İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

V.ö. Başvurusu (B. No: 2017/14699)

1. Başvuru, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

Başvuru No2017/14699Tarih15 Eylül 2020Okuma23 dk · 4.597 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm V.Ö. Başvurusu

Karar tarihi
15 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/14699
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.597 kelime·23 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

verilmesi üzerine disiplin cezası verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin;

açılan davada mahkeme kararının yeterli gerekçeyi içermemesi nedeniyle

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 1/3/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Ankara Barosuna kayıtlı avukat olarak görev

yapmaktadır. Daha önce başvurucuyla birlikte çalışan avukat, bürodaki payını

düşük bedelle devretmesi için başvurucunun kendisine şantaj yaptığını iddia

etmiştir.

9. Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesinin (Ceza Mahkemesi)

17/2/2009 tarihli kararıyla başvurucunun şantaj, özel belgeyi bozma, yok etme

veya gizleme suçlarından yapılan yargılamasında eylemi sabit görülerek şantaj

suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasına; özel belgeyi gizleme, yok etme

suçundan on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; her iki ceza için de hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Karar 13/4/2009

tarihinde kesinleşmiştir.

10. Başvurucu bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna

gidilmesini talep etmiş, ancak Adalet Bakanlığınca 4/3/2010 tarihinde istemi

reddedilmiştir.

11. Başvurucunun eski ortağı avukatın (şikâyetçi)

şikâyeti üzerine Ankara Barosu soruşturma başlatmıştır. Ankara Barosu Disiplin

Kurulu, 24/6/2009 tarihli kararı ile başvurucu hakkında disiplin kurulunu

bağlayıcı ve temyiz incelemesinden geçmiş bir kesin hükmün bulunmadığı

belirtilerek ceza tayinine yer olmadığına karar vermiştir.

12. Şikâyetçi, Ankara Barosu Disiplin Kurulu kararına

karşı 25/11/2010 tarihinde Türkiye Barolar Birliğine (TBB) itiraz etmiştir. TBB

Disiplin Kurulunun 27/5/2011 tarihli kararıyla başvurucunun 22/7/2010 tarihli

ve 6008 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinden yararlanmak için başvuruda

bulunup bulunmadığı hususunun araştırılması için esasa geçilmeden karar

bozulmuştur.

13. Ankara Barosu Disiplin Kurulu 6/11/2011 tarihli

kararı ile de başvurucu hakkında aynı kararı vermiştir.

14. Şikâyetçinin anılan karara yaptığı itiraz üzerine bu

defa TBB Disiplin Kurulu işin esasına geçerek 5/5/2012 tarihli kararıyla

başvurucunun kınama cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın

gerekçesinde; başvurucunun özel yaşamında bile olsa avukatlık mesleğinin

itibarını zedeleyecek nitelikteki şantaj, özel belgeyi bozma, yok etme veya

gizleme suçunu işlemesinden ibaret eyleminin 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı

Avukatlık Kanunu'nun 34. ve 134. maddelerinin gönderimiyle TBB Meslek

Kuralları'nın 4. maddesine aykırı olduğu belirtilerek 1136 sayılı Kanun'un 136.

maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurucunun kınama cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

15. Başvurucu tarafından TBB kararının iptali istemiyle

Ankara 2. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır.

16. Ankara 2. İdare Mahkemesinin 29/11/2013 tarihli

kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...davacının disiplin

kovuşturmasına konu eylemi ile ilgili olarak Ankara 12. Asliye Ceza

Mahkemesinin E:2008/578 esasında kayıtlı "Şantaj, özel belgeyi bozma, yok

etme veya gizleme" suçundan dolayı açılmış olan kamu davası sonucunda

Mahkemece 17.02.2009 tarihli K:2009/85 sayılı kararı ile davacının eylemi sabit

görülerek şantaj suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasına, özel belgeyi

gizlemek, yok etmek suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki

ceza için de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve

kararın 13.04.2009 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.

Bu durumda, avukatlık unvanının

gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmadığı, mesleğin itibarını

zedeleyecek davranışta bulunduğu açık olan davacı hakkında Yasa ve Meslek

Kuralları uyarınca kınama cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır..."

17. Ankara Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi)

4. Kurulunun 4/11/2015 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi kararının usule

ve hukuka uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığı

gerekçesi ile itirazın reddine, hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar

düzeltme istemi ise Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 8/12/2016

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

18. Nihai karar 30/1/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 1/3/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 1136 sayılı Kanun’un 34. maddesi şöyledir:

"Avukatlar, yüklendikleri görevleri

bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde

yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun

biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına

uymakla yükümlüdürler."

21. 1136 sayılı Kanun’un 134. maddesi şöyledir:

"Avukatlık onuruna, düzen ve

gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla,

meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe

uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları

uygulanır."

22. 1136 sayılı Kanun’un 136. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Bu yasanın avukatların hak ve

ödevleri ilgili altıncı kısmında yazılı esaslara uymayanlar hakkında ilk

defasında en az kınama, tekrarında, davranışın ağırlığına göre, para veya işten

çıkarma cezası ..... uygulanır.

(...)"

23. 1136 sayılı Kanun’un 140. maddesi şöyledir:

"Avukat hakkında başlamış olan ceza

kovuşturması, disiplin işlem ve kararlarının uygulanmasına engel olmaz.

(Değişik ikinci fıkra: 22/1/1986 -

3256/24 md.) Şu kadar ki, disiplin işlem ve kararına konu teşkil edecek bir

eylemde bulunmuş olan avukat hakkında aynı eylemlerden dolayı ceza mahkemesinde

dava açılmış ise, avukat hakkındaki disiplin kovuşturması, ceza davasının

sonuna kadar bekletilir. Bu halde yönetim kurulunun isteği üzerine disiplin

kurulu, avukatın işten yasaklanmasına yer olup olmadığı hakkında 153 ve 154 üncü

maddeler uyarınca bir karar vermek zorundadır.

Eylemin işlenmemiş veya sanığı

tarafından yapılmamış olması sebebiyle beraat hali müstesna, beraatle

sonuçlanmış bir ceza davasının konusuna giren eylemlerden dolayı disiplin

kovuşturması, o eylemin ceza kanunları hükümlerinden ayrı olarak başlı başına

disiplin kovuşturmasını gerektirir mahiyette olmasına bağlıdır.

Baro yönetim kurulları hükümlülükle

sonuçlanan bir ceza davasının konusunu teşkil eden eylemlerden dolayı ayrıca

disiplin kovuşturması açmak zorundadırlar. "

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 231. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

"Sanığa yüklenen suçtan dolayı

yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis

veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının

geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını

ifade eder."

25. TBB Meslek Kuralları'nın 4. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Avukat, mesleğin itibarını

zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bir suç ile itham edilen herkes,

suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

27. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı

için bkz. D.E., B. No: 2014/11453, 9/1/2019, §§ 29-35.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 15/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, sanık olduğu ceza yargılamasında HAGB'ye

karar verilmiş olmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin beşinci

fıkrasında "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün

sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder" hükmü yer

almasına rağmen hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuş gibi hareket edilerek, bir

başka ifadeyle aynı fiil nedeniyle iki defa yargılanarak disiplin cezası

verilmesinden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu; Mahkemenin kararının disiplin

cezasına ilişkin kararın tekrarı niteliğinde olduğunu, kesinleşmiş bir

mahkûmiyet kararı bulunmadığı yolundaki iddiasının karar gerekçesinde

karşılanmadığını ve gerekçenin yetersiz olduğunu, ayrıca kanun yolu incelemesinde

verilen kararlarda sadece mahkeme kararının hukuka uygun bulunduğu ibaresine

yer verildiğini belirterek gerekçeli karar hakkının da ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

B. Değerlendirme

30. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti"

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

31. Anayasa’nın "Suç ve cezalara ilişkin

esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar, kimse suçlu sayılamaz."

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucunun adil yargılanma hakkıyla ilgili olarak ileri sürdüğü tüm

iddiaların masumiyet karinesi kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında adil

yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı

Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiği

belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenin

eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal

güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No:

2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin gözönünde

bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

35. Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum

sayılacağı düzenlenmiştir. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmek

suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir

(Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).

36. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Güvencenin ilk

boyutu kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka

ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında

olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar

kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını

yasaklar. Güvencenin bu boyutunun kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten

mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli

makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar

kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli

kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil

ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve

yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali

söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39). Güvencenin

ikinci boyutu ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm

kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla

ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının

toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve

uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).

37. Masumiyet karinesine ilişkin anayasal güvencelerin

harekete geçirilebilmesi için kural olarak kişinin suç isnadı altında bulunması

gerekmektedir. Bununla birlikte masumiyet karinesinin ikinci boyutuna ilişkin

güvencelerin uygulanabilmesi, kişinin hâlihazırda suç isnadı altında

bulunmasını zorunlu kılmamaktadır. Ancak ceza yargılamasının sonuçlanmasından

sonra başlayan veya ceza yargılaması henüz sonuçlanmadan başlasa bile ceza

yargılamasının kesinleşmesinden sonra da devam eden medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda masumiyet karinesinin uygulanabilmesi

için başvurucunun söz konusu medeni yargılama ile hakkında yürütülen ve sona

eren ceza yargılaması arasında bağlantı bulunduğunu göstermesi gerekmektedir.

Medeni hak yargılamasında, ceza yargılamasında verilen kararın sonucunun

dikkate alındığı ve değerlendirildiği veya ceza dosyasında yer alan delillerin

irdelendiği ya da başvurucunun hakkındaki suçlamayı doğuran olaylara dahli ile

ilgili irdelemelerde bulunulduğu veyahut başvurucunun muhtemel suçluluğuyla

ilgili yorum yapıldığı hâllerde söz konusu bağlantının var olduğu kabul

edilebilir. Bununla birlikte hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındaki

bağlantının varlığına işaret eden olguların tüketme yoluyla sayılmasının mümkün

olmadığı, bunların kararların verildiği yargılamaların türüne ve içeriğine göre

değişebileceği kabul edilmelidir. Ancak bağlantının varlığı değerlendirilirken

kararda kullanılan dilin kritik öneme sahip olacağı vurgulanmalıdır (benzer

değerlendirmeler için bkz. S.M. [GK], B. No: 2016/6038, 20/6/2019, §

38).

38. Somut olayda başvurucu ceza yargılamasında

yargılandığı suçlardan HAGB kararı verilmesine rağmen mahkeme kararında yer

alan ifadelerin kendisinin suçlu olduğu inancına yol açtığından yakınmıştır.

Dolayısıyla başvurucunun şikâyetinin masumiyet karinesinin ikinci boyutuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme kararında başvurucu hakkında yürütülen

ceza soruşturması kapsamındaki suçlamayla ilgili olarak değerlendirme

yapıldığına işaret eden ibarelerin bulunduğu gözlemlenmektedir. Sözü edilen

ibarelerin varlığı -herhangi bir ihlale yol açıp açmadıkları hususu aşağıda

değerlendirilecek olmakla birlikte- idari yargılama ile ceza yargılaması

arasında bağlantının bulunduğu sonucuna ulaşılması bakımından yeterli

görülmüştür. Dolayısıyla masumiyet karinesinin ikinci boyutunun somut olayda

uygulanabilir olduğu kanaatine varılmıştır.

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

40. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir

kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis

edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti

ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,

26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı

kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez; suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

41. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan masumiyet karinesi, ceza soruşturmasıyla eş zamanlı olarak kişi

hakkında disiplin soruşturması yürütülmesine engel teşkil etmediği gibi

hakkındaki ceza soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığı, beraat, düşme gibi

mahkûmiyet dışındaki bir hüküm ile sonuçlanması kişiye disiplin yaptırımı

uygulanmasına veya bu kişinin başka türlü sorumluluğuna gidilmesine de mâni

oluşturmaz (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. M.E.T., B. No:

2014/11920, 3/7/2018, § 61).

42. Bu bağlamda beraat eden ya da hakkında HAGB kararı

verilen kişi aleyhine disiplin soruşturması başlatılması ve kişiye disiplin

cezası uygulanması -disiplin cezası ne kadar ağır olursa olsun- kişinin suçlu

ilan edildiği hükmüne varılabilmesi için yeterli değildir. Aynı şekilde ceza

yargılamasındaki delillerin disiplin soruşturmasında kullanılması da kendi

başına masumiyet karinesini ihlal etmez. Aksi takdirde beraat kararına,

mağdurların haksız fiil ve benzeri hukuki sebeplere dayanarak zararlarını

gidermek için tazminat davası açma hakkını, idarenin de idari düzeni sağlamak

için disiplin cezası ve diğer idari tedbirleri uygulama yetkisini ortadan

kaldıracak şekilde arzulanandan öte bir anlam yüklenmiş olur. Bu durum beraat

eden kişi lehine amacından saptırılmış bir keyfîliğe yol açar. Aynı şekilde bu

yaklaşım, beraat eden kişiye kendi fiilinin tazminat hukuku ile idare hukukuna

ilişkin sonuçlarından da kaçınma avantajı sağlar. Anayasa'nın 36. maddesi veya

başka herhangi bir maddesi masumiyet karinesinin bu şekildeki bir yorumuna

geçerlilik sağlamamaktadır.

43. Ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukuku farklı

kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun iç düzenini

korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma

düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacak

yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen

bir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukuku

kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de

sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Özcan Pektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat

Eyol, § 30).

44. Cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edilmiş veya

ceza sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif

bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis

edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu bağlamda ceza yargılamasına

konu maddi olay ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu

makamlarınca (idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme

sonucunda ulaşılacak kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş, § 25; Kürşat Eyol, § 30,

Galip Şahin, § 48).

45. Adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını

aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda

bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi

kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken ise

kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir (Galip

Şahin, § 48; M.I., B. No: 2012/1268, 30/12/2014, § 50). Bu kapsamda

karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Mustafa Kıvrak,

B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 36). Kamu makamlarının işlem ya da kararlarında

belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai

sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından suçlu bulunmamış bireyin

masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleri gerekmektedir (Galip

Şahin, § 47).

46. İdari makamlarca veya mahkemelerce salt bir kimsenin

suç isnadı altında olduğunun ifade edilmesi masumiyet karinesini zedelemez. Bu

bakımdan kişinin suç isnadı altında olduğunun belirtilmesi ile hakkında

kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı hâlde onun mahkûm olduğunun kesin

bir dille ifade edilmesi veya bu yönde kanat oluşmasına yol açacak nitelikte

açıklamalarda bulunulması arasındaki ayrıma özen gösterilmelidir. İkincisi

masumiyet karinesinin ihlaline yol açarken ilki kural olarak masumiyet karinesi

yönünden bir sakıncaya neden olmayabilir.

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. Avukat olan başvurucunun somut olayda ortağına şantaj

yaptığı, özel belgeyi bozduğu, yok ettiği veya gizlediği iddialarıyla ilgili

olarak hakkında eş zamanlı bir şekilde hem ceza soruşturması hem de disiplin

soruşturması başlatılmıştır. Ceza soruşturması kapsamında başvurucu şantaj, özel

belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçlarını işlemekle itham edilmiştir.

Disiplin soruşturmasında ise 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 34. ve 134.

maddeleri ile TBB Meslek Kuralları'nın 4. maddesinde yer alan düzenlemeye

dayanılarak 1136 sayılı Kanun'un 136. maddesinin birinci fıkrası uyarınca

başvurucunun kınama cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

48. Buna karşılık disiplin makamlarını başvurucunun 1136

sayılı Kanun'un 34. ve 134. maddelerinin gönderimiyle TBB Meslek Kuralları'nın

4. maddesini ihlal ettiği sonucuna götüren olgu, ortağına şantaj yaptığı, özel

belgeyi bozduğu, yok ettiği veya gizlediği iddiasıdır. Söz konusu fiiller, ceza

yargılamasındaki suçlamaların da dayanağını oluşturmaktadır.

49. Disiplin suçuna ve ceza yargılamasına konu eylemlerin

aynı olduğu hâllerde disiplin soruşturmasıyla ilgili uyuşmazlıklara bakan idari

mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate

saygı göstermesi, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi takdirde

kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının ya da hakkında HAGB kararı

verilmiş olmasının bir anlamı kalmaz.

50. Kuşkusuz soruşturma makamları başvurucunun ortağına

şantaj yaptığı, özel belgeyi bozduğu, yok ettiği veya gizlediği olgusu dışındaki

fiillerle ilgili olarak değerlendirme yapma serbestisine sahiptir. Çünkü Ceza

Mahkemesinde yargılama konusu olan fiil şantaj, özel belgeyi bozma, yok etme

veya gizlemeden ibarettir. Masumiyet karinesi, aynı olay kapsamında bile

olsa ceza soruşturmasına konu suçun kurucu unsurunu oluşturmayan fiillerle

ilgili olarak idari makamların değerlendirme yapmasını engellememektedir. "Genel

İlkeler" bölümünde belirtildiği üzere disiplin yaptırımına bağlanan

haksızlıklar ceza hukukundakilere kıyasla daha hafif bir ispat külfeti

gerektirebilmektedir. Dahası disiplin hukukundaki haksızlıkların ispatında

karinelerden yararlanılması hususunda ceza hukukundaki kadar yasaklayıcı

kurallar söz konusu değildir. Bu itibarla disiplin hukukundaki bir haksızlık

ile ceza hukuku alanındaki haksızlığın kurucu unsurlarının aynı olduğu hâllerde

idarenin, kurucu unsurları ceza hukukundaki ile aynı olmayan başka bir

haksızlık temelinde disiplin cezası uygulamasına herhangi bir mâni

bulunmamaktadır.

51. Somut olayda Mahkeme disiplin hukuku bağlamında

ayrıca bir değerlendirme yapmamış, gerekçesinde ceza mahkemesinin suçun

sübutuyla ilgili değerlendirmesini esas almıştır. Mahkeme, ceza mahkemesi

kararında ulaşılan sonucu tartışmaya açmanın yanında kararı okuyanlarda

başvurucunun şantaj, özel belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçlarını

işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu durumda, HAGB kararı

anlamsız hâle gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür.

Dolayısıyla masumiyet karinesinin ikinci boyutu ihlal edilmiştir.

52. Netice itibarıyla Mahkemenin esas hakkındaki

kararında kullandığı ifadeler nedeniyle de masumiyet karinesinin ikinci

boyutunun ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. ve 38.

maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA ve Basri BAĞCI bu görüşe katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

54. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

55. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi ve yargılamanın

yenilenmesine hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

57. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

58. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

59. İncelenen başvuruda, Mahkemenin kararında kullandığı

dile özen göstermemesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Dolayısıyla ihlalin Mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

60. Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal

sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun

yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

61. İşbu ihlal kararının başvurucu tarafından açılan

davaların esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği

vurgulanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini

de gözeterek ve söz konusu işlemlerle ilgili olarak yeniden bir değerlendirme

yaparak gereken kararı vermek Ankara 2. İdare Mahkemesinin takdirindedir.

62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harçtan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin

dördüncü fıkralarında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL

EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA ve Basri BAĞCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

2. İdare Mahkemesine (E.2012/1450, K.2013/1789) GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/9/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Mahkememiz çoğunluğunca, aynı büroda birlikte

çalıştıkları avukata bürodaki payını düşük bedelle devretmesi için şantaj

yaptığından bahisle başvurucu hakkında Türkiye Barolar Birliği Disiplin

Kurulu’nca tesis edilen kınama cezasının iptali istemiyle açılan davanın

reddedilmesi üzerine yapılan başvuruda, derece Mahkemelerince disiplin hukuku

bağlamında ayrıca bir değerlendirme yapılmadığı, gerekçelerinde ceza

mahkemesinin suçun sübutuyla ilgili değerlendirmesini esas aldıkları, böylece

kararı okuyanlarda başvurucunun şantaj, özel belgeyi bozma, yok etme veya

gizleme suçlarını işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verdikleri, böylece

ceza yargılamasında başvurucu hakkında verilen HAGB kararının anlamsız hâle

gelmesine neden oldukları gerekçesiyle başvurucu bakımından masumiyet

karinesinin ikinci boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Mahkememiz çoğunluğunca ulaşılan bu sonuca aşağıda

açıklanan nedenlerle tarafımızca iştirak edilememiştir.

Somut olayda avukatlık bürosunun ortağı olan

başvurucunun, diğer ortağı avukatın bürodaki payını daha düşük bir bedelle

devretmesi için ona yönelik eylemlerinden dolayı yargılandığı davada, Ankara

12. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.01.2009 tarihli kararıyla iddia konusu olaylar

sabit görülmek suretiyle şantaj ve özel belgeyi yok etmek suçlarından verilen

para ve hapis cezalarının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu edildiği

anlaşılmaktadır.

Avukat olan başvurucu hakkında, Türkiye Barolar Birliği

Disiplin Kurulu tarafından yürütülen disiplin soruşturmasında, ceza

yargılamasına konu olan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)

kararına bağlanan eylemler gerekçe gösterilmek suretiyle, 1136 sayılı Avukatlık

Kanununun 136/1. maddesi gereğince kınama cezasıyla tecziyesine hükmedilmiştir.

Söz konusu işlemin iptali istemiyle Ankara 2. İdare

Mahkemesinde açılan davada HAGB işlemine konu olan ceza yargılamasında davacının

eyleminin sabit görülmesi gerekçe gösterilerek iptali istenen işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığına kararı verilmiştir. Kanun yolu incelemesinde de Ankara

Bölge İdare Mahkemesi 4. Kurulu, ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasını

gerektiren bir neden bulunmadığından bahisle hükmün onanmasına karar vermiş ve

müteakip karar düzeltme talebini de reddetmiştir.

Başvurucunun müracaatının özünü, hakkında verilen HAGB

kararına bağlı olarak ertelenen hükmün aleyhine hukuki bir sonuç doğurmaması

gerektiği iddiası oluşturmaktadır.

Niteliği itibariyle ceza hukukuna ilişin bir kurum olan

masumiyet karinesi, Anayasanın 15/2. maddesinde mutlak bir hak olarak

düzenlenmesine rağmen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde bu vasıfta kabul

edilmemektedir.

İki yönü ile uygulamaya tabi olduğu kabul edilen

karinenin ilk yönü, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olana kadar kişinin suçlu

sayılmamasını; ikinci yönü de hakkındaki yargılamanın beraatla sonuçlanması

halinde kişiyi suçlu gösterecek hareketlerden kaçınılmasını gerekli

kılmaktadır.

HAGB kararı verilen durumlarda masumiyet karinesine ne

şekilde dikkat edileceği ve disiplin cezası kararı verilmesi esnasında bu

karinenin rolünün ne olacağı başvuruya konu edilen olayın hukuken tartışılması

gereken boyutunu oluşturmaktadır.

İlk olarak Anglo-Sakson hukukunda görülen bu kurum,

1950’li yıllardan itibaren kıta Avrupa’sında uygulanmaya başlanmıştır (AYM.

E:2012/80; K:2013/16). İlk kez 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi

ile mevzuatımıza giren HAGB, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231.

maddesinde 5560 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemeler sonucu genel bir usul

kurumu olarak hukukumuzdaki yerini almıştır (AYM. E:2006/106; K:2009/124)

Birçok iptal ve itiraz incelemesine konu olan kurum halen

ceza usul hukukunun en tartışmalı konuları arasında bulunmaktadır. Yargılama

sonucunda verilen hükmün açıklanması ileriye ertelenmesine rağmen, kurumunun

isimlendirilmesinde bu durum geriye bırakma olarak nitelendirilmiştir.

HAGB’nin özü yargılama sonunda eylemin sübut bulması

üzerine sanığın rızası tahtında kurulan, hükmün sonuç doğurmasının beş yıl

süreyle ertelenmesi esasına dayanmaktadır. Deneme süresince sanığın yeni bir

suç işlememesi ve belirlenen yükümlülüklere uygun davranılması durumunda, geri

bırakılan (ileri ertelenen) hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar

verilmektedir (CMK. md. 231/10). HAGB kararı verilebilmesi için en önemli

koşullardan bir tanesi isnat olunan eylemin sübut bulmasıdır. Bunun yanı sıra

mahkûmiyet hükmünün sonuç doğurması deneme süresince ertelenmekte, sorunsuz

geçen süre sonunda da tamamen ortadan kalkmaktadır (AYM. E:2007/42; K:2009/50).

Bu dönemde kişi hükümlü olarak değil sanık olarak nitelendirilmektedir (AYM.

E:2009/17; K:2009/47). Bu kabul masumiyet karinesine de uygunluk arz

etmektedir.

Diğer yandan disiplin hukuku kendine has usulü, amacı ve

işlevi olan müstakil bir alandır. Tüm hukuk dallarının olduğu gibi disiplin

hukukunun da ceza hukuku ile kesişen yönlerinin olması kaçınılmazdır. Ancak bu

durum disiplin hukukunun müstakiliyetine aykırı bir durum değildir.

Bunun yansımasının bir sonucu olarak hiçbir suç

soruşturması olmasa bile disiplin soruşturması yapılıp ceza verilebilir. Aynı

konuya ilişkin yürüyen bir ceza soruşturmasının varlığı ondan bağımsız olarak

disiplin soruşturmasının yürütülmesine ve sonuçlandırılmasına da engel değildir

(657 sayılı Kanunun 131, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 140. maddeleri).

Beraat kararları dahi; eylemin işlenmediği veya sanığın

suçu işlemediği yönünde kesin bir kanaate dayanmıyorsa disiplin yaptırımına

engel olmamaktadır (1136 sayılı Kanun md. 140/3).

Bu düzenlemeler disiplin hukukunun müstakilliğinin

yansımalarıdır.

Somut olayımızda ceza muhakemesinde sanığın eyleminin

sübut bulduğu kabul edilmektedir. Verilen hükmün sonuç doğurması belli

şartlarla tehir edilmekte, gelişen şartlara göre tamamen ortadan

kaldırılmaktadır.

Hükmün sonuçlarının ne olabileceği burada önem

taşımaktadır. Bu konuda; verilen para ve hapis cezaları, yargılama giderleri,

hükmün adli sicile kayıt edilmesi, mahkûmiyete bağlı oluşan hak yoksunlukları

mahkûmiyet hükmünün doğrudan sonuçları olarak sıralanabilir.

Disiplin soruşturmasına bağlı olarak verilen cezalar

yukarda izah edildiği gibi mahkûmiyetin doğrudan bir sonucu değildir. Disiplin

hukukunun kendi bağımsız işleyişi çerçevesinde ulaşılan sonuçlardır. Ceza

mahkûmiyetine dair bir karar verilmese bile disiplin cezası verilebildiğine

göre, suçun sabit görülmesi şartına bağlı olarak verilen HAGB kararlarında

evveliyatla disiplin cezası verilebilir. Bunun tek şartı verilen disiplin

cezasının mahkûmiyetin doğrudan sonuçları olarak yukarda sayılan unsurlara

hayatiyet kazandırmamasıdır.

Somut olayımızda disiplin cezası verilmesine dair

süreçte, ceza mahkemesinin suçun sübutuna ilişkin değerlendirmeleri dikkate

alınmış fakat başvurucunun kesin surette suçlu olduğuna dair bir söyleme yer

verilmemiştir. Ayrıca mahkûmiyetin doğrudan sonuçlarının hiç biride aktif hale

gelmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, masumiyet karinesinin ihlal

edildiği yönündeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Zeynep KARAKOÇ DOĞANOĞLU Başvurucu : V.Ö. Başkan Kadir ÖZKAYA Üye Basri BAĞCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/14699, 15 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin
  19. C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin
  20. D. 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
  21. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. Karşı Oy
  24. M. Emin KUZ
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/14699
Tarih
15 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Gülen Yem Hammaddeleri Gıda Tarım Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve Ahmet Korkmaz Başvurusu (B. No: 2017/14888)
  • Özgür Suat Sökmen Başvurusu (B. No: 2017/22577)
  • Metin Arslan Başvurusu (B. No: 2016/5377)
  • Ramazan Fatih Uğurlu Başvurusu (B. No: 2017/22265)
  • Barış Koç Başvurusu (B. No: 2016/11722)
  • Mahpulah Özarslan Başvurusu (B. No: 2016/12544)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.