İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ümmü Çakır Başvurusu (B. No: 2015/18918)

1.Başvuru, sosyal güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı

Başvuru No2015/18918Tarih28 Kasım 2018Okuma31 dk · 6.209 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ümmü Çakır Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/18918
R.G. Tarih ve Sayı
17/1/2019 - 30658
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.209 kelime·31 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.Başvuru, sosyal güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı

tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye

dönük olarak borçlandırılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Ev hanımı olan başvurucu 1962 yılında doğmuş olup Manisa’nın

Kula ilçesinde ikamet etmektedir.

9. Başvurucunun eşi İ.Ç. 2/5/1986 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı iken 15/1/1993 tarihinde vefat

etmiştir.

10. Başvurucunun tarafına ölüm aylığı bağlanması amacıyla ölen

eşinin askerlikte geçen hizmet sürelerini borçlanma talebi Kurum tarafından

kabul edilmiştir. Buna göre başvurucu, 4/6/1985-1/5/1986 tarihleri arasında 327

gün askerlik borçlanması primi ödeyerek eşinin hizmet süresini 1080 güne

tamamlamış ve kendisine 1/5/1997 tarihinde ölüm aylığı bağlanmıştır.

11. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından 2013 yılında İ.Ç.nin dosyası üzerinde yapılmış olan incelemede 2/5/1986

ile 4/12/1986 tarihleri arasında askerlik hizmetiyle Bağ-Kur

hizmetinin çakıştığının tespit edilmesi ve çakışan 24 gün çıkarıldığında kalan

hizmet süresinin 1056 güne düşmesi nedeniyle başvurucunun ölüm aylığı iptal

edilmiş ve ödenen aylıkların iadesi istenmiştir. SGK’ya

göre 16/1/1993 tarihinde vefat eden İ.Ç.nin kalan

hizmet süresi 1080 günü doldurmadığı için ölüm aylığı bağlanması mümkün olmayıp

mevcut çakışmanın tespiti hâlinde aylıkların her zaman iptali mümkündür.

12. Başvurucu 4/7/2013 tarihinde mezkur

SGK işleminin iptali ile aylığın kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanarak

faizleriyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle SGK aleyhine Manisa

3. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, on

altı yıl ödeme yapıldıktan sonra 2013 yılında aylığının kesildiğini belirtmiş;

müteveffa eşi İ.Ç.nin 4/6/1985 tarihinde ve gecikmeli

olarak askere gittiğini ve 4/12/1986 tarihinde terhis olduğunu açıklamıştır.

Başvurucu, 2/5/1986 tarihinde nakliyeci olarak vergi kaydı açtıran müteveffa İ.Ç.nin 729 günlük hizmetine 540 günlük askerlik

hizmetinden 351 günlük kısmı için borçlanma yapıldığını ve 1080 güne

tamamlanarak ölüm aylığı bağlandığını belirtmiş ve davalı Kurumun bu işleminin

hatalı olduğunu iddia etmiştir.

13. Mahkeme 27/3/2014 tarihinde anılan davanın kabulüne karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde;

i. Müteveffa İ.Ç.nin 4/b esnaf

sigortalılığının 2/5/1986-28/3/1987 tarihleri arasında 326 gün,

3/12/1991-29/2/1992 tarihleri arasında 88 gün ve 1/3/1992-16/1/1993 tarihleri

arasında 315 gün olduğu tespit edilerek toplam Bağ-Kur

hizmet süresinin 729 gün olduğu sonucuna varılmıştır.

ii. Davalı Kurumun primleri tahsil ederken sosyal güvenlik

görevinin gereği olan uyarma görevini zamanında yapmadığı, borçlanma karşılığı

primleri tahsil edip uzun yıllar kullandıktan sonra bağlanan ölüm aylığını Bağ-Kur kaydı ile askerlik borçlanma tarihleri aralığının

kısmen çakışması nedeniyle askerlik borçlanma süresinin çakışan bölümünü

geçersiz saydığı ve böylelikle toplam borçlanma dâhil hizmet süresinin 1080

günün altına indiğinden bahisle ölüm aylığı bağlama işlemini iptal ettiği belirtilmiştir.

iii. Bu durumun 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun 2. Maddesinde ifadesi yapılan

objektif iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, başvurucunun ¾/1997

tarihinde askerlik borçlanma müracaatının kabul edilip yatırdığı 327 günlük

askerlik borçlanması bedelinin yaklaşık on altı yıl Kurum tarafından

kullanıldıktan sonra kısmen geçersiz sayılmasının iyi niyet kurallarına aykırı

olduğu ifade edilmiştir.

14. Temyiz edilen karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesince (Daire)

22/9/2014 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararında, müteveffa İ.Ç.nin

ölümünden önce ölüm aylığı tahsisinde esas alınmayan başka sigortalılık

sürelerinin varlığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Daire bu

sürelerin bulunmaması durumunda ise ölüm aylığı tahsis şartlarının

gerçekleşmeyeceğini vurgulamıştır.

15. Mahkeme, bozma kararına uymuş ve 24/3/2015 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun ölüm aylığı tahsis

tarihinde yürürlükte bulunan 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı mülga Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar

Kurumu Kanunu’nun 41. Maddesinde ölüm aylığı tahsisi için üç tam yıl prim ödeme

şartının gerekli olduğunun açıkça belirtildiği ifade edilmiştir. Mahkeme

kararında sonuç olarak Kurumun zorunlu sigortalılık süresi ile çakışan askerlik

dönemine yönelik borçlanma işleminin iptalinin ve buna bağlı olarak tahsis

şartlarının bulunmaması nedeni ile ölüm aylığının iptali işleminin hukuka uygun

olduğuna hükmetmiştir.

16. Bu karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14/9/2015 tarihli

kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Nihai karar 5/11/2015 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 2/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1479 sayılı mülga Kanun’un

40. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Ölüm sigortasından sağlanan yardımlar

şunlardır:

F) Eşe,… aylık bağlanması,

…”

19. 1479 sayılı mülga Kanun’un 41. Maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“a) Ölüm tarihinde en az üç tam yıl sigorta

primi ödemiş olan,

b) Malullük veya yaşlılık aylığı almakta iken

yahut yazılı olarak istekte bulunup malullük veya yaşlılık aylığı bağlanmasına

hak kazandıktan sonra ölen,

c) Bağlanmış bulunan malullük veya yaşlılık

aylıkları kesilmiş olan sigortalılardan ölen,

d) En az üç tam yıl sigorta primi ödemiş

olanlardan 39 ncu maddeye göre toptan ödeme talebinde

bulunmakla beraber, toptan ödeme yapılmadan ölen,

Sigortalının hak sahibi kimselerine aylık

bağlanır.

…”

20.1479 sayılı mülga Kanun’un ek 9. Maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(Ek: 14/3/1985 –

3165/21 md.)

(Değişik

birinci cümle: 24/7/2003-4956/36 md.) Bu Kanun ile

2926 sayılı Kanun ve bu kanunlarda değişiklik yapan kanunlara göre sigortalı

olanlar, askerlikte er olarak geçen hizmet süreleri ile yedek subay okulunda

geçen sürelerinin tamamını borçlanabilirler. Ölümü halinde sigortalı olanların

hak sahipleri de borçlanma talebinde bulunabilirler.

…”

21. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe

bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak

sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu

kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun

kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık

sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden

kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş

yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten

itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde

faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten

sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan

alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere

göre geri alınır.

…”

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki

davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk

edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin,sosyal

güvenlik ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu

belirtmektedir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, §

38). AİHM’e göre bir ekonomik menfaatin sonradan

ortadan kaldırılması, olayın somut koşulları çerçevesinde tek başına o ekonomik

menfaatin, en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar Sözleşme’ye

ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamına mülk olarak görülmesini engellemez.

Öte yandan tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı

durumlarda, koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın Sözleşme’yeek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi anlamında mülk

olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya, § 40).

23. AİHM; sosyal adaletin önemine dikkat çekmekle birlikte,

bunun kural olarak kamu otoritelerinin, ihmallerinden kaynaklananlar da dâhil

olmak üzere hatalı işlemlerini geri almasına engel teşkil etmeyeceğinin altını

çizmektedir. AİHM’e göre aksi karara varılması,

haksız zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum aynı zamanda sosyal

güvenlik sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı payı ödedikleri hâlde

kanuni koşulları taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan diğer bireylere

haksızlık oluşturur. Son olarak bu, sınırlı kamu kaynaklarının kamu yararına

uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur. AİHM, hatanın herhangi bir

üçüncü tarafın kusuru olmaksızın kamu makamlarının kendilerinden kaynaklandığı

durumlarda başvurucuya yüklenen külfetin daha farklı bir orantılılık yaklaşımı

esas alınarak yapılması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM sonuç olarak

başvurucunun emekli aylığından yoksun bırakılmasının sonuçlarına dikkati

çekmiş, başvurucunun yaşı, yeni bir gelir elde etme olanağının bulunmaması gibi

etkenleri de gözeterek mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı

sonucuna varmıştır (Moskal/Polonya, §§ 73-76).

24. Čakarević/Hırvatistan (B. No: 48921/13, 26/4/2018)

kararına konu olayda da başvurucu 1995 yılında, çalıştığı şirketin iflas etmesi

nedeniyle işsiz kalmıştır. Başvurucu emekliliğine iki ay kaldığı için emekli

olamamış ancak kendisine bir yıl süreyle işsizlik ödeneği bağlanmıştır.

Başvurucuya bir şekilde bu bir yıla ek olarak üç yıl daha işsizlik ödeneği

ödenmesine devam edilmiştir. Başvurucu ise aynı zamanda psikiyatrik sorunları

olduğundan dolayı çalışabilecek durumda da değildir. İdare geçmişe yönelik

fazla ödemelerin faiziyle birlikte iadesini (60 civarı taksitte) istemiştir.

AİHM ilk olarak başvurucunun hata veya hilesinin bulunmadığını ve kusurun da

idareden kaynaklandığını tespit etmiştir. Ayrıca başvurucudan sadece anaparanın

değil faizin de istendiği vurgulanmıştır. AİHM’e göre

altmış civarı taksite bağlansa da hiçbir geliri ve mal varlığı bulunmayan

başvurucu için bunun da ağır bir yük oluşturduğu belirtilmiştir. Ayrıca somut

olayda başvurucunun hastalık hâlinin ve ödenen yaşlılık aylığının çok mütevazı

olmasının hiç gözetilmediği ifade edilmiştir. AİHM, başvurucunun emekli

olmasına kısa bir süre kaldığını ancak işvereninin iflas etmesi nedeniyle bu

hakka kavuşamadığının da altını çizmiştir.AİHM

tüm bu hususları gözeterek hatalı ödenen paranın başvurucudan iadesinin

istenmesinin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Cakarevic/Hırvatistan, §§ 77-91).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; sigortalı olan eşinin vefatından sonra eşinin

askerlik dönemine ilişkin sürenin primini yatırması neticesinde kendisine 1997

yılında ölüm aylığı bağlandığını, ancak 2013 yılında yani on altı yıl sonra

Kurumun eşinin askerlik dönemi ile diğer sigortalılık döneminin çakışmasını

gerekçe göstererek ölüm aylığını iptal etmesi ve geriye dönük olarak

borçlandırması nedeniyle mağdur olduğunu belirtmiştir. Başvurucuya göre Kurum

gerek müteveffa İ.Ç.ye gerekse tarafına inceleme, denetlemevedoğru

bilgileri iletme görevini yerine getirmemiştir. Başvurucu; Kurumca kendisine

ölüm sigortasından yararlanacağı yönünde ümit verildiğini, askerlik borçlanması

tutarının herhangi bir ihtilaf söz konusu olmadan kendisinden tahsil edildiğini

ve bu şekilde yatırdığı tutarların Kurum hesaplarında nemalandığını ifade

etmiştir. Başvurucu, Kuruma müracaat sürecinde Kurumu yanıltacak herhangi bir

bilgi ya da belge ibraz etmediğini belirterek Kurumun tamamen kendi hatalı

işlemi ile ölüm aylığı tahsisi işleminden yaklaşık on altı yıl sonra ölüm

aylığının iptali ile hakkında geçmişe dönük borç tahakkuk ettirilmesinin

objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca,

hizmet çakışması sebebiyle iptal edilen günlerin isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak kabul edilme imkânı

varken bu imkânın da kendisinden esirgendiğinden de yakınmıştır. Başvurucu

sonuç olarak bu gerekçelerle sosyal güvenlik hakkının ve hukuk devleti ilkesinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

27. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, ölüm aylığının

baştan beri geçerli olmak üzere iptal edilmesine yönelik olduğundan tüm

şikâyetlerinin mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

30. Anayasa’nın 35. Maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilmek

suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın anılan maddesiyle

güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla

değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni hakların ve fikrî hakların yanı

sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına

dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri,

B. No: 2014/11441, ½/2017, § 60).

31. Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal

güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden

prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir

ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili

mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına

giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No:

2013/2166, 25/6/2015, § 36).

Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en

azından ortadan kaldırılıncaya kadar mülk olarak

kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent

Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).

32. Somut olayda SGK tarafından başvurucuya 1997-2013 yılları

arasında 1479 sayılı mülga Kanun uyarınca ödenen ölüm aylığı iptal edilmiş ve

başvurucu geriye yönelik olarak borçlandırılmıştır. Ölüm aylığının başvurucuya

ödenmesiyle başvurucunun mevcut mal varlığı hâline geldiği tartışmasızdır. Bu

nedenle bunların ilgili mevzuatta öngörülüp öngörülmediğinin tartışılmasına

dahi girilmeksizin Anayasa’nın 35. Maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü,

ödenmekte olan aylıklar yönünden de meşru beklenti oluştuğunun kabulü gerekir.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

33. Anayasa’nın 35. Maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, üzerinde tasarruf etme, ürünlerinden yararlanma imkanı verir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).

Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü

üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet

hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan

ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca meşru beklenti teşkil eden mülk edinme

beklentilerini zedeleyici kamu işlem ve eylemleri de mülkiyet hakkına müdahale

oluşturur (Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 57).

34. Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural

ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa’nın 35. Maddesinin birinci fıkrasında

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer

verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin

çerçevesi belirlenmiştir. Mülkten yoksun

bırakma ve mülkiyetin kontrolü

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma

şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımının

kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının malike

tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi toplum yararı gözetilerek belirlenmekte

veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale ise

genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin

kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

35. Başvurucuya ödenen ölüm aylığının iptal edilmesi ve

1997-2013 yılları arasındaki dönemde yapılan ödemelerin de başvurucudan geri

istenilmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesi daha

önce benzeri başvuruları mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolüne veya

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelemiştir (Kuddis Büyükakıllı, B.

No: 2014/3941, 5/10/2017, § 45; Fatma Ülker

Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018, § 46). Somut olayda da aynı

ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

36. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

37. Anayasa’nın 35. Maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 13. Maddesi uyarınca temel

hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna

dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek

yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve

Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

38. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

39. Başvurucuya 1997 yılından itibaren ödenen sosyal güvenlik

aylığının ödenmeye başlandığı tarihten geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve

başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması işlemlerinin dayanağı olay

tarihinde yürürlükte bulunan 1479 sayılı mülga Kanun’un olay tarihinde

yürürlükte bulunan 41. Maddesi olarak gösterilmiştir.

40. 1479 sayılı mülga Kanun’un mezkûr 41. Maddesinde ölüm aylığı

tahsisi için üç tam yıl prim ödeme şartının gerekli olduğu hususu düzenlenmiştir.

Buna göre derece mahkemeleri hizmet süresi 1080 günü doldurmamış bir kişiye

ölüm aylığı bağlanmasının mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Dolayısıyla anılan

hükmün, 1997-2013 yılları arasındaki döneme ilişkin ödenen ölüm aylığının

başvurucudan geri istenilmesi ve ileriye yönelik ödemenin de durdurulması

biçimindeki müdahaleye yeterli düzeyde kanuni dayanak oluşturduğu sonucuna

ulaşılmaktadır. Diğer taraftan, yersiz ödenen sosyal güvenlik ödemelerinin geri

alınmasına ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96. Maddesinde düzenleme

bulunduğu görülmekle birlikte söz konusu hükümlerin başvuru öncesi yapılan

yargılama sırasında derece mahkemelerince dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte somut olayın özelliklerini dikkate alan Anayasa Mahkemesi

kanunun yorumlanmasının sonuçlarını ölçülülük bağlamında değerlendirmeyi uygun

görmüştür.

ii. Meşru Amaç

41. Anayasa’nın 13. Ve 35. Maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

53).

42. Hizmet süresini doldurmamış bir kişiye ölüm aylığı

bağlanmamasının temelinde yatan amaç, sosyal güvenlik sisteminin korunması ve

devamlılığının sağlanmasıdır. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu açıktır.

43. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı

işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda

kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden

kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin

sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda

bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle

ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.

Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz

verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).Dolayısıyla

1080 günlük hizmet süresinin tamamlanması koşulunun sağlanmadığı gerekçesiyle

başvurucuya 1997-2013 yılları arasındaki döneme ilişkin ödenen ölüm aylığının

kendisinden geri istenilmesinin ve ileriye yönelik ödemenin de durdurulmasının

kamu yararı amacına dayandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru bir

amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

44. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

45. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

46. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa’nın 13. Ve

35. Maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce bu tedbirin

öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.

Diğer taraftan müdahalede bulunulurken takip edilen kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi

araçların tercih edileceği ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek

konumda olan ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracın

tercih edileceğinin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir

yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak

idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın

müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması

durumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması

mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen

aracın isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde

oluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönüktür (benzer yöndeki kararlar için bkz. Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763,

24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).

47. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (bkz. Arif Güven, B.

No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

48. Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması

gereken hususlardan biri de kamu makamlarının tutum ve davranışlarıdır. Bu

bağlamda idarenin iyi yönetim

ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında

bir konu söz konusu olduğunda kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle

ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir. Bu bağlamda

idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri

gerekir (Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi

A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, ½/2018, § 100; Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:

2013/711, ¾/2014, § 68).

49.

İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

ölçülü olup olmadığının tespitinde; idarenin hatalı işlemi karşısındaki

tutumunun yanında, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle

ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz gibi

yaptırımların öngörülüp öngörülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074,

9/3/2016, § 71).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

50. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden

tartışılmayı gerektirir bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması

gereken müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Bu itibarla uygulanan tedbirle

başvurucuya aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti

gerekmektedir.

51. Olayda başvurucu, ölen eşi İ.Ç.nin

sigortalı hizmetleri nedeniyle ölüm aylığı bağlanması amacıyla eşinin

askerlikte geçen hizmet sürelerinin borçlanması için ¾/1997 tarihinde SGK’ya müracaat etmiştir. Başvurucunun anılan talebi

Kurumca kabul edilip 4/6/1985-1/5/1986 tarihleri arasındaki 327 gün askerlik

borçlanması gözetilerek 1/5/1997 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanmıştır.

Başvurucu bu şekilde eşinin hizmet süresini 1080 güne tamamlayacak kadar askerlik

borçlanması yaparak prim ödemiş ve kendisine 1080 gün üzerinden ölüm aylığı

tahsis edilmiştir. SGK tarafından 2013 yılında İ.Ç.nin

dosyası üzerinde yapılmış olan incelemede 2/5/1986 ila 4/12/1986 tarihleri

arasında askerlik hizmetiyle Bağ-Kur hizmetinin

çakıştığının tespit edilmesi ve çakışan süre çıkarıldığında kalan toplam hizmet

süresinin 1056 güne düşmesi nedeniyle başvurucunun ölüm aylığı iptal edilmiş ve

başvurucu geriye yönelik olarak borçlandırılmıştır.

52. Bu bağlamda ilk olarak ölüm aylığının bağlanması yönündeki

işlemin tamamen idarenin tasarrufu ve

gözetimi altında gerçekleştirildiğine dikkati çekmek gerekir. Somut

olayda başvurucunun talebi üzerine ölüm aylığı koşullarının gerçekleşip

gerçekleşmediğini değerlendiren idarenin

bildirimi üzerine başvurucu tarafından eşinin askerlikte geçen

hizmet süreleri üzerinden borçlandırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla

idarenin başvurucuya ölüm aylığı bağlanması için gerekli olan asgari koşulları

taşıyıp taşımadığı hususunu dikkat ve titizlikle araştırarak aylık bağlanması

için gerekli şartlardan olan hizmet süresinin 1080 günün altında olup

olmadığını tespit ederek talebi değerlendirmesi beklenir. Ancak olayda bu

olağan beklentinin yerine gelmesini teminen Kurumca

yerine getirilmesi gereken inceleme, denetim ve hak sahiplerine doğru bilgiyi

verilmesi yükümlülüğü yerine getirilmemiş ve şartların yerine getirildiğinden

bahisle başvurucudan askerlik borçlanması tutarının tahsili yoluna gidilmiştir.

53. İdare, söz konusu denetim ve inceleme görevini yerine

getirmediği gibi başvurucuya izafe edilemeyen kendi kusuru sonucu oluşan

işlemindeki hata unsurunu on altı yıl sonra fark ederek anılan işlemin iptali

yoluna gitmiştir. Dolayısıyla olayda başvurucunun idareyi yanıltmaya yönelik

hileli bir işleminin bulunmadığı ve başvurucunun bir kusurunun da olmadığı

açıktır. Buna göre başvurucuya ölüm aylığını alma koşullarını taşıdığı inancı

verilerek askerlik borçlanmasının yaptırılması ve sonucunda süre şartının tam

olarak yerine getirilmediğinden bahisle bağlanan ölüm aylığının iptalinde

kusurun bütünüyle idareye ait olduğu anlaşılmaktadır.

54. Diğer taraftan başvurucuya ödenen ölüm aylığının yersiz

olduğunun tespit edilmesinde geçen yaklaşık on altı yıllık süre oldukça

uzundur. Bu süre boyunca hatalı işlemin varlığının tespit edilebilmesini temin

edecek ve başvurucuya ödenmeye devam edilen ölüm aylığının kesilmesi sonucunu

doğuracak gerek Kurum içi gerekse Kurum dışı bir denetim faaliyetinin ya hiç ya

da yeterli düzeyde gerçekleştirilmediği anlaşılmaktadır.

55. Ayrıca ev hanımı olan başvurucunun elli altı yaşında olduğu

ve bağlanan ölüm aylığı dışında başkaca bir gelirinin de bulunmadığı dikkate

alınmalıdır. Bunun yanında söz konusu aylığın kesilmesinin gerekçesinin prim

ödemelerinde bir çakışma olduğu anlaşılmakla birlikte netice olarak

başvurucunun prim ödemesinde bulunduğu, üstelik çakışan günler düştükten sonra

kalan eksik gün sayısının da yalnızca yirmi dört gün olduğu görülmektedir. Buna

göre başvurucu sadece çakışan günler çıkarıldıktan sonra yirmi dört günlük prim

gün sayısının eksik olduğu gerekçesiyle aylıktan mahrum kalmaktadır. Hâlbuki

başvurucu idarenin talebi üzerine bu eksik gün sayısı yönünden de on altı yıl

önce prim de ödemiştir.

56. Bunun yanında idare tarafından aylığı iptal edilen ve geri

ödeme talebinde bulunulan başvurucunun kalan gün sayısını borçlanma imkânının

da olmadığı görülmektedir. Buna göre başvurucu kalan gün sayısını borçlanarak

yeniden aylık alamayacağı gibi yaşı itibarıyla yeniden sigortalı olabilme

imkânı da oldukça güçleşmiştir. Ayrıca ilgili mevzuatta yer alan zamanaşımı

gibi hükümler de dikkate alındığında idareye güvenerek askerlik borçlanması

yapan başvurucunun, ölen eşinin hizmet sürelerinin tespiti için hukuk yollarına

başvurabilmesi de etkin bir yol olarak görülemez.

57. İfade edildiği üzere ölçülülük bağlamında iyi yönetim

ilkesi; mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme

sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen sosyal güvenlik hakkından

doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük

öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (bkz. §§ 49, 50). Anayasa

Mahkemesi daha önce kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı

olarak hareket etme sorumluluğu ile başvurucunun tutum ve davranışlarını

gözeterek benzeri başvuruları incelemiştir. Suzi

Alyüz (B. No: 2013/679, 20/4/2016) kararında başvurucuya yaklaşık

sekiz buçuk yıl boyunca yapılan yaşlılık aylığı ödemelerinin, geçmişte yapılan

usulsüz prim girişleri nedeniyle kanuni faizi ile birlikte iadesinin

istenmesinin başvurucunun ağır kusuru nedeniyle ölçülü bir müdahale olduğu

sonucuna varılmıştır (Suzi Alyüz, §§

45-63). Uğur Ziyaretli

(B. No: 2014/5724, 15/2/2017) kararında ise başvurucunun emekliye ayrıldıktan

sonra tekrar çalışmaya başlaması üzerine yersiz olarak ödenen yaşlılık

aylıklarının, başvurucunun ve idarenin müterafik

kusurlarına rağmen ana paranın çok üzerinde bir miktarda faizle geri

istenildiği olayda, bütün külfetin başvurucuya yükletilmesi nedeniyle ölçüsüz

bir müdahale olduğu değerlendirilerek faiz talebi yönünden mülkiyet hakkının

ihlaline karar verilmiştir (Uğur Ziyaretli, §§ 69-78).

58. Başvuruya konu olayda ise söz konusu başvurulardan farklı

olarak başvurucuya atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve bütünüyle idarenin

gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilen bir idari işlemden makul

görülemeyecek bir süre sonunda geri dönülmesinin söz konusu olduğu

anlaşılmaktadır. Buna göre somut olayda idare tarafından ölüm aylığı

ödemelerinin yersiz olduğu yönündeki hatalı işlemin ancak yaklaşık on altı yıl

sonra tespit edilebildiği, kamu kurumlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve

tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunda başarısız olduğu anlaşılmıştır.

Başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların kendisinden geri

istenilmesinin kendisine önemli bir külfet yüklediği ortadadır. Kaldı ki bu

kadar uzun bir süre sonra yaşlılık aylığının iptal edilerek yapılan ödemelerin

geri istenilmesi hukuk güvenliği ilkesini de zedelemektedir.

59. Sonuç olarak idarenin hatalı işlemlerinden kaynaklanan

müdahalelerin sonuçlarını gidermek kamu makamlarının yükümlülüğündedir.

İdarenin hatalı işlemlerinden doğan yükün bütünüyle kişiler üzerinde

bırakılması mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılar. Somut olayda

idarece başvurucu nezdinde ölüm aylığına müstahak olduğu inancı uyandırılarak

askerlik borçlanmasının yaptırılması ve on altı yıl sonra tesis edilen yeni bir

işlemle önceki hesaplamada hata yapılmış olduğu gerekçesiyle başvurucuya 1997

yılından itibaren ödenen sosyal güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı tarihten

itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük

olarak borçlandırılması sonucu başvurucu 1997-2003 yılları arasındaki döneme

ilişkin iadesi istenilen ölüm aylıklarından mahrum kalmıştır. Üstelik

başvurucunun yaşı, başkaca herhangi bir gelirinin bulunmaması ve aradan geçen

bu süre sebebiyle yeni bir sigortalılık talebinde bulunma imkânının önemli

ölçüde kısıtlanmış olması da dikkate alınmalıdır. Son olarak hatanın yalnızca

prim gün sayısının çakışmasından kaynaklandığı, eksik kalan prim gün sayısının

ise oldukça az olduğu, başvurucunun üstelik zamanında bu gün

sayısı üzerinden prim de ödemiş olduğu ve başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının

da mütevazı sayılabileceği gözetilmelidir.

60. Bütün bu hususlar dikkate alındığında başvurucunun, idarenin

kusurundan dolayı ölüm aylığından yoksun bırakılmasının somut olayın özel

koşulları altında başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, bu

sebeple müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet

hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu

sonucuna ulaşılmaktadır.

61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

63. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

64. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

65. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

66. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

67. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

68. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere

hükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu

yollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

69. Ancak ilgili Mahkemenin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırma imkânının bulunmadığı durumlarda ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için kararın bir örneğinin ilgili idareye gönderilmesi gerekebilir.

Bu bağlamda idarece öncelikle yapması gereken şey Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı doğrultusunda bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açan idari eylem

veya işlemin ortadan kaldırılarak tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek

için gereken işlemlerin yapılmasıdır. Bu çerçevede ihlal, yerine getirilmeyen

yöntemsel bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usule ilişkin işlemin hak

ihlaline yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk

defa) yapılması icap etmektedir.

70. Başvurucu; yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi,

ölüm aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanarak faizleri ile

birlikte ödenmesi taleplerinde bulunmuştur.

71. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda başvurucunun

sigortalı olan eşinin vefatından sonra eşinin askerlik dönemine ilişkin sürenin

primini yatırması neticesinde kendisine 1997 yılından itibaren ödenen sosyal

güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde

iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. İptal işlemi idare

tarafından yapıldığına göre ihlalin kaynağı idari bir işlemdir.

72. Bununla birlikte başvuru öncesinde başvurucu tarafından

işlemin iptal edilmesi için dava açılmış, derece mahkemelerince davanın reddine

karar verilmesi ihlalin giderilmemesine yol açmıştır. Dolayısıyla yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden

yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece

mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme

kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar

verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere Manisa 3. İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

73. Ayrıca benzeri ihlallere yol açılmaması bakımından kararın

bir örneğinin de bilgi edinilmesi için ilgili idareye gönderilmesi gerekir.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNEM. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere kararın Manisa 3. İş Mahkemesine

(E.2014/449, K.2015/115) GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin Sosyal Güvenlik Kurumuna

GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/11/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Ölüm aylığının iptal edilmesi ve daha önce ödenen aylıkların,

aylığın bağlandığı tarihten geçerli olmak üzere geri istenmesi sebebiyle

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinde, başvurucuya ölüm aylığı bağlanmasının

idarenin hatalı işlemlerinden kaynaklandığı, bütünüyle idarenin gözetimi ve

denetimi altında gerçekleştirilen bir idarî işlemden makul sayılamayacak bir

süre sonunda geri dönülmesinin ve hatalı işlemden dönülürken ilgili kanun

hükümlerinin dikkate alınmamasının mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz

kıldığı belirtilerek anılan hakkın ihlal edildiği belirtilmiştir (§§ 59-62).

Kararda da belirtildiği üzere AİHM, sosyal adaletin, ilke olarak

kamu makamlarının -kendi ihmallerinden kaynaklansa bile- hatalı işlemlerini

geri almalarına engel teşkil etmeyeceğini, aksi takdirde sosyal güvenlik

sistemine katkı payı ödeyen ve ödemeye devam ettikleri hâlde kanunî şartları

taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan bireylere haksızlık yapılacağını

ve bununsınırlı kamu kaynaklarının kamu yararına

aykırı şekilde harcanması sonucu doğuracağını belirterek, hatanın diğer tarafın

kusuru olmaksızın kamu makamlarının kendilerinden kaynaklandığı durumlarda

başvurucuya yüklenen külfetin daha farklı bir orantılılık yaklaşımı esas

alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (§ 24).

AİHM’in konuya ilişkin kararlarında

belirlediği bu ilkeleri de gözönünde bulunduran

Mahkememize göre, idarenin tesis ettiği hatalı işlemi -sosyal güvenlik

ödemeleri de dahil olmak üzere- somut olayın şartlarına göre geri alabileceği

veya belli durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksinin

kabulü kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik

fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki şartları sağlamadıkları

gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kişiler yönünden adil olmayan sonuçlar

doğurabilecek ve sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan usullerle

dağıtılmasına cevaz verilmesi anlamına gelebileceği için kamu yararı ile örtüşmeyecektir

(Tevfik Baltacı, B. No:2013/8074, 9/3/2016, § 74).

Bu nedenlerle, idarece hatalı olarak ödendiği belirlenen

yaşlılık aylıkları anapara tutarının ilgilisinden istenebileceği Mahkememizce

de kabul edilmektedir (Kuddis Büyükakıllı,

B.No.2014/3941, 5/10/2017, § 74; Suzi Alyüz, B.No: 2013/679, 20/4/2016, § 59).

Somut olayda Bağ-Kur sigortalısı olan

eşi 15/1/1993 tarihinde vefat eden başvurucunun 1997 yılında Kuruma müracaat

ederek eşinin 327 gün askerlik süresi için borçlanma yaptığı ve 1/5/1997 tarihinde

kendisine ölüm aylığı bağlandığı; ancak 2013yılında yapılan incelemede,

borçlanılan askerlik süresinin yaklaşık yedi aylık kısmının Bağ-Kur

hizmeti ile çakışması ve toplam hizmet süresinin yeterli olmadığının

anlaşılması nedeniyle ölüm aylığının iptal edilerek ödenen aylıkların geri

istendiği anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, idarenin hatalı işleminden

kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının

tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark

edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil

edilmesindeki usul ve alacağa kanunî faiz uygulanıp uygulanmadığı gibi

hususların önemli olduğunu belirterek, özellikle anaparanın yanında kanunî

faizin de istenmesi hâlinde ihlal sonucuna ulaşmaktadır (Tevfik Baltacı, §§ 71,

79-80; Kuddis Büyükakıllı,

§§ 74-76; Fatma Ülker Akkaya, B.No: 2014/12979,

22/2/2018, §§52, 59-60).

Çoğunluğun, başvuru konusu müdahalenin ihlal oluşturup

oluşturmadığına ilişkin incelemesinde, hizmet süresini doldurmamış bir kişiye

ölüm aylığı bağlanmamasının temelinde, sosyal güvenlik sisteminin korunması ve

devamlılığının sağlanması amacının yattığı ve bu amacın kamu yararına dönük

olduğunun açık olduğu belirtilerek müdahalenin meşru amacının bulunduğu kabul

edilmekte (§ 43); yersiz yapılan sosyal güvenlik ödemelerinin geri alınmasına

ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96. maddesinde yer verilen hükümlerin derece

mahkemelerince dikkate alınmaması ise ölçülülük bağlamında değerlendirilerek

ihlal sonucuna ulaşılmaktadır (§§ 41, 59-62).

5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun

kapsamındaki ödemelerin Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanması hâlinde,

hatalı işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla beş yıllık sürede

(hatta ilgilinin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğan ödemeler için bile

geriye doğru en fazla on yıllık sürede) yapılan ödemeler toplamının geri

alınacağının öngörülmesine rağmen, somut olayda aylığın bağlandığı 1997

yılından, hatalı ödemenin tespit edildiği 2013 yılına kadar onaltı

yıllık ölüm aylıkları toplamının geri istendiği anlaşılmaktadır. Müdahalenin

kanunilik unsuru ile birlikte değerlendirilen ölçülülük incelemesinde bu açıdan

ihlal sonucuna katılmak mümkün olsa da, çoğunluk

tarafından yapılan değerlendirme sonucunda ölüm aylığının kesilmesi ve son beş

yılda yapılan ödemelerle ilgili olarak da ihlal sonucuna varıldığı

görülmektedir.

Başka bir ifadeyle, çoğunluğun kararında, önceki kararlarımızdan

farklı olarak, başvurucuya, ölüm aylığı bağlanması için Kanunda aranan asgari

hizmet süresini (askerlik borçlanması ile de) tamamlayamadan ölen eşinden

dolayı bağlanan aylığın iptal edilemeyeceği ve son beş yıllık ölüm aylığı

ödemelerinin de geri istenemeyeceği ifade edilmektedir.

Çoğunluk bu sonuca ulaşırken, idarenin hatalı işleminden dolayı

ölüm aylığından yoksun bırakılan başvurucuya somut olayın özel şartlarında

şahsî olarak aşırı bir külfet yüklendiğini ve müdahalenin içerdiği kamu yararı

amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin

başvurucu aleyhine bozulduğunu belirtmektedir.

Kuşkusuz somut olayda müdahalenin orantılı olup olmadığı

incelenirken idarenin, hatalı işlemini onaltı yıl

sonra belirleyebildiğinin ve yersiz ödemeleri aylığın bağlandığı tarihten

itibaren geri istediğinin dikkate alınması isabetlidir.

Ancak orantılılık incelemesinde AİHM'in

ve Mahkememizin sosyal adalet, sebepsiz zenginleşme ve sosyal güvenlik

sistemine katkıda bulunanlar açısından vurguladığı ilkeler de gözönünde bulundurulmalıdır. Bu çerçevede, başvurucunun eşi

bakımından Kanunda öngörülen en az üç tam yıl sigorta primi ödemiş olma şartının

(askerlik süresine ilişkin borçlanma da dahil olmak üzere) gerçekleşmediği,

buna rağmen başvurucuya oldukça genç yaşta sosyal güvenlik aylığı bağlandığı ve

onaltı yıl boyunca ödendiği, Kanunda öngörülen

şartların bulunmamasına rağmen söz konusu aylık bağlama işlemi iptal edilmezse

-başvurucunun aylığın kesildiği tarihteki yaşı da dikkate alındığında- daha

uzun yıllar ölüm aylığı ödenmesinin gerekeceği, böyle bir kabulün de sosyal

güvenlik sisteminin korunmasındaki kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet

hakkının korunması arasındaki adil dengenin sağlanması bakımından uygun

olmadığı belirtilmelidir. Esasen kararda da belirtildiği üzere 5510 sayılı

Kanunun 96. maddesindeki düzenlemelerin ölçülülük incelemesinde dikkate

alınmasının sebebi de bu olmalıdır.

Çoğunluğun yaptığı ölçülülük değerlendirmesinin ve ulaştığı

sonucun, AİHM’in konuya ilişkin kararlarında

belirlediği ve Mahkememizin de benimseyerek kararlarında vurguladığı ilkelerle

bağdaşmadığı açıktır.

Bu itibarla başvurucuya ödenen ölüm aylıklarından, hatalı

işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla beş yıllık süreye

ilişkin olanların geri istenebileceği, daha önceki yıllara ait ödemelerin

istenemeyeceği, ölüm aylığı bağlanmasının şartları bulunmadığından aylığın

iptal edilmesinin de kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının

korunması arasındaki adil dengeyi bozmadığı düşüncesiyle, çoğunluğun kararına

katılmıyorum.

Üye

M. Emin KUZ

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

M. Emin

ŞAHİNER

Başvurucu

:

Ümmü ÇAKIR

Vekili

:

Av. Emre

KIŞLALI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/18918, 28 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  13. VI. Hüküm
  14. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  15. B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. E. Kararın bir örneğinin Sosyal Güvenlik Kurumuna
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. M. Emin KUZ
  20. Yıldırım
  21. Akıncı
  22. Topal
  23. M. Emin KUZ
  24. M. Emin
  25. Şahiner
  26. Kışlalı
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/18918
Tarih
28 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Bekir Aybar ve Hacı Aybar Başvurusu (B. No: 2015/12564)
  • F.e. Başvurusu (B. No: 2014/10673)
  • Emine Dospatlı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/15410)
  • Hasip Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/4085)
  • Ayşenur Parıldak Başvurusu (B. No: 2017/15375)
  • Abdullah Ay Başvurusu (B. No: 2015/17110)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.