İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yüksel Yiğitdoğan Başvurusu (B. No: 2015/12755)

1. Başvuru; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlalin yeniden

Başvuru No2015/12755Tarih12 Haziran 2018Okuma18 dk · 3.695 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yüksel Yiğitdoğan Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2015/12755
R.G. Tarih ve Sayı
19/7/2018-30483
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.695 kelime·18 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlalin yeniden

yargılamayla giderilebileceğine dair kararına rağmen yargılamanın yenilenmesi

talebinin kabul edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. 1968 doğumlu olan başvurucu, Kocaeli 1 No.lu F Tipi Kapalı

Ceza ve İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta; hakkında bireysel başvuruya

konu yargılama dosyasında verilmiş olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

infaz edilmektedir.

10. Başvurucu, (kapatılan) İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin

(CMK 250. madde ile görevli) 12/9/2008 tarihli kararıyla anayasal düzeni zorla

değiştirmeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm

edilmiştir. Anılan karar, Yargıtay incelemesinden geçerek 18/3/2010 tarihinde

kesinleşmiştir.

11. Başvurucu, mahkûmiyetiyle sonuçlanan davaya ilişkin olarak

7/10/2010 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur.

Başvurucu; gözaltında tutulduğu süre boyunca işkence gördüğü, işkence

iddialarıyla ilgili herhangi bir soruşturma yürütülmediği, mahkûmiyet kararının

gözaltındayken müdafi yardımı almaksızın verilen ifadelere dayandığı, bağımsız

ve tarafsız bir yargılama yapılmadığı, yargılamanın çok uzun sürdüğü, tanık

dinletme ve tanık sorgulama taleplerinin reddedildiği hususlarını şikâyet konusu

yapmıştır.

12. AİHM 3/6/2004 tarihli (Yiğitdoğan/Türkiye, B. No: 72174/10) kararıyla -aynı

konuya ilişkin Salduz/Türkiye (B. No: 36391/02, 27/11/2008, §§

56-63) kararına da atıf yapmak suretiyle- başvurucunun gözaltında tutulduğu

sırada müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anılan ihlal tespiti dikkate alınarak başvurucunun adil yargılanma hakkına

ilişkin diğer şikâyetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir. Ayrıca AİHM,

başvurucunun kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma

yürütülmemesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin

usul yönünden ihlal edildiğine de karar vermiştir. AİHM, başvurucuya manevi

tazminat ödenmesine karar vermiş; ayrıca kararında başvurucunun talep etmesi

hâlinde yeniden yargılama yapılmasının ihlalin giderimi için uygun bir yol

olacağını belirtmiştir.

13. Başvurucu 9/3/2015 havale tarihli dilekçeyle anılan ihlal

kararına dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul 9.

Ağır Ceza Mahkemesi 8/4/2015 tarihli ek kararıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinde öngörülen şartları taşımadığı

gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"Hükümlünün

yargılanmanın yenilenmesi talebinde ileri sürdüğü tüm sebeplerin yargılama

aşamasında ileri sürülmüş olması, İstanbul Kapatılan 9. Ağır Ceza Mahkemesincebu sebeplerin tartışılarak savunmaya itibar

edilmemiş ve hükümlünün cezalandırılmasına karar verilmiş olması veverilen kararınYargıtay

incelemesinden geçerek kesinleşmiş bulunması karşısında hükümlünün talebinin

CMK 311. maddesinde belirtilen yargılanmanın yenilenmesi sebeplerinden

sayılmadığı anlaşılmakla, CMK 318 ve 319 maddeleri gereğince yargılanmanın

yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına karar vermek gerekmiştir."

14. Başvurucu; AİHM'in kararıyla

gözaltında müdafi yardımından faydalanma hakkının ihlalinin tespit edildiğini,

kabul edilebilir bulunan diğer iddiaların incelenmesine gerek görülmediğini,

uygun giderim yolu olarak yargılamanın yenilenmesine işaret edildiğini

belirterek karara itiraz etmiştir.

15. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 11/6/2015 tarihli kararıyla

başvurucunun itirazını reddetmiştir.

16. Bu karar, başvurucu müdafiine

29/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 20/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 5271 sayılı Kanun’un 311. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kesinleşen

bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak

yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

...

f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana

Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle

verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın

yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten

itibaren bir yıl içinde istenebilir.

(2)

Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında

uygulanır. "

19. 5271 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:

"İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri

Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle bir ceza hükmünün

verildiğini tespit eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş

kararlarından, 15.6.2012 tarihi itibarıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi

önünde denetlenmekte bulunanlar bakımından bu Kanunun 311 inci maddesinin

ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu durumda olanlar, bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren üç ay içinde yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunabilirler.”

20. 5271 sayılı Kanun’un 148.

maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Müdafi

hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli

veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

21. Sözleşme'nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

''1. Herkes davasının, …

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek

olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve

kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek;''

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

22. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında, suç isnadı altında bulunan

kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini

bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayin

etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse

resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç

isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması istenemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,

25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir

şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma

ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye, § 51).

23. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının

şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen

delillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,

§ 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma

evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek

hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarın

dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,

19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izin

verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da

gözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §

87).

24.İlke olarak şüpheliye gözaltına alındığı ya da tutuklandığı

andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03,

13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM; kolluk tarafından ifade alınma

aşamasını da kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir nedene

dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısından yargılamanın

bütününe bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup

olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (John Murray/Birleşik

Krallık [BD], B. No:

18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık,B.

No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).

25. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ne lafzı ne de

ruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma

hakkından vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:

4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi

yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için açık bir

biçimde dile getirilmesi, ayrıca bu vazgeçmenin önemiyle orantılı asgari

güvencelerin de bulunması gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).

26. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da ücretsiz

olarak resen avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin

olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten

mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat

yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96,

27/3/2007, §§ 55, 56).

27. AİHM; Sözleşme'nin 46. maddesi bağlamında, devletlerin taraf

oldukları başvurulara ilişkin olarak verilen AİHM kararlarıyla bağlı olma

yükümlülüğü altına girdiğini vurgulamaktadır (Del

Rio Prada/İspanya [BD],B.

No: 42750/09, 21/10/2013, § 137). AİHM'e göre bu,

kendisinin bir ihlal bulduğunda davalı devletin sadece Sözleşme'nin 41.

maddesine göre hükmedilen tazminatı ödeme yükümlülüğünü değil bunun yanında

kendisi tarafından bulunan ihlalin ortadan kaldırılması için iç hukukta

bireysel ve/veya -gerekiyorsa- genel tedbirler alma ve başvurucuyu Sözleşme

ihlal edilmemiş olsaydı bulunacağı duruma mümkün olan en yakın konuma getirecek

şekilde ihlalin etkilerini telafi etme yükümlülüğünü de barındırmaktadır (Del Rio Prada/İspanya,

§ 137).

28. AİHM, taraf devletlerin -Mahkemenin kararında belirtilen

sonuçlarla uyumlu olmak kaydıyla- bu yükümlülüklerini ifa edecekleri aracı

seçmekte serbest olduklarını vurgulamaktadır. Bununla birlikte AİHM; bazı özel

koşullarda, anılan yükümlülüğün ifası bağlamında -sorumlu devlete yardım etmek

amacıyla- ihlal bulunmasına yol açan durumun ortadan kaldırılması için

alınabilecek özel ve/veya genel tedbirlerin türünü de gösterebileceğini belirtmektedir.

AİHM; istisnai bazı durumlarda ise bulunan ihlalin türünün telafi için alınması

gereken tedbirler hususunda bir tercih imkânı bırakmayabileceğini, bu hâlde

kendisinin hangi tedbirin uygulanacağını kararında gösterebileceğini ifade

etmektedir (Del Rio Prada/İspanya,

§ 138).

29. AİHM Bochan/Ukrayna

(2) (B. No: 22251/08, 5/2/2015) kararında Sözleşme’nin 6. maddesinin

gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal edildiğine hükmettikten sonra (Bochan/Ukrayna, B. No: 7577/02, 3/5/2007)

başvurucu tarafından ulusal mahkemede yapılan yargılamanın yenilenmesi

talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin şikâyeti incelemiştir. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin kural olarak

kesin hükme bağlanmış bir davanın yeniden incelenmesini öngören olağanüstü

kanun yollarına başvurulara uygulanmayacağını ancak ilgili hukuk sistemindeki

söz konusu olağanüstü başvuru yoluna ilişkin yargısal sürecin türü, konusu ve

somut özelliklerinin bu tür olağanüstü başvuru yolunu Sözleşme’nin 6.

maddesinin kapsamına getirebileceğini ve adil yargılanma güvencelerini bu

başvurucular yönünden de geçerli hâle getirebileceğini ifade etmiştir (Bochan/Ukrayna (2),

§ 50).

30. AİHM, özellikle olağanüstü başvuru yolunun tür ve konu

bakımından olağan başvuru yolu gibi görüldüğü durumlarda iç hukuktaki

tanımlamadan bağımsız olarak bu tür yargısal süreçlerin Sözleşme’nin 6. maddesi

kapsamında görülebileceğini belirtmiştir. AİHM, ilgili yargısal mercilere

takdir hakkının tanınmadığı durumlarda ilgili olağanüstü yolun temyiz benzeri

bir yol olduğunu kabul etmiştir (Bochan/Ukrayna

(2), §§ 46-49). AİHM somut olayda Ukrayna ulusal hukukunu incelemiş

ve kendisinin ihlal kararlarına ilişkin olarak öngörülen yargılamanın

yenilenmesinin temyiz benzeri bir süreç olduğunu gözeterek başvurunun adil

yargılanma hakkı kapsamında olmadığı yönündeki Hükûmetin itirazını reddetmiştir

(Bochan/Ukrayna (2), §§ 51-56).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu, AİHM'in ihlal kararına

istinaden yaptığı yargılamanın yenilenmesi talebinin hukuka aykırı biçimde

reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ile birlikte manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

33. Bakanlık, yargılamanın yenilenmesi talebini inceleyen yargı

makamlarınca ulaşılan kanaate göre talebin reddine karar verildiğini

belirtmiştir. Bakanlık;Sözleşme’nin

6. maddesinin yargılamanın yenilenmesi taleplerinde olduğu gibi sona ermiş bir

davanın yeniden açılması hakkını güvenceye almadığına ilişkin AİHM

içtihatlarına atıfta bulunmuş ve karar verilirken bu hususların dikkate

alınmasının Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğunu bildirmiştir.

34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta bireysel

başvuru formundaki açıklamalarına atıfta bulunarak adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının müdafi yardımından

yararlanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan müdafi

yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

37. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına

alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,

7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini

sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe

ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuş

ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69).

38. Savunma hakkının sağladığı güvenceler

esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk

devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden

biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade edilmiştir.

Anılan hükümde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin

cezalandırılması, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet

karinesine de uygun değildir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir

yargılamanın adil olduğundan söz edilemez (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 70).

39. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli

değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen

meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması da gerekir. Şüpheli ve

sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve yollardan en

önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafi

yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen "meşru vasıta ve yollar" kavramının

kapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanma

hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya

çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı

kapsamında kendisini bizzat

savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72).

40. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle de güvence altına

alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır.

NitekimSözleşme'nin6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde; bir suç

ile itham edilen herkesin kendisini bizzat

savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma, eğer avukat tutmak

için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilme hakkı düzenlenmiştir (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 73).

41. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk

kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafından

ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini

suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının etkili

bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamada elde

edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız

bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli, ancak bir müdafinin

hukuki yardımıyla gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§

118, 135; Sami Özbil,

B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).

42. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.

Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son derece

önemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındaki

kişinin müdafi hazır bulunmadığı hâlde kendini suçlayıcı beyanlarda bulunup

bulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı, susmasından

mahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir

baskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir ceza

davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç

isnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen

delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi

sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılması

durumunda savunma hakkına telafi edilemeyecek şekilde zarar verilmiş olacaktır.

Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altında

verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu husus

irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen

eksikliğidir (Yusuf Karakuş ve diğerleri,

§ 79).

43. Müdafi yardımından yararlanma hakkı bakımından önemli olan,

yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından

etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönünden

getirilen kısıtlama yargılamanın sonraki aşamalarında telafi edilmiş ise

savunma hakkı ihlal edilmiş sayılmaz (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 78). Müdafi yardımından yararlanma hakkının

Anayasa'nın 36. maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde

yargılamanın bütünlüğü içinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate

alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından

faydalandırılmamasının mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit

etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144; Sami Özbil, §

71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48)

ancak müdafi yardımından yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği

gerekçesiyle ihlal kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145; Sami Özbil, §§ 56-76; Aynur Avyüzen,

B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli

Özdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).

44. Müdafi yardımından faydalanma hakkıyla ilgili olarak AİHM,

devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren bir suçla bağlantılı olarak

gözaltında tutulan şüphelilerin müdafi yardımından yoksun bırakılmasının

sistemik bir sorun olduğunu belirtmiş ve ihlal kararları vermiştir (Salduz/Türkiye §§ 56-63; Bayram Koç/Türkiye, B. No: 38907/09,

5/9/2017, § 23).

45. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi

amacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme 10/3/1954 tarihli ve 6366

sayılı Kanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay

belgesinin 18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi

edilmesiyle Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987

tarihli ve 87/11439 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel

başvuru hakkı, 25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye,

Sözleşme'de bulunan temel hak ve özgürlükleri güvence

altına alma yükümlülüğünü kabul etmiş ve yargı yetkisi içinde bulunan tüm

bireylere hukuken bağlayıcı nitelikte ihlal kararı verebilecek bir uluslararası

mahkemeye başvuru yapabilme hakkını tanımıştır (Sıddıka Dülek ve diğerleri, B. No:

2013/2750, 17/2/2016, § 68).

46. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve

özgürlüklerin etkili bir şekilde korunması, AİHM tarafından verilen ihlal

kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkündür. AİHM

tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine

getirilmemesi, Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin

uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 69).

Nitekim AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, temel hak ve özgürlüklerin

teoride olduğu gibi pratikte de etkili bir şekilde korunabilmesi amacıyla 5271

sayılı Kanun ile yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir. 5271

sayılı Kanun, bu konuda ilgili yargısal mercilere takdir hakkı tanımayarak

kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir davanın yargılamanın yenilenmesi yoluyla

tekrar görüleceğini öngörmüştür.

47. Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerden Sözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını

bireysel başvuru yoluyla incelemek Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer.

Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan

temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde

korunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafından

verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği Anayasa

Mahkemesince incelenmelidir. Ancak Anayasa Mahkemesince yapılacak bu inceleme,

olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil AİHM

tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği

ile ilgili sınırlı bir inceleme olacaktır (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 70).

48. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın

yorumlanması ve uygulanması kural olarak derece mahkemelerinin görevi olmakla

birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenmesi doğaldır (Kemal

İnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015, § 49).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Başvurucu, müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin karara istinaden yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunmuştur. Başvurucunun talebi; yargılamanın yenilenmesi talebinde ileri

sürülen hususların yargılama aşamasında da ileri sürüldüğü ve ilk derece

mahkemesince bu hususların değerlendirilmesi suretiyle savunmaya itibar

edilmeyerek bir karar verildiği, verilen kararın Yargıtay incelemesinden

geçerek kesinleşmiş bulunduğu, dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 311. maddesinde

belirtilen yargılanmanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle

reddedilmiştir.

50. Somut olayda tartışılması gereken husus; AİHM'in

ihlal kararı sonrasında yargılamanın yenilenmesi istemiyle derece mahkemesine

başvuran başvurucunun müdafi yardımından yararlanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü

iddialarının etkili ve yeterli bir şekilde incelenip incelenmediği, AİHM

tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip

getirilmediğidir. Diğer bir ifadeyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan müdafi yardımından yararlanma hakkına yönelik ihlalin giderilip

giderilmediğidir.

51. AİHM'in ihlal kararına konu olan

olayda, terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle 25/7/1999 tarihinde gözaltına

alınan başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada devlet güvenlik mahkemelerinin

görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi yardımından

yararlanmasının ancak belirli bir aşamadan sonra mümkün olması nedeniyle

başvurucuya gözaltı süresince müdafiye erişim imkânı tanınmadığı

anlaşılmaktadır. Başvurucuya isnat edilen suç kapsamındaki eylemlere ilişkin

değerlendirmede, başvurucunun ve diğer sanıkların gözaltında müdafi olmaksızın

ve baskı altında verildiği iddia edilen beyanlarının delil olarak kabul

edildiği görülmektedir.

52. AİHM, müdafi erişimi sağlanmayan sanığa polis soruşturması

sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda prensip olarak sanığın

haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar geldiğini belirtmektedir (Salduz/Türkiye, § 55).

53. AİHM tarafından verilen ihlal kararında Salduz/Türkiye kararına da atıf yapılarak başvurucunun gözaltında

tutulduğu sırada yürürlükte olan mevzuat uyarınca devlet güvenlik

mahkemelerinin yargılama alanına giren suçlar yönünden avukata erişimin

sistematik olarak reddedilmesinin tek başına Sözleşme'nin 6. maddesinde

öngörülen şartların yerine getirilmediği sonucuna ulaşmak için yeterli

görüldüğü ifade edilmiş ve başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında ileri

sürdüğü diğer ihlal iddialarının incelenmesine gerek görülmemiştir. Gerekçede,

talep edilmesi hâlinde yeniden yargılama yapılmasının ihlalin giderimi için

uygun bir yol olacağı da belirtilmiştir.

54. Anılan ihlal kararının kesin hükmün sıhhatini etkilediği,

dolayısıyla yeniden yargılama yapılması konusunda ciddi bir gerekçe oluşturduğu

hâlde 5271 sayılı Kanun'un uygulanması ile ilgili yapılan yorumun AİHM

kararıyla örtüşmediği, Anayasa’nın 36. maddesinin gerektirdiği ölçüde ve özende

bir inceleme içermediği, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin

yerine getirilmediği, müdafi yardımından yararlanma hakkına yönelik ihlalin

giderilemediği anlaşılmıştır.

55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınanmüdafi yardımından yararlanma hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

57. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve 50.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

58. Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında müdafi

yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

59. Başvurucuyla ilgili AİHM kararındaki ihlal tespitleri

çerçevesinde müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

(kapatılan) İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) yerine

bakan mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

60. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin

oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere (kapatılan) İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (E.1999/286) yerine bakan

mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Zehra

GAYRETLİ

Başvurucu

:

Yüksel

YİĞİTDOĞAN

Vekili

:

Av. Gülizar

TUNCER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/12755, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli
  13. A. Müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkının
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Gayretli
  23. Yiğitdoğan
  24. Tuncer
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/12755
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Ahmet Bal Başvurusu (B. No: 2015/19400)
  • Umut Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14310)
  • E.ç.a. Başvurusu (B. No: 2014/5671)
  • Murat Türk Başvurusu (B. No: 2015/19665)
  • Arif Çevik Başvurusu (B. No: 2014/16144)
  • Cumaali Yavuz ve Şeyhmus Güner Başvurusu (B. No: 2014/2718)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.