İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Zeki Demirel ve Yusuf Demirel Başvurusu (B. No: 2014/198)

1. Başvurucular,

Başvuru No2014/198Tarih20 Kasım 2014Okuma23 dk · 4.696 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Zeki Demirel Ve Yusuf Demirel Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2014/198
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.696 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular,

29/5/2006 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil

davasının reddedildiğini, makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek,

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler,

tazminat talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular, 6/1/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/2/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyaların Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm

tarafından 13/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/5/2014 tarihli görüş yazısı, 21/5/2014

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş, başvurucular vekili süresi

içinde karşı beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru

formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. a. Başvurucu Zeki Demirel, 18/11/2004 tarihinde N.Y.

aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, 23/5/1985 tarih ve cilt

no: 71 sırasında tapuya tescilli taşınmazın ¼

hissesini haricen satın aldığını ileri sürerek adına tescilini talep etmiştir.

b. Mahkemece 3/2/2005 tarih ve E.2004/179, K.2005/16 sayılı

ilamla davanın kabulüne, taşınmazın ¼ hissesinin başvurucu Zeki Demirel adına

tapuya tesciline karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

8. a. Başvurucu Yusuf Demirel, 18/11/2004 tarihinde M.T. ve

arkadaşları aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, 23/5/1985

tarih ve cilt no:71 sırasında tapuya tescilli taşınmazı haricen satın aldığını

ileri sürerek adına tescilini talep etmiştir.

b. Mahkemece 17/3/2005 tarih ve E.2004/178, K.2005/34 sayılı

ilamla davanın kabulüne, taşınmazın başvurucu Yusuf Demirel adına tapuya

tesciline karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

9. Taşınmazın bulunduğu yerde yapılan kadastro çalışmaları

sonunda taşınmaz tespit dışı bırakılmıştır.

10. Başvurucular, 29/5/2006 tarihinde, Maliye Hazinesi ve

Tunceli Belediye Başkanlığı aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıkları

davada, Mahkeme kararlarıyla adlarına tapuya tescilli taşınmazın, kadastro

çalışmaları sırasında ölçüm dışı bırakıldığını ileri sürerek, ada ve parsel

numarası verilerek adlarına tescilini talep etmişlerdir.

11. Mahkemece, 22/6/2006 tarih ve E.2006/119, K.2006/144

sayılı kararla başvuruculara ait tapu kayıtlarının dava konusu yeri kapsadığı,

ancak miktar olarak 1 dönümlük kısma isabet ettiği, başvurucuların lehine

eklemeli zilyetlikle kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle

davanın kabulüne, toplam 86.318,43 m2 miktarındaki taşınmazın başvurucular

adlarına tapuya tesciline karar verilmiştir.

12. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 31/10/2006

tarih ve E.2006/5156, K.2006/6520 sayılı ilamıyla görev hususunun

değerlendirilmesinden sonra karar verilmesi gerektiği belirtilerek hüküm

bozulmuştur.

13. Mahkemece bozma kararına uyulmuş, Orman İdaresi davaya

müdahil olarak katılmış olup, yargılama sonunda, 18/4/2007 tarih ve E.2006/374,

K.2007/79 sayılı kararla, taşınmazın değerinin Mahkemenin görev sınırının

üzerinde olduğu gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın Tunceli Asliye

Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

14. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 5/7/2007

tarih ve E.2007/3727, K.2007/4250 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

15. Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama

sonunda, 20/7/2007 tarih ve E.2007/239, K.2007/245 sayılı kararla tespit dışı

bırakılan yer üzerinde, dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik koşullarının

oluşmadığı, dolayısıyla kazandırıcı zamanaşımı şartlarının gerçekleşmediği

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

16. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 11/12/2007

tarih ve E.2007/5626, K.2007/7151 sayılı ilamıyla taşınmazın orman sayılan

yerlerden olup olmadığının tespitiyle sonucuna göre karar verilmesi gerektiği

belirtilerek hüküm bozulmuştur.

17. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 3/4/2008 tarih ve

E.2008/1307, K.2008/1862 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

18. Mahkemece bozma kararına uyularak yargılamaya E.2008/122

sayılı dava dosyasında devam edilmiştir.

19. Aynı taşınmaza ilişkin olarak K.Z. ve onbir

arkadaşı tarafından, Maliye Hazinesi ve Tunceli Belediye Başkanlığı aleyhine,

Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2009/401 sayılı dosyasında açılan tapu

tescili davasında, 6 dönüm miktarındaki kısmın adlarına tescili talep edilmiş

ve Mahkemece dosyanın E.2008/122 sayılı dava dosyasıyla birleştirilmesine karar

verilmiştir.

20. Asıl ve birleşen davalarda yapılan yargılama sonunda,

29/3/2010 tarih ve E.2008/122, K.2010/165 sayılı kararla başvurucuların

dayandığı tapu kaydının taşınmazın 919 m2’lik kısmına tekabül ettiği, dava

konusu edilen yerin bir kısmının başvurucular adına tescil edilmiş olduğu, 919

m2’lik kısmın taşınmazın bütünü ile birlikte orman niteliğinde olduğu, ayrıca

keşif sırasında taşınmazın mayınla kaplı olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla

zilyet olunmasının mümkün olmadığı, sonuç olarak taşınmazın tamamının özel

mülkiyete konu olamayacağı ve zilyetlik de bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve

birleşen davanın reddine, 63.905,09 m2 miktarındaki kısmın orman niteliğiyle

Hazine adına tapuya tesciline, kalan kısım yol ve park alanı olarak ayrıldığı

için tescil taleplerinin reddine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (A.A.Ü.T.)

üzerinden hesaplanan 57.914,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan alınarak

davalılara verilmesine karar verilmiştir.

21. Temyiz üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 28/12/2010

tarih ve E.2010/14872, K.2010/16891 sayılı ilamıyla taşınmazın orman

niteliğinde olup devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu,

tapu ya da kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyetin kazanılamayacağı, tapu

kaydının hukuken değer taşımayacağı gerekçesiyle hükmün onanmasına karar

verilmiştir.

22. Karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 16/3/2011 tarih ve E.2011/3263, K.2011/2807 sayılı ilamıyla

başvurucuların taleplerinin harç, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ile

sınırlı olmak üzere kabulüne, diğer istemlerinin reddine, katılan Orman

İdaresinin talebinin kabulü ile yol ve park olarak ayrılan kısma yönelik olarak

hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

23. Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonunda 19/9/2011 tarih ve E.2011/261, K.2011/390 sayılı kararla birleşen

davada vekâlet ücreti dışında kalan kısımlar kesinleştiği için yeniden karar

verilmesine yer olmadığına, asıl davada başvurucuların taleplerine ilişkin

olarak 29/3/2010 tarihli kararın, davanın reddine ve başvurucular tarafından

yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına dair kısımları

kesinleştiği için yeniden karar verilmesine yer olmadığına, 63.905,09 m2’lik

yerin orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline dair karar kesinleştiği

için yeniden karar verilmesine yer olmadığına, yol ve park olarak ayrılan

kısımların da orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, taşınmazın

değerine göre eksik harcın tamamının Orman İdaresi tarafından yatırılmadığı

gerekçesiyle 57.194,00 TL vekâlet ücretinin yarısı olan 28.957,00 TL vekâlet

ücretinin başvuruculardan alınarak davalılara verilmesine karar verilmiştir.

24. Temyiz üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26/11/2012

tarih ve E.2012/4956, K.2012/13287 sayılı ilamıyla kararda bir isabetsizlik

görülmemiş ancak hüküm, vekâlet ücreti olarak 2.860,00 TL’nin başvuruculardan

tahsiline şeklinde değiştirilmiş ve başvurucular lehine düzeltilerek

onanmıştır.

25. Karar düzeltme istemi üzerine, aynı Dairenin 4/11/2013

tarih ve E.2013/5273, K.2013/9561 sayılı ilamıyla başvurucuların talepleri

reddedilmiş; Maliye Hazinesinin talebi kabul edilerek, düzelterek onama

kararının kaldırılmasına ve Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.

26. Karar, başvuruculara 9/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

27. Başvurucular, 6/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili

Hukuk

28. Anayasa’nın 169. maddesinin birinci

ve ikinci fıkraları, 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 30. maddesi, 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

716. maddesi, 31/8/1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesi,

21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16., 17. ve 18. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 6/1/2014 tarih ve 2014/198 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

30. Başvurucular, mahkeme kararlarıyla adlarına tapuya tescil

edilen taşınmazın kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığını,

29/5/2006 tarihinde açtıkları tescil davasında, dava tarihinde taşınmaz

üzerinde orman vasfını gösteren ağaç veya çalılık olmadığı halde, uzun süren

yargılama süresince taşınmazı kullanamadıkları için çalılıklarla kaplandığı

hususunun dikkate alınmadığını, taşınmazın tarım arazisi olduğunu, adlarına

tapuya tescilli taşınmazın yetersiz delillerle ve hatalı haritalarla orman

olarak Hazine adına tescil edildiğini, zira haritada Tunceli il merkezinin dahi

orman olarak gösterildiğini, haritaların hatalı olduğunun Orman İdaresinin

bilgisi dâhilinde olmasına rağmen Mahkemeye bildirilmediğini, delillerin

takdirinde bariz bir şekilde keyfilik bulunduğunu, aleyhlerine Maliye Hazinesi

veya Orman İdaresi tarafından açılan bir dava olmadan taşınmazın Hazine adına

tescilinin doğru olmadığını, tüm bunlara rağmen Tunceli Asliye Hukuk

Mahkemesince davanın reddine karar verildiğini, hükmün Yargıtay tarafından

onandığını, yüksek miktarda vekalet ücreti ödemeye mahkum edildiklerini, orman

haritalarının hatalı olduğunu temyiz safhasında ileri sürmelerine rağmen bu

belgelerin Yargıtay tarafından incelenmediğini, taşınmaza, değeri ödenmeksizin

el konulmuş olduğunu, Devlet tarafından taşınmazın orman amacı dışında

kullanılacağını ve üzerine binalar yapılacağını, makul sürede yargılama

yapılmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

31. Başvurucular, adlarına tapu siciline tescilli taşınmazın

kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığını, Tunceli Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtıkları tescil davasının reddedilerek taşınmazın, orman vasfı

ile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar verildiğini, bu şekilde tapulu

taşınmazlarına herhangi bir bedel ödenmeksizin el konulduğunu belirterek

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

32. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvuruculara ait

taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu, tapu işlemlerinin

bir bütün oluşturduğunu ve bu kayıtlarda yapılan hatalardan dolayı 4721 sayılı

Kanun'un 1007. maddesine göre Devletin sorumluluğunun

bulunduğunu, 10 yıllık zamanaşımı süresince Maliye Hazinesi aleyhine tazminat

davası açılabileceğini, bu davayı açmadan yapılan bireysel başvurunun, başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini bildirmiştir.

33. Başvurucular, Bakanlık görüşüne katılmadıklarını,

taşınmazın adlarına tescilini talep ettiklerini, tazminat istemediklerini,

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini belirtmişlerdir.

34. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

35. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

36. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

37. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına

sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı

olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar

vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu

şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren

bir haktır (Anayasa Mahkemesinin 17/5/2012 tarih ve E.2011/58, K.2012/70 sayılı

kararı).

38. Temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin

çevreden eşit şekilde yararlanması hakkının bir uzantısı olarak Anayasa’da ve

Orman Kanunu’nda, orman arazilerinin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu

belirtilerek, bu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır (B. No: 2012/1315,

16/4/2013, § 19).

39. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı

amacıyla sınırlandırılabilir. Ancak bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı

olması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hem

de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla

tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da

orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin

iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (Sözleşme) Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlali olarak

nitelendirmiştir. Bu kararlarda çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile

bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması

gerektiği ve karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği

sonucuna ulaşılmıştır (B. No: 2012/1315, 16/4/2013, § 20).

40. Orman arazilerinin korunması amacıyla mülkiyet hakkına

müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının mülk

sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yolları bulması

gerekeceği açıktır (B. No: 2012/1315, 16/4/2013, § 21).

41. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi,

tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu,

Devletin, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edebileceğini

hüküm altına almıştır.

42. Başvuru konusu olayda, kısmen başvurucular adına tapuya

tescilli taşınmazın, kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakılması

üzerine, başvurucular tarafından 29/5/2006 tarihinde Maliye Hazinesi ve Tunceli

Belediye Başkanlığı aleyhine tapu kaydına ve zamanaşımına dayalı olarak tescil

davası açılmıştır. Orman Genel Müdürlüğü, yargılama sırasında müdahil olarak

davaya katılmıştır. Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesince, başvurucuların tapu

kaydının dava konusu yerin 919 m2'lik kısmına tekabül ettiği, bu kısım ile dava

konusu toplam 63.905,09 m2 miktarındaki taşınmazın ve yol ile park olarak

gösterilen kısmın özel mülkiyete konu olamayacak nitelikte ve orman vasfında

olduğu gerekçesiyle davanın reddine ve taşınmazın tamamının orman vasfı ile

Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Mahkemece verilen

kararın Yargıtay 20. Hukuk Dairesince 26/11/2012 tarihinde onandığı ve karar

düzeltme isteminin aynı Daire tarafından 4/11/2013 tarihinde reddedilerek

hükmün kesinleştiği anlaşılmıştır.

43. Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinin kararlarıyla taşınmazın

kısmen başvurucular adlarına tapuya tescil edildiği belirlenmiştir. Taşınmazın

bulunduğu yerde yapılan kadastro çalışmaları sırasında bu tapu kaydı dikkate

alınarak kadastro tespiti yapılması gerektiği halde, taşınmaz tespit dışı

bırakılarak başvurucular adlarına tespit ve tescil gerçekleştirilmemiş,

başvurucular tarafından açılan tescil davası sonunda ise taşınmazın orman

arazisi olduğu kabul edilerek orman vasfı altında Maliye Hazinesi adına tapuya

tesciline karar verilmiştir.

44. Maliye Hazinesi, özel mülkiyete ilişkin tapu kayıtları oluşmadan

orman arazilerini belirlemesi gerekirken bunu zamanında yapmamış, bireyler

adına tapu kaydı düzenlendikten sonra tapuya kayıt düşerek taşınmaz

sahiplerinin malları üzerinde tasarrufta bulunmalarına engel olmamıştır.

45. Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak

birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki

kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bunlardan

doğan zararlardan 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine

göre Devletin sorumluluğuna başvurulabilir. Burada Devletin kusursuz

sorumluluğu söz konusu olabilir. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı

çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi

ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru

tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız

kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun 18/11/2009 tarih ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararı).

46. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, 4721 sayılı

Kanun’un 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini

için 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi gereğince

on yıllık zamanaşımı süresinde, Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler

(Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 6/11/2012 tarih ve E.2012/10378, K.2012/21509

sayılı ve 13/11/2012 tarih ve E.2012/15128, K.2012/22473 sayılı kararları).

47. Sözü edilen Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatları göz

önünde bulundurulduğunda, başvurucuların yukarıda belirtilen çerçevede, tapuda

adlarına kayıtlı taşınmazın kendileri tarafından kullanılmasına veya

tasarruflarına engel olacak nitelikte bir şerh düşülmesi veya tapu kaydının

iptali hâlinde, söz konusu işlemin yapılmasından itibaren on yıl içerisinde

Hazine aleyhine adlî yargıda tazminat davası açmaları mümkündür. Yargıtay

içtihatlarında tazminatın miktarının taşınmazın gerçek bedeli esas alınarak

belirleneceği kabul edilmektedir. Kamu yararı nedeniyle tapulu taşınmaza el

konulması suretiyle yapılan sınırlama, el konulan taşınmazın gerçek bedeli esas

alınarak ödenecek bir tazminatla başvurucu açısından dengelenebilir (B. No:

2012/1315, 16/4/2013, § 27).

48. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

49. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı

takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece

mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil

nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile

çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18).

50. Kısmen başvurucular adına tapuya kayıtlı taşınmazın

kadastro çalışması sırasında tespit dışı bırakılması üzerine, başvurucular

tarafından açılan tescil davası sonunda taşınmazın orman olarak tapuya tescil

edilmesinden sonra, başvurucuların tazminat talebiyle herhangi bir

başvurularının bulunmadığı görülmektedir. İdari ve yargısal başvuru yollarının

tamamı tüketilmeksizin yapılan bir bireysel başvurunun kabul edilmesi mümkün

değildir.

51. Açıklanan nedenlerle, taşınmaza

tazminat ödenmeksizin el konulması suretiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş

olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

52. Başvurucular, adlarına tapu siciline tescilli taşınmaz

ile uzun süredir kullandıkları ve zamanaşımına dayalı olarak malik sıfatıyla

zilyet oldukları taşınmazın kadastro tespiti sırasında tespit dışı

bırakıldığını, Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının

reddedilerek taşınmazın orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline

karar verildiğini, taşınmaz üzerinde orman özelliği gösteren çalılık ve ağaçlık

olmadığı halde yargılama süresince taşınmazı kullanamadıkları için çalılıklarla

kaplandığını, bu hususun Mahkemece değerlendirilmediğini, taşınmazın tarım

arazisi olarak kullanıldığını, orman haritalarının hatalı olduğunu, zira

Tunceli il merkezinin dahi bu haritalarda orman olarak gösterildiğini, yetersiz

delillere ve hatalı haritalara dayalı olarak taşınmazın orman vasfı ile Maliye

Hazinesi adına tapuya tesciline karar verildiğini, aleyhlerine açılan bir dava

olmadan taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescil edilmesinin de doğru

olmadığını, orman haritalarının hatalı olduğu yönündeki itirazlarının Mahkeme

ve Yargıtay tarafından değerlendirilmediğini, yargılama sonucunda yüksek

vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiklerini, delillerin takdirinde bariz takdir

hatası yapıldığını, sonuç olarak taşınmazlarının ellerinden alındığını

belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

53. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucuların bu

iddialarının Mahkemece delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının

yorumlanmasına ilişkin olduğu gerekçesiyle görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

54. Başvurucular, Bakanlık görüşünü kabul etmediklerini, adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

55. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucuların,

Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davasının, delillerin hatalı

ve eksik değerlendirilmesi sonucu reddedilmesinin adil yargılanma ve mülkiyet

haklarını ihlal ettiğini ileri sürdükleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucuların anılan iddiaları, yargılama

sonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.

56. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

57. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

58. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

59. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede,

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık

keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26).

60. Başvuru konusu olayda,

başvurucular, kısmen adlarına tapuya tescilli, kısmen de uzun süredir zilyet

oldukları taşınmazın kazandırıcı zamanaşımına dayalı olarak adlarına tescili

istemiyle Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde tescil davası açmışlardır. Mahkemece,

tarafların delilleri toplanmış, eski tapu kayıtları incelenmiş, orman tahdit

haritaları getirtilmiş, taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılarak

bilirkişilerden rapor alınmıştır. Mahkeme, tüm dosya kapsamı ile keşif ve

bilirkişi raporlarını değerlendirerek, 29/3/2010 tarihinde, başvurucular adına

tapuya kayıtlı taşınmaz ile başvurucuların zilyet olduklarını ileri sürdükleri

taşınmazın bir bütün halinde orman niteliğinde olduğu, keşif sırasında mayınla

kaplı olması nedeniyle zilyet olunmasının da mümkün olmadığı, taşınmazın, orman

niteliği nedeniyle özel mülkiyete konu olamayacağı ve zilyet olunmasının da

fiilen imkansız olduğu gerekçesiyle davanın reddine, 63.905,09 m2'lik kısmın

orman niteliğiyle Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline, kalan kısmın yol ve

park alanı olarak ayrıldığı için tescil taleplerinin reddine, 57.914,00 TL

vekâlet ücretinin başvuruculardan tahsili ile davalılara verilmesine karar

vermiştir.

61. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince

onanmış, karar düzeltme talebi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince,

yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden başvurucular lehine, yol ve park

alanı olarak ayrılan kısım yönünden Orman İdaresi lehine hükmün bozulmasına

karar verilmiştir.

62. Mahkeme bozma kararına

uyarak, 19/9/2011 tarihinde, kesinleşen 63.905,09 m2 miktarındaki taşınmaz için

yeniden karar verilmesine yer olmadığına, yol ve park olarak ayrılan kısmın da

orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline, taşınmazın değerine

göre hesaplanan 28.957,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan tahsiline karar

vermiştir.

63. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince, 26/11/2012

tarihinde vekâlet ücretinin 2.860,00 TL olarak düzeltilmesine ve hükmün

düzeltilmiş haliyle onanmasına karar verilmiş, karar düzeltme istemi üzerine

aynı Daire tarafından, taşınmazın keşifte belirlenen değeri üzerinden eksik

harcın 2/10/2009 tarihinde başvurucu Yusuf Demirel tarafından ikmal edildiği,

taşınmazın değeri ve yatırılan harç dikkate alınarak hesaplanan vekâlet

ücretinin 29.132,50 TL olduğu, Mahkemece 28.957,00 TL olarak hesaplanan vekâlet

ücreti eksik ise de bu kararın davalılar tarafından temyiz edilmediği ve

başvurucular lehine usulî kazanılmış hak doğduğu

gerekçesiyle düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına ve Mahkeme kararının

onanmasına karar verilmiştir.

64. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında

isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

65. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

66. Öte yandan, Türkiye Barolar

Birliği Başkanlığı tarafından çıkarılan ve 3/12/2010 tarihli Resmi

Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren A.A.Ü.T.’nin

12. maddesine göre, dava konusu para ile değerlendirilebiliyorsa, avukatlık

ücreti dava değeri üzerinden nisbî olarak hesaplanır

ve taraf lehine hüküm altına alınır. Somut olayda da Mahkeme ve Yargıtay

tarafından dava konusu taşınmazın keşif sırasında belirlenen değeri ve bu değer

üzerinden yatırılan harç miktarı dikkate alınarak başvurucular aleyhine vekâlet

ücretine hükmedilmiştir. Başvurucuların, vekâlet ücretinin yüksek olduğuna

yönelik ihlal iddialarının da delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk

kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmakta olup, Mahkemenin ve Yargıtayın

kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum

da tespit edilememiştir.

67. Açıklanan nedenlerle, başvurucular

tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,

Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının bariz takdir hatası veya açık

keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

68. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

69. Başvurucular, Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları

tescil davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

70. Adalet Bakanlığı, yargılama süresinin makul olmadığı

iddialarına yönelik olarak, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu

kapsamda sunulan görüşlerine atfen, görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

71. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan

makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

72. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

73. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu taşınmazın tapuya tescili

davasında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

74. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 29/5/2006 tarihidir.

75. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Bu kapsamda somut başvuru açısından, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince karar

düzeltme isteminin reddedildiği 4/11/2013 tarihi itibarıyla hüküm kesinleşmiş

ve yargılama sona ermiştir.

76. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucular, 29/5/2006 tarihinde Maliye Hazinesi ve Tunceli Belediye

Başkanlığı aleyhine Tunceli Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, adlarına

tapuya tescilli taşınmazın kadastro tespiti sırasında tespit dışı bırakıldığını

ileri sürerek, taşınmazın adlarına tescilini talep emişlerdir. Mahkemece,

taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmış ve 22/6/2006

tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 8. Hukuk

Dairesince, Mahkemenin görevi yönünden değerlendirme yapılması amacıyla hüküm

bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak, 18/4/2007 tarihinde, dava

konusu taşınmazın değerinin Sulh Hukuk Mahkemesinin görev sınırının üzerinde

olduğu gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın Tunceli Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay 8.

Hukuk Dairesince 5/7/2007 tarihinde onanmıştır.

77. Yargılamaya devam eden Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi,

20/7/2007 tarihinde davanın reddine karar vermiş, temyiz üzerine Yargıtay 8.

Hukuk Dairesince, 11/12/2007 tarihinde hüküm bozulmuş, karar düzeltme istemi

aynı Daire tarafından 3/4/2008 tarihinde reddedilmiştir. Mahkemece bozma

kararına uyularak yargılamaya devam edilmiş, aynı taşınmaza ilişkin olarak 2009

yılında on iki davacı tarafından Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan

davanın, başvurucular tarafından açılan dava dosyasıyla birleştirilmesine karar

verilmiştir. Asıl ve birleşen davalarda Mahkemece, 29/3/2010 tarihinde

davaların reddine, taşınmazın orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya

tesciline karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince,

28/12/2010 tarihinde hüküm onanmış, karar düzeltme istemi üzerine aynı Daire

tarafından, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden başvurucular lehine,

yol ve park alanı olarak ayrılan kısımlar yönünden davalı Orman İdaresi lehine

hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

78. Mahkeme bozma kararına uyarak, 19/9/2011 tarihinde, park

ve yol olarak ayrılan kısımların da orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına

tapuya tesciline, 28.957,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan tahsiline

karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince, 26/11/2012

tarihinde, başvurucular aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti 2.860,00 TL olarak

düzeltilmiş ve hüküm bu şekilde onanmıştır. Tarafların karar düzeltme talebi

üzerine, aynı Daire tarafından, 4/11/2013 tarihinde, düzletilerek onama

kararının kaldırılmasına ve Mahkemece verilen hükmün onanmasına karar verilmiş,

anılan tarihte hüküm kesinleşmiştir.

79. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

80. Başvuruya konu davadaki

taraf sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, mülga 1086 sayılı Kanun ve 6100 sayılı

Kanun hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yedi yıl beş

ay beş gün devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

81. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

82. Başvurucular, 31.817,00 TL

maddi tazminat ile manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

83. Adalet Bakanlığı, başvurucuların tazminat taleplerine

ilişkin olarak görüş sunmamıştır.

84. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

85. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin yedi yıl beş ay beş gün devam eden yargılama

süreci nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara

ayrı ayrı net 3.750,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

86. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

87. Başvurucular tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvuruculara

müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1. Mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki

iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

3.

Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara ayrı ayrı net 3.750,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvuruculara

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

20/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Murat AZAKLI Başvurucular : Zeki DEMİREL Yusuf DEMİREL Vekilleri : Av. Neşen ÇELİK KALELİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/198, 20 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/198
Tarih
20 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Fatma Kurtulan Başvurusu (B. No: 2012/561)
  • Adil Özer Başvurusu (B. No: 2014/192)
  • Çağrı Kurt Başvurusu (B. No: 2014/1478)
  • Yılmaz Sürekli Başvurusu (B. No: 2014/431)
  • Ali Abdüssemetoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8575)
  • Tuncay Küçük Başvurusu (B. No: 2013/12)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.