İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2013/7958 Tarih:

Yücel Mandacı Başvurusu (B. No: 2013/7958)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

YÜCEL MANDACI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7958)

Karar Tarihi: 19/11/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu 1982 tarihinde

açtığı hukuk davasının hâlihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olması,

taşınmazının yüz ölçümünde kadastro tespiti ile azaltma yapılması ve uzun süren

yargılama nedeniyle taşınmazdan yararlanamadığı gibi taşınmaz üzerindeki

mülkiyet hakkının kesinliğe kavuşmaması nedeniyle adil yargılanma, mülkiyet ve

etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle

uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 23/10/2013

tarihinde Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölümün İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 18/2/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 17/3/2014 tarihli yazısı 8/10/2014 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili tarafından Bakanlık görüşüne karşı

24/10/2014 tarihli beyan dilekçesi ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu tarafından

11/5/1978 tarihinde satın alınan taşınmaz kadastro tespit çalışmaları sırasında,

397 parsel numarası altında ve 48.000 m2 yüz ölçümüyle başvurucu adına tespit

görmüştür.

8. Başvurucu tarafından

taşınmazının yüz ölçümünün eksik tespit edildiği yönünde 18/3/1981 tarihinde

kadastro komisyonuna yapılan itirazın reddedilmesi üzerine 30/11/1982 tarihinde

Gelibolu Kadastro Mahkemesinin E.1982/739 sayılı dosyası üzerinde tespite

itiraz davası açılmıştır.

9. Mahkemece verilen

birleştirme kararı ile E.1982/739 sayılı dosyanın Mahkemenin E.1983/17 sayılı

dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

10. Gelibolu Kadastro Mahkemesi

teşkilatının kaldırılması üzerine, belirtilen dava dosyası Çanakkale Kadastro

Mahkemesine devredilmiş olup, hâlihazırda Çanakkale Kadastro Mahkemesinin

E.2013/10 sırası üzerinde derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

11. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ile 21/6/1987 tarih ve 3402

sayılı Kadastro Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrası, 28. maddesinin birinci

fıkrası, 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 30. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları, 32. maddesinin birinci fıkrası ve 36. maddesinin

birinci fıkrasının son cümlesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

12. Mahkemenin 19/11/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 23/10/2013 tarih ve 2013/7958 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

13. Başvurucu, 1982 tarihinde

açtığı hukuk davasının hâlihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest

olduğunu, özellikle birleşme kararı verilen başka bir dava dosyasının davalısı

konumundaki şahısların tereke paylaşımı dolayısıyla gereksiz olarak yaklaşık

yirmi sene yargılamanın uzadığını, ayrıca taşınmazının yüz ölçümünde kadastro

tespiti ile azaltma yapıldığını ve uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdan

yararlanamadığı gibi taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kesinliğe

kavuşmadığını, ayrıca başvurduğu tespite itiraz davasına ilişkin yargısal

prosedürün uyuşmazlığın karara bağlanması hususunda etkili bir başvuru yolu

olmadığını belirterek, Anayasa’nın 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Yargılama

Süresinin Makul Olmadığı İddiası

14. Başvurucu tarafından,

aleyhinde açılan hukuk davasının makul sürede sonuçlandırılmadığı belirtilerek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddia edilmiş olup, başvuru formu ile

eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

15. Başvurucu, taşınmazının yüz

ölçümünde kadastro tespiti ile azaltma yapıldığını ve uzun süren yargılama

nedeniyle taşınmazdan yararlanamadığı gibi taşınmaz üzerindeki mülkiyet

hakkının kesinliğe kavuşmadığını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

16. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucu tarafından kadastro tespit çalışmaları sırasında taşınmazın yüz

ölçümünde azaltma yapıldığı iddiasıyla tespite itiraz davası açıldığı, söz

konusu davanın hâlihazırda derdest olduğu ve bu nedenle başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında

korunmaya değer bir hukuki menfaatinin bulunup bulunmadığının belirtilen dava

neticesinde açıklığa kavuşacağı belirtilmiştir.

17. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu

protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini

iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı

tanınmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, § 19, 20, 12/2/2013; B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

18. Başvuru konusu olayda,

başvurucu tarafından taşınmazın yüz ölçümünde kadastro çalışmaları sonucu

azaltma yapıldığı ve mülkiyet hakkının kesinliğe kavuşmadığı belirtilerek ihlal

iddiasında bulunulduğu, söz konusu iddiaya ilişkin hukuki uyuşmazlığın ilk

derece mahkemesi önünde derdest olduğu ve Mahkemece henüz uyuşmazlığın esasına

dair bir karar verilmediği görülmektedir. Derdest olan yargılama faaliyeti

nazara alındığında, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının incelenebilmesi

için, kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmemiş olduğu anlaşılmaktadır.

19. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkin olarak kanunen

öngörülmüş olan başvuru yolları tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

20. Başvurucu, 1982 yılında

açtığı hukuk davasının makul sürede sonuçlandırılmamış olduğunu belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

21. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararları ve bu hususta verilen görüşlere

atfen, başvurunun bu bölümü hakkında görüş sunulmasına gerek görülmediği

bildirilmiştir.

22. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı

da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

23. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

24. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, kadastro nezdinde açılan bir tespite itiraz davasının söz konusu olduğu

görülmekle, 3402 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

25. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi

olarak kabul edilebilmektedir (B. No. 2013/4424, 6/3/2014, § 44). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde

nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucu tarafından kadastro

müdürlüğüne itirazda bulunulduğu 18/3/1981 tarihidir.

26. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı

sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak

sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 52).

27. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun dört parsel taşınmazı konu

alan tespite itiraz talebinden ibaret olduğu, yargılamasına başvurucu

tarafından 30/11/1982 tarihinde verilen dava dilekçesi üzerine Mahkemenin

E.1982/739 sırasına kayden başlanıldığı anlaşılan

davanın, Gelibolu Kadastro Mahkemesinin 21/11/1991 sayılı kararı ile belirtilen

Mahkemenin E.1983/17 sayılı dosyası üzerinde bileştirildiği, Hakimler ve

Savcılar Yüksek Kurulunun 22/5/2013 tarih ve 460 sayılı “Kadastro

Mahkemelerinin Yargı Çevresinin Yeniden Belirlenmesi” kararı çerçevesinde,

dosyanın Çanakkale Kadastro Mahkemesine devredilerek Mahkemenin E. 2013/10

sırasına kaydının yapıldığı, davanın hâlihazırda ilk derece Mahkemesi nezdinde

derdest olduğu ve başvuruya konu yargılamanın taraflarında on birin üzerinde

kişinin yer aldığı görülmektedir.

28. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin ilk derece mahkemesi

nezdinde geçen bölümünün tamamının kadastro mahkemesinde sürdüğü görülmekle,

3402 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin

söz konusu olduğu ve 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile bu

Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulama alanı bulacak olan ve medeni hak

ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı

Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 11).

29. Özellikle somut yargılama

açısından dava malzemesinin taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı

nazara alındığında, yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme

yükümlülüğünün daha dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No.

2012/12, 17/9/2013, § 58; B. No. 2013/1115, 5/12/2013, § 64).

30. Kadastro mahkemesi

nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha

önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle

3402 sayılı Kanun’da yer alan ve yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden

özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/12, 17/9/2013, §§ 53-62; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, §§ 60-67; 2012/673, 19/12/2013, §§ 37-43).

31. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, 3402 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu otuz dört

yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

33. Başvurucu tarafından ayrıca,

başvurduğu tespite itiraz davasına ilişkin yargısal prosedürün uyuşmazlığın

karara bağlanması hususunda etkili bir başvuru yolu olmadığı belirtilerek

Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber, somut

yargılama bağlamında başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, belirtilen ihlal

iddiasının ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

34. Başvurucu, taşınmazın yüz

ölçümünde meydana geldiğini iddia ettiği azalma ve bu kısma ilişkin yoksun

kalınan kâra istinaden 150.000,00 TL maddi, uyuşmazlığın makul sürede

sonuçlandırılmamış olmasına dayanarak 50.000,00 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

35. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

36. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin otuz dört yıllık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 23.700,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

37. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı ve mülkiyet hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddianın ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez bulunduğu anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

38. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

39. Başvuruya konu yargılamanın

otuz dört yıldır devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını

ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir

yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir

örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 23.700,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine,

19/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucu

:

Yücel MANDACI

Vekili

:

Av. Hasan Erokay MANDACI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7958, 19 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası