İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/3300)

1. Başvurucu, İstanbul ili,

Başvuru No2013/3300Tarih18 Eylül 2014Okuma14 dk · 2.741 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat Ve Ticaret A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/3300
R.G. Tarih-Sayı
4/12/2014-29195
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.741 kelime·14 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, İstanbul ili,

Kadıköy ilçesi sınırları içinde bulunan taşınmazının 26/3/1999 tarihli ve

1/5000 ölçekli Kayışdağı Nazım İmar Planında çocuk

bahçesi olarak belirlenmesinin ardından 3/5/1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun

10. maddesinde öngörülen beş yıllık süreye

uyulmaksızın uygun imar programlarının yaklaşık on üç yıldır hazırlanmadığını

ve kamu hizmetine tahsis edilmiş alanların kamulaştırılmadan bekletildiğini,

buna dayanarak açtığı davanın da reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesinin ve 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle uğradığı zararın

tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 6/5/2013 tarihinde İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 29/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/1/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 14/3/2014 tarihli görüş yazısı 26/3/2014 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili tarafından 8/4/2014

tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesi ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu şirketin, maliki

olduğu arsa üzerindeki imar durumunu öğrenmek üzere Kadıköy Belediyesi Plan ve

Proje Müdürlüğü Durum Bürosuna yaptığı başvuruya 22/9/2008 tarihli yazı ile

verilen cevapta, söz konusu taşınmazın 26/3/1999 tarihli ve 1/5000 ölçekli Kayışdağı Nazım İmar Planında çocuk bahçesi alanında

kaldığından imar durumu düzenlenemediği bildirilmiştir.

8. Başvurucunun anılan cevap

üzerine söz konusu imar planının kendi parseli yönünden iptali istemiyle açtığı

dava, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 11/6/2009 tarih ve E.2008/1972, K.2009/982

sayılı kararıyla süre aşımı yönünden reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Dava konusu olayda, yukarıda yer alan yasal

düzenlemeler uyarınca genel düzenleyici işlem niteliğinde bulunan dava konusu

1/5000 ölçekli imar planına karşı açılan bu davanın, anılan planların son ilan

tarihini izleyen günden itibaren yukarıda belirtilen süreler içinde açılması

gerekirken bu süreler geçirildikten sonra davacı tarafından ilçe belediyesine,

parsellerinin imar durumunun sorulması üzerine verilen ve 1/5000 ölçekli

plandaki fonksiyonu belirtilen cevabi yazı ilgi tutularak 1/5000 ölçekli planın

iptali istemiyle açıldığı anlaşıldığından 1/5000 ölçekli planla ilgili tasarruf

yetkisi bulunmayan ilçe belediyesi işleminin nazım imar planının uygulaması

niteliğinde bir işlem olarak kabulü mümkün görülmemiştir.

Bu durumda,

28/4/1999-28/5/1999 tarihleri arasında askıya çıkarılan 1/5000 ölçekli imar

planına süresi içinde itiraz edilmemesi ve bu planın uygulanması niteliğinde

büyükşehir belediyesince tesis edilmiş bir işlemin de bulunmaması karşısında

20/11/2008 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına giren dilekçe ile açılan davada

süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, imar

planının uygulanması anlamında taşınmazın parselasyon, ifraz, birleştirme,

kamulaştırma gibi idari davaya konu teşkil edilecek nitelikte kesin ve

yürütülmesi zorunlu imar planı uygulama işlemine tabi tutulması üzerine

ilgililerin ancak böyle bir uygulama üzerine imar planına veya uygulama işlemine

karşı ya da her ikisine karşı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7.

maddesinin 4. fıkrası uyarınca dava açma haklarının bulunduğu ve ilgililerin

her zaman imar planının değiştirilmesi amacıyla belediyeye başvuru hakkının

olduğu ve bu talebin cevap verilerek veya cevapsız bırakılarak reddi üzerine

imar planında değişiklik yapılması yolundaki talebin reddedilmesine ilişkin

işlem ile birlikte imar planına karşı yasal dava açma süresi olan 60 günlük

süre içerisinde dava açma hakkının da bulunduğu kuşkusuzdur.”

9. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar, Danıştay 6. Dairesinin 7/3/2012 tarih ve E.2009/14414, K.

2012/882 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

22/11/2012 tarih ve E.2012/4540, K.2012/6594 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Bu karar başvurucuya 5/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

10. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

11. 3194 sayılı Kanun’un “İmar programları, kamulaştırma ve

kısıtlılık hali” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç

3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını

hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili

yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis

toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra

kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar,

ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları

içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri

ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla

gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.

İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile

özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya

veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle

ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”

12. 3194 sayılı Kanun’un “İmar planlarında umumi hizmetlere

ayrılan yerler” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“(Birinci fıkra iptal: Ana.Mah.nin

29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

İmar programına alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya

kadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması halinde

durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak

vergisi, kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödenir. Birinci fıkrada yazılı

yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plan değişikliği ile kamulaştırmayı

gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurma tarihinden itibaren

geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.

(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin

29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

Onaylanmış imar planlarında, birinci fıkrada yazılı

yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda öngörülen düzenleme ortaklık payı

oranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerince ilgili idarelere bedelsiz

olarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satım

vergisi alınmaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

13. Mahkemenin 18/9/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/5/2013 tarih ve 2013/3300

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

14. Başvurucu, nazım imar

planının kabul edilme tarihinden bugüne kadar geçen on üç yıllık sürede

belediyenin herhangi bir imar programı oluşturmadığını, taşınmazını imar planı

nedeniyle fiilen kullanamadığını ve ilgili kamu kuruluşunca kamulaştırma da

yapılmadığından maddi zarara uğradığını ve başvurusu üzerine Kadıköy Belediyesince

tarafına yapılan bildirimin imar planı uygulaması niteliğinde olmasına rağmen

derece mahkemelerince bu husus kabul edilmeyerek davanın süre yönünden

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının ve Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen ölçülülük ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle uğradığı zararın tazminine

karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

15. Başvurucunun iddiaları

yargılamanın adil olmadığına ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik

olduğundan başvuru bu iki husus yönünden ayrı ayrı incelenecektir.

1. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

16. Başvurucu, imar planının

iptali istemiyle açtığı davada, başvurunun reddine ilişkin işlemin imar planı

uygulaması niteliğinde olduğu halde derece mahkemelerince bu hususun kabul

edilmediğini ve davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiğini ileri sürmüştür.

17. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

18. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

19. Başvuru konusu olayda,

başvurucu maliki olduğu arsa

üzerindeki imar durumunu öğrenmek üzere Kadıköy Belediyesi Plan ve Proje

Müdürlüğü Durum Bürosuna başvurmuş, 22/9/2008 tarihli yazı ile verilen cevapta

söz konusu taşınmazın imar planında çocuk bahçesi alanında kaldığından imar

durumu düzenlenemediği bildirilmiştir. Başvurucunun bu işlem üzerine söz konusu

imar planının kendi parseli yönünden iptali istemiyle açtığı dava, yukarıda

(§13) belirtilen gerekçe ile süre aşımından reddedilmiştir. İdare Mahkemesince,

ilgili belediyeye yapılan başvuru üzerine verilen cevabi yazının, tasarruf

yetkisi bulunmayan ilçe belediyesi tarafından tesis edilmesi nedeniyle dava

açma süresine esas alınabilecek imar planının uygulaması niteliğinde bir işlem

olarak kabul edilmediğinin belirtildiği görülmektedir.

20. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

21. Başvurucu, kendi delillerini

ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla

ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın

gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin

kararında açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

22. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası da içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

23. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmazın imar planında çocuk bahçesi alanında kalması nedeniyle taşınmazı

üzerinde tasarrufta bulunma imkânının belirsiz bir süre ile kısıtlandığını,

3194 sayılı Kanun’un 10. maddesine rağmen uzun yıllardır kamulaştırma işlemi

yapılmaması nedeniyle hem kamu yararının sağlanamadığını,

hem de taşınmazının değer kaybettiğini ve maddi zarara uğradığını belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

24. Adalet Bakanlığı görüşünde,

taşınmazı imar planlarında kamuya tahsis edilen ve kendilerine herhangi bir

tazminat ödenmeyen ilgililerin idari yargı yerlerinde tazminat davası açma

imkânlarının bulunduğu, esas yönünden ise taşınmazı imar planında kamuya tahsis

edilip uzunca bir süre kamulaştırılmayan ve bu nedenle meydana gelen değer

kayıpları tazminat yoluyla karşılanmayan taşınmaz sahiplerinin Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) yaptıkları başvurularda mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

karar verildiği, yapılacak değerlendirmede bu hususların dikkate alınması

gerektiği bildirilmiştir.

25. Başvurucu cevap

dilekçesinde, ilgili idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açtıkları iptal

davasının aleyhine sonuçlandığını ve bu suretle idari ve yargısal yolların

tüketilmiş olduğunu ve ileri sürdüğü ihlal iddialarının AİHM kararları

doğrultusunda kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

27. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

28. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).

29. Ancak belirtilen hükümlerde

yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması

gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî

olarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde

münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca

hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda

bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir

biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden

başvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine

getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi

gerekir (B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

30. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun maliki olduğu İstanbul ili, Kadıköy ilçesi sınırları içinde

bulunan taşınmazın 26/3/1999 tarihli ve 1/5000 ölçekli Kayışdağı

Nazım İmar Planında çocuk bahçesi olarak belirlendiği, taşınmazın

kamulaştırılmasının bireysel başvurunun yapıldığı tarih itibarıyla

gerçekleştirilmediği ve başvurucu tarafından 26/3/1999 tarihli imar planının

kendi parseli yönünden iptali istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle

reddedildiği anlaşılmaktadır.

31. Toplum yaşamını yakından

etkileyen fiziksel çevrenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması ve toprağın

koruma ve kullanma dengesinin en rasyonel biçimde belirlenmesi için hazırlanan

imar planları kamu yararı amacını taşıması gereken belgeler olduğundan,

yargısal denetiminde bu hususlara riayet edilip edilmediği, planlanan yörede

bulunan parsellerin imar planında tahsis edildikleri amaç yönünden şehircilik

ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun düşüp düşmediği

irdelenmektedir (B. No. 2013/1239, 20/3/2014, § 37).

32. Başvuru konusu olayda,

başvurucu tarafından taşınmazını çocuk bahçesi alanında belirleyen imar

planının iptali istemiyle dava açılmışsa da, başvurucunun İdare Mahkemesine

sunduğu dava dilekçesinde taşınmazının kamu yararına tahsis edilmesi için on

yılı aşan süreye rağmen idarece herhangi bir işlem yapılmadığı, idarenin

kamulaştırma mükellefiyetini yerine getirmemesi nedeniyle hem taşınmazının

değer kaybetmesine neden olunduğu, hem de kamu yararının sağlanamadığı

hususlarının ileri sürüldüğü, Mahkememize sunulan bireysel başvuru formunda da

benzer şikâyetlerin dile getirildiği, imar planının şehircilik ilkeleri,

planlama esasları ve kamu yararı gözetilmeksizin ya da mevzuata aykırı şekilde

düzenlendiği yolunda bir iddiada bulunulmadığı, dolayısıyla başvurucunun imar

planının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla ileri sürdüğü hususların esasında imar

planına yönelik olmayıp, imar planının taşınmaz üzerinde doğurduğu sonuçlarla

ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle, başvurucu esas olarak

başvuruya konu imar planı sonucunda taşınmazı üzerinde meydana gelen tasarruf

kısıtlamasının kamulaştırma yapılmaması nedeniyle uzun yıllardır sürmesi sonucu

uğradığı zarardan ve bu durumun mülkiyet hakkını ihlal etmesinden şikâyet

etmektedir.

33. AİHM, imar planının hukuka

aykırılığından değil de, bu planların herhangi bir tazmini olmaksızın taşınmaz

üzerinde meydana getirdiği kısıtlamaların sonuçlarından şikâyetçi olunması

durumunda imar planının iptali istemiyle açılacak davanın tüketilmesi gerekli

bir hukuk yolu olmadığını ( AİHM, Rossitto/İtalya, B.

No. 7977/03, 26/5/2009, § 19; Ayangil ve Diğerleri/Türkiye,

B. No. 33294/03, 6/12/2011, § 30 ); bu tür şikâyetler bakımından söz

konusu kısıtlamalar nedeniyle oluşan zararın tazmini olanağını sağlayan mevcut

ve yeterli hukuk yollarının kullanılması gerektiğini değerlendirmektedir (bkz.

AİHM, Gülizar Öz/Türkiye, B. No.

40687/98, 1/7/2004; Rabia Tan ve

Diğerleri/Türkiye, B. No. 8095/02, 31/1/2008, §§ 38-41; Remzi Tekin Bozkurt/Türkiye, B. No.

38045/05, 2/3/2010).

34. Başvurucu tarafından ileri

sürülen mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası, imar planında çocuk bahçesi

alanı olarak ayrılan taşınmazına ilişkin olarak 3194 sayılı Kanun’un 10.

maddesi uyarınca ilgili idarece imar planını uygulamak üzere imar programının

hazırlanmaması, akabinde de ayrılma amacına uygun şekilde kamulaştırma

işleminin gerçekleştirilmemesi ve bu nedenle taşınmazı üzerinde mülkiyetinin

kullanımına yönelik olarak kısıtlama ve belirsizlik oluşmasından

kaynaklanmaktadır.

35. Başvuru konusu olaya benzer

şekilde, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinin uygulaması kapsamında ortaya çıkan

uyuşmazlıkların hem adli yargı yerleri, hem de idare mahkemeleri önünde dava

konusu edildiği, adli yargı yerlerince uzun

yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle

kamulaştırma yoluna gitmeyen idarece pasif ve suskun kalmak ve işlem tesis

edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği gerekçesiyle

kamulaştırmasız el koyma kapsamında değerlendirme yapılarak uyuşmazlıkların

çözümü yoluna gidildiği; aynı konuda ilgililer tarafından idare mahkemelerinde

açılan davaların ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun idari işlem

ve eylemlerden doğan zararların tazminini öngören 12. ve 13. maddeleri

kapsamında çözümlendirildiği, adli yargıda açılan

davalarda görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkması

sonucu Uyuşmazlık Mahkemesine yansıyan başvurular neticesinde Mahkemece, somut

başvuruya benzer şekilde imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda

uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davaların idari eylem ve

işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel

olanlar tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerince

çözümlenmesi gerektiğine karar verildiği anlaşılmaktadır (Uyuşmazlık Mahkemesi,

E.2012/157, K.2012/182, K.T.24/9/2012).

36. Uyuşmazlık Mahkemesinin söz

konusu kararının ardından, 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nun geçici 6. maddesinde 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunla yapılan

değişiklik kapsamında, anılan maddenin onuncu fıkrasında, uygulama imar

planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili

kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3194 sayılı

Kanunda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda

dava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Belirtilen değişiklik

sonrasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, imar kısıtlamalarından kaynaklanan

tazminat davalarının idari yargıda açılması gerektiğine hükmedildiği (Y.H.G.K.,

E.2013/5-603, K.2013/1503, K.T.30/10/2013), Danıştay tarafından da, söz konusu

tasarruf kısıtlamalarının idari işlem ve eylemlerden kaynaklanması ve 2942

sayılı Kanun’da yapılan değişiklik nedeniyle imar planındaki belirleme

sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat

davalarının görev ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğuna

hükmedildiği (D. 6. D., E.2013/8143, K.2014/3779, K.T.15/5/2014) anlaşılmaktadır.

37. Buna göre, başvurucunun imar

planında çocuk bahçesi alanında kalan ancak imar programına alınmayan ve

kamulaştırması yapılmayan taşınmazının mülkiyeti üzerinde oluşan kısıtlamalar

nedeniyle oluşan zararının tazminini sağlayabileceği etkili ve yeterli başvuru

yolunun 2942 sayılı Kanun’un değişik geçici 6. maddesi uyarınca idare

mahkemelerinde açılacak tam yargı davası olduğu, bu yolun kullanılması

suretiyle başvuru yollarının tüketilmiş sayılacağı, ancak başvurucu tarafından

tam yargı davası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak

iptal davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuru açısından daha

etkili giderim yolu olan tam yargı davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel

başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,

18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucu : Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat ve Ticaret Anonim Şirketi Temsilcisi : Serdar BİLGİÇ Vekili : Av. Fatoş KILIÇ BIÇAKÇIOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3300, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3300
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Hasan Esir Başvurusu (B. No: 2014/1097)
  • Abidin Çelik Başvurusu (B. No: 2013/6848)
  • İhsan Güngör Başvurusu (B. No: 2014/342)
  • Şahabettin İlyas Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/5636)
  • Ramazan Biber Başvurusu (B. No: 2013/2568)
  • Atilla Kart ve Cumhuriyet Halk Partisi Başvurusu (B. No: 2014/13634)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.