İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yavuz Tekelioğlu Başvurusu (B. No: 2015/10606)

1. Başvuru, şikâyet dilekçesinde kullanılan bazı ifadeler

Başvuru No2015/10606Tarih26 Aralık 2018Okuma26 dk · 5.111 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yavuz Tekelioğlu Başvurusu

Karar tarihi
26 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2015/10606
R.G. Tarih ve Sayı
23/1/2019 - 30664
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.111 kelime·26 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, şikâyet dilekçesinde kullanılan bazı ifadeler

nedeniyle aleyhe tazminata hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 1968 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde Karadeniz Teknik

Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalında öğretim

üyesi olarak görev yapmaktadır.

9. Başvurucu gerekli yasal ve etik koşullar yerine getirilmeden

bir hastaya kök hücre uygulaması yapıldığını belirterek uygulamayı yapan

Karadeniz Teknik Üniversitesi (Üniversite) Tıp Fakültesinde görevli bazı

öğretim üyeleri hakkında Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette

bulunmuştur.

10. Anılan öğretim üyelerinden E.O. ve Ö.R.Ç. hakkında konuyla

ilgili mevzuat çerçevesinde Üniversite yetkili kurulları tarafından verilen

men-i muhakeme kararı Danıştay 1. Dairesi tarafından 25/3/2008 tarihli kararla

bozulmuş ve adı geçen kişiler hakkında lüzum-u muhakeme kararı verilmiş, insan

üzerinde izinsiz deney yapma ve görevi kötüye kullanma suçlarından

cezalandırılmaları istemiyle haklarında kamu davası açılmıştır.

11. Anılan Danıştay kararı üzerine Trabzon 2. Asliye Ceza

Mahkemesinde yapılan yargılama esnasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde

görevli bazı öğretim üyeleri bilirkişi olarak tayin edilmiştir. Bilirkişiler

tarafından düzenlenen 15/10/2010 tarihli bilirkişi kurulu raporunda sonuç

olarak hastaya uygulanan tedavi yöntemi ve yapılan tedavi nedeni ile sanıkların

görevi kötüye kullanma suçunu oluşturan fiilleri bulunmadığı gibi insan

üzerinde deney suçunu ve hasta üzerinde tedavi amaçlı deneme suçunu oluşturan

bir fiillerinin de bulunmadığı bildirilmiştir.

12. Bilirkişi raporundaki tespitleri esas alan Trabzon 2. Asliye

Ceza Mahkemesi 3/3/2011 tarihinde, sanıkların cezalandırılmasına yeterli, her

türlü şüpheden uzak, savunmalarının aksine, soyut iddiadan başka, kesin, tam ve

inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.

13. Başvurucu, bilirkişilerin gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma

suçundan cezalandırılmaları istemiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

şikâyette bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmıştır. Şikâyet dilekçesi

şöyledir:

"Şüpheliler; ... hazırladıkları bilirkişi

raporunda ... çok açık taraf olmuşlar ve kasıtla suç işlemişlerdir. Şöyle ki:

KTÜ (Trabzon) Tıp Fakültesinde KTÜ İdaresinin

bilgisi dışında, resmi Hastane kayıtları olmaksızın yasa dışı olarak şahsi

menfaat adına Hematoloji (Kan Hastalıkları) öğretim üyesi Prof. Dr. [E.O.] ve ekibi kendi uzmanlık alanı dışındaki çok sayıda

kanserli ve felçli hastalara güvenilirliği ve etkinliği henüz kesin olarak

ortaya konmadan deneysel etik-yasa dışı kök hücre ve tümör aşısı yaparak kamu

üzerinden haksız kazanç elde etmiş ve kamuyu zarara uğratmışlardır.

Prof. Dr. [E.O.] KTÜ adına suç tarihi olan 2004 yılında sahtecilikle

hazırlanıp resmiyet süsü verilmiş bilgilendirilmiş hasta olur formu (EK 2) yasa

dışıdır. Şöyle ki; Bu belgelerde adı gecen KTÜ'de suç

tarihinde herhangi bir kök hücre üretecek ve hastaya uygulayabilecek üretime

sahip ruhsatlı laboratuar yoktur. Adı geçen

üniversitenin kök hücre üretimiyle ilgili halen bir ruhsatlı laboratuarı yoktur.

Dr. [E.O.] suç tarihinde böyle bir laboratuar

yokken KTÜ’nün hiçbir yetkili kurulundan, konseyinden izin almadan etik-yasa

dışı yollarla KTÜ adına hazırladığı ve hiçbir geçerliliği, resmiyeti olmayan

sahte hasta onam belgeleri çaresiz, dermansız hastaları kandırmış, bu

uygulamaları kamu kurumunda yaptığından devletin maddi ve manevi zararına neden

olduğu gibi bu hastalardan elden aldığı paralarla da haksız büyük kazançlar

sağlamıştır.

Açıklamaya çalıştığım etik-yasa dışı bu

olayları gösteren gerçek bilgi ve belgeler şüphelilerin bilirkişilik yaptıkları

dava dosyasında olduğu halde:

1- Bilirkişilik yapan

şüpheliler hastadan alındığını ve yasal olduğunu ifade ettikleri hasta onam

formunda (EK. 2) KTÜ adına hazırlandığı halde, bu kurum nezdinde belgelerin

resmiyetleri, akıbetleri, hangi hasta ve hangi hastalık gruplarına dair ne

zaman, hangi etik kurul kararı ile kaç nüsha hazırlandığı sorulmamıştır.

2- Şüpheliler meslekleri

gereği; Hasta onam formlarının birçok nüsha hazırlandığını, bunların hem kurum

içinde hem hastada hem de hasta dosyasında bulunması gerekliliğini ve gerçeğini

göz ardı ederek; Şüpheliler hastalardan alınmış hasta onam belgesini KTÜ

nezdinde Resmiyetlerini sorgulamayarak bu hasta onam formlarını gerçekmiş gibi

göstererek yanlı rapor hazırlamışlardır.

3- Resmi olarak kabul edilmiş olsa dahi; Hasta

onam formunda hasta ve yakınlarının imzası bulunurken; sorumlu doktorun imzasının

olmayışını kasıtlı olarak göz ardı ederek bu çok önemli etik-yasal sorunu

raporlarına yazmamışlardır.

4- Şüpheliler; Suç

tarihinde KTÜ'de resmi ruhsatlı kök hücre laboratuarı

yokken bu türeden deneysel uygulamaya ait faaliyetleri sorgulamayarak çok açık

suç işleyerek suçu ve suçluları korumuşlardır.

5- Dava Konusu sahte

belgelerin hazırlandığı süreç yani suç tarihî 2004 dür. Bu Etik-Yasa dışı

uygulamada hazırlanmış yasa dışı hasta onam belgelerinde KTÜ adının

kullanılması aldatmaya yönelik sahte belgeler olduğu dosya içeriğinde (EK 3

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi raporu) olduğu halde; Bu

kanıtlanmış gerçekler göz ardı edilerek suç ve suçlu korunmuştur.

6- Suç tarihinde

Sahtecilikle hazırlanmış onam formlarına yazıldığı üzere; ‘Tümör aşıları

tamamen deneysel amaçlarla.yapılmakta olup etkinliği

bilimsel bir metotla henüz ortaya konamamıştır’ ifadesi; yine bu formlardaki

'bu uygulamanın sonuçlarını içeriri yayın hakkı

doktorunuz ve KTÜ Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim dalı ve ATİ Teknolojiye

aittir' ifadesi; yine FORM II Kanser aşısı istek belgelerindeki ‘Klinik

bilimsel sonuçların KTÜ-ATİ teknoloji ile birlikte birinci isim hakkı bana ait

olmak kaydıyla; ortak isim haklarının KTÜ-ATİ teknolojide olmak üzere

paylaşacağımı kabul ediyorum’ ifadeleri bu uygulamaların bilimsel bir çalışma

olduğunu kanıtlamaktadır. Buna karşın şüphelilerin bu ifadelere raporlarında

yer vermemiş olmaları kasıtlıdır.

7- Şüpheliler bu

uygulamaların münferit tedavi uygulamaları olduğunu ifade etmektedirler. Oysa

dava dosya içeriğinde uygulamaları yapan Dr. [E.O.]'nin kendi beyanında bu

uygulamaları 26 hastaya denediği Hacettepe Bilirkişi Raporuyla (EK 4)

kanıtlıdır. Şüpheliler kasıtla bu delilide görmezden

gelerek suç işlemişlerdir.

Dava dosyası içeriğinde bulunan Trabzon Tabip

Odasının (EK 5) ve tarafsız ve en yetkili meslek birliği olan Türk Tabipleri

Birliğinin (EK 3) Onur kurulunun meslekten men-i gerektiren raporu da dikkate

alınmamıştır.

A- Dayanak gösterilen TCK 90/4 ün yürürlüğe

giriş tarihi 01.06.2005 dir. O halde daha önce yasada

deneysel uygulamalara ait bir düzenleme yoktur. Bu tarihten önce ‘bilinen tıbbi

müdahale yöntemlerinin uygulamasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine

kişi üzerinde rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı denemeye'

yasalar izin vermemektedir.

B- Kaldı ki; TCK 90/4 maddesinin yürürlüğe

girmesinden önce yürürlükte olan; Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, Hasta Hakları

Yönetmeliği, İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik ve Helsinki Bildirgesi

deneysel bu türden uygulamaya bu şeklîyle de cevaz vermemektedir.

C- KTÜ adına ve 2004 yılında hazırladıkları

sahte Hasta Onam belgeleri de resmi kurum ve kurul izinleri alınmadan

hazırlanmıştır.

Bu, belgeli olan hukuksuz işlemleri görmezden

gelen şüpheliler; düzenledikleri yanlı rapor ile kamu zararını giderilmesi

hususunda çok açık görevlerini kötüye kullanmışlardır.

Şüpheliler Konuyu özünden uzaklaştırmışlar,

gerçekleri yazmamışlardır; Şöyle ki: Dr. [O.]'nin dava konusu olan

hastalardan aldığı ifade edilen bilgilendirilmiş Hasta onam formu yetkili etik

kurul izninin olmadığını raporlarında ifade etmemişlerdir.

Dava dosyasında Prof. Dr. [E.O.] bizzat kök hücre üreterek çok sayıda hastaya

uyguladığını, bu deneysel uygulamayı KTÜ’ de ruhsatlı bir laboratuar

dahi yokken, bu işlemin kamu kurumu üzerinden yasa dışı yapıldığı; hastadan

malzeme parası adı altında çok büyük paranın alındığı ve harcamaların yapıldığı

belgeli iken, Dr. [E.O.] hakkında

yüksek Danıştayca açılmış çok sayıda ceza davası

bulunurken, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin ve Hacettepe

Üniversitesinin bilirkişi raporları Dava Dosyası içeriğinde varken şüpheliler

yanlı, haksız ve gerçeklerden uzak bilirkişilik yaparak suça iştirak

etmişlerdir.

1-A Dava dosyası içeriğindeki belgeler; Prof.

Dr. [E.O.]'nin

uyguladığı aşının münferit hasta uygulamasından uzak bir ilaç çalışması

olduğunu göstermektedir. Bu nedenle TCK 90/4 maddesi kapsamında değil TCK 90/2

maddesi ve ilaç araştırmaları hakkında yönetmelik kapsamında değerlendirilmesi

gerektiği ve Yerel-Merkezi Etik Kurul onaylarının alınmış olması gerekmektedir.

1-B 'Ayrıca Hasta onam formundaki ifadeler

incelendiğinde uygulamanın bir çalışma olduğunu, yapılacak olan yayınlarda isim

sıralamasının dahi güvence alındığını kanıtlamaktadır’.

Buna karşın şüpheliler dava dosyası içeriğinde

var olan bu gerçekleri göz ardı ederek suç işlemişlerdir.

Şüpheliler uzmanlık alanları gereği çok iyi

bilirler ki tck 90/2 de yer alan insan üzerinde

rızaya da yalı bilimsel deneyin ceza sorumluluğu getirmemesi için deneyle

ilgili olarak yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olması

koşuluna aykırıdır. Bu koşulun yerine getirilmediği Dava dosyasında kanıtlı

iken bunun görmezden gelinmesi çok açık suç ihlalidir.

Davaya konu alan hasta onam formunun resmiyeti

olmadığı halde; bilgilendirilmiş onam formunda kurum onayı alınmış ve

çalışmaların denetim altında yürütüldüğü izlenimi vermek için KTÜ Tıp Fakültesi

Hematoloji ifadelerinin kullanılması bir yanıltma ve dolandırıcılıktır.

TCK nın 90/4 maddesinin

yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte olan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, Hasta

Hakları Yönetmeliği, Helsinki Bildirgesi Dr. [O.]'nın kök hücre aşısı

uygulamasına bu şeklîyle cevaz vermemektedir. Ayrıca Hasta Hakları

Yönetmeliğinin 27. maddesi yönetmeliğin 6. maddesinde yer alan hükümler ile

düzenlenerek tıbbi araştırmalarda kişinin rızası yanında bakanlık iznini şart

koşmaktadır.

Dava konu olayda Bilirkişilik yapan

Şüpheliler; Suç tarihinde kök hücre uygulamalarına dair hasta onanı belgesi

düzenlenmiş olduğunu tespit ettikleri halde; suç tarihinde KTÜ'de kök hücre

üretiminin olmadığı, bu türden bir uygulama için gerekli yasal ve etik alt

yapının suç tarihinde bulunmadığını ktü'de kök hücre

üretiminin olmadığı, bu türden bir uygulama için gerekli yasal ve etik alt

yapının suç tarihinde bulunmadığınıgörmeyerek. KTÜ

Rektörlüğü nezdinde sorgulamayarak çok açık taraf olmuşlar ve suça iştirak

etmişlerdir.

Dr. [E.O.]'nin KTÜ de (kamu

kurumunda) kurumun adına kendi kafasına göre hasta onam formu düzenleyemeyeceği

gerçeğini göz ardı etmişlerdir.

Şüpheliler bu gerçekleri bilmesine rağmen

hukuku oyalamak ve yanıltmak için yalan beyanda bulunarak suç işlemişlerdir.

Şüpheliler dava dosyası içeriğindeki daha önceki kararları görmezden gelerek

yanlı davranmışlar ve menfaatleri için taraf olmuşlardır.

Anılan Hasta Onam Formları (evrakta sahtecilik

ve nitelikli dolandırıcılık vs.) önemli bir delili olup bu formun 'kişisel

bilgi' gibi gösterilmesi ile delillerin karartılması ve yargıdan gizlenmesi

amacı da güdülmüştür. Oysa anılan formların bir nüshası hastaya verilmeli

(hastada bu yapılmamıştır), bir nüshası da hastane resmi dosyasına konulmalı

(Diğer hekimlerin de bilgi ve kontrolüne açık şekilde).

Şüpheliler onam metninde birçok tıbbi ve

hukuki eksiklikler (en başta hastanın bu tedaviden zarar görmesi veya bu tedavi

akabinde ölmesi durumunda ne şekilde tazmin edileceği, sigorta koşulları vs.)

olmasının ötesinde anılan formların başlık kısmında ve metin içerisinde

Karadeniz Teknik Üniversitesi ibaresinin yer aldığını kasıtlı olarak görmezden

gelmiş, bu tüzel kişiliklere durumu sorma gereği bile duymamışlardır.

Bu tüzel kişiliklerin böyle bir form

vesilesiyle hastaların sorumluluğunu üstlenmesi gerekir ki ekli belgeden de

anlaşılacağı üzere böyle bir üstlenme söz konusu olmadığı gibi Dr. [E.O.]'nin sahte belge

düzenlediğinin apaçık kanıtıdır.

NETİCE ve TALEP:

Arzına çalışıldığı üzere kamu kurumu üzerinden

resmi kurul ve kuruma ait belgeye dayandırılmaksızın yasa dışı deneysel kök

hücre ve tümör aşısı uygulayan Dr. [E.O.] hakkında yürümekte olan ceza davası için

düzenledikleri yanlı bilirkişi raporunda hasta ve Kamu haklarını görmezden

gelinerek görevlerini kötüye kullanmışlardır.

Dava dosya içeriğinde mevcut olan ve

şüphelilerin inceledikleri KTÜ adına hazırlanmış olan hasta onam belgelerinin

resmiyetlerini kasıtla sorgulamamışlardır. Adı geçen kurum adına hazırlanmış bu

belgenin Kamu kurumunda uygulamalarına ait hukuki geçerliliği ve resmiyetleri

şüphelilerce kasıtla sorgulanmamıştır.

Yasa dışı yollarla hazırlanmış olan kök hücre

istek belgeleri kişisel veri olamaz. Çünkü Bu sahte

belgelerde Prof. Dr. [E.O.]'nın imzası dahi olmadığı halde şüpheliler hem sahte hem de

imzası olmayan davacı lehine kasıtla bilirkişilik yapmışlar, bu sahte

belgelerde adı gecen kurumlara bu belgelerin resmiyetini sormayarak yürümekte

olan yargıyı etkilemeye çalışmışlardır.

Şüpheliler; kök hücre tedavisi uygulamasının

taşıması gereken yasal koşulları ve bu koşulların sağlandığını gösteren sekil

şartlarının yerine getirilmediği dava dosyası içeriğinde ekli belgelerle

kanıtlı olduğu halde ve bunların bilmemesinin şüphelilerce mümkün olamayacağı

gerçeği göz önündc tutulduğunda; etik-yasa dışı

deneysel uygulamalar yapan Dr. [E.O.]'nın yargıdan kasıtla kaçırılmasına sebebiyet verdiklerinden

şüpheliler hakkında kamu davası açılmasını ve hak ettikleri en ağır cezaya

çarptırılmalarını saygılarımla arz ve talep ederim"

14. Anılan bilirkişilerden İ.Y. (davacı) başvurucunun gerçeğe

aykırı bilirkişilik yapma suçlaması ile suç duyurusunda bulunduğunu, daha sonra

Ankara Tabip Odasına aynı suçlama ile şikâyette bulunduğunu, kendisi ile ilgili

asılsız suçlama ve isnatlarının bilimsel kariyerini de etkileyecek şekilde

devam etmekte olduğunu ve bu isnatların kişilik haklarına ağır saldırı niteliği

taşıdığını belirterek başvurucuya karşı manevi tazminat davası açmıştır.

15. Davaya bakan Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucunun

şikâyet dilekçesindeki sözlerin şikâyet hakkının kullanılması kapsamında

değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davayı 8/1/2013 tarihinde

reddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısımları şu şekildedir:

"...Hak arama özgürlüğü ile kişilik

haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki değeri aynı

zamanda koruma altına alınmasının düşünülemeyeceği, daha az üstün olan yararın

daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısındao

olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğunun kabul edileceği hak arama

özgürlüğünün diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, kişinin salt

başkasını zararlandırmak için bu hakkı

kullanamayacağı bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının

kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu

tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olmasının zorunlu olmadığı,

şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa

varlığının yeterli olduğu, bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay

karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının

kullanılmasının uygun olduğunu kabul etmek gerektiği, aksi halde şikayetin hak

arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı

oluşturduğu sonucuna varılması gerektiği, dava konusu olayda davalının şikayeti

üzerine Ankara C.Başsavcılığının ... soruşturma nolu dosyada davacı ile birlikte... ve ... hakkında gerçeğe

ayrıkı bilirkişilik yapmak suçundan kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmiş ise de, davacının bilirkişilik yaptığı Trabzon 2.

Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında yargılanan ... ve ... hakkında

Danıştay 1. Dairesi'nin... sayılı kararı ile dava açılması ve ...'ya eylemi

nedeni ile Türk Tabipler Birliği tarafından 1 ay meslekten alıkoyma cezası

verilmesine karar verilmiş olması, şikayet dilekçesinin içeriği ve tüm dosya

kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalının şikayet dilekçesindeki

sözlerinin şikayet hakkının kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği

anlaşıldığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir..."

16. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 14/1/2014 tarihinde aşağıdaki

gerekçelerle ilk derece mahkemesinin ret kararını bozmuştur:

"Somut olayda; davacı hakkında

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi ve bilirkişi raporunun mahkeme yönünden

bağlayıcı olmayıp takdiri delillerden olması ve özellikle davalının şikayet

dilekçesinde davacıya yönelik olarak kullanmış olduğu '...görevi kötüye

kullanma, suçu ve suçluyu koruma, kamu zararı ve nitelikli dolandırıcılık...'

şeklindeki ifade, niteleme ve ithamların bir olay anlatımından öte anlamlar

içermesi birlikte değerlendirildiğinde, şikayet hakkı, hak arama özgürlüğü

sınırları dahilinde kullanılmamış olup davacının kişilik haklarına saldırının

gerçekleştiği kabul edilmelidir."

17. İlk derece mahkemesi bozma kararına uyarak 23/10/2014

tarihinde aşağıdaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar vermiş ve

başvurucuyu 2.500 TL tazminat ödemeye mahkûm etmiştir:

"...Mahkememizce bozma ilamına uyulduğu,

somut olayda bozma ilamında belirtildiği gibi bilirkişi görüşünün takdiri delil

olması, davacı hakkında takipsizlik kararı verilmesi ve davalının kullandığı

ifade, niteleme ve ithamlara göre şikayet hakkının

kullanılması sınırlarınının aşıldığı anlaşılmaktadır.

Bu halde, davalının eyleminin davacının kişilik haklarını ihlal etmesi

nedeniyle sözlerin içerik ve niteliği, güdülen amaç ve tarafların sosyo-ekonomik durumları ile hakkaniyete göre, davacının

manevi zararı karşılığı tazminat takdir edilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.."

18. Anılan karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 13/4/2015

tarihinde onanmıştır. Başvurucu, onama kararından hangi tarihte haberdar

olduğuna dair bir açıklamada bulunmamıştır. Bununla birlikte Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede onama kararının

başvurucunun vekiline 18/5/2015 tarihinde tebliğ edildiği tespit edilmiştir.

19. Başvurucu 15/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. İlgili hukuk kaynakları için bkz. Ali Abbas Yalman, B. No: 2015/11456, 19/4/2018, §§ 15-18.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 26/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, bilirkişi raporunu eleştirmesi ve şikâyet hakkını

kullanması nedeniyle aleyhine tazminata hükmedilmesinin adil yargılanma hakkı

ile ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmektedir.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak

Anayasa'nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Bu incelemede -başvurucunun tazminat ödemesinin şikâyet dilekçesinde kullanılan

bazı ifadelere dayandırılması nedeniyle- Anayasa'nın hak arama hürriyetini

düzenleyen ilgili maddelerinin de dikkate alınması gerekir.

24. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya

başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…”

25. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

26. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin korunması" kenar başlıklı 40. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir."

27. Anayasa'nın "Dilekçe,

bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" kenar başlıklı

74. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Vatandaşlar ve

karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar

kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili

makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına

sahiptir."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

29. Şikâyet dilekçesinde kullandığı ifadeler nedeniyle başvurucu

aleyhine 2.500 TL tazminata hükmedilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile

başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

30. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

31. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

32. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24.

ve 25.maddelerinin kanunla sınırlama

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

33. Başvurucunun tazminat ödemeye mahkûm edilmesine ilişkin

kararın başkalarının şöhret veya haklarının

korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a)

Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

34. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri

ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. İfade

özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe

ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek

başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü

araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi

gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu

çabaların hoş görüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.

Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin

barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama

ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun

Olması

35. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı

bir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme,

sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç

arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz.

Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde iki ayrı kritere

yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup

aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir

Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali

Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15; AYM,

E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).

36. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve

istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya

elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem

olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veyaulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır

olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı

söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet

Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan,

§ 51).

37. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini

ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp

sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı

ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında

olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (Bekir

Coşkun,§§

44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No:

2015/3378, 5/7/2017,§§ 58, 61, 66).

38. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengeninkurulmasına

işaret etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine

terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine

nazaran açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık

ilkesi yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan

organların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade

özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunması

gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların

varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla

birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).

39. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya dazorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(c) Bireyin

Şeref ve İtibarının Korunmasında Devletin Pozitif Yükümlülüğü

40. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi

bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına

keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle

yükümlüdür (Nilgün Halloran,

B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §

41; Adnan Oktar (3), B. No:

2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun,

§ 45; Önder Balıkçı, B. No:

2014/6009, 15/2/2017, § 44).

41. Devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında

bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal

makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet

bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten

korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

42. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yapılan

müdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü; müdahalelere karşı

etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan

yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların

bireylerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir

karar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235,

10/3/2016, § 94).

(d) Hak

Arama Hürriyeti

43. Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin

birinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına alınmıştır.

Hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmasının

yanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme yoludur.

İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek amacıyla

hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardan

yararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü hukuk devletinin ve çağdaş

demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir (AYM, E.2014/86, K.2015/109,

25/11/2015, § 91; Ali Abbas Yalman,

§ 28).

44. Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği

taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir

(AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 123; Ali

Abbas Yalman, § 29).

45. Öte yandan Anayasa'nın 36., 40. ve 74. maddeleri birlikte

değerlendirildiğinde hak arama hürriyeti sadece yargısal başvuru yollarını değil

idari başvuru yollarını ve duruma göre Türkiye Büyük Millet Meclisine başvuruyu

da içeren siyasi başvuru yollarını kapsamaktadır (Ali Abbas Yalman, § 30).

(e) Çatışan

Haklar Arasında Dengeleme

46. Mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun

Anayasa'nın 36. ve ilgili diğer maddelerinde güvence altına alınan hak arama

hürriyeti ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına

alınan ifade özgürlüğü ile davacınınAnayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip

gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu, soyut bir değerlendirme

değildir (Ali Abbas Yalman, §

32).

47. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile hak

arama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifade özgürlüğünün karşı karşıya geldiği

durumlarda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya

uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir:

i. Hak arama hürriyetinin kullanılmasını haklı gösterecek

-oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- emarelerin varlığı

ii. Hak arama hürriyetinin sırf üçüncü kişilere zarar vermek

amacıyla kullanılıp kullanılmadığı

iii. Hak arama hürriyetinin kamu görevlilerine karşı

görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı

iv. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef alınan

kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukça

zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın

çözümüne katkısının olup olmadığı

v. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında dile getirilen

ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri (Ali Abbas Yalman, § 33).

(f) Maddi Olgular ile Değer Yargısı Arasındaki Fark

48. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların

açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada maddi

olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi

olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün

olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç [GK],

B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64). Ancak bir açıklamanın

tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı

ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine

göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı

ölçüsüz olabilir (Cem Mermut,

B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).

(g) İfade

Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi

49. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında

dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfade

özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan

kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26.

maddesini ihlal edecektir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

50. Başvuru konusu olayda davacı, başvurucunun şikâyeti üzerine

başlayan bir süreçte tıbbi bir vaka ile ilgili olarak görülen bir ceza

davasında mahkemece atanan bilirkişiler arasındadır. Anılan ceza davasında

davacının da aralarında bulunduğu bilirkişiler başvurucunun savlarına aykırı

olan bir rapor sunmuşlardır.

51. Başvurucu kendi argümanlarına karşı olan bilirkişi raporunu

hazırlayanlar hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunmuştur.

Anılan bilirkişilerden biri olan davacı da başvurucunun şikâyet dilekçesinde

kullandığı ifadelerin kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle manevi

tazminat davası açmıştır. Tazminat davası kısmen kabul edilmiş ve başvurucu

aleyhine tazminata hükmedilmiştir.

52. Bilirkişiler hakkındaki şikâyet dilekçesinin sunulmasından

önce başvurucunun yaptığı bir suç duyurusu üzerine başlayan (bkz. § 10),

davacının bilirkişilik yaptığı (bkz. § 12) Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesinin

dosyasında yargılanan bazı kişiler hakkında Danıştay 1. Dairesinin lüzum-u

muhakeme kararı ile dava açılmış (bkz. § 11); bu davadaki sanıklardan birine

eylemi nedeni ile Türk Tabipler Birliği tarafından bir ay meslekten alıkoyma

cezası verilmiş (bkz. §§ 13, 15) ve davacının da aralarında bulunduğu

bilirkişiler başvurucunun savlarına aykırı olan bir rapor (bkz. § 11)

sunmuşlardır. Bu bağlamda başvuru konusu olayla ilgili tüm bu süreçler birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun şikâyetinin olgusal bir temeli

bulunmadığından ve sırf davacıya zarar verme amacıyla yapılmış olduğundan söz

etme imkânı yoktur.

53. Öte yandan başvurucu; şikâyetini bilirkişi sıfatıyla kamusal

bir fonksiyonun icrasına katkı sunan davacıya karşı, davacının görevi

dolayısıyla yapmıştır. Bu kapsamda kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan davacının

görevinin ifasıyla ilgili olarak yapılan şikâyetlere belli ölçüde katlanması

gerekir.

54. İlk derece mahkemesinin ve Yargıtay kararında yer aldığı

şekliyle başvurucu, şikâyet dilekçesinde davacıya yönelik olarak "...görevi kötüye kullanma, suçu ve suçluyu

koruma, kamu zararı ve nitelikli dolandırıcılık..." gibi bazı

isnatlarda bulunmuştur. Ancak nitelikli

dolandırıcılık şeklindeki isnadın başvurucuyu değil hakkında lüzum-u

muhakame kararı verilen diğer kişileri hedef aldığı

şikâyet dilekçesinden (bkz. § 13) açıkça anlaşılmaktadır. Bundan ayrı olarak "...görevi kötüye kullanma, suçu ve suçluyu

koruma, kamu zararı" gibi isnatlardan davacının belli ölçüde

incinmiş olduğu kabul edilse bile söz konusu isnatların taraflar arasındaki

uyuşmazlık konusuyla ilgisiz oldukları ve ayrıca bunlara benzer kavramlar

kullanılmadan başvurucunun şikâyetini yapabileceği söylenemez.

55. Başvurucu esas olarak şikâyet dilekçesinde yer verdiği

birtakım olgulardan hareketle davacının da aralarında olduğu bilirkişilerin

dosya içeriğine uygun olmayan bir biçimde, görevlerini hakkıyla yapmadıklarını

ve rapor düzenlerken sanık lehine olacak şekilde bir tutum takındıklarını ifade

etmeye çalışmakta ve bilirkişilerin bu tutumlarını kendi bakış açısına göre

bazı suçlarla nitelendirmektedir. Bu çerçevede kişilerin hak arama hürriyetinin

kullanımı esnasında ileri sürdükleri iddiaları açıklarken iddiaların muhatabı

olan kişilerle ilgili belli ölçüde olumsuz değerlendirmelerde bulunması da

hoşgörüyle karşılanmalıdır (Ali Abbas Yalman,

§ 38).

56. Buna karşın derece mahkemeleri, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifade

özgürlüğü arasında bir denge kurma işlemi yapmış ancak davaya konu şikâyet

dilekçesinde yer verilen ifadeleri, şikâyete sebebiyet veren olgularla birlikte

değerlendirmemiştir. Derece mahkemeleri olgusal bir temele sahip olmadığı

takdirde aşırı olarak değerlendirilebilecek ifadeleri, olayın bütünlüğünü

gözetmeksizin değerlendirme konusu yapmıştır.

57. Bu sebeple derece mahkemelerinin karar gerekçeleri

başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda

zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olduğunu

göstermek bakımından ilgili ve yeterli bir gerekçelendirme sayılamaz.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

60. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60) kararında,

Anayasa Mahkemesince bir temel hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığında

ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkelere yer verilmiştir.

61.Başvurucu, ihlalin tespiti ile 20.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

62. Anayasa Mahkemesi başvurucuya yönelik tazminat şeklindeki

müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşulunu

sağlamadığından başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

63. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucuya ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında net 4.000

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2014/264, K.2014/386) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Recep KAPLAN

Başvurucu

:

Yavuz

TEKELİOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/10606, 26 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel
  11. B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §
  12. VI. Hüküm
  13. A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
  15. E. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Tekelioğlu
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/10606
Tarih
26 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • Emrah Egeç Başvurusu (B. No: 2015/9714)
  • A.b. Başvurusu (B. No: 2014/11764)
  • Gaye Özel Eğitim İnşaat Bilişim Yemek Dağıtım Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/19961)
  • Burak Bulut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17344)
  • Mustafa Kasım Uluğ Başvurusu (B. No: 2017/31664)
  • Şeref Bolat Başvurusu (B. No: 2015/7680)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.