekçeden yoksun

olduğunu belirterek, bu nedenlerle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile

zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş, bilirkişi raporuyla

tespit edilen 534.196,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın yasal

faiziyle birlikte davalıdan alınarak kendisine ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini düşünen,

medeni haklara sahip gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru açısından dava ehliyeti tanınmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 46.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise bireysel başvurunun ancak ihlale yol

açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir

hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceği düzenlenmiştir.

27. Başvurucu Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., bir özel

hukuk tüzelkişisidir. Başvuru, başvurucu şirketi temsile yetkili müdürü M. Ömür TEKİN adına

başvurucunun vekili tarafından yapılmıştır. Başvuru konusunun başvurucu şirkete vedia sözleşmesi gereği ödenmesi

gereken alacağın tahsili amacıyla açılan davada verilen karara ilişkin

şikâyetler olduğu anlaşıldığından, başvurucu özel hukuk tüzel kişisinin güncel

ve kişisel bir hakkını doğrudan ilgilendiren başvurunun Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruda kişi yönünden yetkisi kapsamında olduğu görülmüştür.

28. Başvurucu, Samsun Emniyet

Müdürlüğü ile şifahi olarak yaptığı vedia sözleşmesi gereği alması gereken

alacağı tahsil için açtığı davada, Mahkemenin alacağın muaccel hale gelmemesi

nedeniyle davayı reddetmesinin adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile zorla

çalıştırma yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut

dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder

29. Başvurucunun şikâyetlerinin

özü, Samsun Emniyet Müdürlüğü’nden alacağını Mahkemenin mevcut hukuk

kuralındaki yorumu nedeniyle dava yoluyla elde edememesine ve Yargıtay onama

kararının gerekçesiz olduğuna ilişkin olup bu şikâyetler mülkiyet, yargılamanın

sonucunun adil olmadığı iddiası ve gerekçeli karar hakkı kapsamında

değerlendirilecektir.

1. Mülkiyet Hakkına Yönelik Şikâyet

30. Başvurucu, Samsun Emniyet

Müdürlüğü ile şifahi olarak yaptığı vedia sözleşmesi gereği 1997 yılında beri

muhafaza ettiği araçlar nedeniyle alması gereken alacağı tahsil için açtığı

davada verilen ret kararı nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Bu durumda öncelikle başvurucunun başvuruya konu davada Anayasa ve

AİHS’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya

değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.

31. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

32. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

33. Sözleşme'ye Ek (1) No.lu Protokol'ün

"Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

34. Anayasa'nın 35. maddesinde

herkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına

aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine

göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

35. Alacak hakkı mülkiyet hakkı

kapsamında kişilerin temel haklarındandır (E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

Anayasa ve AİHS'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal,

mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün, mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle

korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli

durumlarda, bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacak"

iddiasını elde etmeye yönelik "meşru

bir beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma

alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Bkz., B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36-37).

36. Meşru beklenti, makul bir

şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren

yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip

nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece

ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı

meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Bu konudaki AİHM kararları için

bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §

52; Saghinadze/Gürcistan,

B. No: 18768/05, § 103, 27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002,

§§ 44-45).

37. Dolayısıyla Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet

hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının

tanınmasına bağlı olup, bu tanıma mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile

yapılmaktadır.

38. Başvuruya konu somut davada

başvurucu, Samsun Emniyet Müdürlüğü ile şifahi olarak yaptığı vedia

sözleşmesine dayalı alacaklarını Mahkemeden talep etmiştir. Mahkemenin

gerekçesinden ve tarafların beyanından şifahi olarak akdedilen sözleşme ve

muhafaza ettiği araçlar için başvurucuya bir ödeme yapılmadığı konusunda

tartışma bulunmamaktadır. Tarafların üzerinde anlaşamadıkları husus,

başvurucunun muhafaza ettiği araçlar için ücret talep edip edemeyeceği ve alacağın

talep edilebilir (muaccel) hale gelip gelmediği sorunudur. Bu durumda açıklığa

kavuşturulması gereken husus talep edilebilir bir alacağa bağlı olarak

başvurucunun Anayasa ve AİHS'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin, bir diğer ifadeyle mülkiyet hakkı

kapsamında meşru beklentisinin bulunup bulunmadığıdır.

39. Mahkeme, tarafların yaptığı

anlaşmayı vedia sözleşmesi olarak nitelemiş ve şifahi olarak yapılan sözleşmede

ücret şart edilmediğini iki tarafın da kabul ettiğini ifade etmiştir.

Başvurucunun bu hususta bir itirazı bulunmamaktadır. 818 sayılı mülga Kanun’un

463. maddesine göre vedia akdinde ücret şart edilmedikçe veya ücret alınması

gerekmedikçe ücret istenememektedir. Ücretin istenebilir duruma gelmesi

konusunda ise Kanun’da bir açıklık bulunmamaktadır. 2918 sayılı Kanun’da da

trafikten men edilen ve otoparka çektirilen araçlara ait otopark ücretinin kim

tarafından ve ne zaman ödenmesi gerektiği hususunda bir açıklık

bulunmamaktadır. 18/7/1997 tarihli Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 125.

maddesinde trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlarla ilgili

masrafların araç sahibi, işleteni veya sürücüsü tarafından karşılanacağına dair

hüküm bulunmakta, ancak sahipleri tarafından sorulmayan araçların ücreti

konusunda yine bir açıklık bulunmamaktadır.

40. Emniyet Müdürlükleri

bulundukları illerde resmi veya özel otoparklar ile anlaşmakta ve 2918 sayılı

Kanun gereği vergi ve/veya trafik sigortası ödenmemiş, muayenesi veya tescil

işlemleri yapılmamış ya da sahibi tespit edilemeyen araçlar ile borç-alacak

ilişkisi nedeniyle 17/07/2003 tarih ve 4949 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na göre

icra dairelerince haczine karar verilen ve bu amaçla kolluk tarafından

yakalanan araçlar, işlemleri tamamlanıncaya kadar, bahsedilen otoparklara yeddi

emin sıfatıyla teslim edilmektedir. Uygulamada araç sahipleri 2918 sayılı Kanun

gereği eksiklikleri tamamlayıp, icra kanalıyla çektirilen araç sahipleri ise

borçlarını ödeyerek ya da araç icraen satılıp borç

tahsil edildikten sonra otopark ücreti de ödenmektedir. Ancak özellikle 2918

sayılı Kanun gereği otoparka çekilen araçların Kanun’a aykırı (vergi ve/veya

trafik sigortası ödenmemesi, ruhsat ve/veya araç muayenesinden kaynaklanan

sorunlar) durum ve eksiklikleri sahipleri tarafından giderilmedikçe araçlar

otoparktan alınamamakta ve otopark ücretleri de ödenmeyerek sorun olarak

kalmaktadır.

41. 2918 sayılı Kanun’a 21/4/2005

tarihinde eklenen ek 14. madde ile sahipleri tarafından altı ay içinde teslim

alınmayan veya aranmayan araçların Hazinece satılarak, bedellerinin emanet

hesabına alınması ve beş yıl içinde müracaat halinde emanet hesabındaki

bedellerin, işlemler sırasında yapılan masraflar düşüldükten sonra ilgililerine

iade edilmesi, bir müracaatın olmaması halinde ise söz konusu bedellerin

Hazineye irat kaydedilmesine dair hüküm getirilmiştir. Ancak somut başvuruya

konu davada 1997 yılından beri muhafaza edilen taşıtlar için bahsedilen

Kanun’un yürürlüğe girdiği 2005 yılından sonra bu hüküm uygulanmamış veya

araçların teslimi ile hükmün yürürlüğe girmesi arasında geçen zamanda araçlar

değer kaybederek satılabilir durumlarını kaybetmiş olduğundan bu hüküm

uygulanamamış ve sonuç olarak sahipleri tarafından sorulmayan 400 civarında

araç başvurucu şirkete ait otoparkta yıllarca muhafaza edilmeye devam

edilmiştir.

42. Başvurucu, sözleşmenin

yapıldığı 1997 yılından bugüne kadar karşılıklı irade ile kurulan sözleşmeyi

tek taraflı feshederek ve katlandığını iddia ettiği zararlarını talep ederek

dava açtığına ya da 2918 sayılı Kanunu’na 21/4/2005 tarihinde eklenen ek 14.

maddeye dayanarak sahipleri tarafından sorulmayan araçların satışı için idareye

başvurduğuna veya bu konuda dava açtığına dair bilgi ve belge sunmamıştır.

43. Başvuruya konu dava başvurucunun

alacak talebine ilişkin olup, Mahkeme bu konuyla sınırlı bir inceleme yaparak

karar vermiştir. Somut başvuruya konu davada idare, ücretin doğmadığını, doğsa

da bu ücretin araç sahipleri tarafından aracın otoparktan teslim alındığı

zamanda ödenmesi gerektiğini, başvurucu ise araçların idarece otoparka

çekildiğini, araçların araç sahiplerinin iradeleriyle otoparka getirilmediğini

ve yediemin sıfatıyla kendilerine teslim edildiğini belirterek idarenin ödeme

yapması gerektiğini ileri sürmüştür.

44. Yargıtay içtihatlarında da

818 sayılı mülga Kanun'un 463. (11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı yeni Türk

Borçlar Kanunu'nun 561.) maddesi hükmü gereğince, açıkça öngörüldüğü veya durum

ve koşullar gerektirdiği takdirde vedia alanın (saklayanın) ücret isteyebileceği

kabul edilmekte ve saklayanın tevdi edilen eşya ile iştigal eden tacir olmasına

ve halin icabı gereği ücret isteyip isteyemeyeceğine karar verilmektedir

(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E.2011/12534, K.2011/15287).

45. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin

E.2011/3632, K.2012/12701 sayılı kararında ise

“…sözleşmeden doğan alacaklarda zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten

başlayacağı tartışmasızdır. BK.nun 74.maddesi

gereğince, borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile

alacak muaccel olur. Yine BK.nun 128.maddesi

gereğince de zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Ne var ki,

vadeye tabi olmayan iade borçlarında (vedia, vekalet gibi) borcun ne zaman

doğacağı ihtilaflıdır. Bu konuda gerek yargı, gerekse

doktrinde görüş birliği yoktur. Bir görüşe göre gerek vedia ve gerekse

vekalette zamanaşımı tevdi tarihinden başlar. Bir diğer görüşe göre ise,

vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlamalıdır. (Turgut Uygur Açıklamalı

İçtihatlı Borçlar Kanunu 4.cilt Sh.4157)” denilmektedir.

46. Bu durumda başvurucunun da

kabulünde olan vedia sözleşmesi nedeniyle Kanun’a ve Yargıtay içtihatlarına

göre ücret açıkça öngörüldüğü veya halin icabı ücreti gerektirdiği durumlarda

ücret istenebildiği, ücretin hangi durumda ve ne zaman muaccel (talep

edilebilir) hale geldiği konusunun ise tartışmalı olduğu anlaşılmaktadır.

47. Mülkiyet hakkının varlığının

tespiti yerel mahkemelere bırakılmış olup, kanunlara göre hakkın kesin bir

nitelik taşıdığını ve söz konusu haktan yararlanma yetkisine sahip olunduğunu

ortaya koyma yükü başvurucular üzerindedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz., AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998; Dağalaş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51326/99,

29/9/2005; Sarıaslan ve Diğerleri/Türkiye, B. No:32554/96,

23/3/1999). Bu çerçevede AİHM, yerel mahkeme tarafından reddedilen alacak

iddiasının mülk olmadığına karar vermiştir (bkz., AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998).

48. Somut başvuruya konu davada

Mahkeme, başvurucunun yaptığı şifahi sözleşme nedeniyle bir tacir olarak ücret

isteme hakkının bulunduğunu, ancak ücretin şart edilmediğini ve bu durumun

başvurucunun da kabulünde olduğunu, davanın koşullarının ise ücreti

gerektirmediğini, zira sahipleri tarafından aranmayan araçlar dışında otoparkın

işlem hacminin arttığını ve başvurucunun bundan menfaat elde ettiğini

belirterek davayı reddetmiş ve alacağın doğmadığına karar vermiştir.

49. Bu durumda ilgili Kanun

hükümleri ve Yargıtay içtihatlarına göre somut başvuru konusu olayda mülkiyet

hakkı kapsamında alacak hakkına bağlı meşru beklentinin mevcut olmadığı, somut

başvuruya konu davada da başvurucunun bu iddiasını Mahkeme önünde

kanıtlayamadığı ve Mahkemenin başvurucunun alacak iddiasını reddettiği

görülmektedir.

50. Sonuç olarak, başvuru konusu

olayda mülkiyet hakkına konu olabilecek bir "ekonomik değeri" veya en azından bu şekildeki bir

değeri elde etme yönünde "meşru

beklentisi" bulunmayan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giren korunmaya değer bir

menfaati bulunmadığı anlaşılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun “konu bakımından yetkisizlik”

nedeni ile kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

52. Başvurucu, 2918 sayılı

Kanunu’na göre trafikten men edilen yakalamalı araçların muhafazası için

yaptığı anlaşma gereği uzun yıllar yüzlerce aracı muhafaza ettiği halde

kendisine ödeme yapılmaması üzerine açtığı davanın meşru beklentisinin

bulunmasına rağmen alacağın doğmadığı gerekçesiyle reddedilmesiyle hakkaniyete

uygun karar verilmediğini, devletin ne zaman isterse o zaman ödeme yapacağı

mantığının kabul edildiğini, araçların halen otoparkında durmaya devam

ettiğini, bu araçları muhafaza için kendisinin belli maliyetlere katlanması

gerektiğini, mahkemenin aldığı bilirkişi raporunda alacak tespit edildiği halde

ek bilirkişi raporu alınmaksızın raporun aksine karar verildiğini, başka bir

şahsın aynı konulu davasında alacağın kabul edildiğini ve sonuç olarak adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

53. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

54. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

55. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

56. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

57. Öte yandan benzer konularda

aynı derecedeki yargı mercileri arasındaki içtihat farklılıkları tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi, derece

mahkemeleri veya temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak, tarafların

talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil

yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2012/1056,

16/4/2013, § 36).

58. Somut başvuruya konu dava

başvurucunun alacak talebine ilişkindir ve Mahkeme bu konuyla sınırlı bir

inceleme yaparak karar vermiştir. Mahkeme, gerekli incelemeyi yapmış, bilirkişi

raporu almış, başvurucuya kendi iddialarını öne sürme ve karşı iddialara cevap

verme imkânı tanımış ve başvurucunun yaptığı şifahi sözleşmeyi 818 sayılı mülga

Kanun’da geçen vedia akdi olarak tanımlayarak vedia akdine göre ücretin her

zaman şart olmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ücret gerekip

gerekmediğini davanın koşullarına göre tespit edeceğini, (bkz. § 44-45) somut

davada sahipleri tarafından teslim alınan veya icra kanalıyla satılan araçlar

sayesinde başvurucunun işlem hacminin arttığını ve bundan menfaat elde ettiğini

belirterek ücret gerektirmediğine, dolayısıyla alacağın doğmadığına karar

vererek (§ 10) davayı reddetmiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ise kararda

geçen gerekçeyi benimseyerek temyiz talebini reddetmiştir.

59. Başvurucu mahkemenin

sözleşmeyi vedia akdi olarak tanımlamasına karşı bir görüş bildirmemekte ve

verilen ret kararı nedeniyle adil yargılanma hakkının hangi alt unsurunun ihlal

edildiğini de açıklamamaktadır. Başvurucunun şikâyetlerinin özü Mahkemenin,

kanunları yorumunda ve olayları değerlendirmesinde hatalı olduğu ve verdiği

kararın sonucu itibariyle adil olmadığı yönündedir.

60. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

61. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya açıkça

keyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

62. Başvurucu somut başvuruya

konu alacak davasına ilişkin Yargıtay kararının gerekçesiz olduğunu iddia

etmektedir.

63. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

64. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

65. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir.

66. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

67. Mahkemelerin hükümleri için

gerekçe yazmaları gerekmekle birlikte bunun tarafların tüm iddialarına detaylı

yanıt vermek zorunluluğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Gerekçe yazma

yükümlülüğünün ileri sürülen iddiaların davanın sonucuna etkisi yönünden her

davanın şartları çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Bu

kapsamda ileri sürülen iddianın kabulü halinde davanın sonucuna etkili olması

bekleniyor ise mahkemelerin bu iddiayı değerlendirmeleri gerekebilir.

68. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı

yapan mahkemenin kararını uygun bulması halinde, bunu ya aynı gerekçeyi

kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli

olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da

bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

69. Somut olayda Mahkeme,

başvurucunun alacağının vedia sözleşmesine dayalı olduğunu, ücretin şart

edilmediğini ve tarafların da bunu kabul ettiğini belirtmiş, durumun

özellikleri ücret gerektirmiyorsa ücret istenemeyeceği, somut davada mevcut

örneklerden ücretin araç üzerinden tahsil edildiğinin anlaşıldığı ve aracın

gerçek malikine iadesinde alacağın muaccel hale geldiği ve ücret alınmasının

gerekmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir (§ 10). Yargıtay tarafından da

Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul

edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme istemi reddedilmiştir (§ 11-12).

Dolayısıyla ilk derece mahkemesi kararı burada yer alan gerekçeyi benimseyerek

onayan Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

70. Açıklanan nedenlerle somut

başvuruya konu alacak davasında Yargıtay kararlarının gerekçesiz olmadığının

açık olduğu anlaşıldığından, başvurucunun bu yöndeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,

2. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu

üzerine bırakılmasına,

20/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Selami ER

Başvurucu

:

Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti.

Temsilcisi

:

M. Ömür TEKİN

Vekili : Av. Erhan BORA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/845, 20 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun
  7. Konusu
  8. II. Başvuru
  9. Süreci
  10. III. Olay Ve
  11. Olgular
  12. A. Olaylar
  13. B. İlgili
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. B. Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu
  19. M. Emin KUZ
  20. M. Ömür TEKİN
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/845
Tarih
20 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Zeki Demirel ve Yusuf Demirel Başvurusu (B. No: 2014/198)
  • Fatma Kurtulan Başvurusu (B. No: 2012/561)
  • Adil Özer Başvurusu (B. No: 2014/192)
  • Çağrı Kurt Başvurusu (B. No: 2014/1478)
  • Yılmaz Sürekli Başvurusu (B. No: 2014/431)
  • Ali Abdüssemetoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8575)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.