İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yeter Deri Tekstil Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/8867)

1. Başvuru ceza soruşturması sırasında el koyma tedbirinin

Başvuru No2015/8867Tarih21 Şubat 2019Okuma32 dk · 6.399 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yeter Deri Tekstil Sanayi Ve Ticaret A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
21 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/8867
R.G. Tarih ve Sayı
13/3/2019 - 30713
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.399 kelime·32 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru ceza soruşturması sırasında el koyma tedbirinin

uygulanması sonucu uğranılan zararların giderilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2016/7221 numaralı bireysel başvuru dosyasının konu ve kişi

yönünden hukuki irtibatı nedeniyle 2015/8867 numaralı bireysel başvuru dosyası

ile birleştirilmesine, incelemenin 2015/8867 numaralı dosya üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu tekstil ürünleri alım ve satımı işi ile iştigal

eden bir anonim şirkettir.

A. Ceza Soruşturması ve

Kovuşturması Süreci

9. Başvurucu şirketin Libya'ya ihraç edilmek istediği tekstil

ürünlerine, beyannamede belirtilen eşyadan sayı ve nitelik olarak farklı olduğu,

ayrıca FOB değerinin yüksek gösterildiği gerekçeleriyle gümrük makamlarınca el

konulmuş olup 15/7/1999 tarihinde zaptetme tutanağı

ve 22/7/1999 tarihinde teslim tutanağı düzenlenmiştir.

10. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 28/9/1999 tarihli iddianamesi

ile şirketin Yönetim Kurulu Başkanı T.Y. ile gümrük komisyoncusu olan O.N.G.

hakkında toplu gümrük kaçakçılığı suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları

talebiyle kamu davası açılmıştır.

11. Davanın görüldüğü İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince davaya konu

ürünler ile ilgili olarak uzman bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişilerce

düzenlenen 26/9/2000 raporda, dava konusu ürünlerin iddianın aksine yeni ve

kullanılmamış oldukları, işçilik ve kumaş cinsleri itibarıyla iyi ve kaliteli

ürünler oldukları belirtilmiştir. Raporda ayrıca yapılan karşılaştırmaya göre

beyannamelerde gösterilen değerlerin belirlenen değerler ile uyumlu olduğu

açıklanmıştır.

12. Söz konusu bilirkişi raporu hükme esas alınarak 29/11/2000

tarihinde sanıkların atılı suçtan beraatine karar

verilmiştir. Mahkeme ayrıca suça konu eşyanın karar kesinleştiğinde iadesine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, düzenlenen bilirkişi raporuna göre

sanıkların cezalandırılmalarına yeterli bir delil bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Temyiz edilen hüküm Yargıtay 7. Ceza Dairesi tarafından

23/12/2002 tarihinde onanmıştır. El konulan tekstil ürünleri Gümrük İdaresi

tarafından 10/3/2003 tarihinde başvurucuya iade edilmiştir.

B. Delil Tespiti Süreci

14. Başvurucu İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinden delil

tespiti talebinde bulunmuş, bu Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen

10/4/2003 tarihli bilirkişi raporunda, 225 çuval tekstil ürününün deponun en

muhafazalı yerine konulduğu ve zaman zaman ilaçlama yapılarak korunmasının

sağlandığı, bu nedenle uyuşmazlığa konu eşyanın kullanım özelliğini

kaybetmediği belirtilmiştir. Raporda buna karşın dört yıl içinde renk, biçim ve

kumaş özelliğinin değişmesi nedeniyle kadın ve çocuk giysilerinin bir bölümünün

moda dışı kalmalarından ötürü piyasa değerinin düştüğü ifade edilmiştir. Rapora

göre ancak belli oranda indirim yapılarak bu ürünlerin satılabilmesi mümkün

olup fiyat indirimi ve emtianın ütülenip temizlenmesi için gerekli değer

kaybının ise 42.431 TL olduğu belirtilmiştir.

C. Tazminat Davası Süreci

15. Başvurucu 14/7/2003 tarihinde İzmir 3. Asliye Ticaret

Mahkemesinde Maliye ve Gümrük Bakanlığı aleyhine tazminat davası açmıştır. Dava

dilekçesinde, ağır ceza mahkemesince beraat kararı verildiği belirtilerek, el

konulan tekstil ürünlerinin dört yıl koli içinde kalması nedeniyle defolu hâle

gelmesinin muhtemel olduğu ve kazanç kaybı, değer kaybı, düzeltme ve elden

geçirme masrafı gibi maddi zararların oluştuğu iddia edilmiştir.

16. İdare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle 11/11/2004

tarihinde görevsizlik kararı verilmiştir. Kararın gerekçesinde, 20/1/1993

tarihli ve 3864 sayılı mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun hükümleri

çerçevesinde gümrük makamlarınca el konulan eşyanın soruşturma sırasında

tasfiye edilerek yargılama sonunda iade kararı verilmesi hâlinde bedelinin faiz

de işletilerek ödeneceği, bu iddianın ise idari yargı yerinde ileri sürülmesi

gerektiği belirtilmiştir.

17. Başvurucu bunun üzerine 17/2/2014 tarihinde İzmir 2. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde, gümrük

idaresince el konulan söz konusu eşya iade edilmekle birlikte meydana gelen

değer kaybı ve ticari kazanç kaybı nedeniyle oluşan maddi zararın yasal

faiziyle birlikte tazmin edilmesi talep edilmiştir.

18. Mahkeme 13/7/2005 tarihinde davanın süre aşımı nedeniyle

reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, davanın el koyma tarihi olan

22/7/1999 tarihinden itibaren altmış gün içinde açılması gerektiği hâlde

görevsizlik kararından sonra açılması nedeniyle süre aşımından davanın reddi

gerektiği belirtilmiştir.

19. Temyiz edilen karar Danıştay Onuncu Dairesince (Daire)

13/7/2007 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, uyuşmazlıkta

tazmini istenilen zararın davacı şirkete ait mallara el konulmasından sonra söz

konusu malların koli içinde bekletilmesi nedeniyle defolu hâle gelmesinden yani

idareye teslim edilen malların gereği gibi korunmaması eyleminden kaynaklandığı

vurgulanmıştır. Daireye göre bu sebeple malların iade edildiği tarihe kadar

meydana geldiği ileri sürülen değer düşüklüğü sonucu oluşan maddi zararın,

anılan malların iade edildiği tarihte öğrenildiğinin kabulü gerekir. Daire

ayrıca el konulan eşyanın bakım ve muhafazası için yapılması gerekenlerin idari

eylem niteliğinde olduğunu ve bu sebeple dava açma süresinin de 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine göre bir

yıl olduğunu belirtmiştir. Daire sonuç olarak davanın süre aşımı yönünden

reddinde hukuki isabet bulunmadığını kabul etmiştir.

20. Mahkeme 27/11/2008 tarihinde davanın kısmen kabulüne kısmen

reddine karar vermiştir. Mahkeme başvurucunun ticari kazanç kaybı nedeniyle

uğradığını belirttiği 457.569 TL tutarındaki zararın tazmini talebini süre

aşımı yönünden reddetmiş ve bu davanın 22/7/1999 tarihinden sonra altmış gün

içinde açılması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme değer düşüklüğü nedeniyle

meydana gelen 42.431 TL tutarındaki tazminat istemini ise kabul etmiştir.

Mahkemeye göre meydana gelen zararda davalı idare, eşyanın bakım ve muhafazası

için yapılması gerekenleri yapmaması sebebiyle kusurlu olduğundan bu zararı

hizmet kusuru ilkesine göre davacıya ödemek durumundadır.

21. Taraflarca temyiz edilen karar Daire tarafından 12/7/2011

tarihinde bozulmuştur. Daire delil tespiti aşamasında alınan bilirkişi raporuna

göre eşyanın muhafazası sırasında gerekli koruma önlemlerini aldığını, bu

sebeple idarenin eşyanın muhafazası ile ilgili herhangi bir hizmet kusurunun ve

tazmin sorumluluğunun bulunmadığını belirtmiştir. Daire ayrıca eşyanın el

konulup tutulması sonucu geçen süre içerisinde muhafazasından dolayı meydana

geldiği ileri sürülen zarar yönünden ise davanın süresinde açıldığını

belirttikten sonra açılan ceza davası nedeniyle eşyanın iadesi mümkün olmadığı

için idarenin hizmet kusurundan ve tazminat sorumluluğundan söz edilemeyeceğini

vurgulamıştır.

22. Bozma kararına uyan Mahkeme 30/4/2014 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Başvurucunun temyiz ettiği karar Daire tarafından

13/11/2014 tarihinde onanmıştır.

23. Başvurucu 27/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Başvurucunun karar düzeltme talebi Daire tarafından

21/1/2016 tarihinde reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 7/1/1932 tarihli ve 1918 sayılı mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine

Dair Kanun'un 26/7/1983 tarihli ve 2867 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değişik

21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kaçak

zannı ile tutulan giriş veya çıkış kaçağı eşyanın ve bunların naklinde

kullanılan araçların sahip veya taşıyıcıları, eşyanın veya aracın zaptını

müteakip;

A) Giriş kaçağı eşya ile her türlü kaçak

eşyanın naklinde kullanılan yabancı vasıtanın gümrük idaresince tespit edilecek

gümrüklenmiş değerine,

B) Çıkış kaçağı eşya ile, her türlü kaçak

eşyanın naklinde kullanılan millileşmiş veya yerli nakil vasıtasının, mahallin

en büyük mülki amiri veya görevlendireceği memurun başkanlığında gümrük ve

hazine yetkilileri ile belediye temsilcisi ve varsa ticaret odası

temsilcisinden oluşan heyet marifeti ile tespit edilen FOB değerine,

Muadil bir meblağı depozito ederek veya kanuni

faizi de kapsayacak şekilde muteber banka mektubu veya hazine tahvil ve

bonolarını teminat göstererek, eşya ve aracın teslimini gümrük idarelerinden

veya yetkili ve görevli adli mercilerden isteyebilirler.

...”

26. 1918 sayılı mülga Kanun’un 1/9/1956 tarihli ve 6846 sayılı

Kanun'un 1. maddesiyle değişik 23. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Cezai

hükümler faslının 1 inci kısmında yazılı suçlara mütaallik

kaçak eşya müstesna olmak üzere gerek hariçten gelsin ve gerek dahilde bulunsun

kaçak eşya ve maddeler derhal zaptolunur ve

tutuldukları yere en yakın olan Hükümet merkezinde maznunun huzurunda zabıta

memuru ile ait olduğu gümrük ve inhisarlar memurlarından ve bulunmadığı

yerlerde mal memurlarından mürekkep bir heyet tarafından nevi ve aded miktarını bildiren bir zabıt varakası tanzim ve imza

olunur...”

27. 1918 sayılı mülga Kanun’un 2867 sayılı Kanun'un 10.

maddesiyle değişik 27. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kaçakçılık

suçu, kaçakçılık,maksadıyla

teşekkül vücuda getirenler ile idare edenler veya teşekküle mensup olanlar

tarafından işlenirse failler hakkında on seneden onbeş

seneye kadar ağır hapis cezasına hükmolunur.

Birinci fıkradaki hal dışında iki veya daha

fazla kimselerin toplu olarak kaçakçılık yapmaları halinde sekiz seneden oniki seneye kadar ağır hapis cezasına hükmolunur.

Birinci ve ikinci fıkralarda hükmolunacak ağır

hapis cezasıyla beraber tekel maddeleri için CIF değeri ile birlikte hususi

kanunlarındaki para cezaları veya resim tutarının, eşya kaçakçılığı için de

gümrüklenmiş değerinin dört mislinden ve yasak eşya ve maddeler için de

bunların değerinin altı mislinden aşağı olmamak üzere ağır para cezasına

hükmolunur. Kaçak eşya ve maddeler de müsadere edilir .

(Ek:5/6/1985 - 3217/4

md.) İkinci fıkranın uygulanmasını gerektiren

durumlarda; mal veya eşyanın özel kanunlarla veya ihracat rejimi kararlarıyla

memlekete ithal veya ihracı yasaklanmamış olmakla birlikte gümrüklenmiş piyasa

değerinin otuz milyon (31.316.000.000.) lirayı geçmemesi ve tekele tabi

maddelerden olmaması halinde ikinci fıkradaki ağır hapis cezasına hükmedilmeyip

sadece üçüncü fıkraya göre ağır para cezasına ve mal veya eşyanın müsaderesine

karar verilir. Bu fıkradaki miktarı, Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret

Müsteşarlığı tarafından yayınlanan 'Toptan Eşya Fiyatları Yıllık İndeksi'ndeki artışlar oranında artırmaya Bakanlar Kurulu

yetkilidir. Bu kararlar Resmi Gazete`de

yayımlanır.

...”

28. 1918 sayılı mülga Kanun’un 33. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“25,26

ve 27 nci maddelerdeki

kaçakçılık cürümlerine veya teşekküllerine, faillerinin hal ve sıfatlarını

bilerek her ne şekilde olursa olsun yardım edenler hakkında asıl suçluların o

maddeler hükmünce görecekleri cezaların yarısı hükmolunur.

...

(Ek:

12/6/1979-2248/27 md.; Değişik: 26/7/1983-2867/13 md.) Bu Kanunda öngörülen suçlar işlendiği tarihte girişte

tekel kaçağı maddelerin hususi kanunlarında yazılı para cezası veya resmi ile

CIF değeri toplamı, gümrük kaçağı eşyanın gümrüklenmiş değeri, bunların

çıkışında ve yerli tekel mallarında FOB değeri pek fahiş ise mahkeme fiile

mahsus olan cezayı yarısına kadar artırır ve eğer hafif ise yarısına ve eğer

pek hafif ise üçte birine kadar eksiltir.Eğer

fail bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı mükerrir ise,

cezası indirilmez."

29. 1918 sayılı mülga Kanun'un 29/6/2001 tarihli ve 4704 sayılı

Kanun'un 1. maddesiyle değişik 45. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Gümrük kapıları ve yolları dışındaki

yerlerden memleket dışına eşya çıkaranlar veya bunları çıkartmak için

gümrüklere verdikleri beyannamelerde cins, nevi, miktar, menşe, gönderileceği

yer ve ticarî eşya için ihracat amacıyla yapılan satışta gerçekte ödenen veya ödenecek

fiyat bakımından yanlış beyanda bulunanların, bu fiilleri bir menfaat temini

amacıyla işlemeleri halinde temin edilen veya edilecek olan menfaatin beş

katına kadar ağır para cezasına hükmolunur. Hükmolunacak ağır para cezası beş

milyar liradan az olamaz."

30. 1918 sayılı mülga Kanun’un 2867 sayılı Kanun'un 18.

maddesiyle değişik 47. maddesi şöyledir:

“Kaçak

eşya ve madde naklinde bilerek kullanılan veya buna teşebbüs edilen her türlü

nakil vasıtalarının da müsaderesine hükmolunur.

Müsaderesi icabeden

nakil vasıtaları, tahkikat sırasında zaptedilerek en

yakın gümrük veya inhisarlar idaresine teslim edilir."

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında

...

(j)

Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan

ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya

zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

32. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük

ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden

itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), el koyma ve müsadere

yoluyla yapılan müdahalelerin sonuçlarını da kararlarında tartışmaktadır. Buna

göre AİHM, her el koyma ve müsaderenin muhakkak bir zarara yol açtığını kabul

etmektedir. Ancak AİHM, el koyma ve müsaderenin Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine göre adil olabilmesi için mülkün sahibinin

güncel zararının kaçınılmaz olandan daha fazla olmaması gerektiğini sıklıkla

vurgulamaktadır (Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 33;

Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 61; Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008, § 36).

35. Bu bağlamda Borzhonov/Rusya

kararında, el konulan otobüsün yapılan kanun değişikliğiyle sahibine iadesi

gerektiği hâlde kamu makamlarının altı yıl boyunca hareketsiz kalması

kaçınılmaz olandan daha ağır bir zarar olarak görülmüştür (Borzhonov/Rusya, §§ 61-63). East/West

Alliance Limited/Ukrayna (B. No: 19336/04,

23/1/2014) kararında başvurucunun mülkünden on yıl boyunca yoksun kalmasına yol

açan el atma tedbirinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna

varılmıştır (East/West Alliance

Limited/Ukrayna, §§ 166-218). Vendittelli/İtalya (B. No: 14804/89, 18/7/1994)

kararında bir suç isnadı kapsamında başvurucunun taşınmazına konulan tedbirin

hükümden sonra gerek de kalmadığı hâlde on bir ay daha uygulanmaya devam

edilmesi ölçüsüz bir müdahale olarak görülmüştür (Vendittelli/İtalya, §§ 31-40).

36. Jucys/Litvanya kararında ise başvurucunun

kaçakçılık suçundan beraat ettiğini belirten AİHM, başvurucunun kürklerine el

konulan ceza kovuşturmasında uyuşmazlığın 8,5 yıl süren bir yargılama sonucunda

çözülebildiğini vurgulamıştır. AİHM'e göre

yargılamanın uzun sürmesinde başvurucuya düşen bir ihmal da bulunmamaktadır.

AİHM sonuç olarak asılsız bir ceza kovuşturması geçirdikten sonra başvurucunun

en azından bu mallarının semerelerinden uzun yıllar yararlanamadığını

belirterek müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği

kanaatiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Jucys/Litvanya, §§ 34-39).

37. Diğer taraftan JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Lithvanya (B.

No: 3330/12, 5/11/2013) kararında, başvurucunun taşınmazının satışını veya

başka suretle devredilmesini kısıtlayan bir tedbirin uygulanması, mülkiyet

hakkına müdahale olarak görülmüştür. AİHM, başvuruyu mülkiyetin kamu yararına

kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelemiş ve

müdahalenin meşru bir amacı olsa dahi özellikle tedbirin devam ettiği süre

boyunca başvurucu şirket yönünden yol açtığı olumsuz ekonomik sonuçların ve

meydana gelen kısıtlamaların dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM

sonuç olarak diğer unsurlar yanında müdahaleye konu tedbirin on yılı aşkın bir

süreden beri devam etmiş olduğuna dikkat çekerek başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına karar vermiştir (JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Lithvanya, §§ 111-145).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 21/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu, 2016/7221 numaralı dosya ile birleşen 2015/8867

numaralı bireysel başvuru dosyasında yalnızca makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Bireysel başvurular sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

41. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

42. Ferat Yüksel (B. No: 53984/00, 30/3/2004, §

37)kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı

ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğunu değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 27-36).

43. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

45. Başvurucu şirket, idare tarafından el konulan eşyanın haksız

olarak dört yılı aşkın bir süre depoda tutulması nedeniyle maddi olarak zarara

uğradığını belirtmiştir. Başvurucu şirket, yetkililerinin ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasına ve idarenin şirket

mallarına el konulmasında kusurlu olduğunun belirlenmesine rağmen uğranılan

maddi kayıpların karşılanmadığına vurgu yapılmıştır. Başvurucu bu gerekçeyle

açtığı davanın reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

46. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Öncelikle başvurucu 2015/8867 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleşen 2016/7221 numaralı dosyada aynı zamanda

makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak

2015/8867 numaralı dosya yönünden de aynı şikâyette bulunulmasından ve yukarıda

da bu şikâyet yönünden başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesinden

dolayı konu hakkında ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

48. Başvurucu şirket, adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de ceza soruşturması kapsamında başvurucunun

eşyası hakkında uygulanan el koyma tedbiri nedeniyle mal varlığı yönünden

zarara uğratıldığı yönündeki şikâyetin esas itibarıyla mülkiyet hakkını

ilgilendirdiği anlaşıldığından başvurucunun bu şikâyetinin mülkiyet hakkının

ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

49. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

50. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(j) bendinde, eşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine koşulları oluşmadığı

hâlde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası

veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan ya da zamanında geri

verilmeyen kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır (bkz.§

31).

51. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında

yargı organlarınca şüphelilerin eşyasına ya da mal varlığı değerlerine ilişkin

olarak el koyma tedbirinin uygulandığı durumlarda bunun hukuka aykırı olduğu

iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016,

§§ 60-69; Sinan Aydın Aygün (2),

B. No: 2014/922, 16/6/2016, §§ 61-69).

52. Somut olayda da şikâyet edilen el koyma işlemi bir ceza

soruşturması kapsamında uygulanmıştır. Bununla birlikte 5320 sayılı Kanun'un 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre 5271 sayılı Kanun'un 141 ilâ 144.

maddeleri hükümlerinin 1/6/2005 tarihinden itibaren yapılacak işlemler hakkında

uygulanması öngörülmüştür. Başvuru konusu olayda ise el koyma işlemi 15/7/1999

tarihinde yapılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun anılan hükümlere göre ağır ceza

mahkemesinde tazminat davası açabilmesi mümkün görünmemektedir.

53. Başvurucunun genel hükümlere göre asliye ticaret

mahkemesinde Maliye ve Gümrük Bakanlığına karşı açtığı davada ise idari yargı

yerlerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, idare

mahkemesi de karşı görevsizlik kararı vermeyerek esasını incelediği davanın

reddine karar vermiştir. Bu karar da Danıştay tarafından onanmış ve karar

düzeltme isteğinin reddiyle kesinleşmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru

öncesi tüketebileceği başka bir hukuk yolu bulunmadığına göre açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka

bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

54. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda başvurucu şirketin ihraç etmek istediği sırada gümrük makamlarınca

el konulan tekstil ürünlerinin başvurucu yönünden mülk teşkil ettiğinde kuşku

bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

55. Malikin, mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve

mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması,

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa

Mahkemesi daha önce bir suç isnadına bağlı olarak uygulanan el koyma

tedbirinin, mülkten geçici süreyle de olsa yoksun bırakma sonucuna yol

açmasından dolayı mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir (Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 52). Diğer taraftan somut olayda başvurucunun

eşyasına bir ceza soruşturması sürecinde kaçak olduğu şüphesiyle ve muhtemel

bir müsadereyi güvence altına almak için el konulmuştur. Bu durumda müdahalenin

belirtilen amacı da gözetildiğinde mülkiyetin kamu yararına kullanımının

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hanife

Ensaroğlu, § 52; Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti.,

B. No: 2015/947, 15/11/2018, § 52).

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

56. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

57. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

58. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

59. Başvuru konusu olayda el koyma tedbirinin 1918 sayılı

Kanun'un 23. maddesine dayanılarak uygulandığı görülmektedir. Bu hükmün

öngörülebilir, açık ve ulaşılabilir mahiyette olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Dolayısıyla müdahalenin kanunilik koşulunu taşıdığı

anlaşılmaktadır.

(2) Meşru

Amaç

60. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No:

2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,

B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

61. Kaçak olduğu şüphesiyle uygulanan el koyma tedbirinin,

muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması ve caydırıcılığın sağlanması

gibi amaçları bulunmaktadır. Bunun yanında kaçak olduğu şüphesiyle eşyaya el

konulması yoluyla suçtan gelir elde edilmemesi, suçla ilgili veya bizatihi suç

teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve

çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi de hedeflenmektedir

(Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 64; Hanife Ensaroğlu, § 59). Dolayısıyla söz konusu amaçlar

dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu

yararına dayalı meşru bir amacının olduğu kuşkusuzdur.

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

62. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

63. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

64. Buna göre mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin

uygulanmasının Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için

bu tedbirin öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ve

bu tedbirin uygulanması dışında aynı amacı gerçekleştirmeye yarar daha

elverişli başka bir aracın da bulunmaması gerekmektedir. Suçla mücadele

alanında hangi tedbirlerin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi öncelikli

olarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerin

alınması gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili merciler daha isabetli karar

verebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesi

hususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki

seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir

yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen

amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesince

müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak Anayasa

Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesine

yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına

dönüktür (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

65. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Anayasa Mahkemesi müdahalenin orantılılığını değerlendirirken bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

66. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir

savunma hakkı tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§

75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu,

B. No: 2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89. Buna karşılık aynı koşulun yargılama

sürecinde sağlanamaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için

bkz. Mahmut Üçüncü, B. No:

2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven,

§§ 57-72).

67. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin

keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde

mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamu

makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasında

bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda el

koyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken

adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın malikinin davranışı

ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının olması ve iyi niyetli eşya malikine eşyasını

-tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi

niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı, §§ 31-80; Hanife Ensaroğlu,

§ 66; Hamdi Akın İpek, § 115).

68. Bunun yanında söz konusu tedbir gerek kapsamı gerekse de

süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamu yararı amacı

doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının

zarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağır

veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararın

kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamu

makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusunda

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin

belirli bir süre devam etmesi ancak bireyin mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir (Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

69. Suçla mücadele bağlamında ihtiyaç duyulan tedbirlerin

alınması ve bu tedbirler kapsamında somut olayda olduğu gibi araçlar üzerinde

belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulmasının sınırlandırılması

bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi mevcut ise de bu

tedbirlerin uygulanmasının mülk sahibine kaçınılmaz olandan aşırı bir külfet de

yüklememesi gerekmektedir. Bu doğrultuda mülkiyet hakkına yönelik olarak

uygulanan tedbir süreçlerinde kamu makamlarının makul derecede ivedilik ve özen

koşullarına uygun hareket etmeleri beklenir. Diğer bir deyişle tedbiri

uygulayan kamu makamlarının söz konusu tedbirin başvurucunun mülkiyet hakkına

etkilerini de gözetmesi ve ölçüsüz bir müdahaleye yol açmaması gerekmektedir (Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti.,

§ 66).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

70. Somut olayda başvurucu şirketin ihraç etmek istediği tekstil

ürünlerine kaçak olduğu şüphesiyle gümrük makamlarınca 15/7/1999 tarihinde el

konulmuş ve başvurucu şirketin yetkilileri hakkında toplu kaçakçılık suçunu

işledikleri iddiasıyla ceza davası açılmış, ağır ceza mahkemesi konu hakkında

düzenlenen bilirkişi raporunu hükme esas alarak 29/11/2000 tarihinde sanıkların

beraatine karar vermiştir. Bu hüküm Yargıtayca 23/12/2002 tarihinde onanarak kesinleştikten

sonra, el konulan söz konusu tekstil ürünleri 10/3/2003 tarihinde Gümrük

İdaresince başvurucu şirkete iade edilmiştir.

71. Başvuruya konu olayda el koyma tedbirinin uygulanmasının

kaçak eşyanın piyasada dolaşımının ve kaçakçılıktan gelir elde edilmesinin

önlenmesi ve muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınmasını sağlama amacını

gerçekleştirmeye elverişli olduğu

kuşkusuzdur.

72. Gereklilik

ölçütü yönünden ise öncelikle ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunması ve

kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi için kaçakçılıkla mücadelede etkinliğin

artırılması gayesiyle kaçak eşyaya el konularak müsadere edilmesi bakımından

kamu makamlarının belirli bir takdir yetkisinin olduğu kabul edilmelidir.

Bununla birlikte bu takdir yetkisi çerçevesinde yapılan müdahale yönünden kamu

makamlarının Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

korunmasının gerektirdiği güvenceleri de sağlamaları zorunludur.

73. Somut olayda ise el koyma işleminin gümrük makamlarınca

fiilî olarak yapılmış olduğu ve yapılan yargılama neticesinde ise ağır ceza

mahkemesince söz konusu eşyanın kaçak olmadığı tespit edilmesine rağmen

yaklaşık iki yıl bir ay boyunca fiilen el koyma işlemine devam edildiği

görülmektedir. Buna göre ağır ceza mahkemesi gerekçeli kararındaki açık tespite

rağmen eşyayı hemen iade etmemiş, bunun yerine hüküm kesinleştiğinde eşyanın

iadesine karar vermiştir. Dolayısıyla müdahalenin gerekli olup olmadığı tartışmalıdır. Bununla birlikte

müdahalenin niteliği gereği orantılılık

ölçütü yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

74. Başvuruya konu olayda başvurucu şirkete ait ürünlerin kaçak eşya niteliğinde olmadığı, yapılan

ceza yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporu ve bu rapora dayalı ilk

derece mahkemesinin kararı ile ortaya konulmuş, Yargıtay Dairesi de bu hükmü

onamıştır. Nitekim bu yargılama neticesinde başvurucu şirketin yetkililerinin

de beraatine karar verilmiştir.

75. Anayasa Mahkemesi daha önce kural olarak mülk sahibinin

davranışları ile el koyma veya müsadere tedbirlerinin uygulanmasına yol açan

kanuna aykırılık arasındaki ilişkinin tedbiri uygulayan kamu makamlarınca

ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi aynı

kararlarında böyle bir ilişki mevcut olmasa dahi kamu yararının gerektirdiği

kimi durumlarda el koyma veya müsadere gibi tedbirlerin uygulanmasının

öngörülebileceğini kabul etmiştir (Arif

Güven, § 68; başvurucu mahkûm edilmemekle birlikte millî ekonominin

korunması ve karayollarının güvenliği için aracın müsaderesinin etkin bir

tazminat yolunun varlığı nedeniyle ölçülü görüldüğü karar için bkz. Bekir Yazıcı, §§ 66-80).

76. Diğer bir deyişle müsaderenin bir suç isnadına bağlı olarak

uygulandığı durumlarda yöntemince yapılan ceza soruşturması ve kovuşturması

neticesinde müsadere kararı verilebilmesi için davanın mahkûmiyet ile

sonuçlanması gerekmekle birlikte mülkün kanun dışı yollarla ele geçirildiği

veya kanuna aykırı faaliyetlerde kullanıldığı gibi kimi durumlarda

mahkûmiyetten bağımsız olarak da el koyma veya müsadere tedbirleri

uygulanabilir. Buna göre söz konusu tedbirler özellikle yolsuzluk, kara paranın

önlenmesi, kaçakçılıkveyauyuşturucu madde ticareti

gibi ciddi suçların önlenmesi kapsamında sadece suçtan elde edilen gelirler ve

mal varlıklarının ait olduğu şüpheli veya sanıklar yönünden değil aynı zamanda

bu gelirler ve mal varlıklarının devredildiği veya kazandırıldığı iyi niyetli

olmayan üçüncü kişiler yönünden de uygulanabilir.

77. Ancak somut olayda ağır ceza mahkemesince başvurucuya ait

eşyanın müsaderesine karar verilmediği gibi aksine bu eşyanın iadesi yönünde

hüküm tesis edilmiştir. Ceza mahkemesince verilen beraat kararındaki gerekçe

dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına el koyma suretiyle yapılan

müdahalenin ölçülü olabilmesi için, uğradığı zararlarının giderilmiş olması

gerekmektedir. Zira yukarıda da değinildiği üzere müdahalenin ölçülü olabilmesi

için iyi niyetli eşya malikine

eşyasını -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması

veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi

gerekmektedir (bkz. § 67). Bu ilke belirli durumlarda ceza yargılaması

neticesinde beraate karar verilmesi durumunda da

uygulanmalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi Bekir

Yazıcı kararında, gümrük makamlarının kusursuz sorumluluğuna yönelik

konu hakkındaki Danıştay içtihadının varlığı nedeniyle böyle bir tazminat

yolunun varlığını gözeterek müsadere yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyi ölçülü görmüştür (Bekir Yazıcı,

§§ 66-80).

78. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin el koyma nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki başvurularda açık olarak belirttiği üzere her

el koyma kaçınılmaz olarak zarara yol açar. Ancak bu kaçınılmaz olanın üzerinde

bir zarara yol açılması durumunda mülkiyet hakkına yapılan müdahale başvurucuya

aşırı bir külfet yükler.

79. Somut olayda ise başvurucunun eşyasına ilk olarak gümrük

makamlarınca el konulmuş, ancak gümrük makamlarının ihbarı üzerine başlatılan

ceza soruşturması ve yargılaması sonucunda bu eşyanın kaçak olmadığı açıkça

anlaşılmıştır. Netice olarak bütün bu süreçte başvurucuya ait söz konusu eşyaya

yaklaşık üç yıl sekiz ay boyunca gümrük fiilen el konulmuştur.

80. Başvurucu yargılama sonunda kendisine eşyası teslim

edilmesine karşın haksız yere yapılan el koyma yüzünden uğradığı zararların

giderilmediğinden yakınmış, ancak bu taleple açılan dava idare mahkemesince

reddedilmiştir. Danıştay bozma kararına uyan idare mahkemesi, gümrük

makamlarının yalnızca el konulan eşyanın muhafazası ile sorumlu olduğunu ve

somut olayda da bu muhafaza işleminin özenle yerine getirilmiş olduğunun tespit

edildiği gerekçesiyle hizmet kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddi

gerektiği sonucuna varmıştır. Bu gerekçe, başvurucunun talebiyle yapılan delil

tespiti üzerine alınan bilirkişi raporunda da gümrük makamlarının eşyanın

muhafazası ile ilgili bir kusurunun olmadığı yönündeki tespite dayandığından,

muhafaza yönünden yapılan şikâyetler bakımından makul bir değerlendirme olarak

görülebilir.

81. Bununla birlikte aynı bilirkişi raporunda el konulan tekstil

ürünlerinin dört yıl içinde renk, biçim ve kumaş özelliğinin değişmesi

nedeniyle kadın ve çocuk giysilerinin bir bölümünün moda dışı kalmalarından

ötürü piyasa değerinin düştüğü ifade edilmiştir. Üstelik rapora göre ancak

belli oranda indirim yapılarak bu ürünlerin satılabilmesi mümkün olup fiyat

indirimi ve emtianın ütülenip temizlenmesi için gerekli değer kaybı ise 42.431

TL'dir.

82. Bu tespitlere göre başvurucu el koyma sonucu üç yıl sekiz ay

gibi süreyle eşyasından yoksun kalmış, üstelik el koyma süresince bu eşyanın

değeri önemli ölçüde de azalmıştır. Başvurucu ise gerek asliye ticaret

mahkemesinde gerekse de görevsizlik kararı üzerine idare mahkemesinde açtığı

davalarda, değer kaybı ve düzeltme ile elden geçirme masraflarına yol

açıldığından da açık olarak yakınmıştır. Ancak idari yargı mercileri gümrük

makamlarının sorumluluğunu yalnızca el konulan eşyanın muhafazası ile

sınırlandırmıştır. Hâlbuki 1918 sayılı mülga Kanun'un 23. maddesine göre

doğrudan gümrük makamlarınca söz konusu eşyaya el konulmuş ve yapılan ceza

kovuşturması neticesinde el koyma işleminin haksız olduğu anlaşılmıştır.

Dolayısıyla el koyma işlemi yönünden gümrük makamlarının hiçbir sorumluluğu

olmadığının kabul edilmesi makul olmadığı gibi derece mahkemelerinin idarenin

sorumluluğunu sadece muhafaza ile sınırlı tutmaları başvurucunun el koyma

nedeniyle uğradığı zararların karşılanamamasına yol açmıştır. Derece

mahkemeleri, olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan kanun hükümleri

çerçevesinde el koyma işlemini uygulayan gümrük makamlarının bu bakımdan

sorumluluklarını irdelememiştir.

83. Üstelik başvurucu o zamanki adıyla Maliye ve Gümrük

Bakanlığı aleyhine dava açarken tazminat talebini sadece gümrük makamlarının

muhafaza sorumluluğu ile sınırlı da tutmamıştır. Başvurucunun belirtilen tarih itibarıyla

adli makamların sorumluluğu yönünden 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı

maddelerine göre dava açamadığı ve ayrıca genel hükümlere göre asliye ticaret

mahkemesinde açılan davada verilen görevsizlik kararı üzerine davanın idari

yargı yerinde görüldüğü de dikkate alınmalıdır.

84. Sonuç olarak başvurucunun ihraç etmek istediği tekstil

ürünlerine kaçak eşya olduğu

şüphesiyle Gümrük İdaresince el konulmuş ancak yapılan ceza soruşturması ve

kovuşturması neticesinde bu ürünlerin kaçak olmadıkları tespit edilmiştir.

Gümrük makamlarının belirtilen tespitleriyle bu eşyaya yaklaşık üç yıl sekiz ay

boyunca fiilî olarak el konulmuş, başvurucu bu süre boyunca eşyasından

yararlanamamış ve bu eşyanın geçen sürede değer kaybına uğradığı da tespit

edilmiştir. Bu süreçte fiilen el koyma dışında daha hafif bir aracın da tercih

edilmediği görülmektedir. Buna rağmen herhangi bir tazminat da ödenmediğine

göre el koyma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi

olarak aşırı bir külfet yüklediği açıktır. Buna göre başvurucunun mülkiyet

hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu

aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçüsüzdür.

85. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

87. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

88. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

89. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere

hükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu

yollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

90. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

91. Başvurucuya ait eşyaya kaçak olmadığı hâlde gümrük

makamlarınca el konulduğunun belirlenmesine rağmen tazminat ödenmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla

somut başvuruda ihlalin idari bir işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

92. Ancak somut olayda bu idari işlem nedeniyle uğranılan

zararların giderimi için hukuki bir yol mevcut olup derece mahkemelerinin

başvurucunun tazminat talebini reddetmesi nedeniyle ihlalin sonuçları

giderilememiştir.

93. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 2. İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

94. Dosyadaki belgelerden tespit edilen makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğinin şikâyeti yönünden yapılan yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde bırakılmasına; ihlal kararının ilgili olduğu 226,90 TL harç

ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL tutarındaki yargılama

giderinin ise başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir

2. İdare Mahkemesine (E.2014/252, K.2014/712) GÖNDERİLMESİNE,

D. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyeti

yönünden yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA; ihlal

kararının ilgili olduğu 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.701,90 TL tutarındaki yargılama giderinin ise BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Yeter Deri Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş. Vekilleri : Av. Abdullah Yalçın SELAMOĞLU Av. Yusuf ÖZMEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/8867, 21 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturması ve
  7. B. Delil Tespiti Süreci
  8. C. Tazminat Davası Süreci
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Makul Sürede
  14. B. Mülkiyet Hakkının
  15. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  16. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. D. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyeti
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  21. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/8867
Tarih
21 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Deniz Benol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18780)
  • Seydağa Tekin Başvurusu (B. No: 2015/3968)
  • Ahmet Talha Hayat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2006)
  • Besi Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7382)
  • Feyzullah Gültekin Başvurusu (B. No: 2014/13069)
  • Multi Yirmibeş Emlak Geliştirme Yatırım İnşaat ve Ticaret A.ş. ile Multi Otuzbeş Emlak Geliştirme Yatırım İnşaat ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/15094)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.