İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2015/20107 Tarih:

Yücel Koç Başvurusu (B. No: 2015/20107)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

YÜCEL KOÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/20107)

Karar Tarihi: 31/10/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mayın patlaması sonucu meydana gelen yaralanma olayı

hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerine, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere ve Dicle Cumhuriyet Başsavcılığından bir

örneği elde edilen soruşturma evrakına göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu; başvuru formunda geçici köy korucusu olan

akrabalarıyla birlikte Diyarbakır ili Dicle ilçesi Pekmezciler köyünden ilçe

merkezine gitmek üzere 26/6/1995 tarihinde bindiği köy minibüsünün terör örgütü

tarafından köy yoluna döşenen mayının patlaması sonucu yirmi metre savrulmasıyla

ağır bir şekilde yaralandığını belirtmiştir. Başvurucu; aynı olayda minibüste

bulunan diğer bazı yolcuların yaralandığını, minibüs şoförünün ise hayatını

kaybettiğini ifade etmiştir.

9. Olayın meydana geldiği tarihte dokuz yaşında olan başvurucu (1986

doğumlu) 26/6/1995 ile 3/7/1995 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Eğitim ve

Araştırma Hastanesinde yatılı olarak tedavi görmüştür.

10. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından olay hakkında resen bir soruşturma başlatılmıştır. Başlatılan

soruşturma kapsamında olay yeri incelemesi ile ölü muayene işlemi (olay yerinde

yaşamını yitiren minibüs şoförü ile ilgili olarak) gerçekleştirilmiştir.

Soruşturma kapsamında ayrıca olaydan hafif yaralı olarak kurtulan F.G. adlı bir

yolcunun ifadesi alınmıştır. F.G. 26/6/1995 tarihli ifadesinde özetle içinde

bulunduğu aracın meydana gelen büyük bir patlama sonucu yoldan çıkarak dere

yatağına yuvarlandığını, aracın içinde altı yedi kişi olduklarını, kendisi

hariç diğer yolcuların yaralandığını, yaralıların arkadan gelen diğer bir

minibüsle hastaneye götürüldüğünü belirtmiştir. F.G. öğrendiği kadarıyla aracın

teröristler tarafından yola döşenen bir mayına çarptığını, yola mayın döşeyen

teröristlerden şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir.

11. Aynı olay ile ilgili olarak belli bir dönem Dicle Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından da bir soruşturma yürütülmüş ise de Dicle Cumhuriyet

Başsavcılığı olayın terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirildiğini, suçun

soruşturulmasının Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet

Başsavcılığının görev ve yetkisine girdiğini belirterek 28/11/1995 tarihinde

görevsizlik kararı vermiştir.

12. Soruşturma kapsamında 25/8/1995 tarihinde başvurucunun

ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesinde özetle söz konusu olay nedeniyle sol

gözünden ve sol bacağından yaralandığını, olayın kim tarafından yapıldığını

bilmediğini ancak daha sonra olayın mayın paylaması sonucu meydana geldiğini

öğrendiğini belirtmiştir.

13. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı

7/12/1995 tarihinde "Olay Faillerinin

Yakalanması" konulu bir müzekkere yazarak bu müzekkereyi Dicle

Cumhuriyet Başsavcılığına, Dicle İlçe Jandarma Komutanlığına, Diyarbakır

Emniyet Müdürlüğüne ve İl Jandarma Alay Komutanlığına göndermiştir. Diyarbakır

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, bu müzekkereyle anılan

makamlardan olayın faillerinin araştırılmasını ve her üç ayda bir kendisine

bilgi verilmesini istemiştir.

14. Bunun üzerine kolluk görevlilerince düzenlenen, olayın fail

ya da faillerinin tespit edilemediğine ilişkin tutanaklar Diyarbakır Devlet

Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı gönderilmiştir.

15. Devlet güvenlik mahkemelerinin kapatılmasının ardından

soruşturmaya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı devam etmiştir.

16. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın fail ya da

faillerinin zamanaşımı süresi doluncaya kadar aranması amacıyla daimî arama

kararı vermiştir. Daimî arama kararı uyarınca kolluk görevlilerince düzenlenen,

olayın fail ya da faillerinin tespit edilemediğine ilişkin tutanaklar

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

17. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 21/2/2014 tarihli ve 6526

sayılı Kanun uyarınca 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu'nun 10. maddesi gereği kurulan mahkemeler ile Cumhuriyet

başsavcılıklarının görevlerine son verildiği gerekçesiyle 14/3/2014 tarihinde

yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Dicle Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir.

18. Soruşturma evrakının Dicle Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesi üzerineolayın fail ya da faillerinin

tespit edilemediğine ilişkin tutanaklar buraya gönderilmeye başlanmıştır.

19. Dicle Cumhuriyet Başsavcılığı, dava zamanaşımı süresinin

yirmi yıl olduğu ve bu sürenin 26/6/2015 tarihinde dolduğu gerekçesiyle

23/7/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

20. Başvurucu; soruşturmanın eksik bir şekilde yürütüldüğünü,

soruşturma sürecinde zamanaşımını kesen herhangi bir durum olup olmadığının

yeterince araştırılmadığını belirterek yetkili sulh ceza hâkimliğinden

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılması talebinde bulunmuştur.

21. Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliği 15/9/2015 tarihli kararla

başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.

22. Bu karar 23/11/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 22/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. İlgili hukuk için bkz. Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

B. No: 2014/15732, 24/1/2018, §§ 32-69.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 31/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; ağır bir şekilde yaralanması ile neticelenen olay

üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen faillerin bulunamadığını ve olayın

aydınlatılamadığını, olayın aydınlatılması için resen yapılması gereken

soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediğini, olay hakkındaki soruşturma

ile ilgili olarak yeterince bilgilendirilmediğini, soruşturma makamlarınca

verilen kararların yeterli bir gerekçe ihtiva etmediğini belirterek maddi ve

varlığın korunması hakkı ile adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

28. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, ağır bir şekildeyaralanması ile neticelenen olay hakkında etkili bir

ceza soruşturması yürütülmemesi hususuna ilişkindir.

30. Başvuru konusu olayda ölüm gerçekleşmemiş ise de

başvurucunun maruz kaldığı eylemin potansiyel olarak öldürücü bir niteliğe

sahip olması nedeniyle başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesinin

mümkün olduğu kanaatine varılmıştır (Benzer yöndeki Anayasa Mahkemesi kararları

için bkz. Mehmet Karadağ, B. No:

2013/2030, 26/6/2014, §§ 20, 21; Kadri

Ceyhan [GK], B. No: 2014/1924, 17/5/2018, §§ 58, 59). Bu nedenle

başvurucunun tüm iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

33. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

34. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanun

maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel

başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare

olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

35. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri

önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

36. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkilibaşvuru

yollarıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak

uygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut

başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk

sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların

uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde

ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların kendisinden başvuru

yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip

getirmediklerinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §

28).

37. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti

yapıldığında yeterli giderimi sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolunun

bulunmaması hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün

olmayacaktır (Yasin Ağca, B. No:

2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucuların ihlali

öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmaları

gerekmektedir.

38. Başvurucunun şikâyeti konusunda çözüm sağlayabilecek etkili

bir başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda

bulunmak, dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme

yükümlülüğü bulunan başvurucular en kısa sürede yetkili makamlara

başvurmalıdırlar. Zira zaman geçtikçe delillerin kaybolma veyabozulma

ihtimali artmakta, gerçeklerin ortaya çıkması zorlaşmaktadır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 84).

39. Öte yandan şikâyeti yetkili makamlara iletmenin imkânsız

veya önemli ölçüde güç olduğu durumlar -ki bu durumların neler olduğu her

başvuruda olay ve olgular ile başvurucunun tutumu nazara alınarak ayrıca

değerlendirilmelidir-mevcutsa başvurucularınözen

yükümlülüğünün ancak bahse konu durumların sona ermesinden itibaren başlayacağı

kabul edilmelidir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 85).

40. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup

olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa

da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu

makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile

getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,

17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

41. Diğer taraftan başvurucuların yetkili makamlara müracaat

etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa,

başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl

almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul olmayacaktır.

Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve şikâyetlerini çok

uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira soruşturmanın etkililiğini

sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde anılan ihlal iddiaları

yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir (Yasin Ağca, § 121). Böyle bir durumda

başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları veya

varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarına

bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, §

87).

42. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi

soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun farkına

vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmalıdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 88).

43. Son olarak ifade etmek gerekir ki soruşturmanın

etkisizliğinin fark edildiği veya fark edilmesi gerektiği andan itibaren süresi

içinde bireysel başvuru yapılmayıp zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlinde soruşturmaya

konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortaya çıkmasınızorlaştıracak

ve neredeyse imkânsızlaştıracaktır. Böylesi bir durumda Anayasa Mahkemesi,

devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığını

inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapacağı değerlendirmede

yeniden yargılamaya karar veremeyecek ve şartları gerçekleştiğinde sadece

ihlali tespit edip tazminata hükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep ve

koşulları ile sorumluların tespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma

yapılması ve gerektiği takdirde sorumluların caydırıcı bir ceza ile

cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya karar verilebilmesinin benzer yaşam

hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı rolün büyüklüğü tartışılmazdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 89).

44. Somut olayda, başvurucunun yaralanması ile neticelenen olay

hakkında resen bir soruşturma başlatılarak olay yeri incelemesi yapılmış;

olayla ilgili bilgi sahibi olan bazı kişilerin ifadelerine başvurulmuştur.

Bununla birlikte, yapılan bu ilk araştırmalardan sonra olayın aydınlatılmasına

ve faillerin tespitine yönelik herhangi bir soruşturma işlemi

gerçekleştirilmemiş, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk

görevlilerince belli aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâle gelen

tutanaklar soruşturma evrakı arasına alınmıştır. Başvuru konusu olayda, ceza

soruşturmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı

olan 23/9/2012 tarihinden çok uzun zaman önce etkisiz bir hâl aldığı, başvurucu

ile soruşturmayı yürüten yetkili makamlar arasında soruşturmanın etkililiği

adına anlamlı hiçbir temasın kurulmadığı anlaşılmıştır.

45. Başlatılan ceza soruşturmasından sonra olayla ilgili

şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veyasoruşturmanınetkisizliğiyleilgilibireyselbaşvuruyapmadagüçlük

çektiği yönünde herhangi bir iddiası bulunmayan başvurucu, yaşanan olayla

ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara iletmemiş ve yetkili makamlardan

soruşturmayla ilgili herhangi bir talepte bulunmamıştır. Başvurucu olayın

meydana geldiği tarihte küçük ise de on sekiz yaşını doldurduğu 2004 yılından

sonra da soruşturma makamlarından herhangi bir talepte bulunmamıştır.

Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici bir gelişme yaşanmamış ve

soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı bir tedbir de alınmamıştır. Buna rağmen

başvurucu, bireysel başvuru yapmak için kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesini ve bu karara yaptığı itirazın sonuçlanmasını beklemiştir. Yürütülen

soruşturmanın etkisiz bir hâl alması nedeniyle soruşturma sonucunu beklemesi

gerekmeyen başvurucunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden makul olmayan bir süre sonra 22/12/2015

tarihinde yaptığı başvuru, süresinde yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemez.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin süre

aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

31/10/2018 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

Halil İbrahim DURSUN

Başvurucu

:

Yücel KOÇ

Vekili

:

Av. Mehmet KARADAĞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/20107, 31 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası