İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yeşim Bullock Başvurusu (B. No: 2014/13223)

1. Başvuru, birikmiş yetim aylıklarının ödenmesi istemiyle

Başvuru No2014/13223Tarih20 Eylül 2017Okuma22 dk · 4.442 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yeşim Bullock Başvurusu

Karar tarihi
20 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/13223
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.442 kelime·22 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, birikmiş yetim aylıklarının ödenmesi istemiyle

yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı

açılan davanın uzun sürede sonuçlanması nedeniyle de makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1972 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

9. K.M.Y. ve G.Y. çiftinin evlilik birliği içinde doğan çocuğu

olan başvurucu İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 16/7/1985 tarihli kararıyla 13

yaşında iken F.O.B. adlı kişi tarafından evlat edinilmiştir.

10. Başvurucunun öz babası K.M.Y. 23/7/1996 tarihinde vefat

etmiştir.

11. Başvurucu 27/4/2005 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna

(idare) başvurarak yetim aylığı bağlanması talebinde bulunmuştur. İdare

tarafından başvurucuya 1/5/2005 tarihinden itibaren 8/6/1949 tarihli ve 5434

sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 66. ve 67. maddeleri uyarınca yetim aylığı

bağlanmıştır.

12. Başvurucu 8/1/2007 tarihli dilekçe ile idareye tekrar

başvurmuş ve babasının ölüm tarihinden itibaren birikmiş alacağının

hesaplanarak tarafına ödenmesini talep etmiştir. Söz konusu dilekçede

başvurucunun evlatlık verilmesi sebebiyle babasının ölümünden geç haberdar

olduğu belirtilmiştir. İdarenin herhangi bir tarih içermeyen işlemiyle

başvurucunun talebi reddedilmiştir. İdare 5434 sayılı Kanun'un 75. ve 117.

maddelerine dayanmıştır. İdare, babasının ölüm tarihinde evli olan başvurucunun

daha sonra 3/1/1997 tarihinde eşinden boşandığını ancak boşanma tarihinden

itibaren beş yıl içerisinde müracaatta bulunmaması sebebiyle geriye yönelik

yetim aylığı ödenmesinin mümkün olmadığını açıklamıştır.

13. Başvurucu anılan işlemin iptali istemiyle 9/3/2007 tarihinde

Ankara 13. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde

başvurucunun, babasıyla biyolojik annesinin evlilik dışı ilişkisinden doğduğu

ancak babasının resmî nikahlı eşinin çocuğu olarak nüfusa kaydedildiği

belirtilmiştir. Başvurucunun, biyolojik annesi tarafından 16/7/1985 tarihinde

evlat edinildiği ifade edilen dava dilekçesinde, biyolojik annesiyle İzmir'de

yaşadığı ve Ankara'da ikamet eden babası ve ailesiyle hiç görüşmediği ileri

sürülmüştür. Başvurucu, ablasının miras işleri nedeniyle 2005 yılı Nisan ayında

araması üzerine babasının ölümünden haberdar olduğunu ve 5434 sayılı Kanun'un

118. maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresinin öğrenme tarihinden

itibaren başlatılması gerektiğini savunmuştur.

14. Mahkeme 20/9/2007 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

Kararın gerekçesinde 5434 sayılı Kanun'un 116., 117. ve maddelerine yer

verildikten sonra başvurucunun, babasının ölümünden yaklaşık on yıl sonra

idareye başvurduğu vurgulanmış ve beş yıllık zamanaşımı süresi içinde

başvurulmamış olması nedeniyle geçmişe yönelik yetim aylıklarının ödenmesi

talebinin reddi yolunda tesis edilen idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun, babasının ölümünü duymadığı

iddiasını ispatlayamadığı, sırf babasıyla ayrı yerlerde yaşamasının, ölümü

duymadığı iddiasının ispatlanması bakımından yeterli olmadığı görüşünü

açıklayarak olayda mücbir sebebin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

15. Mahkeme kararı Danıştay 11. Dairesinin (Daire) 21/9/2010

tarihli kararıyla oyçokluğuyla onanmıştır. Çoğunluk kararına muhalif olan üye,

evlatlık verildiği ve başka şehirde yaşadığı sabit olan başvurucunun, babasının

ölümünden haberdar olmadığının kabulü gerektiği fikrini beyan etmiştir. Muhalif

Üyeye göre yetim aylığı alma hakkı olan birisinin bile bile idareye

başvurmaması hayatın olağan akışına uygun düşmediğinden başvurucunun, babasının

öldüğünden haber olmadığının kabulü gerekmektedir.

16. Başvurucunun karar düzeltme talebi Dairenin 26/6/2014

tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Bu karara da iki üye muhalif kalmıştır.

Muhalif üyeler, temyiz kararındaki muhalefet gerekçesi gibi başvurucunun,

babasının ölümünden haberdar olmadığını ispatladığı sonucuna ulaşmış ve bunun

aksinin artık idare tarafından ispatlanması gerektiğini belirtilmişlerdir.

17. Anılan karar, başvurucu vekiline 25/7/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 8/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 66.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"... yetim aylıkları:

...

c) Emekli ... aylığı alanlardan ... ölenlerin,

Ölüm tarihinde bu kanuna göre aylığa müstahak

... yetimlerine bağlanır."

20. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 67.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"66 ncı maddede

sözü geçen ... yetimler şunlardır:

...

c) Çocuklar"

21. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 77.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Aşağıda yazılı hallerde dul ve yetimlere

aylık bağlanmaz:

...

c) Evli kız ... çocuklar ....."

22. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 116.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Bu kanunda ayrıca belirtilen haller

dışında aylık bağlanmasına istihkak kesbedildiği

tarihten itibaren beş yıl sonuna kadar yazı ile müracaat edilmezse bu aylıklar,

müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren bağlanır."

23. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 117.

maddesi şöyledir:

"Bu kanun gereğince çeşitli adlarla

ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği

tarihlerden itibaren beş yıl sonuna kadar alınmıyan

veya yazı ile müracaat edilerek aranmıyanlar Sandık

lehine zamanaşımına uğrar."

24. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 118.

maddesinin ikinci şöyledir:

"Sandığa müracaat etmemenin makbul veya

mücbir bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında

yukarıdaki maddeler hükümleri uygulanmaz. Ölümü duymamış olmak, ispat edilmek

şartıyla, mücbir sebep sayılır."

B. Uluslararası Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin ek 1

No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak “mülk” teşkil eden şeylere

müdahale edilmesi koşuluyla anılan hükmün ihlali iddiasında bulunabileceğini

vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §

35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti [BD], (k.k.)B. No: 39794/98,

10/7/2002, § 69). 1 No.lu Protokol bağlamında “mülk” kavramı iç hukuktaki

formel sınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya, B. No:33202/96, 5/1/2000,

§ 100; Eski Yunanistan Kralı ve

Diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 60). “Mülk”

kavramının özerk yorumlanması, maddi varlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması

anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda, mal varlığını oluşturan hak ve menfaatler

de bu hüküm çerçevesinde mülkiyet hakkı kapsamında, diğer bir deyişle “mülk”

olarak değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96, 22/6/2004, §

129).

27. AİHM’e göre 1 No.lu Protokol’ün 1.

maddesi mevcut mülkleri veya varlıkları kapsamakta olup mülk edinmeyi garanti

altına almaz (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova,

§ 69). Bununla birlikte AİHM, “mevcut mülk” veya mal varlığının yanında,

mülkiyet hakkından etkili yararlanmanın teminine yönelik en azından "meşru

bir beklenti"nin bulunduğunun iddia

edilebilmesine imkân tanıyan taleplerin de mülk kapsamına girdiğini kabul

etmektedir. Buna karşılık AİHM, mülkiyet hakkının tanınacağı umudunun 1 No.lu

Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülk” olarak görülmesinin mümkün olmadığını

ifade etmektedir (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti, § 69; Lihtenştayn

Prensi Hans-Adam II/Almanya, B. No:

42527/98, 12/7/2001, § 83; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 32).

28 AİHM, 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki davalara

genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinme

hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin, sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal

yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün

Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp

uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin

sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi

hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e göre sözleşmeci devletlerin, ister önceden kişilerin

katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın, sosyal yardım ödemesi

yapılmasını öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest) doğurduğu

kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, §

38).

29. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin,

yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal

güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduklarını belirtmektedir. AİHM,

birçok hukuk sisteminin, bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve

güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını

ve bu çerçevede öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu

bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini

hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka

göre sosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39). Öte yandan tartışma konusu ekonomik

menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda koşulun yerine

getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın, 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya, § 40).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 20/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu, 13 yaşında evlatlık edinilerek başka yerde

yaşamaya başlaması nedeniyle babasının ölümünü geç öğrendiğini ve bunun 5434

sayılı Kanun'un 118. maddesi anlamında mücbir sebep teşkil ettiğini

belirtmiştir. Başvurucu idareye başvuru dilekçesinde yer verdiği bu iddiasını

Mahkemede de öne sürdüğü hâlde Mahkemece yeterli inceleme yapılmadan mücbir

sebebin bulunmadığı hükmüne varıldığını ifade etmiştir. "Ölümü duymama"

biçimindeki olumsuz bir vakıanın ispatının istenemeyeceğini vurgulayan

başvurucu, yetim aylığına ulaşmasının engellendiğini ve bu suretle mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini savunmuştur.

2. Değerlendirme

32. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ... hak[kına] ...

sahiptir.

Bu hak..., ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun temel şikâyeti birikmiş yetim

aylığı alacaklarının ödenmemesine ilişkin olup bu alacağın elde edilmesine

yönelik açtığı dava sürecine dair adil yargılanma şikâyetlerinin de mülkiyet

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

34. Öte yandan başvurucu hakkında tesis edilen idari işlemin

sebep unsuru "boşanmadan itibaren beş yıl içinde başvurulmaması"

olarak gösterilmiş ise de Mahkeme tarafından, işlemin sebep unsuru

"başvurucunun babasının ölümünden itibaren beş yıl içinde

başvurulmaması" olarak kabul edilmek suretiyle hukuka uygunluk denetimi

yapılmıştır. Bu nedenle bireysel başvuru, başvurucunun talebinin reddi

yolundaki idari işlemin "babasının ölümünden itibaren beş yıl içinde

başvurmaması" sebebine dayanılarak tesis edildiği kabul edilerek sadece bu

sebeple sınırlı tutulmuştur.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

36. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı

sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına

dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri,

B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

37. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,

yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).

38. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal

güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden

prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir

ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili

mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına

giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36).

39. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 66.

maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, emekli aylığı alanlardan ölenlerin,

ölüm tarihinde 5434 sayılı Kanun'a göre aylığa müstahak yetimlerine yetim

aylığı bağlanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte

bulunan 67. maddesinde ise çocukların, 66. maddede sözü edilen yetimlerden

olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan

77. maddesinde evli kız çocuklarına yetim aylığı bağlanmayacağı düzenlenmiştir.

Bu hükümlere göre emekli aylığı almakta iken ölenlerin kız çocuklarına -evli

olmamak kaydıyla- ölüm tarihinden itibaren yetim aylığı bağlanması

gerekmektedir.

40. Olayda başvurucunun, emekli aylığı almakta olan babasıK.M.Y. 23/7/1996 tarihinde vefat etmiştir. Ölüm

tarihinde evli olan başvurucu daha sonra 3/1/1997 tarihinde eşinden

boşanmıştır. Değinilen mevzuata göre başvurucunun 3/1/1997 tarihinden itibaren

yetim aylığı alma hakkının doğduğu ve dolayısıyla babasının ölümüne bağlı

olarak yetim aylığı alma hususunda meşru beklentiye sahip olduğu

anlaşılmaktadır.

41. Başvurucunun, 5434 sayılı Kanun'un 117. maddesinde öngörülen

sürede talepte bulunması şartı, yetim aylığı alma hakkının doğmasının değil

fiilen ödeme yapılabilmesinin bir şartıdır. Bu nedenle başvurucunun bu süreye

uyup uymaması meşru beklentinin varlığını etkilememektedir.

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü

42. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır(Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin, mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca "meşru beklenti" teşkil eden mülk

edinme beklentilerini zedeleyici kamu işlem ve eylemleri de mülkiyet hakkına

müdahale oluşturur (Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 57).

43. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural

ihtiva ettiği görülmektedir.Anayasa'nın 35.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. "Mülkten yoksun bırakma" ve

"mülkiyetin kontrolü", mülkiyet hakkına müdahalenin özel

biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz

konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte

ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı

gözetilerek belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl

yararlanma hakkına müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten

yoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her

türlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele

alınması gerekmektedir (Recep Tarhan ve

Afife Tarhan, § 55-58).

44. Somut olayda başvurucunun 3/1/1997 tarihinden itibaren hak

kazandığı yetim aylığı alacaklarının 1/5/2005 tarihinden önceki bölümü, babasının

ölüm tarihinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresi içinde başvurulmadığı

gerekçesiyle başvurucuya ödenmemiştir. Başvurucu yönünden meşru beklenti

oluşturduğu tespit edilen birikmiş yetim aylıklarının "beş yıllık sürede

başvurulmadığı" gerekçesiyle başvurucuya ödenmemesi mülkiyet hakkına

müdahale teşkil etmektedir. Meşru beklenti oluşturan yetim aylıklarının

ödenmemesi, mülke erişimin engellenmesi mahiyeti taşımakta ve mülkiyetten

barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

45. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

46. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca temel

hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna

dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek

yapılması gerekmektedir.

(1) Kanunilik

47. Birikmiş yetim aylığı alacaklarının başvurucuya

ödenmemesinin dayanağı olarak 5434 sayılı Kanun'un 116. ve 117. maddeleri

gösterilmiştir.

48. Anılan Kanun'un 116. maddesinin ikinci fıkrasında aylık

bağlanmasına hak kazanıldığı tarihten itibaren beşinci yılın sonuna kadar yazı

ile müracaat edilmemesi durumunda bu aylıkların, müracaat tarihini takip eden

ay başından itibaren ödeneceği belirtilmiştir. Buna göre hak sahibinin, yetim

aylığına hak kazandığı (murisinin öldüğü) tarihten itibaren beş yıl içinde

başvurması halinde ölüm tarihinden itibaren yetim aylığı alabilmekte iken, bu

beş yıldan sonra başvurması halinde ise izleyen aydan itibaren kendisine yetim

aylığı bağlanmaktadır. Beş yılın dolmasından sonra başvuranların geçmişe

yönelik talepte bulunmaları, bu düzenlemeye göre mümkün değildir.

49. Bu hükmün, başvurucunun 1/5/2005 tarihinden önceki döneme

ilişkin olarak birikmiş yetim aylığı alacaklarının ödenmemesi biçimindeki

müdahaleye yeterli düzeyde kanuni dayanak oluşturduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

50. Yetim aylığından yararlanabilmenin beş yıl içinde başvuru

koşuluna bağlanmasının temelinde yatan amaç, hukuki güvenlik ve istikrarın

sağlanması ve yargı organlarının artık eskimiş ve güncelliğini yitirmiş

uyuşmazlıklarla uğraşmalarının önlenmesidir. Bu amacın kamu yararına dönük

olduğu açıktır. Dolayısıyla başvurucunun beşinci yılın dolmasından sonra

başvuru yapmış olması nedeniyle başvuru tarihinden önceki yetim aylığı

alacağının başvurucuya ödenmemesinin kamu yararı amacına dayandığı

anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu sonucuna

ulaşılmaktadır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

51. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen müdahalenin

ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik”

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E. 2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149,

K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15, K.2013/131,

14/11/2013; E.2013/158, K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014;

E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16,

K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

52. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından sosyal

güvenlik haklarının talep edilmesinin belli bir süreyle sınırlandırılması tek

başına mülkiyet hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması,

diğer bir ifadeyle haktan yararlanılmasını imkânsız kılacak veya aşırı derecede

zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Talep süresininmakul

olup olmadığı, sosyal güvenlik alacağının niteliği ve hak sahibinin, talep

hakkının doğduğunu öğrenme imkanına sahip olup olmadığı gibi hususlar gözününde bulundurulmalıdır. Öngörülen sürenin, talepte

bulunmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına, gerekiyorsa

hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle orantılı bir

uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 64).

53. Sürenin işlemeye başladığı an da mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda talep

süresinin, hak sahibinin henüz talep hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve

somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin

bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması, talep hakkının varlığını anlamsız

kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 65).

54. Öte yandan mahkemeler hakkın talebi için belli bir süre

öngören kanun hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini

gözeterek aşırı şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği

ölçüde hakkı sahibine teslim etme yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla

birlikte mahkemelerin sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum

kurallarının sınırlarını zorlayarak kanunda öngörülen süreleri bertaraf etmesi

hukuki istikrar ve güvenlik ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle

süreye ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi

ile mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban, § 66).

55. Mülkiyet hakkına kamu otoriteleri tarafından yapılan

müdahaleye ilişkin hukuka aykırılık iddialarının öne sürülebileceği idari veya

yargısal mekanizmaların var olup olmadığı ve bu mekanizmaların keyfîliğe karşı güvenceler içerecek araçlarla donatılıp

donatılmadığı hususu, müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulacak bir unsurdur. Bu bağlamda bu tür

mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya keyfîliği

önleyecek nitelikte olmaması ya da fiilen adil ve etkili bir karar verme

sorumluluğunun yerine getirilmemesi durumunda müdahalenin ölçülü olmadığı

sonucuna ulaşılabilir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 68).

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

56. Ölüm tarihinden itibaren beşinci yılın dolmasından sonra

talepte bulunulması hâlinde talep tarihinden önceki döneme ilişkinyetim

aylığı alacaklarının ödenmemesinin öngörülmesinin, yetim aylığı alacağı

nedeniyle idarenin sürekli bir şekilde takip edilme tehdidi altında kalmasının

önlenmesi, idari istikrar ve güvenliğin sağlanması amacına ulaşılması

bakımından elverişlilik ve gereklilik kriterlerini taşıdığı anlaşılmaktadır.

57. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin maliki

olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve

dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla uygulanan tedbirle

başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti

gerekmektedir.

58. Olayda başvurucunun babası 23/7/1996 tarihinde ölmüş ve

başvurucu 27/4/2005 tarihinde yetim aylığı ödenmesi istemiyle idareye

başvurmuştur. Dolayısıyla başvurucunun, babasının ölümünden itibaren beş yıl

içinde yetim aylığı bağlanması için müracaatta bulunmadığı hususu ihtilafsızdır.

Ancak başvurucu babasının ölümünden 2005 yılı Nisan ayına kadar haberdar

olmadığını öne sürmektedir.

59. Yetim aylığı alma hakkını doğuran "ölüm"

vakıasının hak sahibi tarafından öğrenilmesi, hakkın talep edilebilmesi

bakımından büyük önem taşımaktadır. Hak sahibinin, "ölüm" olgusundan

haberdar olmadığı ve olmasının da mümkün bulunmadığı hâllerde beş yıllık

sürenin ölüm tarihinden itibaren başlatılması, yetim aylığı hakkından kendi

kusurunun bulunmadığı bir sebepten dolayı mahrum kalması sonucunu doğurabilir.

Bu durumda beş yıllık sürenin ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlayacağının

kabulü hak sahibine aşırı ve katlanılamaz bir külfet yükleyebilir.

60. Nitekim beş yıllık sürenin ölüm tarihinden itibaren

başlatılmasının neden olacağı olumsuz sonuçları gözeten kanun koyucu, 5434

sayılı Kanun'un 118. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde, ölümün hak

sahibi tarafından duyulmamış olmasını bir mücbir sebep olarak düzenlemiştir.

Buna göre hak sahibinin ölümü duymamış olması durumunda Kanun'un 117.

maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması söz konusu olmayacaktır. Ancak kanun

koyucu ölümün duyulmadığı konusundaki ispat yükünü hak sahibine yüklemiştir.

61. Somut olayda başvurucu 13 yaşından beri evlatlık edinilmesi

sebebiyle babası ve babasının ailesiyle farklı şehirlerde yaşadığını ve onlarla

görüşmediğini belirtmiş ve bu sebeple babasının ölümünden haberdar olmadığını

ileri sürmüştür. Ancak Mahkeme, sırf babayla ayrı yerlerde yaşanmasının ölümün

duyulmadığı iddiasının ispatlanması bakımından yeterli olmadığını belirterek

olayda mücbir sebebin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

62. Ölümden haberdar olunmaması menfi bir olguyu ifade

etmektedir. Menfi olguların somut delillerle ve her türlü şüpheden uzak bir

şekilde ispatlanmasının zorluğu ve bazı durumlarda imkânsızlığı ortadadır. Bu

itibarla ölümden haberdar olunmadığı hususunda makul ölçüde kanaat edinilmesini

sağlayacak delillerin sunulması ya da -somut olayın koşullarının haklı kılması

durumunda- fiili karinelere dayanılması da yeterli görülebilmelidir.

63. Başvurucunun 13 yaşında evlat edinildiği hususu sabittir.

Öte yandan Mahkemenin, başvurucunun evlat edinildiği tarihten sonra evlat

edinen ile birlikte babası ve babasının ailesinden farklı bir şehirde yaşadığı

iddiasının aksine bir tespiti de bulunmamaktadır. Evlat edinilen ve evlat

edinildikten sonra farklı bir şehirde yaşamaya başlayan birisinin önceki

ailesiyle görüşmemesi ve dolayısıyla öz babasının ölümünden haberdar olmaması,

hayatın olağan akışı çerçevesinde karşılaşılması mümkün olmayan bir olgu

değildir. Başvurucunun dava dilekçesinde dile getirdiği, babasıyla biyolojik

annesinin evlilik dışı ilişkisinden doğduğu ancak babasının resmî nikahlı

eşinin çocuğu olarak nüfusa kaydedildiği ve sonradan biyolojik annesi

tarafından evlat edinilerek babasından ayrı bir şehirde yaşamaya başladığı

iddiası da gözetildiğinde babasının ölümünden haberdar olmadığı iddiasının

gerçekliği hususunda kanaat edinmeye elverişli karinelerin bulunduğu sonucuna

ulaşılmaktadır.

64. Sonuç olarak menfi bir olgu olan ölümün duyulmadığı

vakıasının ispatına yönelik olarak başvurucu tarafından öne sürülen makul ve

hayatın olağan akışıyla açık bir biçimde ters düşmeyen açıklamaların yeterli

görülmemesi -bu konuda kesin delil sunulmasındaki imkânsızlıklar da

gözetildiğinde- başvurucuya aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklenmesi

sonucunu doğurmuştur. Bu durumda ulaşılmak istenen kamu yararının

sağlanmasındaki toplumsal menfaat ile başvurucunun mülkiyet hakkının

korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul denge başvurucu

aleyhine bozulmuş ve bu da mülkiyet hakına yapılan

müdahaleyi ölçüsüz kılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

66. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

67. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

68. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

69. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

70. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 7 yıl 3 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

71. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

72. Başvurucu, babasının ölümünden geç haberdar olmasının mücbir

sebep kabul edilmemesi nedeniyle diğer kardeşlerinden daha az miras elde

ettiğini belirterek bu durumun ayrımcılık teşkil ettiği şikâyetinde

bulunmuştur. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun

kendisi ile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine

yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru

bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim ve

benzeri ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması

gerekmektedir. Somut olayda ise başvurucunun bu yöndeki iddiasını

temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır. Bu

nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

74. Başvurucu 100.000 TL tazminattalebinde

bulunmuştur.

75. İnceleme sonucunda menfi bir olgu olan ölümün duyulmadığı

vakıasının ispatına yönelik olarak başvurucu tarafından öne sürülen makul ve

hayatın olağan akışıyla açık bir biçimde ters düşmeyen açıklamaların yeterli

görülmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

76. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 13. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

77. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

78. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 7.200 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın35. maddesinde gücence

altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Başvurucunun diğer iddialarının İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere kararın Ankara 13. İdare Mahkemesine

(E.2007/1035) GÖNDERİLMESİNE,

D. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya

net 7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Yeşim

BULLOCK

Vekili

:

Av. Sevinç

TUTGUN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/13223, 20 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal
  12. C. Diğer İhlal İddiaları
  13. D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
  14. VI. Hüküm
  15. B. 1. Anayasa’nın35. maddesinde gücence
  16. D. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Gökcan
  20. Hakyemez
  21. Bullock
  22. Tutgun
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/13223
Tarih
20 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Khadıjeh Mohammadıpıraghaj Başvurusu (B. No: 2017/21577)
  • Nuran Çıkar Başvurusu (B. No: 2014/10761)
  • Aysel Çalan Başvurusu (B. No: 2014/2429)
  • İsmail Akçayoğlu Başvurusu (B. No: 2014/1950)
  • Ali Riza Zümbül Başvurusu (B. No: 2014/2328)
  • Hüseyin Avunçli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14084)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.