İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yonca Verdioğlu Şık Başvurusu (B. No: 2014/17177)

1. Başvuru, Gezi Parkı olayları sürecinde parkın kapatılmasını

Başvuru No2014/17177Tarih19 Nisan 2018Okuma44 dk · 8.755 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yonca Verdioğlu Şık Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2014/17177
R.G. Tarih ve Sayı
4/7/2018-30468
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.755 kelime·44 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı olayları sürecinde parkın kapatılmasını

protesto etmek amacıyla yapılan oturma eyleminde polisin güç kullanması üzerine

yaralanmanın ve buna ilişkin olarak yapılan şikâyetin kovuşturmaya yer olmadığı

kararı ile sonuçsuz kalmasının kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme özgürlüğünü ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. 1973 doğumlu olan başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olayları

olarak bilinen süreçte protesto eylemlerine katılmıştır.

8. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014'te

yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu'nda yer alan bazı tespitler şöyledir:

a. Gezi Parkı, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde Taksim Meydanı’nın

yakınlarında konumlanan bir şehir parkıdır. Gezi Parkı'nın bu ismi alması ve

söz konusu mekânda gerçekleşen değişimler, Gezi Parkı olayları vesilesiyle

gündeme gelmiş; konuya ilişkin birçok açıklama yapılmış ve tartışma yürütülmüştür.

b. Gezi Parkı olayları, İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi

Parkı’nda yapılmak istenen çevre ve imar düzenlemelerine engel olmak için

27/5/2013 tarihinde iş makinelerinin Gezi Parkı'na girmesiyle başlamış ve

haziran-temmuz aylarında yoğunlaşarak Türkiye’nin birçok iline yayılmış

toplantı ve gösteri yürüyüşleridir.

c. Gezi Parkı olaylarının kronolojik gelişimine dair bir kısım

bilgi şöyledir:

i. 27/5/2013: Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi

Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi'ne bakan duvarının 3 metrelik kısmının gece 22.00

civarında yüklenici firmaya ait iş makineleri tarafından yıkılması ve beş

ağacın yerinden sökülmesi üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarından oluşan

Taksim Dayanışması üyelerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 20 kişi iş makinelerini

durdurarak parkta nöbet tutmaya başlamıştır.

ii. 28/5/2013: Ağaçların sökülmesini engellemek için durumdan

haberdar olan birçok kişi parka gelmiş, eylemciler ile eylemcilere ait parktaki

çadırları sökmek isteyen zabıtalar arasında arbede yaşanmıştır.

iii. 30/5/2013: Kolluk kuvvetleri tarafından saat 05.00

civarında parktaki eylemcilere müdahale edilmiştir. Kaldırılan çadırların bir

kısmı yakılmış, geri kalanına el konulmuştur. İnşaat ekibi parktaki

çalışmalarına tekrar başlamıştır.

iv. 31/5/2013: Saat 04.30 sıralarında parkta bulunanlara

müdahale edilmiş, park boşaltılarak girişler polis bariyeriyle kapatılmış,

parkın boşaltılmasından sonra Taksim Meydanı ve çevresinde toplanan

göstericilere biber gazı ve basınçlı su kullanılarak yapılan müdahaleler

sonucunda birçok kişi yaralanmıştır. Protestolar başka şehirlere de yayılmış,

özellikle Ankara Merkez'de birçok eylem yapılmıştır.

v. 1/6/2013: Gezi Parkı eylemine müdahale eden polisin güç

kullanımını protesto eylemleri tüm Türkiye’ye yayılmış, Ankara Kızılay

Meydanı’nda toplanan gruplarakolluk görevlilerince

yoğun olarak gaz bombası atılmıştır. İçişleri Bakanı48 ilde 90'ın üzerinde

eylem yapıldığını, 939 kişinin gözaltına alındığını, 53'ü vatandaş, 26'sı polis

olmak üzere toplam 79 kişinin yaralandığını ve bu yaralıların 19'unun

İstanbul'da tedavilerinin devam ettiğini açıklamıştır.

vi. 2/6/2013: İçişleri Bakanı 67 ilde 235 eylem yapıldığını,

1.730 kişinin gözaltına alındığını, 115 güvenlik görevlisinin yaralandığını, 58

kişinin tedavisinin devam ettiğini ve 6 kişinin yoğun bakımda olduğunu

açıklamıştır.

vii. 3/6/2013: İzmir Karşıyaka’da bulunan Adalet ve Kalkınma

Partisi (AK Parti) ilçe binası göstericiler tarafından ateşe verilmiş, İstanbul

Dolmabahçe’de polis ve eylemciler arasında çatışma yaşanmış; polis, biber gazı

ve tazyikli suyla müdahale ederken eylemciler kaldırım taşlarından barikatlar

kurmuş; polise taş ve molotof kokteylleriyle karşılık

vermişlerdir.

viii. 4/6/2013: İstanbul Adliyesinde, ülke çapındaki

gösterilerde yaşanan polis müdahalesi avukatlar tarafından protesto edilmiş;

İstanbul Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisine yürümek isteyen ve dağılma uyarısını

dikkate almayan gruba polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etmiştir.

ix. 5/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu temsilcileri Başbakan

Yardımcısı ile görüşme yapmış ve ona taleplerini iletmişlerdir. Bu platforma

katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi

Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Tabipler Birliği (TTB) ile Türk

Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Türkiye genelinde iş bırakma eylemi

başlatmıştır.

x. 6/6/2013: İçişleri Bakanı 915 kişinin hastaneye

kaldırıldığını, 79 kişinin tedavisinin sürdüğünü, 4 kişinin hayati tehlikesinin

devam ettiğini, 8 kişinin yoğun bakımda bulunduğunu, 516 kolluk görevlisinin

yaralandığını açıklamıştır.

xi. 9/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu, Taksim Meydanı’nda

geniş katılımlı miting düzenlemiştir.

xii. 11/6/2013: Kolluk kuvvetleri on gün aradan sonra sabah

erken saatlerde göstericilerin hazırladığı barikatları aşarak Taksim Meydanı'na

gelmiş ve meydandaki pankartları indirmiştir. Polisin Gezi Parkı'na müdahalesi

sonucu protestocularla kolluk kuvvetleri arasında çatışmalar yaşanmıştır.

xiii. 12/6/2013: Sabah saat 04.00’e kadar süren olaylar, polisin

meydandan çekilmesi ile sakinleşmiştir. Aynı gün Başbakan, Gezi Parkı’ndaki

eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile Ankara’da bir araya

gelmiştir.

xiv. 14/6/2013: Başbakan, Gezi Parkı’ndaki eylemlerde yer alan

bazı grupların temsilcileri ile ikinci kez bir araya gelmiştir.

xv. 15/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu üyeleri eylemlerini

sadece Taksim Dayanışması çadırında sürdüreceklerini, park ve çevresindeki

diğer çadırlar, flamalar ve bayrakların indirileceğini açıklamış; bu doğrultuda

saat 16.00 civarında Taksim Dayanışması Platformuna ait olanlar haricindeki

flama ve bayraklar indirilmiş; ayrıca Gezi Parkı’ndan meydana açılan bölgedeki

barikatlar temizlenmiştir. Bazı grupların alanda kalmaya devam edeceklerini

beyan etmesi üzerine saat 17.30’dan itibaren kolluk kuvvetleri parktaki

göstericilere dağılmaları yolunda anons yapmaya başlamış ve gaz sıkmış, saat

20.50’de göstericilere müdahale başlamıştır. Kolluk kuvvetleri kısa sürede Gezi

Parkı’na girmiş ve park girişe kapatılmıştır.

xvi. 24/6/2013: Olayların yaşandığı Gezi Parkı'nda haber yapmaya

çalışan basın mensuplarına yönelik müdahale ve gözaltılar gerçekleşmiştir.

xvii. 6/7/2013: Polis, Taksim Dayanışması Platformunun çağrısı

üzerine Gezi Parkı'na gelen kişilere müdahale etmiştir.

d. Kamuoyunda olayların çevreci bir saikle

başladığını, bireylerin yaşadıkları çevreye ilişkin kararların kendilerine

sorulması talebini ortaya koyduklarını ifade edenler olduğu gibi yerleri

değiştirilen ağaçların bahane olarak kullanıldığını, hareketin iktidara karşı

yurt dışı destekli bir kalkışma olduğunu belirtenler ve polisin sert

müdahalesini Başbakanlık binasının ele geçirilmeye çalışılması, kamu

kişilerinin ve özel kişilerin mallarına zarar verilmesi ile ilişkilendirenler

de mevcuttur.

e. İçişleri Bakanlığı verilerine göre 28/5/2013 ile 6/9/2013

tarihleri arasında 80 ilde Gezi Parkı olayları çerçevesinde 5.532

eylem/etkinlik gerçekleştirilmiş bu eylem ve etkinliklere 3.611.208 kişi katılmış,

olaylara ilişkin 104.519 emniyet personeli görevlendirilmiş, söz konusu

gösterilerden 164’üne müdahalede bulunulmuş, bir komiser yüksekten düşme

nedeniyle şehit olmuş, üçü silahla ve ikisi bıçakla olmak üzere 697 güvenlik

görevlisi yaralanmış, olaylar sırasında yaşamını yitiren dört sivil vatandaşın

ölümüyle ilgili adli ve idari soruşturma yürütülmüş, olaylarda gözaltına alınan

5.513 kişiden 148'i tutuklanmış, görevlendirilen polislerden 127'si hakkında

uygulamaları nedeniyle araştırma/soruşturma işlemleri yapılmıştır.

f. Gezi Parkı olayları sırasında bazı ölüm olayları da

yaşanmıştır.

g. TTB verilerine göre kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp

merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 8.163 kişi

yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan 106'sı kafa travmasına uğramış, 63'ü ağır

yaralanmış, 11'i gözünü kaybetmiştir.

9. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olarak bilinen olaylar

sonrasında Gezi Parkı'nın İstanbul Valiliğinin kararı ile kapatılmasını

protesto etmek amacıyla 16/6/2013 tarihinde Gezi Parkı merdivenlerinde basın

açıklaması yapacağını duyuran Feminist Kolektif grubunun içinde yer almıştır.

10. Başvurucu, anılan grubun tüzel kişiliğinin olmadığını ve

olay günü Taksim Dayanışması Platformunun basın açıklaması çağrısına uyarak

25-30 kadın arkadaşı ile birlikte saat 14.00 sıralarında İstiklal Caddesi'nde

toplandıklarını belirtmiştir. Başvurucu, başvuru dosyasına sunduğu

fotoğraflarda görüldüğü üzere baretli, maskeli,

gözlüklü ve yağmurluklu olarak İstiklal Caddesi'ni kapatacak şekilde, tramvay

yolu üzerine oturarak eylem yaptıklarını ifade etmiştir.

11. Başvurucunun sunduğu fotoğraflarda içinde bulunduğu grubun

yolu kapatacak şekilde oturma eylemine başladığı görülmektedir. Bu sırada

grubun arkasında Çevik Kuvvet polisi beklemektedir.

12. Protestocu grubun ne kadar süre oturma eylemi yaptığı dosya

içeriğinden ve soruşturma dosyasından tespit edilememiştir. Ancak başvurucu

vekili, müşteki beyanında gösterinin bir iki dakika sürdüğünü iddia etmiştir.

Polisin eylemcilere göz yaşartıcı gaz atarak müdahale ettiği belirtilmiştir. Bu

sırada başvurucunun beyanına göre üç polis başvurucuya müdahale etmiş ve

başvurucunun vücudunda kızarıklıklar oluşmuştur. Başvurucu; bu müdahale

esnasında polisin kendisine copla vurmadığını, kızarıklıkların polisin

tutmasından kaynaklandığını belirtmiştir. Bununla birlikte polisin başvurucunun

üzerindeki kask, gözlük, maske ve yağmurluğu parçalayarak zorla çıkardığı ileri

sürülmüştür. Bunun dışında başvurucu gözaltına alınmadığı gibi hakkında herhangi

bir soruşturma başlatıldığından da bahsedilmemiştir.

13. İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün raporuna göre başvurucu

ertesi gün 17/6/2013 tarihinde Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma

Hastanesine başvurmuştur. 17/6/2013 tarihli raporda; boyun sol arka kısımda 5x2

cm'lik, boyun sağda 2 cm'lik,

sağ kolda 1cm'lik yüzeysel kızarıklık, sağ kol arka kısımda 4x4 cm'lik ekimoz

(morarma, çürük) olduğu, sağ başparmağında ağrı tarif ettiği, tetkiklerinde

travmaya bağlı patoloji

saptanmadığı, ekli fotoğraflara ek olarak sağ üst kol koltuk altına yakın

kısımda dairesel iki adet ekimoz,

sol el bileği iç kısımda kızarık alan görüldüğü belirtilmiştir.

14. Başvurucu, anılan olaya ilişkin olarak 16/12/2013 tarihinde

vekili aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olmuştur.

Cumhuriyet Başsavcılığı 10/1/2014 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne

talimat yazmıştır. Bu kapsamda başvurucunun beyanının alınması, olay sırasında

başvurucunun bulunduğu konumların tarih, saat itibarıyla sorulup buna ilişkin

kamera kayıtlarının incelenmek üzere temin edilerek gönderilmesi ve bahsi geçen

olaya ilişkin olarak hazırlanmış tutanağın onaylı örneğinin gönderilmesi

istenmiştir.

15. Öte yandan başvurucunun ilk tedavisinin yapıldığı

Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinden tıbbi evrak istenmiş ve

gelen evrak İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğüne gönderilmiştir. 17/2/2014

tarihli raporda başvurucunun basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek

nitelikte yaralandığı ve yaşamını tehlikeye sokan bir durumun olmadığı

belirtilmiştir.

16. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 14/3/2014 tarihli cevap

yazısında; başvurucunun ifadesinin alınamadığına dair telefon görüşme tutanağı,

anılan olaylara ilişkin emniyet görevlilerince çekilen kamera görüntüleri ve

olay tutanağı gönderilmiştir. Anılan yazıda Taksim ve çevresindeki MOBESE

kameraları zarar gördüğünden bunlardan herhangi bir görüntü temin edilemediği

belirtilmiştir. Olay tutanağında 16/6/2013 tarihinde Taksim ve çevresinde görev

yapan polislerin karşılaştıkları olaylar anlatılmış ve gündüz 16.00'da başlayan

olayların gece saat 21.45'e kadar devam ettiği belirtilmiştir. Bu süre içinde

değişik yerlerde sayıları 350 ila 500 kişiyi bulan grupların şiddet içeren

gösterilerine müdahale edildiği, polise taş ve bilyelerle saldırıldığı,

göstericiler tarafından bazı yollara barikatlar kurulduğu ancak bunların

açıldığı ifade edilmiştir. Tutanakta olaylarda gözaltına alınan kişilerin

isimlerine de yer verilmiştir.

17. Anayasa Mahkemesine de gönderilen kamera görüntüleri

incelendiğinde başvurucunun katıldığı eyleme ilişkin olarak herhangi bir

görüntüye rastlanmamıştır. Bununla birlikte olay günü meydana gelen diğer

protestolara ilişkin olarak Taksim'in ara sokaklarında bazı göstericilerin

yüzlerini kapatarak polise taş ve şişe fırlattıkları, kamu mallarına ve özel

işyerlerine zarar verdikleri, saldırgan hareketlerde bulundukları, polisin

geçmemesi için çevrede buldukları çöp konteyneri, taş parkeleri, aydınlatma

direkleri, trafik levhaları ile yolları kapatmaya çalıştıkları izlenmiştir.

18. 17/6/2013 tarihli Olay ve Yakalama Tutanağı'nda,

başvurucunun içinde bulunduğu Feminist Kolektif grubunun protesto eylemine

ilişkin herhangi bir tespit görülmemiştir. Öte yandan anılan eyleme ilişkin

olarak herhangi bir adli soruşturma açıldığına dair bulguya rastlanmamıştır.

19. 26/3/2014 tarihinde Cumhuriyet savcısı, vekili huzurunda

başvurucunun beyanını almıştır. Başvurucu, olay günü polisin herhangi bir

ikazda bulunmadan müdahale ettiğini, müdahalede gaz kullandığını ileri

sürmüştür. Müdahalenin oturma eyleminden sonra olduğunu belirten başvurucu,

polisin kendisine yönelik müdahalesi sonucu vücudunda kızarıklıklar oluştuğunu

ancak kendisine copla vurmadıklarını ifade etmiştir. Başvurucu polisin kaba

müdahalesinden şikâyetçi olmuştur.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı 26/3/2014 tarihinde başvurucunun

şikâyetine ilişkin olarak kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar

vermiştir. Kararda; başvurucunun olay günü Taksim İstiklal Caddesi'ne üzerinde

yağmurluk, koruyucu gözlük ve maskeyle geldiği, bir grupla birlikte İstiklal

Caddesi üzerinde oturma eylemi yaptığı, yolu trafiğe kapattıkları, polisin

ikazı ve sıkılan gaza rağmen dağılmadıkları, polisin müdahalesi sırasında

başvurucunun vücudunda kızarıklıklar meydana geldiği, polisin zor kullanma

yetkisini aşmadığı belirtilmiştir.

21. Başvurucu anılan karara itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen

İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 8/8/2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı

kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar

vermiştir. Karar başvurucuya 2/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 31/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu’nun 22. maddesi şöyledir:

"Genel yollar ile parklarda, mabetlerde,

kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye

Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz

ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."

24. 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesi şöyledir:

"(Değişik fıkra: 02/03/2014-6529 S.K./10.

md) Kanuna uygun olarak başlayan bir toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra

23 üncü maddede belirtilen kanuna aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku

bulması sebebiyle, Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü hâline

dönüşürse:

a) Düzenleme kurulu veya kurul başkanı

toplantı veya gösteri yürüyüşünün sona erdiğini topluluğa ilan eder ve durumu

derhâl yetkili kolluk amirine bildirir.

b) Düzenleme kurulunun veya kurul başkanının

bu görevi yerine getirmemesi hâlinde, durum yetkili kolluk amiri tarafından

mahallin en büyük mülki amirine bildirilir. Mahallin en büyük mülki amiri

tarafından toplantının sona erdirilip erdirilmeyeceğine dair karar alınır.

c) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya

acele hâllerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin

güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.

Bu

amir, topluluğa Kanuna uyularak dağılmalarını, dağılmazlarsa zor

kullanılacağını ihtar eder. Topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır.

(Mülga cümle: 02/03/2014-6529 S.K./10. md)

Birinci

fıkrada düzenlenen durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya

mukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali

mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.

Toplantı

ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde (b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya

maddeler veya sloganlarla katılanların bulunması halinde bunlar güvenlik

kuvvetlerince uzaklaştırılarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir.

Ancak, bunların sayıları ve davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü

Kanuna aykırı addedilerek dağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki

fıkra hükümleri uygulanır.

Toplantı

ve gösteri yürüyüşüne silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla

katılanların tanınması ve uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik

kuvvetlerine yardım etmekle yükümlüdür.

Toplantı

veya gösteri yürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik

kuvvetleri mensupları, olayı en seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine

haber vermekle beraber, mevcut imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya

müdahale eden güvenlik kuvvetleri amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor

kullanılarak dağıtılacakları ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor

kullanılarak dağıtılır."

25. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak,

direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da

zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama,

gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin

ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak

ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir."

26. İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli

Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge'de toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili

olarak hazırlanması gereken planlar, bu planların uygulanmasında gözönünde bulundurulacak esaslar, toplantı ve gösteri

yürüyüşleri öncesinde alınması gereken tedbirler, kanuna aykırı toplantı ve

gösteri yürüyüşlerine müdahale sırasında uygulanacak taktik, düzen ve genel

prensipler ile müdahale sonrasında yapılması gereken işlemler belirlenmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

1. Kötü Muamele Yasağı

Yönünden

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya

işlemlere tabi tutulamaz.”

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğu vurgulanmıştır. Terörizmle ya da organize suçla mücadele

gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin güvenlik güçlerini, mağdurların

davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi kötü muamele

yasağının hiçbir istisnasına yer verilmediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa, [BD] B. No: 25803/94, 28/7/1999,

§ 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

29. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek

için eylemin "minimum ağırlık eşiği"ni

aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997,

§ 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B.

No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,

§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:

13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin

amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96, 21/12/2000,

§ 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004,

§ 53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda

meydana gelip gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs,

§ 53; Selmouni/Fransa § 104) dikkate alınması gereken

diğer faktörlerdir.

30. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin “tartışılabilir” ve “makul

şüphe uyandıran” kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü

getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya,

§ 131; Tepe/Türkiye, B. No:

31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında

tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız,

kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla

çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan,

B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, §

55).

31. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü, sadece esasa ilişkin

olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin yükümlülükler, Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp

etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis

veya diğer kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele

yasağının ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve

mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet

görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, §

102; Labita/İtalya, §§ 131-136).

32. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, §§ 90,91).

2. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden

33. Sözleşme’nin "Toplantı

ve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek

kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla

birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk

kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını

kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”

34. AİHM, Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl

toplanma özgürlüğünün geniş anlamda örgütlenmeyi, yürüyüş veya gösteriye

katılmayı (Irkçılığa ve Faşiszme

Karşı Hristiyanlar/Birleşik Krallık, B. No: 8440/78, 16/7/1980),

hareketsiz toplanmaları ve oturma eylemlerini (G./Almanya,

B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî

özel veya herkese açık organizasyonları kapsadığını kabul etmektedir.

35. Sözleşme'nin 11. maddesi "barışçıl" toplanmaları

koruma altına almaktadır. 11. maddenin kapsamının bu temel sınırlaması, şiddet

kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösterileri

barışçıl toplanma kavramı dışında bırakmaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan,

B. No: 29221/95 ve 29225/95, 2/10/2001, § 77; Birleşik

Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov/Bulgaristan,

B. No: 44079/98, 20/10/2005, § 99).

36. AİHM, 11. maddede korunan haklara keyfî müdahalenin

engellenmesi için taraf devletlerin negatif yükümlülüğünün olduğunu

belirtmiştir (Wilson, Gazeteciler Ulusal

Birliği ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96 ve

30678/96, 2/7/2002, § 41). Bu müdahale etmeme yükümlülüğünün istisnası 11.

maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebepleridir.

37. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında, toplantı veya

gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurmaları diğerleri

açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ezelin/Fransa,

B. No: 11800/85, 26/4/1991, § 41). Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasa

dışı olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek başına toplantı

veya yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz (Oya Ataman/Türkiye, B. No: 74552/01,

5/12/2006 § 39). Dolayısıyla halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin

günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca

tepkilere yol açabileceği açıktır. Bu durumların varlığı toplantı hakkının

ihlal edilmesini haklı gösteremez (Achouguian/Ermenistan, B. No: 33268/03, 7/7/2008, §

90; Berladir vediğerleri/Rusya, B. No: 34202/06, 10/7/2012,

§§ 38-43; Disk ve Kesk/Türkiye,

B. No: 38676/08, 27/11/2012, § 29).

38. Diğer taraftan toplantı hakkındaki “sınırlama” kavramı,

ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı

önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan

sonra yapılan muameleleri de kapsar (Ezelin/Fransa,

§ 39).

39. AİHM, gösterileri engellemek amacıyla güvenlik güçleri

tarafından yapılan sert müdahalenin şeklinin, kullanılan araçların ve bu

müdahalenin orantılılığının barışçıl gösterilere meşru olarak katılmak

isteyenler üzerinde caydırıcı etki yapacağını belirtmiştir (Süleyman Çelebi ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 37273/10 vd., 24/5/2016, § 116).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 19/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu Gezi Parkı olayları sürecinde 15 Haziran 2013

tarihinde, İstanbul Valiliğinin Gezi Parkı'nı boşaltarak kapatmasını protesto

etmek amacıyla üyesi olduğu İstanbul Feminist Kolektif gönüllüsü kadınlarla

birlikte basın açıklamasına katılmak için Taksim'e gittiklerini, basın

açıklamasına katılmaları engellenmesine rağmen parkın kapatılmaması için oturma

eylemi yaptıklarını, bunun üzerine polisin kendilerine gazla müdahalede

bulunduğunu, ayrıca polislerin kendisine fiziksel müdahalede bulunarak gazdan

korunmak için giydiği yağmurluk ve maskeyi parçaladıklarını, kendisine herhangi

bir yakalama veya gözaltı işlemi uygulanmadığını, polisin müdahalesine ilişkin

şikâyetinin deliller objektif bir şekilde değerlendirilmeden kovuşturmaya yer

olmadığı kararı ile sonuçsuz bırakıldığını belirterek Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen kötü muamele yasağı, 34. maddesinde

düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucu tarafından Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

43. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

45. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

46. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

47. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu bağlamda

kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia

edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan şüphe

ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt yeterince

ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş birtakım

karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin

süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

48. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

49. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi bir yakalamayı

gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür bir güç,

sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No:

2013/3936, 17/2/2016, § 52).

50. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri [GK], B.

No: 2013/3924, 6/1/2015, § 82)

51. Somut olayda başvurucu, Gezi Parkı olarak bilinen olaylar

esnasında Valilik kararı ile parkın kapatılmasını protesto etmek amacıyla

16/6/2013 tarihinde Taksim İstiklal Caddesi'nde diğer arkadaşları ile birlikte

yol üzerinde oturma eylemi yaptıklarını ve polisin bu eyleme müdahale ettiğini

ileri sürmüştür. Öte yandan başvurucu, olaydan bir sonraki gün hastaneye

başvurmuştur. Hastanede düzenlenen 17/6/2013 tarihli adli muayene raporunu

ekleyen başvurucu, anılan iddialarını 16/12/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına iletmiştir (bkz. §§ 13, 14). Buna ilişkin soruşturmada

Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun vücudundaki kızarıklıkların polisin

müdahalesi sırasında meydana geldiğini belirtmiştir.

52. Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma sonucunda güvenlik

güçlerinin müdahalesinin yasa dışı gösteriye müdahale niteliğinde olduğundan

yasal zor kullanma yetkisinin kullanılması ve sınırları kapsamında kaldığının

kabulü ile takipsizlik kararı vermiştir (bkz. § 20). Bahse konu kararda,

başvurucunun yaralanmasının müdahale dışında bir olaydan kaynaklandığına dair

herhangi bir iddia değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun

yaralanmasının güvenlik güçlerinin müdahalesi ile gerçekleştiği konusunda

herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Aynı şekilde polisin yaptığı müdahalede

başvurucu yakalanıp gözaltına alınmadığı gibi hakkında adli soruşturma

açıldığına dair bir bulguya da rastlanmamıştır.

53. Cumhuriyet Başsavcılığının anılan kabulü karşısında kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları açısından Anayasa Mahkemesinin

incelemesi gereken husus polisin müdahalesinin gerekli olup olmadığı, gerekli

ise ölçülü olup olmadığıdır.

54. Polisin müdahalesinin gerekliliğinin değerlendirilmesinde

Gezi Parkı olaylarına ilişkin olarak yukarıda belirtilen sürecin (bkz. § 8)

dikkate alınması gerekmektedir. Gezi Parkı olayları 27/5/2013 ile 6/9/2013

tarihleri arasında meydana gelen birçok eylemin ortak adı olarak

kullanılmaktadır. Türkiye İnsan Hakları Kurumu raporuna göre 27/5/2013

tarihinden başvurucunun İstanbul'da katıldığı 16/6/2013 tarihindeki eyleme

kadar ülke çapında birçok eylem gerçekleştirilmiştir.

55. Rapor kapsamında 1/6/2013 tarihinde, İçişleri Bakanı'nın

açıklamalarına göre 48 ilde 90'ın üzerinde eylem yapılmış, 939 kişi gözaltına

alınmış, 53'ü sivil vatandaş, 26'sı polis olmak üzere toplam 79 kişi

yaralanmıştır. 2/6/2013 tarihinde ise 67 ilde 235 eylem yapıldığı, 1.730

kişinin gözaltına alındığı, 115 güvenlik görevlisinin yaralandığı, 58 kişinin

tedavisinin devam ettiği ve 6 kişinin yoğun bakımda olduğu açıklanmıştır.

3/6/2013 tarihinde İzmir Karşıyaka’da bulunan AK Parti ilçe binası göstericiler

tarafından ateşe verilmiş, İstanbul Dolmabahçe’de polis ve eylemciler arasında

çatışma yaşanmış; polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale ederken

eylemciler kaldırım taşlarından barikatlar kurmuş; polise taş ve molotof kokteylleriyle karşılık vermişlerdir.

56. 5/6/2013 tarihinde Taksim Dayanışması Platformu temsilcileri

Başbakan Yardımcısı ile görüşme yapmış ve ona taleplerini iletmişlerdir.

6/6/2013 tarihinde İçişleri Bakanı 915 kişinin hastaneye kaldırıldığını, 79

kişinin tedavisinin sürdüğünü, 4 kişinin hayati tehlikesinin devam ettiğini ve

8 kişinin yoğun bakımda bulunduğunu, 516 kolluk görevlisinin yaralandığını

açıklamıştır. 9/6/2013 tarihinde Taksim Dayanışması Platformu, Taksim

Meydanı’nda geniş katılımlı miting düzenlemiştir.

57. 11/6/2013 tarihinde güvenlik güçleri on gün aradan sonra

sabah erken saatlerde göstericilerin hazırladığı barikatları aşarak Taksim

Meydanı'na gelmiştir. Bu sırada protestocularla güvenlik güçleri arasında

çatışmalar yaşanmıştır. 12/6/2013 ve 14/6/2013 tarihlerinde Başbakan, Gezi

Parkı’ndaki eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile Ankara’da iki

kez bir araya gelmiştir.

58. 15/6/2013 tarihinde Taksim Dayanışması Platformu üyeleri

eylemlerini sadece Taksim Dayanışması çadırında sürdüreceklerini, park ve

çevresindeki diğer çadırlar, flamalar ve bayrakların indirileceğini

açıklamıştır. Bazı grupların alanda kalmaya devam edeceklerini beyan etmeleri

üzerine saat 17.30’dan itibaren kolluk kuvvetleri parktaki göstericilere

dağılmaları yolunda anons yapmaya başlamış, gaz sıkmış, saat 20.50’de

göstericilere müdahale başlamıştır. Kısa sürede güvenlik güçleri Gezi Parkı’na

girmiş ve park girişe kapatılmıştır.

59. Anılan olaylar daha sonraki günlerde de devam etmiş ve bu

süreçte bir komiser şehit olmuş, dört sivil vatandaş hayatını kaybetmiştir.

Ayrıca birçok güvenlik görevlisi ve vatandaş da yaralanmıştır.

60. Somut olaya konu olan başvurucunun katıldığı oturma eylemi

27/5/2013 tarihinde başlayan Gezi Parkı olayları ile birlikte

değerlendirildiğinde ülke genelinde yaygın bir şekilde yaşanan şiddetin

Taksim'deki yansıması olarak görülmektedir. Başvurucunun oturma eylemine

katıldığı 15/6/2013 tarihinde, İstanbul'da gerçekleşen diğer gösteriler dikkate

alındığında Gezi Parkı olayları ile yaygın bir şekilde bozulan kamu düzeninin

hâlen sağlanamadığı da açıktır. Anayasa Mahkemesi tarafından izlenen kamera

görüntülerinde göstericilerin polise taş ve şişelerle saldırdığı, Taksim'in ara

sokaklarında polisin geçişini engellemek için barikatlar kurulduğu, birçok kamu

malına ve özel işyerine zarar verildiği izlenmiştir. Göstericilerin trafik

levhalarını barikat kurmak için kaldırım taşlarını söktüğü, çöp konteynerlerini

devirdikleri görülmüştür. Dolayısıyla kamu düzeninin yaygın şekilde bozulması

üzerine güvenlik güçlerinin göstericilere karşı sıkı tedbirler alması kamu

düzeninin tekrar sağlanması için kaçınılmaz bir durum olarak ortaya

çıkmaktadır. Bu bağlamda ülke çapına yayılmış olaylar karşısında kamu düzeninin

tekrar sağlanmasına yönelik olarak İstanbul'da ve özellikle Taksim'de güvenlik

güçlerinin hassas ve sıkı tedbirler alması makul ve olması gerekli bir tutum

olarak değerlendirilmiştir.

61. Toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanan kamu

düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik değeri taşıması hâlinde yetkili

makamların bu tehditleri bertaraf edecek tedbirleri alabilecekleri kabul

edilmelidir. Alınan tedbirler, durumun özelliklerine ve gerekliliklerine göre

değişiklik gösterebilir. Bu nedenle devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve

uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğunun kabulü gerekir. Alınan

bu tedbirlere aykırı, barışçıl olmayan toplantılar düzenlenmesi, bu tür

toplantılara katılınması veya bu tür toplantılarda

suçlar işlenmesi hâlinde de cezalar verilebilir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, B. No:

2014/620, 25/5/2017, § 81; toplanma hakkına kamu düzeninin bozulması nedeniyle

yapılan bir müdahalenin demokratik toplumda gerekli olduğuna karar verildiği

bir başvuru için bkz. Gülşah Öztürk ve

diğerleri, §§ 76-86).

62. Güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler kapsamında gösteriye

müdahalenin gerekliliği değerlendirilirken gözetilmesi gereken en önemli husus

gösterinin barışçıl olup olmadığının tespit edilmesidir. Gösterinin barışçıl

olup olmadığı hususu, kötü muamele yasağı kapsamında, güvenlik güçlerinin

müdahalesinin gerekliliği için önemli bir kriter olmakla birlikte, barışçıl

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında bir eylem olup olmadığı

açısından da gözetilmelidir. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile 34.

maddesinin kesiştiği bu alanın belirlenmesi önemlidir.

63. Anayasa Mahkemesi tarafından izlenen kamera görüntülerine ve

Türkiye İnsan Hakları Kurumu raporuna göre Gezi Parkı olayları sürecinde

düzenlenen eylemlerin şiddete evrildiği hususunda bir

tereddüt bulunmamaktadır. Ancak eylemlerin genel olarak şiddete evrilmesi, şiddete başvurmayan katılımcılarla başvuranlar

arasında ayrım gözetilmeksizin tüm katılımcılara aynı şekilde müdahaleyi haklı

göstermez. Dolayısıyla somut olay açısından başvurucunun barışçıl amaçlarla

eyleme katılıp katılmadığının ve takipsizlik kararında belirtilen şiddet

eylemlerinin içinde bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

64. Bu değerlendirmede başvurucunun barışçıl olması ve bu

sebeple müdahale edilmemesi gereken biri olması hâlinde dahi güvenlik

görevlilerinin müdahalesi sırasında ortaya çıkan panik ve kargaşadan

etkilenmesinin mümkün olduğu gözetilmelidir. Bu tür durumlarda kolluk

görevlilerinden kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu

yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli

tedbirleri alması beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu kargaşa ve panik

ortamında bu tedbirlerin kolluk görevlileri tarafından her zaman mutlak olarak

uygulanmasının zorluğunu da kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki bir karar için

bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94).

65. Başvurucunun barışçıl amaçla eyleme katılıp katılmadığının

değerlendirmesinde başvuru dosyasındaki ve Cumhuriyet Başsavcılığının

soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler dikkate alındığında başvurucunun içinde

bulunduğu kadın eylemcilerin herhangi bir şiddet olayına karışmadığı

gözlemlenmektedir. Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun eylemdeki

tutumuna ilişkin olarak herhangi bir değerlendirme yapmamış; sadece

eylemcilerin İstiklal Caddesi üzerinde oturma eylemi yaparak yolu trafiğe

kapattıklarını ve polisin uyarılarına rağmen dağılmadıkları için kendilerine

müdahale edildiğini belirtmiştir. Başvurucu ve diğer eylemciler hakkında

herhangi bir adli soruşturma açılmaması da protestonun barışçıl amaçlarla

gerçekleştirildiği algısı yaratmaktadır.

66. Öte yandan Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine

ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder."

biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin temel hak ve hürriyetleri kullanırlarken

sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapar. Anayasa'nın 12. maddesi,

hak ve özgürlükler ile ödev ve sorumluluklar arasında içsel olarak var olan

bağlantıyı vurgulamaktadır. Ödev ve sorumluluklar, somut başvurudaki gibi ödev

ve sorumluluğunu yerine getirmediği iddia edilen kimselerin bir temel hak veya

özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin şikâyetlerinde özellikle önem taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi, yapılan başvuruların incelenmesi sırasında bireylerin sahip

oldukları ödev ve sorumlulukları gözönünde

bulundurur. Bireylerin hak ve özgürlüklerinden tümüyle yararlanmalarının sahip

oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmaları ile bağlantılı olduğunun kabul edilmesi gerekir.

67. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile

12. maddesindeki düzenleme, toplanma hakkı kapsamında barışçıl amaçlarla

yapılan bir eyleme hiçbir şekilde müdahale edilemeyeceği anlamı taşımamaktadır.

Barışçıl amaçlarla düzenlenen eylemler açısından da kamusal düzenin ciddi bir

şekilde bozulması veya bozulma ihtimalinin bulunması somut olayın şartları da

gözetildiğinde güvenlik güçlerinin müdahalesini haklı kılabilir. Somut olayın

şartları açısından devletin takdir alanının bulunduğu unutulmamalıdır. Ancak

her durumda müdahalenin orantılı olması gerekmektedir.

68. Somut olayda ülke geneline yayılan şiddet olayları nedeniyle

kamu düzeninin bozulmuş olması ve Türkiye İnsan Hakları Kurumunun raporuna da

yansıdığı şekilde sorunun çözümüne yönelik adımlara rağmen eylemlerin devam

etmesi de gözetildiğinde polisin başvurucunun da içinde bulunduğu oturma

eylemini yapan gruba müdahale etmesinin takdir alanı içinde kaldığının kabul

edilmesi gereklidir. Nitekim Taksim ve çevresinde devam eden şiddet olayları nedeniyle

İstiklal Caddesi'nde gerçekleştirilen bu tür protesto eylemlerine izin

verilmemesinin, toplumdaki hassasiyet nedeniyle basit görünen bir eylemin dahi

devam eden şiddet hareketine dönüşebileceği haklı endişesine dayandığı

değerlendirilmiştir.

69. Başvurucunun da içinde bulunduğu gruba yapılan müdahalenin

ölçülülüğü açısından dikkate alınması gereken husus başvurucunun vücudunda

meydana gelen yaralardır. Polis müdahalesinden sonraki gün 17/6/2013 tarihinde

Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesince hazırlanan raporda

başvurucunun boyun sol arka kısmı ile sağ ve sol kollarında yüzeysel sıyrıklar

ve ekimoz tespit edilmiştir (bkz. § 13). Başvurucunun

gazdan etkilendiğine dair herhangi bir bulgudan bahsedilmemiştir. (Toplumsal

olaylarda gaz kullanılmasına ilişkin değerlendirme için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 91, 92).

Öte yandan başvurucu, şikâyet dilekçesinde polisin copla vurmadığını belirtmiş

ve genel olarak polisin kaba müdahalesinden şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir.

Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde eylemin dağıtılması için başvurucuya

karşı kullanılan gücün orantılı olduğu kabul edilmiştir.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurucuya yapılan müdahale ile

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

71. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin maddi boyutunun

ihlaline ilişkintespitler gözönünde

bulundurulduğunda (bkz. §§ 61-70) anılan maddenin usul boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir (Benzer

yöndeki bir karar için bkz. Gülşah Öztürk ve

diğerleri, § 61).

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu, Gezi Parkı olayları sırasında katıldığı barışçıl

eylemin polisin ölçüsüz müdahalesi ile dağıtılmasının ve bu esnada kendisine

fiziksel müdahalede bulunulmasının Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

73. Anayasa’nın 34. maddesi şöyledir:

“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve

saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

74. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialar

açısından toplantıya yapılan müdahalelere ve müdahale sonucundaki yaralanmalara

ilişkin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetleri bir bütün hâlinde toplantı

ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkin başvuru olarak

kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki bir karar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94).

Nitekim bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile meydana gelen

sonuçlar açısından kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının aynı anda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru gibi

şikâyetlerde kötü muamele yasağı ile toplantı hakkını birbirinden ayırmanın

zorluğu, bireysel başvuruda bulunabilmek için her iki hak için ayrı ayrı

başvuru yolu gösterilmesini anlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucu, kötü

muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik yapılan

müdahalelere dair şikâyetinde iki iddiayı birlikte ileri sürdüğünden Cumhuriyet

Başsavcılığı soruşturmayı aynı temelde incelemektedir. Bu nedenle her iki hak

için ayrı yargılama mercilerine başvurulmasını beklemek hak ihlali iddiasına

konu olayların aydınlatılmasında ve hakların özünün korunmasında yetersiz ve

gereksiz bir sonuca yol açabilecektir (Onur

Cingil, B. No: 2013/7836, 16/4/2015, § 61).

75. Bu nedenle mevcut başvuru gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağının aynı müdahale kapsamında ihlal

edildiğine ilişkin başvurularda kötü muamele yasağını ihlal ettiği iddia edilen

müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı Cumhuriyet başsavcılığına yapılan şikâyet,

tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak kabul edilmektedir (Onur Cingil, § 62).

76. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

77. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve

başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır.

Dolayısıyla bu hak, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen ifade

özgürlüğünün özel bir biçimidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir

toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de

geçerlidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda kendine özgü özerk işlevine

ve uygulama alanına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi

yararı ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar

kapsamda olması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında

da gözetilmelidir. Bu sebeple demokratik bir toplumda güvence altına alınan

temel haklardan biri olan bu hak dar yorumlanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115).

78. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve ifade

özgürlüğü, demokratik toplumunun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin

özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır.

Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında,

toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici

nitelikli radikal tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve

bakış açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da

eylemlerin yasa dışı olduğu durumlarda dahi demokrasiye zarar verir. Hukukun

üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı verilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 117).

79. Anayasa'nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız,

başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Kolektif bir şekilde

kullanılan bu hak, düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan

yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı vermektedir. Şiddet kullanma

niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl

toplanma kavramı dışında kalmaktadır. Bu kapsamda toplanma hakkının amacı

şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır (Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 118).

80. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası, bazı durumlarda

toplanma hakkının sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir. Aynı şekilde

Sözleşme'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasında da sınırlama nedenleri

öngörülmüştür. Bu kapsamda toplantı hakkına getirilecek her türlü sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi ön şarttır. Kanunun

öngördüğü durumlarda dahi bu hakka müdahalenin meşru amaçlar çerçevesinde

olması gerekmektedir. Meşru amaçlar, 34. maddede "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması" olarak belirtilmiştir. Sözleşme'de

de benzer bir şekilde düzenleme yapılmıştır. Meşru amaçlar çerçevesinde kanun

ile yapılacak sınırlamalar dahi Anayasa'nın 13. maddesi gereğince Anayasa'nın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Dolayısıyla toplantı hakkına müdahale

demokratik toplum için gereklilik arz etmelidir. Son olarak müdahale, meşru

amaçları gerçekleştirmek için ölçülü olmak zorundadır.

81. Ölçülülük kriteri, Anayasa'nın 34. maddesinde belirtilen

meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile barışçıl

toplanma hakkı arasındaki dengenin sağlanıp sağlanamadığını tespit etmek için

kullanılmaktadır. Bu kriter, her somut olayın koşulları gözetilerek

değerlendirilmelidir.

82. Diğer taraftan toplantı hakkı çerçevesindeki

"sınırlama" kavramı, ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın

kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması

sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan muameleleri de kapsar. Dolayısıyla

barışçıl bir gösteri sırasında yapılanlar veya gösteri sonrasında katılımcılara

yönelik soruşturma ve cezalandırmalar da toplantı hakkının kullanılmasını

sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebilir (Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, §§ 70-72).

83. Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında

ise müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığının belirlenmesi

gerekmektedir.

(1) Müdahalenin Varlığı

84. Başvurucu; kamuoyunda Gezi Parkı olarak bilinen olaylar

esnasında parkın kapatılmasını protesto etmek amacıyla, üyesi bulunduğu kadın

hareketinin Taksim İstiklal Caddesi'nde yaptığı oturma eylemine katılmıştır.

Başvurucunun da içinde bulunduğu eylemcilere polis gazla müdahale etmiş ve

başvurucuya da fiziksel müdahalede bulunmuştur.

85. Başvurucunun polise karşı bir saldırıda bulunduğuna dair

herhangi bir iddiada bulunulmadığı gibi şiddete karıştığından bahisle adli

soruşturma açıldığına dair bir bulgunun da olmadığı gözetildiğinde barışçıl

olmadığı söylenemeyecek eyleme karşı (bkz. § 65) yaralanmasına neden olacak

şekilde polisin fiziki müdahalede bulunması ve böylelikle gösteriye son vermesi

toplanma hakkına yönelik bir müdahale olarak kabul edilmelidir.

(2) Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

86. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde

Anayasa'nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa'nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi

gerekir.

(a)Kanunilik

87. Başvuru konusu eylemde müdahalenin yasal dayanağı 2559

sayılı Kanun’un 16. maddesi ve 2911 sayılı Kanun’un 22. ve 24. maddeleridir.

2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde polisin hangi durumlarda zor ve silah

kullanabileceği, bunun hangi ölçüde olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve

ölçülü olarak zor kullanmaya yetkilidir. Bu yetki sadece polisin direnen

kişilere karşı bedensel kuvvet kullanmasını değil maddi güç kapsamında kelepçe,

cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis

köpekleri ve atları gibi bazı araçların da kullanılmasını içerir. Diğer

taraftan Emniyet Genel Müdürlüğünün yayımladığı Yönerge ile (bkz. § 26)

toplumsal olaylara müdahalede gözetilecek hususlar ayrıntılı olarak

düzenlenmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrası

kapsamında toplanma hakkının sınırlandırılmasında ve müdahale usulünde

izlenecek hususlarda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu sebeple somut

olayda toplanma hakkına müdahalenin “kanunilik” unsuru mevcuttur.

(b)Meşru Amaç

88. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması" amaçlarına yönelik olması gerekir.

89. Eyleme yönelik müdahalenin hangi amaçla yapıldığına ilişkin

olarak Cumhuriyet Başsavcılığının kararı incelendiğinde amacın kamu düzeninin

bozulmasını engellemek olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru konusu olayda

Anayasa’nın 34. maddesi gereğince polisin yaptığı müdahalenin meşru bir amaç

taşıdığı kabul edilmelidir.

(c) Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

90. Başvurucunun toplanma hakkını kullanmasına müdahale

edilmesinin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususunda öncelikle

belirtilmesi gereken, hükûmetin politikaları ile ilgili olarak bireylerin

tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymalarının çoğulcu demokrasilerin

karakteristik özelliği olduğudur. Bu kapsamda siyasi konulardaki fikir

ayrılıklarında azınlık veya muhalif düşüncelerin kendini ifade edebilmesine

fırsat verilmesi demokratik bir devletin yükümlülüğüdür. Devletin barışçıl

amaçlarla yapılan toplantı düzenleme ve toplantıya katılma özgürlüğünü

korumakla kalmaması, ayrıca bu hakkın kullanımını engelleyen makul olmayan

dolaylı sınırlamalar koymaması da gerekmektedir.

91. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu

otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında

belirli bir takdir alanına sahip olduğu açıktır. Ancak bu takdir alanının

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olarak kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi, ilgili kamu

otoritelerinin takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp

kullanmadıklarını değerlendirmektir. Ayrıca şikâyete konu müdahaleyi bir bütün

olarak inceleyip meşru amacın gerçekleşmesine yönelik olarak müdahalenin amacın

gerçekleştirilmesi için ölçülü olup olmadığını ve müdahale gerekçelerinin

"ilgili ve yeterli" olup olmadığını belirlemektir. Böylelikle kamu

otoritelerinin şikâyete konu olayda aldıkları kararların Anayasa'nın 34.

maddesine uygun olup olmadığı tespit edilebilecektir.

92. Öte yandan barışçıl bir gösterinin güvenlik güçleri

tarafından dağıtılması -tek başına- toplanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan

sınırlama nedenleri barışçıl toplantıların sınırlandırılmasına ilişkindir. Sınırlandırma

kavramının sadece gösterinin engellenmesi olmayıp devam etmekte olan bir

gösterinin sonlandırılması ve buna karşı direnen göstericilerin dağıtılmasını

da kapsadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu tür bir

durumda Anayasa Mahkemesinin denetleyeceği ilk husus, yapılan toplantı ve

gösteri yürüyüşünün hangi gerekçeyle sonlandırıldığı ve kamu makamlarının bu

yöndeki değerlendirmelerinin gerçeklik değeri taşıyıp taşımadığı olacaktır(Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 88). Gerçeklik değeri, sadece Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılan durumların gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bu yönde bir tehlikenin

olup olmadığını da kapsamaktadır.

93. Başvuru konusu olayda ilk olarak Anayasa Mahkemesinin

yalnızca usulüne uygun olarak tertip edilmemiş bir toplantının veya gösteri

yürüyüşünün varlığını temel hak ve özgürlüklere müdahale için yeterli kabul

edemeyeceği hatırlanmalıdır (Osman Erbil,

§ 65, 66). Başvurucu hakkında 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan herhangi

bir soruşturma açılmaması ve Gezi Parkı olayları nedeniyle ülke genelinde kamu

düzeninin yaygın bir şekilde bozulması da gözetildiğinde polisin yalnızca

gösterinin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle müdahalede bulunmadığı açıktır.

94. Başvurucunun katıldığı oturma eylemi öncesi İstanbul'da ve

özellikle Taksim çevresinde yaygın şiddet hareketlerinin olduğu gözetildiğinde

protesto eylemlerine izin verilmemesinin -toplumdaki hassasiyet nedeniyle- basit

görünen bir eylemin dahi devam eden şiddet hareketine dönüşebileceği haklı

endişesine dayandırıldığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla böyle zamanlarda

daha geniş güvenlik önlemleri alınması, barışçıl dahi olsa düzenlenen

gösterilerin daha sıkı bir şekilde gözetim altında bulundurulması ve

göstericilerin kurallara uyması için daha titiz davranılması kabul edilebilir

uygulamalar olacaktır (bkz. § 60).

95. Somut olayda toplanma hakkına yönelik müdahalenin demokratik

bir toplumda gerekli olması için kamu düzeninin bozulup bozulmadığının veya

bozulma tehlikesinin olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu

belirlemede kamu otoritelerinin takdir alanını keyfî kullanıp

kullanmadıklarının ortaya konması önemlidir. Başvurucunun içinde bulunduğu

oturma eylemine ilişkin olarak müdahalenin gerekliliğine dair herhangi bir

kayda rastlanmamıştır. Öte yandan olayların olduğu 16/6/2013 tarihinde Taksim

ve çevresinde meydana gelen olaylara ilişkin olarak ayrıntılı bir olay tutanağı

ve kamera görüntüleri Cumhuriyet savcısına gönderilmiştir (bkz. § 16).

Dolayısıyla başvurucunun içinde bulunduğu gruba müdahale edilirken Taksim ve

çevresinde kamu düzeninin bozulduğu, bazı yolların göstericiler tarafından

barikatlar kurularak kapatıldığı açıktır. Gezi Parkı olaylarının devam ettiği,

ülke geneline yayılan ve şiddet içeren gösterilerin olduğu gözetildiğinde

güvenlik güçlerinin müdahalesinin gerekçesi olan kamu düzeninin korunmasının

haklı endişelerden ve tehlikelerden kaynaklandığı açıktır.

96. Somut olaydaki toplantıya yapılan müdahalenin ülke geneline

yayılmış şiddet hareketlerinin devam ettiği Gezi Parkı olayları sürecinde

devletin kamu düzenini sağlamaya yönelik acil bir toplumsal ihtiyacı

karşılamaya matuf olmadığı da söylenemez. Nitekim yaygın şiddet hareketlerinin

devam ettiği, kamu düzeninin ciddi bir şekilde bozulduğu gözetildiğinde

demokratik değerleri ortadan kaldıracak şekildeki eylemlere karşı önlemler

alınması devletin demokratik sistemi koruma görevinin yanında gösteriye

katılmayan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini kullanmasına imkân sağlama

pozitif yükümlülüğünün de bir sonucudur.

97. Belirtilmesi gereken diğer bir husus Anayasa'nın 12.

maddesinin ikinci fıkrasında ifade edilen, kişilerin temel hak ve

hürriyetlerini kullanırlarken sahip oldukları ödev ve sorumluluklarına uygun

davranmaları gerekliliğidir (bkz. § 66). Somut olay açısından başvurucunun

gösterideki kıyafeti giymesi (bkz. § 12) demokratik bir hakkını kullanmaktan

öte polisin olası müdahalesine karşı önlem alma amacı taşımaktadır. Bu durum,

polisin muhtemel gereksiz ve/veya ölçüsüz müdahalesine karşı bir hazırlık

niteliği taşımanın yanında haklı müdahalesini etkisiz kılma amacının varlığına

da işaret etmektedir. Dolayısıyla polisin uyarılarına rağmen eyleme devam

etmesi karşısında başvurucunun hakkını kullanırken ödev ve sorumlulukları

çerçevesinde hareket ettiği de söylenemez.

98. Eylemcilere karşı polisin müdahalesinin ölçülülüğü konusu

toplanma hakkının ve kötü muamele yasağının kesiştiği bir alandır. Buna ilişkin

olarak yukarıda yapılan değerlendirmelerden, toplanma hakkı kapsamında

ayrılmayı gerektiren herhangi bir duruma rastlanmamıştır (bkz. § 69).

Dolayısıyla yaygın şiddet olaylarının devam ettiği ve -barışçıl olsa dahi- her

türlü protesto eyleminin şiddete dönüşme ihtimalinin var olduğu başvuru konusu

olayda, toplanma hakkına yapılan müdahalenin Gezi Parkı olaylarının kamu

düzenini ciddi surette sarsan yaygın şiddet hareketleri içeren karakteri

gözetildiğinde demokratik bir toplumda gerekli olma kriterini taşıdığı ve

ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

99. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmediği sonucuna

varılmıştır.

Engin YILDIRIM ve Osman Alifeyyaz

PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucuların üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/4/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Bölüm çoğunluğunca, başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verilmiştir. Bölüm çoğunluğunun bu

yöndeki değerlendirmelerde her ne kadar başvurucunun toplantı ve gösteri

yürüyüşü hakkına müdahale için yalnızca usulüne uygun olarak tertip edilmemiş

bir toplantı veya gösterinin varlığının yeterli olmadığına dair Anayasa

Mahkemesi kararlarına atıf yapılmış (Osman

Erbil, 65-66) ve başvurucunun davranışlarının şiddet içermediği veya

bir tehlike oluşturmadığı kabul edilmiş ise de, başvurucunun içinde bulunduğu

gruba müdahale edilirken Taksim ve çevresinde kamu düzeninin bozulduğu, bazı

yolların göstericiler tarafından barikatlar kurularak kapatıldığı, Gezi Parkı

olaylarının devam ettiği, ülke geneline yayılan ve şiddet içeren gösterilerin

olduğu gözetildiğinde güvenlik güçlerinin müdahalesinin gerekçesi olan kamu

düzeninin korunmasının haklı endişelerden ve tehlikelerden kaynaklandığı

belirtilerek, olayda ihlal bulunmamıştır. Katılmadığımız çoğunluk görüşünde

ayrıca, başvurucunun gösteride giydiği kıyafetlerin, polisin olası müdahalesine

karşı önlem almak amacını taşıdığı, dolayısıyla başvurucunun polisin

uyarılarına karşı eyleme devam etmesi karşısında hakkını kullanırken

Anayasa'nın 12. maddesinde belirtilen görev ve sorumluluklara uygun

davranmadığı, bu nedenlerle polisin müdahalesinin gerekli ve ölçülü olduğu

ifade edilmiştir.

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin genel ilkelerin yer

aldığı, Anayasa Mahkemesinin (AYM) 2013/2394

başvuru numaralı Osman Erbil

kararında şu hususlar belirtilmiştir:

“Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve

ifade özgürlüğü, demokratik toplumunun en temel değerleri arasındadır.

Demokrasinin özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer

almaktadır. Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma

durumları dışında toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik

önleyici nitelikli radikal tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan

ifadeler ve bakış açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği

ya da eylemlerin yasadışı olduğu durumlarda dahi, demokrasiye zarar verir.

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden

ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin,

toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilmesi imkânı

sunulmalıdır (bkz. Gün ve Diğerleri/Türkiye, B.No:

8029/07, 18/6/2013, § 70; Güneri ve diğerleri/Türkiye, B.No:

42853/98, 43609/98 ve 44291/98, 12/7/2005, § 76).

Anayasa'nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve

saldırısız, başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır.

Kolektif bir şekilde kullanılan bu hak, düşüncelerini ifade etmek isteyen

kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşünceleri açıklama imkânı vermektedir.

Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler

barışçıl toplanma kavramı dışında kalmaktadır (bkz. Stankov

ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan, B.

No: 29221/95 ve 29225/95, 2/10/2001, § 77; Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov/Bulgaristan, B.

No: 44079/98, 20/10/2005, § 99). Bu kapsamda toplanma hakkının amacı şiddete

karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. Bunun dışında toplantının veya gösteri yürüyüşünün

hangi amaçla yapıldığının bir önemi yoktur.

Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasadışı olması

veya yasalara aykırı olarak düzenlemesi tek başına toplantı veya yürüyüşün

barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz (bkz. Oya Ataman/Türkiye, B. No:

74552/01, 5/12/2006 § 39). Dolayısıyla halka açık yerde yapılan her türlü

gösterinin günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve

olumsuz tepkilere yol açabileceği açıktır. Bu durumların varlığı toplantı

hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez (bkz. Achouguian/Ermenistan,

B. No: 33268/03, 7/7/2008, § 90; Berladir ve

diğerleri/Rusya, B. No: 34202/06, 10/7/2012, §§ 38-43; Disk ve Kesk/Türkiye, B. No: 38676/08, 27/11/2012, § 29).”

“Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kalabalıkların

toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve

şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu

demokrasinin gereğidir”

3. Yukarıda nakledilen emsal karardaki genel ilkelerden ayrılan

Bölüm çoğunluğu görüşünün, başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

yapılan müdahalenin başvurucunun içinde bulunduğu, tamamı kadınlardan oluşan

yaklaşık 20-25 kişilik grubun eylemlerine değil, olay günü Taksim ve Türkiye

genelinde hüküm süren şartların kamu makamlarında yarattığı kaygı ve endişeye

dayandırılarak haklı görüldüğü, başka bir deyişle başvurucu ile ilgili olmayan

kişi, olay ve olguların, başvurucunun haklarının sınırlandırılması için gerekçe

olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.

4. Temel hakların herkesin “kişiliğine bağlı, dokunulmaz,

devredilmez, vazgeçilmez” olduğuna dair Anayasa'nın 12. maddesi hükmüne, insan

haklarını güvence altına alan evrensel mevzuat ve ilkelere aykırı olarak,

başkalarının davranışlarının kişi temel hakları üzerinde kısıtlayıcı bir etki

yaratmasının haklı ve meşru görülebileceğine ilişkin düşünceye katılmamaktayız.

Başka kişilerin suç teşkil eden eylemlerinin, kamu düzeninin bozulmasından

endişe duyularak, temel hak ve hürriyetlerini barışçı biçimde kullanmak isteyen

kişilerin haklarının da sınırlandırılması için gerekçe yapılması, bu hak ve

hürriyetleri etkisiz hale getirebilecektir. Böyle bir durumun, sadece yukarıda

belirtilen AİHM ve AYM kararlarına ters düşmekle kalmayıp, tüm hak ve

hürriyetler açısından da ciddi sakıncalar doğuracağı açıktır.

Temel hak ve hürriyetlerin genel olarak kısıtlanmasını

gerektiren haller Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 15. maddesi ve Anayasa'nın

15. maddesinde belirtilmiştir. Bu gibi hallerin varlığında Anayasada öngörülen

usul ve güvencelere uygun olarak ilan edilecek olağanüstü tedbirler kapsamında,

diğer temel haklar gibi, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı da genel şartlara

ve ortama göre, ölçülü olmak kaydıyla, herkes için sınırlanabilir veya

durdurulabilir. Ancak başvuru konusu olayda böyle bir durum mevcut değildir.

5. Açıklanan nedenlerle başvurucunun toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmesi gerektiği

düşüncesiyle, çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat ŞEN

Başvurucu

:

Yonca

VERDİOĞLU ŞIK

Vekili : Av. Oya Meriç EYÜBOĞLU Başkan Engin YILDIRIM Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/17177, 19 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kötü Muamele Yasağının
  12. B. Toplantı ve Gösteri
  13. B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. B. No: 33268/03, 7/7/2008, § 90; Berladir ve
  17. Yıldırım
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Verdioğlu Şık
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/17177
Tarih
19 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Yüksel Kapçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15376)
  • Ali Orak ve İrfan Gül Başvurusu (B. No: 2014/10626)
  • Umut Kılıç Başvurusu (B. No: 2015/16643)
  • Abdulhamit Babat Başvurusu (B. No: 2015/17616)
  • Figen Yüksekdağ Şenoğlu Başvurusu (B. No: 2016/25187)
  • Baskın Oran Başvurusu (B. No: 2014/4645)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.